26
Nis

PC Labs, sürekli yeni haber ve makaleler yayınlayan, belki de bu sebeple hemen her gün mutlaka ziyaret ettiğim güzel bir internet sitesi. Okuduğum kimi yazılar bana hayli sıradan gelirken bazı konular ise müthiş ilgimi çekiyor ve beni düşünmeye sevk ediyor. Bu bağlantıda okuduğum bir makale de beynimin hücrelerini kaşındıran bir türde…Yazıda 390.000 kişi gibi devasa bir kitle üzerinde yapılan bir tür eğilim araştırmasından bahsediliyor. Pc kullanıcıları ile Mac kullanıcılarının demografik özellikleri arasındaki farklara dikkat çekiliyor. Araştırma sonuçları ilginç diyemeyeceğim. Zira sanki beklenen sonuçlar çıkmış gibi geldi bana.

İlginç bir karşılaştırma olmuş bu. Adeta işletim sistemi tercihinde bulunan insanlara bir tür etiket yapıştırılmak isteniyor gibi…Firmalar nezdinde hedef kitlelerini tanımaya, anlamaya yönelik bir veri üretiyor gibi görünürken aynı zamanda gayet yönlendirici ve piyasayı etkilemeye yönelik. Araştırma sonuçlarına bakınca (aslında bakmadan bile), bu araştırmanın Apple tarafından yaptırılmış olabileceği izlenimi doğuyor insanda. En azından benim önyargı olarak da değerlendirebileceğimiz kişisel bakış açım buna izin veriyor, mahal yaratıyor. Zira Apple’ın her ne kadar kimi yönlerden ortaya kaliteli, güzel denebilecek ürünler koyduğunu düşünüyor olsam da aslında satışlarını psikolojik faktörlerle yürüttüğüne, desteklediğine inanıyorum. Apple’ın pazarlama politikası, insanları “bir Apple ürünü kullanırlarsa farklı ve elit bir kitleye mensup olabileceklerine inandırma” temeli üzerine inşa edilmiş. Polemik yaratmamak adına şu nüansa dikkat çekmek isterim. İrdelediğim Apple’ın pazarlama politikası…Yoksa ürün politikasına kesinlikle bir sözüm yok. Kanımca Mac bilgisayarların tasarımı gayet güzel. iPhone da temsil ettiği neslin öncüsü…Bence en farklı ürünü ise diğer markaların henüz yeni yeni girmeye teşrif ettiği bir kulvar olan bütünleşik masaüstü çözümleri, yani iMac.

Benim sorunum, kullanıcıların dar bir kafese hapsedilerek, önlerine konan bir tas çorbaya razı edilmeleri ve bununla da yetinilmeyip o çorba için insanların ceplerinden para alınmasıyla ilgili. Hatta bir adım daha ötesinde o paraların sağladığı güçle, kafesin daha da daraltılmaya çalışılmasıyla…

Burada “Mac’e para harcamak yersizdir”, “Windows’a ödenen para helal değildir” türünden söylemler de bana göre yersiz. Özgürlüğe değer veren bir Linux kullanıcısı olarak, cebinde parası olan insanların o parayı istedikleri gibi harcama özgürlüğüne de sahip olduklarının su götürmez bir gerçek olduğu düşüncesindeyim. Dolayısıyla insanlar Linux da kullansın, Windows da kullansın, Mac Os da kullansın diyorum. İşin özü ne kullanıldığı değil, nasıl kullanıldığıdır. Çerçevesi, standartlarıdır. İşte bu noktadan bakılınca kullanıcıların, satın aldıkları (Win ya da MacOS) ya da satın almak zorunda kalmadan kullandıkları (Linux) sistem her ne olursa olsun aslında sormaları gereken soruların genel mantığı hep aynı olmalıdır:

İstediğim herhangi bir formatta videoları kullanabilecek miyim?
Sadece wmv mi kullanabilirim? H264′e mecbur muyum? Windows ile ogg formatındaki dosyaları çalıştıramayacak mıyım? En iyi olduğunu iddia eden bu işletim sistemleri (Windows, MacOS, Linux) neden her dosya formatına doğal destek vermiyor/veremiyor? Bu acaba şartlar eşit olduğunda, güçlerini kaybedebilecekleri, eşit şartlarda en iyi olduklarının aslında bir yalan olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalma korkularından olabilir mi? Bu yüzden mi “o mu, bu mu, şu mu” tartışmalarıyla özgür insanları, ellerinde sadece 2-3 seçenek olduğuna ve bu seçeneklerden birini tercih etmeleri gerektiğine inandırmaya çalışıyorlar? Belki evet belki hayır. Endişelenecek bir şey yok. Bunlar sadece soru. Cevaplar bizi nereye götürüyor? Oooo…Yüzlerce cazip seçeneğin olduğu bir dünya mı gördünüz orada bir yerlerde? Hayır ben söylemedim. İlk defa çevrenize bakmaya başladınız belki de…

