15
May

Bu gece Pardus 2009 Alfa Öncesi 3 numaralı sürümü hızlıca Virtualbox OSE üzerinde kurup kurcaladım. Gözlemlediklerimi günlük girdisinde ele almak ve değerlendirmek istedim.

Öncelikle kurulum adımları çok daha güzel görünümlü, daha makyajlı bir alt yapı içinde gerçekleşiyor. Bunun dışında bazı ek kurulum özellikleri de gelmiş. Benim için en güzel olanı kurulan yazılımların tanıtımlarının çok daha kapsamlı hale gelmesi. Belki ben neyin ne yaptığını bilecek kadar uzun zamandır Linux ve Pardus kullanıyorum ancak bir çok kişi hala Linux dünyası ile tanışmak için Pardus kuruyor. Elbette ki alfa önecsi sürümün kurulumunda da eksiklikler var. Özellikle grafik bileşenlerde küçük hatalar yok değil.

  • Örneğin disk bölümlendirmeyi elle yapmaya çalışırsanız, bir disk bölümüne elle boyut girmeyi denediğinizde 3 basamaktan sonrasını giremiyorsunuz.
En son ve belki de en önemsiz olarak, kurulum süresi az biraz uzamış gibi görünüyor. Ama bunun nedeni kurulan paket sayısının artması veya benim sanal makineye kuruyor olmam olabilir. Makul mantıklı fiziki donanımı olan bir bilgisayara kurmadan bu konuda yorum yapmamak gerek.

Bu kusurların hepsinin ufak tefek olduğunu düşünürsek, Pardus 2009 Alfa sürümünde kurulumun kesinlikle hatasız ve aksaksız ilerleyeceğini, kuran herkesi tatmin edeceğini öngörebiliriz.

Sistemin ilk açılışı son derece hızlı ve görsel olarak bir Mac'i aratmayacak kadar şık olmuş. Kişisel olarak gri tonlarını çok sevdiğimden midir, ama gümüş grisi kullanılan açılış sistemi ve hemen arkasından KDE4 temelli açılış harika. Ve elbette ki bu arada, eski Ubuntu ve Fedora kullanıcıları, veya sistemi daha hafif bir pencere yöneticisi (şimdilik sadece XFCE, ah belki ileride ROX da olur) ile açmak isteyenler için de seçenekler kolay erişilir biçimde duruyor.

Kullananlar alışıktır. Pardus kurulumundan sonra sisteme ilk girdiğinizde, Kaptan masa üstü yöneticisi sizin Pardus'u nasıl kullanmak istediğinize dair bazı sorular ile sizin masa üstü ayarlarınızı yapar. Açıkçası Pardus 2009'da bu ayarlar konusunda ne gibi gelişmeler olduğunu merak etmiyor değildim.

  • Bunun yerine önümde zaten son derece iyi ayarlanmış bir KDE4 Plasma masa üstü buldum. Eğer Plasma ayarları da Kaptan'dan yapılacaksa, Kaptan'ın çok kapsamlı bir gelişme göstermesi gerekli. Ben hemen hızlıca Plasma'da dizin görünümüne geçtim ve ev dizinimi masa üstüme eşledim. Böylece Windows 95 ile gelen masa üstü dizini alışkanlığını kolayca kırdım.
  • Bununla birlikte Plasma'da bir dizin yarattığım zaman ve o dizine çift tıkladığım zaman otomatik olarak Dolphin dizin gezgini açıldı. Dolphin aslında Konqueror'dan çok farklı değil, sadece cici bicisi daha fazla. Nihayetinde Konqueror da çalışıyor. Ancak Dolphin'in mi Konqueror'un mu kullanılacağını kurulumdan sonraki ilk ayarlar sırasında ayarlamak gerekir diye< düşündüm. Ancak sistem ayarlarına girince bunu ayarlamanın çok daha kolay hale gelmiş olması da tatmin edici bir şey.

Ağ uygulamalarının performansını anlamak için birden fazla şeye bakmak gerekli. Çünkü bu uygulamların performansı çok fazla şeye bağlı oluyor. Örneğin IP adresi almak için gereken ayarları yapmak amacıyla ağ yöneticisini açmak isterseniz, henüz yöneticinin entegrasyonunun yapılmadığını görebilirsiniz ve kısa bir süre için ağdan mahrum kalabilirsiniz. :)

  • Elbette sorun değil, Yakuake kurulu geldiğinden ifconfig eth0 up ve dhcpcd eth0 diye iki komut verip DHCP'den IP adresimizi alabiliyoruz.
  • Yoksa ağ yönetim arayüzleri çok gelişmiş. Özellikle kablosuz ağ kullanıcıları için çok önemli olan zaman aşımı sürelerini ayarlama ekranları gelmiş. Özellikle AVM'lerdeki veya lokantalardaki kablosuz ağ noktalarının DHCP sunucularının zaman aşımı nedeni ile bağlanma sıkıntısı çekenler için büyük bir gelişme.
  • Firefox 3.0.10 fazla bir eklenti olmadan geliyor. Esas sürümlerde bu kadar güncel bir sürümü, uygun bazı eklentilerle güçlendirmek çok güzel olabilir. Ancak son derece hızlı çalışıyor. Facebook ve çeşitli Facebook uygulamalarını kullanınca (ayrıca VirtualBox içinde olmasına rağmen) çok iyi bir performans gördüm.
  • Firefox kullanarak Pardus 2008.2 ISO dosyasını indirmeye karar verince, ADSL'in verdiği tüm hızı uzun bir süre kullanabildiğimi gördüm. Bu da bazen ayar sorunları sonucu HTTP ile indirmelerde yaşanan şişkinliklerin bu deneme sürümünde olmadığını gösteriyordu.
  • Yine hoş bir sürpriz Google Gadgets'ın kurulu gelmesi. Ancak bazı yapılandırma sorunları olması nedeni ile Gadgets kutudan çıkar çıkmaz çalışamadı.

Pardus 2009 Alfa Öncesi 3 ile gelen uygulama listesine baktığım zaman ilk merak ettiğim Open Office'in hangi sürümü olduğu idi. Ne de olsa Open Office 3 serisinin önemli üstünlükleri var. Ancak kurulumda gelmiyordu. Elbette ki esas sürümde gelecek, ancak herhalde şu anda Open Office'in Pardus 2009 sürümü için paketlenmesi tamamlanmadığı için Alfa Öncesi sürüme de eklemek mümkün olamıyor dedim.

  • Acaba depoda ne var diye bakmak isteyince, henüz paket yöneticisinin arayüzünün de entegre edilmediğini gördüm. Ancak komut satırında pisi update-repo komutu ile kolayca Pardus 2009 deposunu güncelledim.
  • Ne yazık ki Open Office şu an için Pardus 2009 deposunda paketli değil.

Paket yöneticisinin grafik ara yüzü hazır kurulu değildi derken şunu söylemek de gerekli. Pardus deposundan güncelleme alırken, birden bire package-manager paketi ve yeni kardeşi history-manager paketi görünür hale geldi ve komut satırından kolaylıkla kuruldu.

  • Buradan şunu anlıyoruz. Pardus 2009'un geliştirilmesi bayağı hızlı biçimde ilerliyor. Ancak herhangi bir anda o andaki en güncel hale ait bir ISO'yu oluşturma yükünü üzerine alabilen bir geliştirici olmadığı için periyodik (örneği haftalık) inşalar alıp, sonra bu inşaları pisi ile güncel hale getirmek gerekiyor.

Ben C++ ve Java uygulaması geliştiren birisi olduğumdan, Eclipse ve NetBeans'in performansı da beni ilgilendiriyor. Özellikle Eclipse uzun süredir Pardus depolarında var, NetBeans'i ise Sun Microsystems'dan çekerek kurmak gerekiyor.

  • Ancak Eclipse de Anjuta da henüz Pardus 2009 deposunda hazır değildi.
  • Ancak sun-jdk paketinin (1.6.0_13) depoda bu kadar erken zamanda bulunması ayrıca mutluluk verici bir şeydi.

Gördüğüm kadarı ile Pardus'un alfa öncesi sürüm bile genel anlamda kararlı ve işlevsel. Ufak tefek şeyleri bir yerlere bağlanmamış bulunca üzülüyor ve komut satırına geçip işi çözüyorsunuz ama ileride bunların da çözüleceğine güvenebiliyorsunuz. Ayrıca henüz bir çok uygulamanın paketlenmemiş olması da önemli bir sorun değil. Paketleme yapıldıktan sonra uygulamayı hazır kurulur şekilde kurulum CD'sine eklemek zor bir şey değil.

Önemli nokta, Pardus 2009'da 1) yönetim araçlarının ve 2) tipik uygulama arayüzlerinin çok daha iyi biçimde entegre edilmeye çalışılması. 1 yıla yakın zamandır Mac de kullanan birisi olarak, bu noktada Mac OS X ile rekabet edecek bir seviyeye gelindiğini rahatlıkla söyleyebiliyorum. KDE 4'ün özellikleri çok iyi biçimde ve sisteme yük bindirmeden kullanılabilmiş.

Kısacası, Alfa - Beta derken yaz aylarında beklediğimiz Pardus 2009 Linux dağıtımları arasındaki tatlı rekabette çıtayı biraz daha yükseltecek. Az biraz sabır etmek, elden geliyorsa da destek vermek gerekli.

Aleni bir duyuru yapılmasa da, aslında Alfa öncesi (pre-alfa) sürümler ISO dosyası olarak buradan indirilebiliyor. Ancak daha çok geliştiricilerin test etmek amaçlı kullandığı bir sistem olmadığı için gündelik kullanımdan çok, bir sanal makinede yada boşta duran bir bilgisayarda kullanmak için uygun olduğunu da belirtmek gerekli. :)

Ben bu hafta sonu işim gücüm arasında bir diz üstü bilgisayara kurmayı ve adam akıllı oynamayı öngörüyorum açıkçası.

21
Nis

Özgürlük İçin'deki habere göre, Google Summer of Code 2009 içindeki 6 Pardus projesi de birer talip bulmuş durumda. Listeye bakınca ilk sırada geçen yaz Portakal Teknoloji'de stajyerimiz olan Ezgi Çiçek'i gördüğümde çok mutlu oldum. Ezgi daha birinci sınıfta olduğu halde, ve okulu resmen staj yerine saymayacağı halde yaz döneminde staj yapmak istemişti. Nisan 2008'de ilk grupta kabul edilenler arasında yer almıştı. İşte biraz biz destek olacağız, biraz başkası; sonuçta çok daha nitelikli bir yeni nesil mezun olacak okuldan. :)

Ezgi için duyduğum gururu gölgeleyemese de, Pardus projelerinin 3 tanesine yabancı talip çıkması da benim dikkatimi çekti. Bunların ikisi göreceli olarak KDE projesi sayılsa da, bir tanesi doğrudan doğruya Pardus'a dönük bir araç için. Dolayısı ile Pardus'un ve Pardus'un geliştirdiği teknolojilerin uluslar arası ilgi görmeye başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ben bunu zaten uzun bir süredir söylüyordum, artık daha rahat söyleyebileceğim.

Projeleri alan öğrencilere şimdiden bolca başarılar diliyorum.

14
Nis

Amazon S3 servisini kolayca kullanmak için yerel bir dizin olarak bağlamak isteyebilirsiniz. Bu durumda buradaki çözüm çok pratik. Ancak kodları indirip make all ile derlemek istediğinizde ufak tefek bir kaç hata ile karşılaşıyorsunuz.