Kapalılık tutkusu neyin sonucu?
Kapımız kapalıyken, diğer insanlar için faydalı bir komşu olduğumuzu öne sürmek ne kadar doğru? Evimizi onlara peşkeş çekmeyeceğiz ama oturma odamızda birlikte oturabilmek, misafirperverliğimizin, kendimize güvenimizin, gücümüzün ve kavrayıcılığımızın farkında olduğumuza bir işaret değil midir? Öyleyse neden kapalıyız? Neden korkuyoruz?

Micrsoft Word uygulamasının varsayılan dosya biçimi neden tüm dünyanın bir standart olarak kabul ettiği odf formatında değil de kendine has bir formatta? Microsoft, ofis uygulamasının, açık kaynak kodlu alternatifler karşısında zayıf olduğunu mu düşünüyor? Mesela Powerpoint’in Libre Office Sunum’dan ya da iWork’teki muadilinden daha az gelişmiş olduğunu mu düşünüyor? Yoksa müşterilerini kendisine bağlamak mı istiyor? Bay Gates “İnsanlar sunum hazırlamak istiyorlarsa o sunum ppt formatında kaydedilmelidir. Diğer formatlarda kaydedilmemelidir. Çünkü diğer alternatiflerle de üzerinde işlem yapılabilen bir formatta kaydedilme imkanı sağlarsak, siz değerli müşterilerimiz alternatifleri de deneme eğilimine girersiniz. Hele bir de bunun ücretsiz olduğunu öğrenirseniz bu eğiliminiz daha da güçlenir. Bu da ppt’ye dolayısıyla Powerpoint’e olan bağımlılığınıza ve tabiki karlılığımıza zarar verir ki bunu hiç istemeyiz” diyor bize. İşte bu yaklaşım yüzünden kapalı kaynak kodlu Ms Office’te dünyaca kabul edilmiş standartlara yer yok.

“Yok mu bunun bir çaresi?” diye sormayın. Cevap vermeyeceğim size. Kaldırın başınızı. Biraz daha bakın çevrenize…Bakın bakalım. Parayla satın aldığınız ve her yeni sürümünü tekrar parayla satın alacağınız ofis yazılımınızın özgür olmayan, kapalı kodlu formatlarını dahi kullanmanıza olanak sağlayan, ücretsiz kullanabileceğiniz ve her yeni sürümünü ücretsiz kullanmaya devam edebileceğiniz özgür ofis yazılımları var mı bir yerlerde?

Ödediğim para ile elde ettiğim fayda orantılı mı?
Bir bilgisayar satın aldınız ve içindeki işletim sistemi bir Windows veya MacOS X ise onun için de otomatik olarak para ödediniz. Microsoft der ki;”Bu bilgisayarın içindeki Windows yalnızca bu bilgisayarla kullanılabilir”. Aradan geçen yıllar yeni nesil yazılımların bilgisayarınıza yaşlı adam muamelesi yapmaya başlamasına sebep oldu ve zaman içinde yeni bir bilgisayar satın almaya karar verdiniz. “Heyoo, elimde paramla satın aldığım Windows’um da var” diye sevinmeyin hemen. Çünkü yeni bilgisayarınızla aynı Windows’u yine satın alacaksınız! Ama, ama…Hani satın almıştınız. Hani sizindi. Paranız? Nereye harcadınız peki onu? Meğer kiralamışsınız Windows’u. Ne yazık ki MacOS X için de durum farklı değil. Üstelik ödeyeceğiniz bedel daha yüksek.

Bir de çorbayı yemek kaşığı ile değil de çay kaşığı ile içmek zorunda bırakılma hali var tabi. Aynı fiziksel donanıma sahip standart bir PC’den çok daha fazla para ödeyerek sahip olabileceğiniz bir Mac bilgisayarın içinde barındırdığı MacOS X’in bazı bileşenleri de hayret uyandırıcı. Os X’le birlikte kurulu gelen Quicktime uygulamasının sınırlı olduğunu ve kimi özelliklerinin kullanılabilmesi için ayrıca bedel ödemek zorunda olduğunuzu biliyor muydunuz? Bu 5 vitesli bir otomobil satın alıp, ekstra ödemeden 3. vitesin üzerine çıkamamak gibi bir şey…Peki paranızla neyi satın aldınız siz?