Bu hatalar tipik olarak CURL ve FUSE kitaplıklarının yerinin bulunamayışı ile ilgili. Ben Pardus üzerinde Makefile dosyasını biraz düzenledim. Derleme parametrelerin (g++ ile başlayan satır) -lcurl -lfuse -D_FILE_OFFSET_BITS=64 parametrelerini ekleyince, sorunsuz derlendi.

Tabii daha önce Pardus'da hiç bir C++ programı derlememişseniz, make, binutils ve gcc paketlerini kurmanız gerekecek.

12
Oca

Geçtiğimiz günlerde Yunanistan'daki özgür yazılım gelişmelerini anlatan bir haber Özgürlük İçin'de yer almıştı. Ben de bu akşam, merak edip, acaba Yunanistan'daki özgür yazılım camiası neye benzer diye bir bakayım dedim. En renkli görüntüleri Ubuntu yerelleştirme takımı web sayfasında buldum.

Ne yapalım anladığım kadarı ile Ynunanistan'da kendi ülkelerine ait, Pardus gibi bir dağıtım yok veya yaygın değil. Ama bir an keşke Pardus'un Yunanca çevirileri olsa da komşumuzda da Pardus kullanılsa demedim değil.

2
Oca

Zaman zaman özgür yazılım ders materyali tartışmaları olduğu zaman Akgül Hoca olsun, başkaları olsun, Portakal Teknoloji ders materyallerine atıfta bulunur. İlk başlarda Fedora üzerindeki ders notlarımızı Pardus'un ilk deneme sürümü çıktığından bu yana hep Pardus üzerinde geliştirdik.

İşte 2003 yılından bu yana geliştirilen bu materyalleri Creative Commons, vb bir lisans ile açma konusunda 2004'den bu yana niyetimiz de vardı ama ülkemizde açık lisanslara olan saygısızlıklar, aleni hırsızlıklar, gözümüzü korkutuyordu. Bu konuda LKD olsun başka kuruluşlar olsun temas kurduğumuz çok yer de oldu.

2008 ile birlikte, Pardus üzerindeki ders notlarımızı yeniden yapılandırma fırsatımız oldu. Bu notlar:

  1. Kullanıcı Eğitimi
  2. Destek Elemanı Eğitimi
  3. Destek Uzmanı Eğitimi
biçiminde kümelendi.

Yukarıdaki ders notlarının bazılarını, açık olmak gerekirse, sadece 2 ve 3 numaralı maddeleri başka bir iş modeline dönük olarak üçüncü bir yere lisansladık. Bu lisanslamanın detayları yakında, o iş modelinin duyuruları ile birlikte ortaya çıkacak. Ancak bunun dışında, açıkçası tamamen farklı hedeflere ve içeriğe sahip, hacimli bir materyalimiz daha var. Bunlar az önce yazdığım listedeki 1 numaralı maddeye denk düşüyor. İşte bu materyali de açmak istiyoruz.

Ancak kullanıcı eğitimi konusunda, sadece Pardus'u da içermeyen, başka dağıtımlara da açık bir materyal geliştirme projesini başlatmak istiyoruz.

Hedeflediğimiz şey şu:

  1. Materyal geliştirmede dağıtım bağımsız bir müfredatı oluşturmak isteyen herhangi bir eğitmenin işine yarayabilecek bir alt yapı kurmak.
  2. İsteğe bağlı oluşturulan bir müfredat için, seçilen bir dağıtıma ait olarak hangi materyallerin kullanılacağını saptamak için bir alt yapı kurmak.
  3. a ve b'deki alt yapılara uyumlu biçimde sistematik biçimde geliştirilen, güncellenen ve denetle nen bir materyal havuzu oluşturmak.

Bu iş görüldüğü gibi oldukça kapsamlı bir iş. Bunu kapsamlı yapan, işi yapış biçiminin çok organize olması.

Bu projeyi, oluşturulacak olan tüm materyallerin lisansı Creative Commons olacak şekilde, bu ay içinde başlatmayı,

  • a ve b maddelerindeki alt yapıyı,
  • ve ilk referans materyal havuzunu da, Pardus 2008.1 için yazdığımız (ve bu ay içinde 2008.2 için güncelleyeceğimiz) materyaller ile doldurmayı
hedefliyoruz.

Orta / uzun dönemde,

  • Pardus dışı dağıtımlar,
  • Türkçe dışı diller
gibi hedeflerimiz de var.

Projede görev almak isteyen herkesi bilgilendirebilirseniz, çok sevinirim.

Projeyi katkıya açık bir alt yapı ile kurgulamak, projenin Portakal Teknoloji'ye ait bir proje olmasından çok, herkese ait ama Portakal Teknoloji'nin katkı koyduğu bir proje olarak yürütmek istiyoruz.

Bu nedenle sadece materyal üretimi gibi adımlarda değil, proje yönetimi gibi işlerde de Portakal Teknoloji dışında gönüllüler olmasını istiyoruz. Proje Yönetimi'nde görev almak isteyenlerin biraz daha özgür yazılım camiamızın işleyişini, özgür yazılım üretimini anlayan, hani mümkünse sadece mühendislik bölümleri değil de BÖTE gibi eğitim odaklı bir bölümden olan birileri olması tercihtir.

Projedeki önemli bir kaygı da projeye katkı koyan herkesin ve proje dışında kalan üçüncü kişilerin fikri haklarını korumak. Bunun için oldukça kapsamlı bir sürecin de kurgulanması gerekiyor. Bu süreci de proje içindekiler ile birlikte tasarlamak ve katı biçimde uygulamak gerekli.

Yeni yılın hemen başında bu tür güzel bir proje duyurusu yapmaktan çok memnun olduğumu da ayrıca belirtmek istiyorum.

Not: Yazıdaki bazı konuları anlayamayan arkadaşlar olmuş, bir notta uzun uzun açıklamak yerine sık yapmasam da düzenleme özelliğini kullandım.

30
Ara

2007 yılı bahar aylarında Pardus Nereye Koşuyor başlıklı bir günlük girdisi yazmıştım, sonradan bu girdi bir kaç yerde de yazı olarak yayınlanmıştı. Gerek Pardus geliştiricileri, gerek kullanıcı toplumu tarafından çok güzel karşılanan yazıda bazı konulara dikkat çekmiş, bir anlamda UEKAE'nin Pardus projesine dair nasıl bir strateji gütmesi gerektiğinin - kendimce - ip uçlarını vermiştim. 2009 yılına girerken, bu yazıyı da güncellemek gerekli diye düşünüyorum.

2007'de ne demişim, ne olmuş, nasıl yorumluyorum

2009 ve sonraki yıllar öncesinde, 2007'de ne demişim ve yazıdan bu yana geçen 1,5 yılı nasıl yorumluyorum ona bakmak gerekli.

  • 2007 yazımda dikkat çektiğim ilk konu Pardus'un büyüme hızındaki kontrolsüzlükten ve odağını kaybetmekten kaynaklanabilecek sorunlardı. Bence Pardus projesi, iç pratikleri anlamında burada oldukça iyi bir puan almıştır. Düzenli olarak yeni ara sürümler çıkartılmış ancak ikinci bir dağıtım (sunucu?) çıkmamıştır. Masa üstü kullanıcısına dönük nitelikli bir dağıtım odak alınmıştır. Bunun dışında dağıtıma dair işler dışındaki işler (donanım entegrasyonu, eğitim, danışmanlık, uygulama yazılım geliştirme, vb.) için de UEKAE gerektiğinde üçüncü kişilerle (birden fazla özel sektör şirketi) birlikte çalışmış ve sonuca ulaşmıştır. Ancak burada iç pratik skoru ile dış pratik skorunu ayırmak zorundayım. Pardus projesi 2007 yılına göre daha içine kapalı bir durumda. Bakın bunu yanlış anlamayın. Bir çok insan Pardus kullanıyor, çeviri takımları daha kalabalık, bu tür bir çok toplum süreci metriği göz önünde. Ancak projede yol haritası çizimi konusunda önemli bir içine kapanma gerçekleşti. Bunda bir çok şeyin etkisi olabilir. Pardus'u somut bir temele dayanmadan haksız biçimde yerenler, projeyi kamu kaynağının israfı olarak niteleyenler oldu. Elde edilen teknik başarıları küçümseyenler oldu. Bu da ister istemez bir küskünlüğe ve bir içine kapanmaya yol açtı. Bu nedenle Pardus projesi odağını korumakla birlikte, bu odağı güncellemek konusunda bazı aksaklıklar söz konusu.
  • 2007 yılındaki yazımda dikkat çektiğim ikinci konu, Pardus'un - kendimce - nereye koşması gerektiği idi. Burada Pardus'un "ne pahasına olursa olsun yaygınlaştırma" amacı güttüğünü ancak bunun bazı riskler içerdiğini belirtmiştim. Bu risklerden bir tanesi UEKAE'nin bu politikadan dolayı üçüncü kişiler, özellikle de Linux toplumundaki diğer paydaşlar ile anlaşmazlıklar yaşaması idi. Geçen 18-20 ay içinde bu tür anlaşmazlıklar oldu. "Ne pahasına olursa olsun yaygınlaştırma" hedefi yüzünden çekilen tepkiler ise zaman zaman değerlendirilse bile zaman zaman da göz ardı edildi. Buradaki ana meselenin, UEKAE'ye eleştiri getirenlerin UEKAE ile kendi keyfi iletişim yollarından iletişim kurmak istemeleri olduğunu düşünüyorum. Halbuki UEKAE'nin mekanizmalarını tanımak ve o mekanizmalar ile çalışmak için biraz ek çaba harcadığınız zaman UEKAE bal gibi de sizi dinliyor. Mesele UEKAE'nin Pardus projesi daha ortada yokken oturmuş bulunan kendi adetlerine uyum sağlamak. Ne yazık ki ne UEKAE üçüncü paydaşlara bunu tam anlatabildi, ne de üçüncü paydaşlar bunu anlamak istedi.
  • 2007 yazımda tüzel kişiliği bulunmayan yerel kullanıcı organizasyonları ile etkileşim için ikinci bir arayüzün bulunması gerektiğini söylemmiştim. Özgürlük İçin portalı bu noktada çok iyi bir adım oldu ve bu kullanıcı organizasyonlarının en azından bir yerde bir kaydının tutulmasını, yerel etkinlikler için bir araya gelebilmesini sağladı. Örgütlenme önemli bir şeydir. Hatta çoğu kez sandığımızdan daha önemli bir şeydir. Özgür yazılımın kendisi bile aslında farklı bir örgütlenme modelinden ibarettir denebilir. Bence Pardus projesi burada tam puan aldı.
  • Yine 2007 yazımda dikkat çektiğim bir şey de şu: Linux ve özgür yazılıma odaklı olarak çalışmak isteyen şirketlerin UEKAE ile olan ilişkilerinin ve Pardus projesine dair bakışının yapılandırılması gerekir. UEKAE'nin, Pardus projesinin varlığının "biz geldik siz gidin" anlamına gelmediğini, hem başka oyunculara hem de başka Linux dağıtımlarına yerin daima olduğunu vurgulaması gerektiğini anlatmaya çalışmıştım. Bu konuda sonuçlar alınıyor, ancak UEKAE'nin bürokratik yapısı hala bu konuda çok yavaş ilerliyor. Özel sektörün beklediği hız, tepki süreleri aylarla değil günlerle veya en kötü ihtimalle haftalarla ölçülüyor.
Özetlersek, Pardus projesi ve UEKAE oldukça başarılı bir 18 ay geçirmekle birlikte, bazı aksaklıklar olduğunu da göz ardı edemeyiz.

2009 ve sonrası

Pardus projesinin sonraki dönemlerde ne yapması gerekli? Yol haritası ne olmalı? Bunları tartışacaksak bazı konulara dikkat etmeliyiz.

Pardus projesinin artık sadece UEKAE'ye ait ve UEKAE'nin toplumla paylaştığı bir proje olmaktan çıktığını, UEKAE'nin koruyuculuğunda topluma ait bir proje olmaya başladığını kabul etmek gerekli. Önümüzdeki dönem içinde de UEKAE'nin bazı rollerini topluma devretmeye hazırlanması gerekiyor. Bu nedenle UEKAE Özgürlük İçin portalındaki başarının bir benzerini, Pardus yol haritasının çizilmesi için de tekrarlamak zorundadır. Bu ne demek? UEKAE tarafında ve üçüncü kişiler tarafında kabullenilmesi gereken gerçekler var.

  • Öncelikle, UEKAE artık Pardus'un nerede ne şekilde kullanılacağını kontrol etme lüksünü kaybetmiştir. Pardus makul bir kullanıcı toplumuna kavuşur kavuşmaz, Pardus'u kullanmak için yeni uygulama alanları da ortaya çıkmıştır. UEKAE'nin bu noktada artık işi yapan değil yönlendiren bir rehber rolü üstlenmesi gerekli.
  • UEKAE, Pardus'un farklı amaçlar ile kullanılabileceğini kabul ettikten sonra, yol haritasını çizerken bu farklı amaçları ve bu amaçların çakışan isteklerini değerlendirebilmelidir. Bu nedenle "ben Pardus ile bunu yapacağım, bu nedenle buna ihtiyacım var" diyenlerin, isteklerini belirtebilecekleri bir arayüz bulunmalıdır. Ancak bu arayüz var olan hata kaydı sisteminden ayrı bir yer olmalıdır. Çünkü hata kaydı sistemine bir şey eklendiği zaman onlarca hatayla boğuşan geliştirici, bu tür girdileri göz ardı etmeye yönelir. Bundan doğal ve insani bir şey de yoktur. Halbuki, bu tür isteklerin ayrı bir yerde kayda alınması ve ayrı bir biçimde değerlendirilmesi gereklidir.
  • Elbette Pardus yol haritası çizilirken gelen teknik isteklerin hepsi mükemmel biçimde ifade edilemez. Bu durumda ya isteklerin ifade edilmesi becerisini artıracaksınız yada isteklerin aslında neye denk geldiğini kendiniz araştıracaksınız. Bence her iki çözüm de aslında zor değil. İsteğini teknik olarak ifade edemeyenler, o isteği onlar için teknik olarak ifade edebilecek üçüncü kişilere yönlendirilebilir. Bu da aslında yine kendi içinde dinamik olarak şekillenebilir. Internet üzerinden çalışan bir "proje pazarı" organize edilecek olursa, zamanla bu süreç - nasıl Özgürlük İçin portalında işlemiş ise - bu proje pazarında da şekillenecektir. Sistemin Internet üzerinden ve merkezi işlemesi, iletişimin belli oranda kayda geçmesine ve UEKAE'nin moderatör olarak belli oranda kontrolü elinde tutmasına da olanak verecektir.
  • Pardus yol haritası çizilirken elde edilen istekler detaylı biçimde ifade edilebildikten sonra şu yada bu şekilde bir önem sırasına sokulmalıdır. Burada iki önemli nokta görüyorum. Birincisi her bir isteğin bir etki analizinin (İng. impact analysis) yapılması, ikincisi de önem sırası belirlenirken de sadece UEKAE'nin değil yine bir dizi paydaşın da katkıda bulunması önemlidir. Bu katkı sayesinde yol haritası ve takvim bir toplum süreci içinde gerçekleşecektir.
  • Peki bu paydaşlar kim olmalıdır? Öncelikle hali hazırda Pardus'a geçmiş bulunan kurumlar bulunuyor. MSB As-Al Daire Başkanlığı, Neziroğlu, Petrol-İş gibi isimler basında da yer aldı. Bunun dışında, geçmeyi planlayan kurumlar da var. Şu anda sayıca az olsalar da sayısının artacağını tahmin ettiğimiz Pardus Göç Danışmanlığı iş ortakları var. Doğrudan Pardus göçleri ile ilgilenmeseler dahi Linux ve özgür yazılım alanında çalışan, değişik ürünler üreten firmalar var. Sistem entegratörleri var. Bunlardan oluşacak bir küme, Pardus'un yol haritasının çizilmesinde UEKAE'ye inanılmaz faydalı olacaktır.
  • Tabii burada her şeyi UEKAE'den beklemek de olmaz. Yukarıda adı geçen geçmeyen, her türden paydaşın bu tür etkinliklere gönüllü olduğunu beyan etmesi ve UEKAE'ye bu tür ortak çalışmalar için talepte bulunması gerekli. Bu taleplerin mümkünse - benim bu günlük girdimde olduğu gibi - "ben söyledim, yetmez mi" biçiminde olmaması, UEKAE'nin kendi süreçlerine uygun biçimde gelmesi gerekli.

Peki önümüzdeki yıllarda Pardus yol haritası iyice zenginleşince ne olacak? Geliştirilmesi gereken şeylerin sayısı ve karmaşıklığı artacak. Bu durumda UEKAE'nin elindeki geliştirici kitlesinin yetersiz kalacağını şimdiden öngörebiliyorum. Yani ya UEKAE daha çok kişi istihdam edecek yada dışarıdan daha çok geliştirici UEKAE'ye daha organize biçimde destek olacak.

  • UEKAE'nin geliştirici sayısının artmasının önemli bir yolu UEKAE'nin Pardus'dan bir şekilde para kazanması. Bu noktada Pardus temelli ticari faaliyetlerin UEKAE'ye para kazandıracak biçimde kurgulanması olası bir yol. Şu anda Pardus İş Ortaklığı Programları ile takip edilen de bu yol. Elbette başka yollar da olabilir. Ancak Pardus İş Ortaklığı Programları'na katılan şirket sayısının artması önemli bir hedef olmalıdır. Bu rekabeti kızıştırıp, mevcut iş ortaklarının zararına bir tehditten çok, daha büyük projelerin birden fazla iş ortağı tarafından konsorsiyum olarak yapılabilmesi için olanak sağlayacak bir fırsat olarak görülmelidir.
  • UEKAE'ye geliştirici desteği sağlamanın bir yolu da üçüncü şirketlerin kendi geliştirici ekiplerinin tam zamanlı veya yarı zamanlı olarak Pardus geliştiricisi görevi üstlenmesini açıkça teşvik etmesi olacaktır. Belki Pardus'un kendine has bileşenlerinin geliştirilmesinde ağırlıklı kullanılan Python dili ülkemizdeki en yaygın dil değildir ama bir çok geliştirici görevinin hala üçüncü kaynaklardan gelen yazılımlara dönük olduğunu, bunun da C, Perl, Java gibi bir çok dilde deneyim gerektirdiğini göz ardı edemeyiz. Yani hangi dilde çalışırsanız çalışın, Pardus geliştiricisi olarak destek verebileceğinizi kabul edebilirsiniz. Bu tür teşvikler sağlayan ve bu yolla Pardus için dolaylı olarak kaynak ayıran şirketlerin açıkça ilan edilmesi ve UEKAE tarafından onurlandırılmaları, bu şirket için - bence - çekici bir şey olacaktır.
  • Önemli bir diğer konu da Pardus üzerindeki geliştirme çalışmalarının daha organize biçimde yürütülmesi için özellikle test süreçlerinin daha gelişmiş, daha otomatize biçimde sürdürülmesi. Şu anda Pardus test süreçleri revize ediliyor ve geliştiriliyor ama bu çalışmanın daha da ilerletilmesi gerekli.

Pardus projesinin asla göz ardı edemeyeceği, büyük önem taşıyan bir şey de Pardus üzerinde çalışan, çeşitli uygulama yazılımlarının bulunması gereğidir. Evet dünya çapında çalışan özgür yazılım toplumu genel amaçlı bir çok yazılım sağlamaktadır. Ancak bu yazılımların dışında ülkemizin yerel ihtiyaçlarına dönük yazılım projelerinin de var olması gerektiği ortada. Uygun Teknoloji'nin Tekir ve Sarman gibi ürünleri bu açıdan çok güzel örnekler. Elbette onlarca özgür yazılım uygulama yazılımı projemiz var. Bunların Pardus üzerinde paketlenerek dağıtılması, kullanıcıların bu yazılımlara yönlendirilmesi ve bu yazılımların giderek daha aktif geliştirici ve kullanıcı kitlelerine ulaşması gerekli. Bu sayede Türkiye'deki özgür yazılım toplumunun daha da gelişmesi söz konusu olacaktır. Peki burada nelere dikkat etmek gerekiyor?

  • Türkiye'deki özgür yazılım projelerinin sürekliliği önemli bir problem. Bu sürekliliğin sağlanması için yapılması gereken çalışmalar da aslında aşikar. Pardus üzerinde dağıtılan yerli özgür yazılımların sürekliliğinin sağlanması için UEKAE'nin kendisi geliştirici sağlamak dışında, projelere aktif geliştirici sağlanması için aracılık etmesi gerekli.
  • Pardus projesi içinde hatırı sayılır bir deneyim oluşmuş durumda. Bu deneyimin bu projelerdeki geliştiricilere aktarılması için sistematik bir yol kurgulanabilir. Özellikle yabancı ülkelerdeki özgür yazılım geliştiricileri ile iletişim kurulması ve iş birliği yapılması konusunda UEKAE'nin edindiği deneyimin aktarılması bence önemli bir konu.

Burada maddelere dikkat edilecek olursa, UEKAE'nin Pardus'un daha da yaygınlaşması ve daha doğru, daha etkili biçimde yaygınlaşması konusunda başarısının artacağını düşünüyorum. Elbette, bu saydıklarımın hiç biri kolay işler değil. Ancak Pardus projesindeki hangi iş kolay ki?

29
Ara

LKD'nin eposta listelerinde geçtiğimiz hafta sonu içinde, hararetli bir tartışma yaşandı. Tartışma daha çok kamu kurumlarında var olan Microsoft Windows ve Office ürün lisanslarının yenilenmesine dair ihaleler yapılması üzerine kuruluydu.

Sevgili Burak Dayıoğlu, hem listede dönen tartışmalara özet getirmek hem de kendi düşüncelerini kayda geçirmek adına kısa ve öz bir günlük girdisi hazırlamış. Burak'ın sektör deneyimini tartışmaya gerek yok. En küçüğünden en büyüğüne bir çok özgür yazılım projesinin içinde yer aldığını veya yakından gözlemlediğini de biliyoruz. Belki de bu tartışma ekseninde en önemlisi (başka şeylere ek olarak) Linux ve özgür yazılımdan para kazanan insanlardan olması.

Burak'ın saptalamaları iki ana konuda sorunlara dikkat çekiyor. Ben de bu problemler ile ilgili olarak kendimce ekler yapmaya çalışacağım.

  • Birinci problem olarak entegratör olarak nitelendirdiğimiz anahtar teslim çözümler sunan firmaların Linux'a olan yaklaşımları. Entegratörlerin sunduğu katma değerin aslında doğrudan üretim katma değeri değil, farklı şeyleri bir araya getirmek ve sorunları çözmek olduğunu düşünürseniz, bir entegratör açısından Linux ve özgür yazılım temelli bir yapıyı nasıl değerlendirirsiniz? Bunu düşünmek gerekli. Entegratörün önceki projelerden kalan tüm varlıklarını - ki bunlar arasında yazılım ve veri modeli tasarımları, kalıp olarak niteleyebileceğimiz yaklaşımlar, üçüncü yazılımlar ile entegrasyon becerisi önemli. Bu becerileri yeni projelere taşıdığı ölçüde verimli ve karlı oluyor. O zaman entegratörün ya bu becerileri Linux'da bulacağı veya kaybetmeyeceği, yada çok maliyetli olmadan geliştirebileceği konusunda ikna edilmesi gerekli ki Linux kullansın.
  • Burak'ın saptadığı ikinci problem ise, özgür yazılım söz konusu olunca geleneksel bazı iş modellerinin işlememesi. Burak burada ticari olarak nitelendirdiği - yani bir marka ile bir şirket kontrolünde olan - Linux dağıtımları kullanıldığı zaman, marka sahibi üzerinden iş modellerinin işletilebileceğini düşünüyor.
Yani Burak'ın saptamaları ve önerileri var olan iş yapış biçimlerinin özgür yazılıma uyum sağlamadaki bazı yetersizliklerini gösterip sonra da özgür yazılımın nasıl bu iş yapı biçimlerine uyum sağlayacağı üzerine kurulmuş. Ben dahil bazıları da tam tersine, dünyanın ve bilişim sektörünün özgür yazılım iş yapış biçimlerine uyum sağlaması üzerine kurulu öneriler yapıyoruz. Her iki ucun da kendine has ek soruları, sorunları var. Bana sorarsanız, ABD pazarında Red Hat'in başarısı var olan ticari modellere uyum sağlamak için bir örnek gösterilse dahi, dünyadaki diğer ülkelerin bilişim sektörlerinin yapısı ABD ile farklı. Üretimin dört temel faktörü (arazi, kapital, iş gücü ve şirket) ABD'de çok daha farklı biçimde kullanılıyor.

Pardus Göç Danışmanlığı konusu da bu kapsamda ele alınmalıdır herhalde. Pardus'un şu anda sunduğu temel iş modeli ile RedHat'in sunduğu iş modeli detaylı biçimde karşılaştırılabilir belki. Çünkü Türkiye gerçeklerine uygun bir iş modelini RedHat'e dayatamayız ama TÜBİTAK'ın dikkate alacağını düşünebiliriz.

Amma ve lakin, Linux ve özgür yazılım temelli iş yapmak sadece kurumların masa üstü bilgisayarlarını Linux'a geçirmek değil. Bunu da asla göz ardı etmemek gerekli.

30
Kas

Bilişim 08 bizim için öyle tempolu bir haftaya denk geldi ki - bizden sadece ben, o da sadece Pardus ile ilgili oturuma katılmak için katılmış bulunduk. Bu tempo içinde Bilişim 08 yorumu da yapacak bir halim olmadı. Sağ olsunlar, katılanlar içinde türlü yorumlar yapanlar oldu. Aslında katılmayanlardan da yorumlar yapan olmuş. Sonra karşılıklı yorumlar yapmışlar. Bir konu tartışılıyorsa, o zaman orada canlı bir şeyler olduğuna işarettir diye umuyorum. :)

Microsoft'un Silverlight teknolojisi konusunda seminerleri ile adını daha çok duyduğumuz Daron Yöndem'in bir blog girdisi ise çok sayıda yorum alıp duruyor. Kendisi kod yazma konusunda hatırı sayılır deneyim sahibi olduğunu ifade etmekle birlikte, ciddi bir yöneticilik deneyimi olmadığını tahmin ediyorum. Aslında yazdığı yorumların bazıları bunlara işaret eder nitelikte. Bununla birlikte, özellikle Linux camiası içinde bu blog girdisine dönük gereksiz şiddette ve bazen de yakışıksız yanıtlar gelmesi beni üzüyor. Herhalde en derli toplu yorum Alper Kanat'ınburadaki yorumu oldu. Sevgili Alper'in blogunu düzenli takip etmiyorum ama LKD Linux Gezegeni üzerinden haberim olduğunda uzun uzun da okuyorum.

Şimdi burada ortada paylaşılamayan ne var, onu merak etmiyor değilim. Pardus ve tüm diğer Linux dağıtımları birer özgür yazılım işletim sistemi değil mi? Dolayısı ile üretilen şeyler zaten hepimizin. Aynı zamanda Daron Yöndem'in de, veyahut Steve Jobs'un hatta Bill Gates'in ve ABD Başkanı George Bush'un bile. :) Yani özgür yazılımın kendisi evrensel bir değer yarattığına göre, o zaman o değerin sahipliği üzerinden bir tartışma da anlamsız. Yok UEKAE Pardus'un sahibiymiş. Evet UEKAE herkes ile birlikte Pardus'un sahibi. Ben de Pardus'un sahibiyim, komşumuzun oğlu ve meslektaşım Ediz de Pardus'un sahibi. Özgür yazılım ile sahipli yazılım karşılaştırması yaparken çoğu kez atladığımız şey, özgür yazılımın sahipsiz olmadığı, ortak sahipliğe dayalı olduğu herhalde. Yoksa bu tür bir bakış açısı neden üresin ki? Yada ben mi çok safım?

Paylaşılamayan şu olabilir. Özgür yazılım ortak sahipliğe dayalı olsa da, bu sahiplik aynı zamanda bir ortak sorumluluk da getiriyor. Bu sorumluluğu üzerine alınan kişiler özgür yazılımın bazı doğrudan veya dolaylı faydalarından daha çok nasipleniyor olabilir. Bu da olsa olsa maymun iştahlı biçimde "aa burada değer varmış, benim iştahım habardı" diye özgür yazılım dünyasına girmek ve "al-sat" ilişkileri kurarak kısa sürede kazanıp "çıkış sratejisi" peşinde koşmak mümkün olmadığındandır. Özgür yazılım aynı bir çocuk gibi, sürekli ve kesintisiz biçimde onunla ilgilenirseniz ancak size o kadar fayda sağlıyor. Yoksa, "ben on beş sene önce bu çocuğa dondurma almıştım, bir de başını okşamıştım, şimdi beni hatırlamıyor" demek gibi bir şey. Eğer siz özgür yazılıma karşı bir bakış açısı, bir tutum, bir duruş geliştirecek olursanız ve bu duruşu korursanız, hatta ilerletirseniz - o zaman özgür yazılımın doğrudan yada dolaylı etkileri ve faydaları da sizi bulur.

Ben ancak kendi yakın çevremden sağlıklı örnek verebilirim. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), benim de içinde bulunduğum bir grup özgür yazılım aktivistinin çabaları ve bu çabalara destek veren bir sürü bireyin de katkıları ile özgür yazılıma karşı bir duruş geliştirmiştir. Bu duruş da zaman içinde olgunlaşmıştır. EMO içindeki tek tek bireylerin özgür yazılıma bakışı farklı farklıdır - ama EMO'nun bakışı ve duruşu konusunda belli bir mutabakat oluşmuştur. Bu ne işe yaramıştır? En azından insanların EMO'ya olan bakışı değişmiştir. Örneğin EMO, zaman zaman "yayınlarından özgür yazılım ve açık kaynak kavramlarının farkını dikkatli kullanmadığı için" eleştirilebilmektedir. Çünkü EMO'dan beklenen davranış kalıbı başkasından beklenenden daha yüksek bilince sahip bir davranış kalıbı haline gelmiştir. Bu bir günde olmamıştır. 2000 yılından bu yana olanlara ben şahsen şahidim çünkü EMO içinde aktif olmam o zamanı bulur. Ama öncesi de olduğunun bilincindeyim. Yani en az 10-15 yıllık bir süreçten bahsetsek normaldir.

Aynı şey Pardus ve Pardus'un çevresindeki eko sistem için de geçerli. Bazı süreçler - ki adı üzerinde süreç, yani süren bir şey - zaman alarak ve zaman içinde gelişerek ilerleyecektir. Pardus iş ortaklığı programlarının gerekliğini 2005 yılından bu yana UEKAE ve diğer TÜBİTAK birimleri ile konuşan, bu konuda çaba gösteren birisi olarak, bugün hep iş ortağı olarak adı geçen, ancak resmi iş ortaklığı sözleşmesini bu yıl - kargo teslimat süresi farkı ile ikinci sıradan - imzalayan şirketin bir yöneticisiyim. Bu programlar da ileride gelişecek. Daha çok katılım oldukça - ki ticari firmaların iş ortaklığı programlarının bazılarının aksine katılmak için peşin bir para ödenmiyor, katılım da ayrılmak da özgür iradeye bağlı olarak kolay işler - bu programların da daha kapsamlı ve daha başarılı olacağından eminim. Yine çocuk misali. Siz ilginizi sürekli tutarsanız, o zaman sonuç alıyorsunuz.

Özgür Yazılım ve çocuk benzetmesi işte böyle bir şey. :) İş ortaklığı progamları konusunda bir şeyler de yazsam mı diyordum ama yazı çok uzamış, onu da başka bir zaman yazayım artık.

1
Eyl

Bu aralar bak ben demiştim demek istemediğim halde başka bir şey diyemeyeceğim olaylarla karşılaşıyorum.

Geçenlerde yeni mezun bir arkadaşımızın açtığı şirketin web sitesi nasıl olmuş bakayım dedim. Bir de ne göreyim, çok hoş bir tasarım. Okumaya başladım. Sonra site tanıdık gelmeye başladım. Kurulalı 1-2 ay olan şirket meğerse TÜBİTAK ve Avrupa Birliği projeleri yapıyormuş, müşterilerinin işlerini kendi işi gibi gören anlayışı ve uzun zamana yayılan deneyimi ile fark yaratıyormuş. Tamam şimdi arkadaş bir beş on yıl sonrası için olan temennilerini şimdiye yazmış diyeceğim ama ne hikmet ise, bizim web sitesinde olanların, yazanların fazlası ile benzeri bir içerik var.

Hadi bunları hoş gördük diyelim. Bir de ne gördüm. Arkadaşın firması TÜBİTAK UEKAE ile anlaşmalıymış ve Türkiye'de yetkili tek şirket olarak resmi Pardus eğitimlerini bir süredir düzenlemekteymiş. Hatta cümle o kadar düşük ki, dikkatsiz okuyan bu konuda TÜBİTAK'a şirketin yetki verdiği anlar. Gerçi TÜBİTAK ile ne zaman ne konuda sözleşme imzaladığı, bu kapsamda kimlerle çalıştığı ve en önemlisi bu konunun neden TÜBİTAK veya Pardus web sitelerinde yayınlanmadığı konusuna değinmemiş ama görseniz harika ifadeler var. Haliyle garipsedim.

Başka bir web sitesine bakarak, örnek alarak içerik hazırlamak bir şey, öte yandan TÜBİTAK adına bir şeyler yazmak ayrı bir şey. TÜBİTAK siteyi görse, arkadaşa dava açıp canına okur. Ben de hemen cep telefonuna sarıldım ve arkadaşı uyardım. Ne sakıncası olduğunu anlayamadığını hatta ısrarcı olduğunu görünce ben daha da şaşırdım ve artık dayanamayıp arkadaşı azarladım. Sonunda konunun ne kadar ciddi olduğunu anlayıp siteyi apar topar kapatmaya karar verdi.

Bugün baktım site kapatılmış. Elbette gören görmüştür ama zararın neresinden dönülse kar.

Bakalım yıllar geçtikçe daha ne bodoslama bilişim şirketleri göreceğiz.

23
May

Bu aralar TÜBİTAK UEKAE ile ülkemizin büyük yerli bilgisayar firmalarından Escort arasındaki sözleşme ve bu sayede Pardus 2008 ön yüklü olarak gelen Escort serileri bayağı bir tartışma konusu.

Benim gözlemlediğim burada olan biten konusunda bir çok kişinin elma ile armudu karıştırarak yorum yaptığı. Kendimce bazı notlar aldım. Paylaşmak istedim.

  • Öncelikle GPL bir kodun belli bir marka tescili altında korunmasında herhangi bir sorun olmadığını herkes biliyor. Herşeyden öte Linux sözcüğü bir marka olarak Linus Torvalds adına kayıtlı. Torvalds ne yapıyor? Herkesi bu markayı kullanmakta serbest bırakıyor. Ancak dikkat ederseniz, bir çok yabancı kitapta yada yayında Linux'un tescilli bir marka olduğuna dair ibare vardır. Çünkü bu çok takibi yapılmasa da hukuki bir gereksinimdir. Ben de benzeri bir şey yapıyorum. Kendi Java kitap önsözümde Java nedir sorusuna programlama dili, platform ve marka olarak üç yanıt veriyorum.
  • GPL'in getirdiği hukuk, sizin (başka şeylere ek olarak) referans göstermek ve kodlarınızı kapatmamak kaydıyla her türlü yararlanma hakkına sahip olmanızı sağlar. Buna yazılımı kendi platformunuzda inşa etmek ve satış dahil istediğiniz koşullarda yeniden dağıtmak da dahildir. Dolayısı ile Escort, şu anda yaptığı ile GPL'i ihlal etmemekte. Zaten daha önce Datron ve CBOX gibi markalar da Linux ve hatta Pardus yüklü PC'ler sattılar. Datron ile Mandriva türevi olan ArmadorOS ki Armador Bilişim A.Ş. zaten Mandriva'nın bir iş ortağı, CBOX ile ise Pardus 2007 geldiğini biliyorum. Her iki markadan da bilgisayarlar aldık, kullanıyoruz. Ne bize ne onlara bir şey olmadı.
  • İşin ikinci ayağı ise marka hukuku ki bu bizim alıştığımız özgür ekonomi kavramlarından uzak bir alan. Markanın tek sahibi var ve çok net mutlak kontrol sahibi. Bir iki tane kitap okuduğunuz zaman görüyorsunuz ki, aslında bunun böyle olması da çok normal çünkü geçmişte çok kötü suistimaller olmuş. İyi niyet sonucu yapılan yanlışlardan değil, bilerek tertiple hazırlanmış sahtekarlıklardan bahsediyorum. Bunun önüne geçmek için çok katı bir sistem getirilmiş.
  • İşte Escort'un UEKAE ile Pardus markasının kullanımı konusundaki sözleşmesi de bu kapsamda bir sözleşme. Kamuya aktarıldığı ve benim anladığım kadarı ile Escort'a, belli ön koşullar sağlanmak koşulu ile, Escort'un Pardus ön yüklü gelen modellerinin adında Pardus sözcüğünü geçirme, logolarda Pardus'un bilinen parslı logosunu kullanma hakkı verilmiş. Ayrıca bakarsanız, Escort bu modeller için Leo, Cheetah gibi vahşi kedi adları kullanarak, Pardus markasına dolaylı olarak ilişkilendirilebilecek markalar oluşturuyor. Bu işi UEKAE'den marka konusunda haklar almadan yapsa, aslında dolaylı olarak marka ihlali yapardı. Sözleşme yapıp bazı haklar elde edip yapması kanunlara göre yapması gereken şey.
  • Bu tür sözleşmeler diğer bilgisayar firmalarının önyükleme yapıp Pardus kurulu bilgisayar satmalarına engel olmuyor. Daha sonra başka birisinin benzeri sözleşmeler yapmasına da engel olmuyor. Microsoft örneği verilebilir yada RedHat ve Novell/Suse örnek gösterilebilir. Bunların ürettiği işletim sistemleri de bir çok marka ile dağıtılıyor.
  • Bir çok insanın aklına takılan soru da UEKAE'nin bu işten maddi kazanç elde edip etmediği. Bu açıkçası beni ilgilendirmiyor. Bir kere ister GPL kod, ister marka üzerinden olsun, kazanç elde etme hakkı var. Ayrıca UEKAE'nin yapısı gereği, bir Ar-Ge projesinden kazandığı bir miktar para, kesinlikle yine Ar-Ge faaliyetlerine gidiyor. Yani lüks makam arabalarına gitmiyor. UEKAE, bu sözleşmeden para kazanmışsa yada kazanacaksa, bu paraları (benim tahminim) daha çok Pardus geliştiricisinin işe alınması için kaynak olarak kullanacaktır.

Benim kişisel tahminim, Escort'un bu hareketinden sonra 1 yada 2 tane daha büyük bilgisayar firmasının bu tür sözleşme imzalayacağı ve küçük firmaların sözleşme zahmetine girmeden önyüklü Pardus ile satışa devam edeceği.

Tabii bu arada, marka hukukunu bilmeyen yada aslında marka hukukundan memnun olmayan bir çok kişi de bu süreci eksik değerlendirip yorumlar yapacaklardır. Biraz bu tür konuların içinde olanlar ise daha sakin biçimde izleyecektir. Bakalım gelişmeler nasıl olacak. Benim üstteki tahminim tutacak mı?

Dip Not: Örnek olması açısından "bu yazıda geçen Linux, Pardus, Escort, Datron, CBOX, Armador, Mandriva, Microsoft, RedHat, Novell ve Suse birer tescilli marka olup, her biri tescil eden sahiplere aittir" desem yeridir herhalde. :)

12
Tem

Pardus ekibinin, giderek artan Pardus kullanıcı kitlesine ulaşması için kullandığı iletişim yolları dışında, kullanıcıların kendi aralarında da iletişimini artıracak bir dizi web sitesi, portal, vb yerlerin de olması gerektiğini herkes kabul ediyor. Bunların bazıları Pardus projesinin altında örgütlenebilir. Örneğin Pardus için görsel destek veren Sanat - Pardus alanı böyle bir alan.

Sevgili Erkan Tekman’ın yakın zamanda bir fikir olarak ortaya attığı Özgürlük için nokta com da bu tür bir site oldu. Zaten Tekman’ın özellikle üzerinde durduğu bir nokta şu: “Bu site ne Pardus projesinin ne de Pardus’a destek veren kurumsal bir yapının (bir şirket, bir dernek, bir meslek örgütü, vs) sitesi olmamalı. Bu tamamen kullanıcıların bağımsızca tartışabildikleri ve yardımlaşabildikleri bir site olmalı”. Bunu nereden mi biliyorum? Ben Portakal Teknoloji olarak bu siteye ne gibi kurumsal destek verebiliriz sorusunu yönelttiğimde, bu düşünceyi de öğrenmiş oldum. Açıkçası sağlıklı bir düşünce.

Bu tür bir sitenin Pardus projesine son derece yararlı yapıcı eleştiriler getirebileceğini, kullanıcıların bir çok deneyimini belgeleyebileceğini düşünüyorum. Ancak içerik olarak güçlenmesi ve sürekli olarak taze kan diyebileceğimiz insanlar kazanması gerekli.

Bu arada kendime paye çıkartmak istesem çıkartabileceğimi de fark ettim. 10 Nisan günü yazdığım ve daha sonra bir kaç yerde de yayınlanan Pardus Nereye Koşuyor? blog girdimde bakın ne demişim: “…Benim gözlemlediğim ilk eksik biraz da zorun olarak UEKAE’nin resmiyetinden kaynaklanıyor. UEKAE fazlası ile resmi bir kurum. Linux ve özgür yazılım camiasındaki paydaşların ciddi bir bölümü ise (sadece LKD ve diğer dernekler değil, basın, yerel kullanıcı organizasyonları, vs.) resmi davranmayı sevmiyor. LKD ve basın hadi yine (kendisi organik yapıda olsa bile) gerektiğinde resmi ilişki kurabilir. Ancak yerel kullanıcı organizasyonları başta olmak üzere insanlar resmi bir kurumla muhatap olmayı tercih etmiyorlar. …”

Özgürlük için nokta com sitesi, işte burada belirttiğim açığı kapatmakta yararlı olacak gibi. Site daha bağımsız olarak yönetileceği için kullanıcılar ve yerel kullanıcı organizasyonları UEKAE’nin doğal olarak resmi olan yapısı ile fazla yüzleşmeden projenin gerektirdiği kritik kütlenin oluşmasına katkıda bulunabilecek.

“Vatana millete hayırlı uğurlu olsun.” diyorum ve siteyi hazırlayan herkesi de emekleri için kutluyorum.

5
Tem

Bugünlerde gittiğim bir yerde bir Pardus 2007 CD’si gördüm. Bunda şaşılacak bir şey yok. Ama acele ile üzerine “Parpus 2007″ yazmışlar. Ben de buradan yola çıkarak yaz aylarının Linux’u olarak Karpuz 2007 dağıtımını hayal ettim. :-) Ne dersiniz? Yazları Karpuz 2007, sonbaharları Üzüm 2007 diye dağıtımlar olsa?

27
Haz

Sevgili Erkan Tekman’ın en son blog girdisi bir kamu kurumunun daha, büyük boyutlu bir sistem için ince istemci sistemine geçtiğini müjdeliyor. İnce istemcilerdeki işletim sistemi olarak da Pardus‘u seçmişler.

Bu haber beni birden fazla açıdan mutlu ediyor. Öncelikle Pardus’un yaygınlaşması, ardından kamu kurumları için bir çok kez önerdiğim ince istemci mimarisinin yaygınlaşması güzel haberler.

Her ne kadar kamudaki yaygın bütçeleme uygulaması, yatırımın takip eden yıllardaki yan maliyetlerinin çoğunu hesaba katmasa da, ince istemci yaklaşımının 3-4 yılı geçen sürelerde kesinlikle, kısa dönemde ise çoğu kez daha düşük toplam maliyet getirdiği düşüncesindeyim. Kamu kurumlarının bu mimariye geçmesi ile, donanım ve yazılım maliyetleri ile hizmet giderleri arasındaki dengenin değişeceği de malum. Şaşırtıcı olabilir ama bence ince istemcide sistemi yönetmek çok daha kolay olduğu için hizmet giderleri zamanla azalıyor. Diğer mimarilerde ise, hizmet giderleri giderek artar. Çünkü yeni gelen sistemlerin sayısı arttıkça eskileri ile entegre etmek, birlikte kullanmak, geri uyumluluk sorunlarını çözmek başa bela olur. Sistemi sürdürmek için sadeleştirelim derseniz, bir sürü yeni donanım alımı yapmanız gerekir. Tabii bu donanım alımları, çoğu kez kapalı kaynak kodlu ticari yazılımların da yeni sürümlerini almak için zorunluluk demektir.

İnce istemciyi sihirli yapan şey ise, istemcilerde çok fazla özelliği olmayan ancak son derece uzun ömürlü donanımlara dayanması. Evet, belki ince istemci donanımları o son derece havalı ekran kartlarını yada 5.1 ses düzenlerini içermiyor olabilir. Ama kamu kurumlarında saniyede bir kaç yüz kare akan grafiklere sahip oyunlar da oynanmıyor. 70 Hz civarında tazelenmesi olan, derli toplu bir ekran üzerinde ofis yazılımları yada işe özel uygulama yazılımları kullanılıyor. Sanırım en fazla MP3 dinlemek yada YouTube misali sitelere girmek türünden lüksler mümkün olur. İşin istemci tarafı sabitken, sunucu tarafı ise güncellemelere açık oluyor. İşletim sistemini güncellemek çoğu sistemde sadece bir adet işletim sistemi imajını güncellemek ile eş değer.

Linux ve özgür yazılım, ve bu fasılda Pardus, işte bu nedenle ince istemci senaryolarında öne çıktı ve daha da çıkacak. Bence kamu kurumlarımız ince istemci mimarisini değerlendirdikçe, Pardus da ince istemci ile birlikte yaygınlaşacak.

30
May

Yaz geliyor geldi derken havalar ısınınca pencereler de açılır oldu. Ben de geçen hafta ve bu hafta neredeyse her gece çalışırken pencereyi açarak çalışıyordum. Sanırım Pazartesi gecesi sabaha karşı mide-bağırsak bölgesini üşütmüşüm. Dün de kötüydü ama bugün yatağa çaktı. :(

Tabii bu arada telefon ve epostanın ne kadar yararlı şeyler olduğunu öğreniyoruz. UEKAE ile hem RTÜK SKAAS projesi kapsamındaki çalışmalarımızı sürdürmekte hem de Pardus projesi için olan iletişimimizi sağlamakta fazla zorluk çekmedim. Ayrıca şirketin başka işlerini de takip edebildim. Biraz geç okuduğum kişisel epostalarım arasında LKD’nin bir iki işi varmış, onları da yaptım mı tamam olacak.

İki arada bir derede, ODTÜ İşletme Bölümü‘nde yüksek lisans başvurumu da tamamlayabilirsem eğer o zaman hasta olmama rağmen hiç bir aksaklık yaşamadım diyebileceğim.

16
May

Sevgili Talat Uyarer’in Pardus Gezegeni‘nden ulaştığım Pardus Altında Veri Kurtarma -1 yazısını okuyunca 3 yıl önce tanıştığım veriyi yok etme kavramı aklıma geldi.

Talat’ın tanıttığı uygulama, dosya sistemi üzerinde gezerek içinde bir dosya başlığı (İng. file header) bulunan parçaları buluyor. Dosya başlığını okumak aslında o kadar zor değil. Daha sonra da dosyanın devamını kolayca elde ediyor. Eğer siz bu dosyanın önceden kapladığı alana başka bir şey yazmamış iseniz dosyanın tamamı artık elinizde. Biz geçtiğimiz yaz, Portakal Teknoloji‘deki stajyerlerimize (Karahan ve Mete’ye buradan selamlar) bu tür bir uygulamayı yazdırmıştık.

Şimdi bu durumda aklınıza şu soru gelmeli. Madem bir dosyayı tamamen (yada kısmen) kurtarmak mümkün. Silinmesini ve kurtarılmasını istemediğimiz bir dosya olduğunda ne yapacağız? Bunun yazılım ile iki türlü, donanım ile bir kaç türlü daha çözümü var. Yazılım çözümlerinin birincisi bu işe yönelik bir dosya sistemi kullanmayı öngörüyor. Yani bir şey yazacağınız zaman ilk olarak taze silinmiş verinin üzerine yazıyorsunuz. Bu da verilerin silinme işlemlerinin takip edilmesi demek. Ancak bu yaklaşım performans yönünde sorun çıkartabilir. Ne de olsa her dosyayı bu şekilde silmek istemezsiniz. İkinci çözüm ise, bir dosyayı silmeden önce onun içeriğinin üzerine başka şeyler yazmak. Sadece dosya başlığını oluşturan bir kaç kilobaytın üzerine bir şey yazmak bile verimli bir çözüm.

Ancak daha ciddi bir çözüm istiyorsanız o zaman bu yazma işini birden fazla kere yapmanız gerekiyor. Çünkü diskinizde önceki yazmalardan kaynaklanan manyetik izler kaldığı için özel cihazlarla bu izleri takip etmek de mümkün. Yani üzerine bir şey yazsanız da eski yazılanları bulmak mümkün oluyor. Bu durumda istatistiksel olarak durumu zorlaştırmak gerekli. Bunun için çeşitli algoritmalar (örneğin ünlü Gutmann Yöntemi) tasarlanmış hatta askeri standartları bile var.

GNU’nun dosya araçları içinde, shred adını verdiğimiz bir komut satırı aracı da bu işi yapıyor. En temel kullanımı ile

$ shred –iterations=SAYI dosya_adı

şeklindeki komut ile dosyanın üzerine SAYI kadar sefer, rastgele baytlardan oluşan bir içerik yazılıyor. Bu parametrenin varsayılan değeri 25 ve bu oldukça tatmin edici bir şey. Ancak zaman alabileceğini göz ardı etmeyin. Örneğin ben 20 Megabaytlık bir dosyayı 5 defa üzerine yazarak yok etmek isteyince, aşağıda görüldüğü gibi makul bir zaman alıyor.

BoraNX6325 ~ # ls -lh dosya.bin
-rw-r–r– 1 root root 20M May 16 17:25 dosya.bin
BoraNX6325 ~ # time shred –iterations=5 dosya.bin

real 0m15.734s
user 0m0.016s
sys 0m13.965s
BoraNX6325 ~ #

Ancak kalkar bütün bir diski, ve 25 defa yazarak yok etmek isterseniz o zaman işiniz biraz daha zaman alır. 20 MB’ı 5 sefer ile 15 saniyede yok etmek 25 sefer ile 75 saniyede yok etmek demek. Aynı mantık ile 20GB’ı ise 75 bin saniyede, 100 GB’ı ise bunun beş katı yani 375 bin saniyede yok etmek mümkün. 375 bin saniye kısa bir süre değil, bir diski yok etmek benim bilgisayarımda tam 104 saat sürüyor.

Hani filmlerde olur ya. Bir düğmeye basar ve anında tüm dosyaları yok ederler. Onu yazılım ile yapmak mümkün değil anlayacağınız. O dediğiniz için diskinizi manyetik etkiye maruz bırakan cihazlar kullanmak gerekiyor.

Eğer verilerinizi daha kolay biçimde korumak istiyorsanız, onları şifreli saklamanız daha doğru. Portakal Teknoloji’de geliştirdiğimiz açık kaynak kodlu kriptolu dosya servisi gibi uygulamalar (o kadar da reklam olsun) ile bu da mümkün.

7
May

Portakal Teknoloji’yi kurarken aklımda olan şeylerden birisi daima Türkiye’de yapılmayanı yapmak idi. Bu konuda ciddi ilerleme kaydettiğimizi düşünüyorum. Belki OpenTC‘deki çalışmalarımızı belki Pardus‘a olan yoğun desteğimizi buna örnek vermek mümkündür.

Ancak bu yazımda başka bir çalışmayı hatırlatacağım. Bilişim Yaz Kampı ilk olarak 2003 yılında ODTÜ‘de, ardından 2004 ve 2005 yıllarında Bolu’da Abant İzzet Baysal Üniversitesi‘nde (Erdat Hocam ve Adnan Beye selamlar, sonsuz sevgiler) yaptığımız bir çalışmaydı. Kampa katılanlar şehirden ve hemen her türlü dikkat dağıtıcı etkiden uzak bir ortamda kalıyor ve günde 9 saat süren dersleri kendi istekleri ile uzatarak 10-12 hatta gününe göre 16 saate kadar sürelerle çalışıyorlardı.

Kamp çalışması Türkiye’de bir ilk oldu. Hatta taklitleri türedi. :) Gerçi şehrin göbeğinde, 100′e yakın ÖSS dershanesinin olduğu ve bayağı gürültülü meydanlarda üstelik yarım gün yapılan eğitimlerin neresi kamp ben anlamadım ama başka firmalar bu tür eğitimlerine kamp adını veriverdi.

2006 yılında kampı yeniden ODTÜ’de yapmak istedik ancak bazı idari süreçlerin yavaş yürümesi nedeni ile duyuruları çok geç çıkabileceğimizi farkettik. E haliyle kamp dediğinize katılmak küçük iş değil. 1 hafta belki daha da uzun süre ile dünyadan bağınızı koparıyorsunuz. Yaz aylarında olunca da tatil planları ile çakışıor. Bu nedenle erken duyuru çok daha öncemli. Duyurular gecikecek olunca, biz de kampı iptal etmek zorunda kaldk.

2007 yazı gelirken, yaz kampı için farklı farklı yerlerden istekler görüşler gelmeye başladı. Ben de yapsak mı demeye başladım.

10
Nis

TÜBİTAK UEKAE, Pardus projesini ilk ortaya attığı zaman oldukça farklı tepkiler almıştı. Örneğin Linux aynı zamanda açıklık ile özdeş olduğundan UEKAE’nin asli görevleri (yani ulusal güvenlik için son derece önemli olan kriptoların üretilmesi ve bu kriptolarla ilgili aklıma gelen gelmeyen başka işler) gibi gizli saklı işler ile bir Linux dağıtımını hazırlama işini aynı kurumun yapmasını mantıklı bulmayanlar oldu. UEKAE’nin özgür yazılımların geliştirilmesi için gerekli açık erişime dayanan alt yapıyı nasıl kurgulayacağını - haklı olarak - sorguladılar.

Bununla birlikte 2004 yılında o sırada Milli Kütüphane’de düzenlenen 3. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği’nin sonunda ödüller dağıtılırken benim de dikkatimi çeken bir şey daha oldu. Pardus projesinin başlangıç hali olan, o zamanki adı ile Uludağ (Ulusal Dağıtım) projesi nedeni ile UEKAE “En Başarılı Özgür Yazılım Projesi” ödülünü aldı. Henüz hiç bir çıktı vermemiş olan bir projenin ödül almasını bırakın aday gösterilmesi bile tartışılabilir. Ancak Linux toplumu, yada temsili bir kesimi UEKAE’nin bu “niyet beyanı”na ödül vermişti. Ben o sırada Erkan Tekman ile resmen tanışmıyordum. Ödül töreni yapılırken yanına geldim ve “bu ödülün hakkının gelecekte verilmesi gerektiğini” hatırlattım. O da bunun farkında olduğunu söyledi. Aslında bloguna da yazmış.

2004 yılı Mayıs ayından 2007 yılı Mayıs ayına gelen 3 yıl içinde önce Uludağ sonra Pardus adları ile gelişen proje ilgi çekici çıktılar üretti. Bu çıktılar LKD’nin her yıl verdiği ödüllerde birden fazla kez yeniden ödüllendirildi. Ayrıca Pardus projesi, zaten var olan Linux toplumu dışında genel olarak kamu içinde, halkımız içinde ilgi çekti. Basında çok ciddi anlamda yer aldı. Değişik kuruluşlar tarafından çok net biçimde desteklendi. Örneğin EMO Ankara Şubesi‘nin sürekli olarak Pardus’a destek vermesi, diğer EMO Şubelerinin de Pardus, Linux ve Özgür Yazılım konulu faaliyetler kurgulamasına yardım etmeye çalışması buna bir örnek olabilir. Bir diğer örnek de AFCEA‘nın savunma sanayi şirketleri ve TSK mensuplarını TÜBİTAK Feza Gürsey Konferans Salonu’nda toplayıp bir Pardus oturumu organize etmesi olabilir. Bu tür kuruluşlar tercihlerini başka alternatifler yerine Pardus’dan yana kullanırlarken bir çok şeyi hesaba katarlar. Bunlar ille de salt teknik şeyler olmaz.

Uzun lafın kısası Pardus projesinin hem toplumdan hem de Linux’a değişik nedenlerle destek veren tüzel kişilerden aralıksız bir destek aldığı göz ardı edilemez.

Şimdi bu yoğun desteği arkasına alan Pardus’un koşması zamanıdır. Bu ifademin ardından iki tane mantıklı bir tane mantıksız soru bekliyorum.

Bence ilk mantıklı soru şu: Pardus gerçekten koşmalı mı?

Bu soru şundan dolayı mantıklı. Önünü görmeksizin aşırı hızlı büyümeye, gelişmeye çalışmak da yararlı olmaz. Sağlıksız bir büyüme çoğu zaman arkasından hüsran getirir. Yine çok tehlikeli olan bir şey de her konuya bulaşıp fazla dağılmaktır - ki bunun sakıncalarını kendim bizzat yaşarım. O zaman bu sorulara Pardus adına yanıt veremeyeceğime göre, gözlemlediğim kadarı ile bir yanıt uydurmaya çalışayım. Sonra kendi aklıma gelen başka konularda da fikir jimnastiği yapacağım.

Öncelikle Pardus büyümesini kontrol altına almaya çalışıyor. Pardus ekibi, istese belli bir kalite çıtasının altında kalma pahasına 3-4 yan dağıtım ile yürüyebilecekken şimdilik sadece bir tek dağıtım ve 3-4 ayda bir güncelleme sürümü (örneği 2007.1 Felis Chaus) ile hareket ediyor. Bunun bir strateji olduğunu düşünüyorum. Yani bence UEKAE ve proje ekibi tek bir dağıtım ile ilerlemeyi uzun dönemli bir hedefin parçası olarak görüyor. Tabii bu benim kendi gözlemime dayanan kendi yorumum. Yanlış olabilir.

Bunu yaparken de teknik işlerin doğal hızında ilerlemesini uzun dönemli olarak faydalı görüyorlar. Lütfen bunu bir çeşit rehavet olarak algılamayın. Benim kendi çapımda mühendislik deneyimim ile gördüğüm kadarı ile bir projeyi aşırı hızlandırmak ona yarardan çok zarar veriyor. Ben buna o projenin doğal hızı diyorum. Pardus’un da bütün projeler gibi kendi doğal hızında ilerlemesi gerekli. Aşırı hızdan korkmamıza gerek yok.

Peki Pardus her önüne gelen işe bulaşıp odağını kaybedebilir mi? Şimdi bir düşünelim. Ülkemizde bilişim konusunda o kadar çok derdimiz var ki. Örneğin Türkçe, yabancı ülkelerdeki ticari yazılım şirketlerinde çok da önemsenen bir dil değil. Tamam belki 500-600 milyon kişi konuşuyor, neredeyse İngilizce kadar yaygın. Ama ticari yazılım satın alma kapasitesi, alım gücü, yani o şirketlere kaç para kazandırdığı anlamında bakarsanız sadece umut vaad eden bir dil. Gerçekleşmiş bir sonuç yok. Bu durumda bu yazılım şirketlerinin Türkçe desteği konusunda ciddi bir çalışma yapmaları onlar için ekonomik bir karar değil. Pardus bu noktada gerçekten nitelikli bir Türkçe desteğini yazılımların alt yapı bileşenlerine kadar sokarak önemli bir katkı yaptı. Ancak proje buradan daha öteye geçip Türkçe konusunda başka konulara sapmadı. F klavyenin yaygınlaştırılması girişimlerinde Pardus’un adını duymadım. Çünkü bu Pardus’un işi değildi. Yada Pardus projesi Türkiye’deki milyonlarca küçük işletmenin yada Türkiye’nin her yerine yayılan kamu kuruluşlarının gerek duyacağı ufak tefek bazı yazılımları özgür yazılım olarak üretmeye odaklanmadı. Bunu yapmak istese yapamaz mı? TÜBİTAK belli konularda göreve talip olduğunu açıklasa o görev verilmez mi? Elbette verilir. Ancak bu olursa Pardus projesinin kendisi, hiç de gerekli olmayan ek riskleri üstlenecek. Şu ana kadar UEKAE’nin bu noktada disiplinli davrandığını ve projenin odağını koruduğunu görüyorum.

Pardus

Proje odağını yitirmekle ilgili bir diğer risk da finansal kaygılardır. Bu tehlikeyi özellikle şirketler için “kolay para” görüntüsünün peşinde koşarken esas işten (İng. core business) uzaklaşıp sonra da o işi de kaybetmek olarak yorumlayabiliriz. Peki UEKAE bir şirket değilken bu üçüncü riski neden durduk yerde ortaya atıyorum? Çünkü UEKAE bir kamu kurumu ve yeni kamu bütçeleme esaslarına göre 3 yıllık bütçeler yapıp (Bknz. Kamu Harcama Yönetiminde Reform) her yıl bu bütçeyi güncelliyor. Yani 2007 yılındayken 2007-2008-2009 bütçesi belli, 2008′e girerken 2010 için bütçe eklenerek 2008-2009-2010 bütçesi uygulanmaya başlayacak. O zaman dışarıya iş satma hakkı bulunan UEKAE, Pardus projesinin önüne çıkan bazı iş fırsatlarını değerlendirip bütçesini büyütmek dürtüsüne kapılabilir. Ben bu konuda fazla endişe etmesem de bu konuda endişe edenler olacaktır. Yani UEKAE’nin Pardus’un üreticisi olarak bilişim sektöründeki aktörler ile rekabet etmeye başlamasını risk olarak değerlendirmek mümkün.

Ancak benim gözlemlediğim ve UEKAE adına Proje Yöneticisi Erkan Tekman’ın sürekli olarak beyan ettiği kadarı ile Pardus kendi ana işi olan dağıtımı hazırlamak işinden fazla uzaklaşmayacak. Değişik “yan iş”leri iş ortağı olarak tanımladığı üçüncü kişilerin (genel olarak şirketlerin) yapmasına izin verecek ve bu kişilerin işlerini adam gibi yapması için bir nevi denetleme mekanizması kuracak. Bu “yan iş”lerin neler olabileceği, sektördeki tüm insanlar için az çok belli. İş ortaklığı süreçlerinin gerek bürokrasi gerekse UEKAE’nin özel sektörün kaygılarını anlamakta güçlük çekmesi nedeni ile yavaş yürüdüğünü kabul etmek gerekli ama en azından UEKAE burada da bir “iyi niyet beyanı” yapmıştır. Bu tür kurumlar yaptıkları beyanların arkasında dururlar.

Pardus

O zaman özetlersek Pardus’un yürümekten koşmaya başlaması için çok önemli bir engel yada risk gözükmüyor. Geçtiğimiz günlerde “özgürlük için” sloganı ile bir dizi tanıtım girişimi de belki de koşmadan önce bir deneme idi. Bilemem. Amcak madem Pardus koşsun diyoruz, ikinci soru aklımıza gelecek.

Bence ikinci mantıklı soru şu: Pardus nereye koşmalı?

Bu soruya kendime ait subjektif bir yanıt vermeden önce, kendi gözlemlediğim kadarı ile şu ana kadar nereye yüründüğünü ve bu aralar nereye koşulduğunu düşündüğümü anlatmakta yarar var. Ancak ondan sonra Pardus (bence) nereye koşmalıdır diyebiliyorum.

Benim gördüğüm kadarı ile Pardus projesinin dağıtımı hazırlama teknik işindeki hedefleri ile tanıtımlardaki sunumları yan yana koyunca ortaya bir resim çıkıyor. Şu ana kadar yürünen yolun hedefi “kolay kullanılır işletim sistemi” olarak marka bilinirliği oluşturmak oldu. Bunu sadece reklamla yapmak da mümkün tabi ama iyi bir ürünün markasını bilinir kılmak haliyle daha kolay. Google’da yukarıdaki terimde araştırma yapınca ortalığın Pardus konulu üçüncü kişilerin yazıları, eposta liste arşivlerindeki mesajları ile dolması benim bu görüşümü destekler nitelikte. İnsanlara Pardus nedir diye sorduğunuz zaman “TÜBİTAK’ın yazdığı kolay kullanılır işletim sistemi” diyebiliyorlar. Aktif bilgisayar kullanıcıları Pardus logosunu iyi kötü tanıyabiliyorlar.

Elbette kolay kullanılırlık amacı hiç de yeni bir amaç değil. Üstelik tanımlanması da meclisten meclise farklılık arz ediyor. Kolay kullanılır olmanın tanımına göre GNU Hurd bile (sistem programcıları tarafından) kolay kullanılmak için tasarlanmıştır. Ama Pardus kendi marka değerini (bu kavram markanın kaç para ettiği demek değil, onu da içeren daha geniş bir kavram) bu tanım ile birleştirebilmiş durumda. Üstelik buradaki değer önerisini de tamamen yerine getiriyor. Yiğidi öldürün ama hakkını verin. Pardus kolay kullanılıyor. Bir kişiyi bilgisayarın önüne oturtun ve kullanmasını isteyin. Pardus kullandığını farketmeden kullanabilenler gördüm.

Bu aralar Pardus’un ilerlemeye çalıştığını düşündüğüm yön ise “ne olursa olsun yaygınlaşma” yönü. Bu yönde ilerlemenin avantajları ve dezavantajları var. Avantaj aslında çok bariz. Ekonomistlerin ağ dışsallıkları (İng. network externalities) diye adlandırıp ekonomik değer biçtikleri, halkın ise “kahvehanede kalabalık arkası olan dayak yemez” diye öğrendiği sayı meselesi. Eğer Pardus’u kullanan insan sayısı artar ise bu insanlar biri birleri ile olan iletişimleri, paylaşımları sayesinde UEKAE’nin, Pardus’a katkı sağlamaya çalışan insanların ve elbette Pardus üzerinden para kazanmaya çalışan insanların sırtından bazı yükleri gönüllü olarak alacaklar. Örneğin bazı hataları kendileri saptayıp kendileri giderecekler. Ayrıca Pardus üzerinden para kazanmak isteyen kişiler için (evet özgür yazılım buna izin verir - hem ekmek parası kazanmanın nesi yanlış) hazır bir pazar oluşacak. Bu pazarın “armut piş ağzıma düş” bir pazar olmayacağını söylemek durumundayım. Biraz daha katma değerli ürün ve hizmetler talep edecektir.

İşte eğer Pardus projesi bir hata yapacaksa burada yapabilir. Bu nedenle Pardus’un nereye koşacağı ve buraya nasıl koşacağı çok önemli.

Öncelikle eğer Pardus “koşulsuz yaygınlaştırma” için koşacaksa o zaman nerede yaygınlaştırma yapılacağını göz önüne alarak oraya koşmak gerekli. Kamu kurumları mı? MEB‘e bağlı okullar mı? Zaten gönüllü olan tek tek kuruluşlar mı? Kitle olarak KOBİ‘ler mi? Dernekler gibi sivil toplum bileşenleri mi? Yoksa Pardus projesi şunu mu demeli: “Biz belli bir yeri hedeflemeyiz. Ama belli hedefi olan projeleri getirin destekleyelim.” Bence bu ve benzeri soruların yanıtlarını vermek çok önemli. Çünkü projenin yaygınlaştırmaya ayırabileceği kaynakları da kısıtlı. Zaten dünyadaki hiç br organizasyonun her yere birden yetebileceğine inanmıyorum. O inancı 1950-80 arası test edip başarısız olduğunu gören türlü organizasyonlar var.

Tabii belirtmem gereken bir şey daha var. Burada anlattığım türdeki yol ayrımında verilecek olan karar, doğru ve yanlış arasındaki bir karardan çok doğrular arasındaki bir karar olacağı için zor bir karar. Yoksa MEB yada KOBİ’ler gibi örneklerimin hepsi de doğru hedefler.

Koşulsuz yaygınlaştırmanın dezavantajları yok mu? Elbbette var. Çok ciddi anlamda eleştiri alacak bir yaklaşım bu. Hatta insanlar UEKAE’yi “tekelcilik” ile suçlayabilirler dahi. Bunun Red Hat için yapıldığını, hatta sık sık dile getirildiğini biliyorum. Red Hat’e yönetilen eleştiriler, ABD’deki en yaygın kullanılan Linux dağıtımı ve dünya çapında da en iyi tanınan Linux markası olduğu için hep göz önünde olmanın yan etkisi de olabilir, gerçekten yapılan yanlışların Linux ve özgür yazılım camiasından çektiği tepki de olabilir. Ancak ne olursa olsun bu ve benzeri eleştirilerin masaya yatırılması, haklı oldukları yönlerin olup olmadığını düşünmek gerekir diyorum. Yoksa kısaca “kıskançlık”, “araştırmadan konuşmak” gibi kavramlarla eşleştirmek kulaklarımızı tıkamak olur.

Tabii bir de işin şu yönü var. Pardus‘un yaygınlaştırılması için görev alabilcek ve UEKAE’ye destek verebilcek paydaşlar, bu konuda pasif kalıyorlarsa o zaman UEKAE de istemeye istemeye bu paydaşların işlerini yapmak zorunda kalabilir. Bu ne sadece paydaşların ne de sadece UEKAE’nin hatasıdır. Herkesin bir iç hukuğu, bir stratejisi bir yol haritası olur. Bunlara uymak zorundasınızdır. Elbette bana sorarsanız “stratejimiz yok” demek “bir şey yapmama stratejimiz var” demekle aynı anlamda.

Peki UEKAE’nin mevcut yaklaşımında eksikler yada düzeltilmesi gerekenler yok mu? Bence elbette var (ve ikisi de iletişim eksikliği):

  1. Benim gözlemlediğim ilk eksik biraz da zorun olarak UEKAE’nin resmiyetinden kaynaklanıyor. UEKAE fazlası ile resmi bir kurum. Linux ve özgür yazılım camiasındaki paydaşların ciddi bir bölümü ise (sadece LKD ve diğer dernekler değil, basın, yerel kullanıcı organizasyonları, vs.) resmi davranmayı sevmiyor. LKD ve basın hadi yine (kendisi organik yapıda olsa bile) gerektiğinde resmi ilişki kurabilir. Ancak yerel kullanıcı organizasyonları başta olmak üzere insanlar resmi bir kurumla muhatap olmayı tercih etmiyorlar. Bu da Pardus’un “koşulsuz yaygınlaştırma” stratejisine önemli bir miktarda kan kaybettiriyor. Eğer LKD ve basına ek olarak, yerel kullanıcı organizasyonları da UEKAE ile eşgüdümlü çalışmazsa o zaman Pardus’un yaygınlaştırılması işi zarar görecektir. Bu nasıl bir zarar olur? Örneğin birisi Pardus hakkında eksik yada yanlış bilgisini kendi yerelinde yaygınlaştırabilir. Zaten “Linux dağıtımı işletim sistemi midir değil midir?” gibi fazlası ile suni bir soru ile tartışan insanlar var. Bir de gerçekten yanlış bilgilerin yaygınlaştırılması durumunda UEKAE pirincin taşını nasıl ayıklar bilemem. Yerel organizasyonlardaki yaygınlaştırmada çok dikkatli olmak gerekli.
  2. Benim gözlemlediğim ve zaman zaman Pardus ekibine ilettiğim ikinci bir eksik de Türkiye’deki Linux toplumunun önemli bir kesimi olan Linux’a odaklı şirketler ile ortak çalışmalar. Buradaki eksiği birinci elden gözlemliyorum çünkü o şirketlerden birisi olan ve Linux’a kaynakları ölçüsünde çok ciddi destek veren Portakal Teknoloji‘nin yöneticisi konumundayım. Peki buradaki mevcut durum ne? Hem kendi şirketim hem de diğer şirketler Linux’a bir tutku ile bağlı insanlardan oluşuyorlar. Ancak yıl sonu mali tablosuna baktığınızda, basında nasıl yer aldığınıza baktığınızda, yada başka ölçülebilir şeylere baktığınızda bir karşılık beklentisi elbette oluyor. Bu beklentiler kişiden kişiye, şirketten şirkete değişiklik gösterebilir ama elbette ki vardır. Siz de belki 10 yıl boyunca öyle fazla karşılık almadan bir şey için inatla çalışın, sebat gösterin, o sizin kendi çocuğunuz gibi olacaktır. Ona sahip çıkacaksınız ve bu şekilde davranacaksınız. İster bireycilik (İng. individualism) ister kollektivizm (İng. collectivisim) ekseninden bakalım, bu sahip olma dürtüsü kendi başına zararlı değil. Ancak başka şeylere ek olarak bu dürtü ile de güdülenen insanların sahip çıktığı çocukları ile ilgili endişelerinin anlaşılması ve giderilmesi gerekli. Bu nasıl olur? Öncelikle UEKAE’nin onları dinlemesi, dinlediğini belli etmesi ve sonuçta bazı eylemlere geçmesi gerekiyor. Özellikle “biz geldik, siz gidin” gibi bir mesajın var olmadığını belirtmekte yarar var. Yine özellikle “aslında siz-biz yokuz sadece ve hep beraber biz varız” düşüncesinin hayata geçirilmesinin hedeflendiğini tekrar tekrar aktarmakta yarar var. Bu türde yada benzeri bir iletişim olmazsa Pardus’a inanılmaz destek verebilecek bir kitlenin desteği eksik kalacaktır. Türkiye odaklı olmasa da RedHat’in RHEL5 çıkarken yaptığı küçük bir teşekkür bu tür iletişime örnek olabilir.

Yok eğer Pardus “koşulsuz yaygınlaştırma”yı geçici bir hedef olarak görüyorsa, belli bir kritik kütle oluştuktan sonra başka yollar tanımlanacaksa o yolları da tartışmak gerekli.

Bence mantıksız soru ise şu: Neden Pardus da başka bir dağıtım değil?

Aslında bunun yanıtı çok kısa ve çok basit. Başka dağıtımların geliştirme ekiplerinin yada arkalarındaki tüzel kişiliklerin şu ana kadar yapmadıkları bir çok şeyi yapmak için elini taşın altına koyan tek proje Pardus projesi oldu. Zaten bir çok kişinin projeyi destekliyor olmasının nedeni de budur. Peki bunlar nelerdi? Benim hemen aklıma gelen bir kaç tanesini sayayım.

  • Linux ve özgür yazılımların geliştirilmesini hedefleyip, gerçekten özgün hedefleri olan bileşenler üretmek.
  • Ciddi bir süreç ve kendine has takvimi ile paketlenen ve dağıtılan bir projenin sürümleme mekanizmasını kurgulamak, bu sayede üçüncü projelerin arkasında değil önünden gitmek için engelleri kaldırmak.
  • Az sayıda ve aynı fiziksel konumda olan geliştiriciye ek olarak dışarıdan destek vermek isteyen gönüllüler için gerekli hukuki ve teknik alt yapıyı kurmak.
  • Bir hedef kitle seçmek ve bu hedef kitleye yönelik bir pazarlama stratejisi geliştirmeye başlamak.
  • Üretilen ürünlerin korunması ve kötü niyetli üçüncü kişilerin eylemlerinin engellenmesi için marka tescili gibi yollarla yasal güvence sağlamak.

Bunların hepsinin de gerekli/faydalı olduğunu reddetmek mümkün değil. Olabilecek en tarafsız yerde dahi dursanız, bunları yapan bir üçüncü dağıtım / organizasyon çıkana kadar UEKAE’yi ve Pardus projesini desteklemeniz kadar mantıklı bir şey yok. Gün olur ülkemizde bu derece organize ikinci bir dağıtım projesi çıkarsa o zaman o dağıtıma da bu seviyede destek vermek gerekir. Aynı desteği Türkiye kökenli olmayan dağıtımlara da vermek mümkün elbette. Şimdi RedHat, Novell/SuSe gibi uluslararası tanınırlığı olan dağıtımların ana firmaları ülkemizdeki faaliyetlerini artırırsa yada dünya çapındaki faaliyetlerini bizim için erişilebilir bir biçime sokarsa, onların da Pardus kadar desteği hakettiklerini söylemek mümkün.

Yoksa RedHat yada SuSe şu anda dünyadaki 400-500 aktif dağıtım, 10-20 popüler dağıtım içinde elbette önem arz eder. Ama yukarıdaki türdeki mekanizmaları burada Türkiye’de yada burada Türkiye’de olan insanların erişebileceği biçimde kurmazlarsa burada Türkiye’deki insanlardan fazladan bir ilgi ve destek beklemeleri doğru değildir. Türkiye’deki Linux kullanıcılarının sayısı arttıkça, çeşidi arttıkça dağıtımı hazırlayan ana organizasyondan beklentileri de hem nicelik hem de nitelik olarak artacaktır. Bu beklentilere yanıt vermek için de büyük olasılıkla buradaki varlığı daha somut hale getirmek gereklidir. Sadece lisans satan ve telefonla destek veren bir mümessil organizasyonu ile gelişen beklentilerin karşılanamayacağını düşünüyorum.

Yani Türkiye’deki Linux kullanıcıları kendilerine özel becerileri talep edip bunun geliştirilmesini bekleyecek noktaya gelmek üzere. Belki de gelmiştir ama ben göremiyorumdur.

Peki siz bu noktalardan bakan bir şirket yada bir kurum değilseniz? Stratejik kararlarınız yoksa? Sadece düz bir Linux kullanıcısı olarak tabii isterseniz şunu diyebilirsiniz: “benim kendi yaptığım iş kapsamında bu şeylerle bir ilgim yok. o yüzden bunları umursamıyorum. istediğim dağıtımı kullanırım.” Bunu demenizde bir sorun yok. Bir soru sorulduğunda görüş bildirmezsiniz, ne katkı yaparsınız ne de engel olursunuz. Hatta benim gördüğüm kadarı ile Pardus geliştiricileri birden fazla yerde Debian yada Fedora kullanan kişileri Linux kullandıkları için tebrik etmişlerdi. İlla ki Pardus olacak diye baskıcı bir yaklaşımlarını hiç görmedim.

Ancak siz kalkıp “benim için bir faydası olmadığına göre var olmasına da karşıyım” derseniz, bu doğru değildir.

Bunu dediğiniz zaman kendiniz ve kendinize benzer saydığınız kişiler haricindeki toplumu, yani pencereden dışarı baktığınız zaman yolda yürüdüğünü gördüğünüz halkı, deyim yerindeyse sokaktaki adamı dışlamış oluyorsunuz. Sokaktaki adamın da Linux kullanma hakkı bulunduğunu, onların da özgür yazılımların nimetlerinden hem de kendi istedikleri biçimde yararlanmaları gerektiğini kabul edeceksek, “Linux camiası sadece kendi tercih ettiğim şeylere hitap etsin” diyemeyiz. Böyle bir elitizm, ne kendisini elit sayanları ne de onların çevresindeki gerçek dünyayı bir yere götürmez. Böylesi bir elitizim, özgür yazılımın fikri mihenk taşlarından birisi olan Eric S.Raymond‘ın Katedral ve Pazaryeri makalesinde eleştirilen kitlenin tavrıdır. Bu tavır sadece başka bir sayısal uçurumu yaratmaya yarar.

Özgür yazılım ise sayısal uçurumları yok etmeyi hedefler.

Pardus

Bir de ben Red Hat’in Pardus gibi staj programı açtığını hiç duymadım. :-)

Portakal Teknoloji’deki çalışma arkadaşlarımızdan Erdem’in yakaladığı ve Pardus geliştiricilerinin çalışmaktan neden zevk aldığı konusunda bir fikir veren küçük bir “bug” girdisi.

http://bugs.pardus.org.tr/show_bug.cgi?id=4721