Hala paranızı kafesler için harcama özgürlüğünüzü kullanmak istiyor musunuz?
Tüm işletim sistemleri böyle mi? Piyasanın genel kuralı mı bu? Hayır! Bu dünya üzerinde kurulmaya çalışılan (aslında halihazırda kurulmuş da diyebiliriz), insanlara dikte ettirilen düzenin bir gereği. Kapitalist sistemin doğal bir sonucu. Bu sistemin dışında ürünler de var. Ne olduğunu söylemeyeceğim. Her yeni sürümü parayla satılmayan, buna rağmen her yeni sürümü muhteşem bir şevkle üretilen, dün aldığınız, bugün kullandığınız ve gelecekte satın alacağınız tüm bilgisayarlarınıza özgürce kurulabilen sistemler. Hayaliniz bu muydu? Bu hayal gerçek midir?

Günün birinde Apple Microsoft’u satın alırsa?
Ya Apple, dünya bilgisayarlarının %90′ında kullanıldığı iddia edilen Ms Office’i geliştirmeyi/desteklemeyi tercih etmez de iWork’u yaymaya kalkarsa…Ya xls, doc, ppt gibi formatları tarihin tozlu sayfalarına gömerse…Ya Microsoft Apple’ı satın alır da güzelim iPhone’ları çöpe dönüştürürse…Nasıl? Komik buldunuz değil mi? Yalnız değilsiniz. İlk otomobil için asla insanların tercih etmeyeceğini söylemişlerdi. Şimdi sokaklarda yürüyecek yer dahi yok. Ya ilk televizyon? Kimse bu kutuya bakmaz demişlerdi. Bugün toplumlar onunla yönetiliyor. Bundan 20 yıl önce Linux yoktu. 30 yıl önce Windows da yoktu. Komik ihtimaller o kadar komik görünmüyor değil mi? Bu ihtimallere hazır mısınız?

Bu ihtimallerden sizi koruyacak, bir kişi ya da zümreye değil de tüm insanlığa ait olan kavramlar, değerler var mı peki? Bilmiyorum. Gerçekten hak ettiğinizin bu olduğunu düşünüyorsanız yine başınızı kaldırın ve çevrenize bakın bakalım, orada bir yerlerde ne var?

Cevaplar yalnıza Linux’a mı çıkıyor?
Aslında tercihler işletim sistemleri arasında değil standartlar arasındadır. Zaten firmaların ürettikleri kimi ürünleri standart haline getirme çabası da bundandır. Hepsi işletim sistemi, ona uygun üretilmiş yazılımlar, ona uygun üretilmiş/seçilmiş donanımlar ve yine ona uygun üretilmiş standartlar/formatlardan oluşan bir paket koyarlar önümüze ve o pakedin en iyisi olduğunu iddia ederler. Oysa en iyisi, rakiplerin de her şeye sahip olduğu eşit bir dünyada, ortak standartlarda en iyi olabilendir. Bu cesarete sahip bir “en iyi” gördünüz mü etrafınızda? Durun durun söylemeyin! Başını kaldırıp, soru soran herkes görecektir nasılsa…

Yer yer üstü kapalı yer yer de alenen Linux propagandası mı yaptım acaba? Belki evet belki hayır. Aynı fikirde olmamız da olmamamız da ihtimal dahilinde. Belki buluşacak ortak noktalarımız çok azdır ama bir nokta hepimiz için ortaktır: Özgür olmalıyız, özgürlüğümüzü korumalıyız. Feodal düzenin 21. yüzyıldaki temsilcilerine mahkum olmamalıyız. Windows da kullanabiliriz, Mac OS da Linux da…Ama Windows’u da Mac OS’u da özgürlüğümüze saygı göstermeleri koşuluyla tercih etmeliyiz. Günün birinde onlar da onlar da size uyacaklar. Siz onlara uymaktan vazgeçmeye başladığınızda…”Ben bir Mac OS kullanıcısı olarak, ürettiğim çalışmanın, olası her sistemde kullanılabilen bir formatta oluşturulabilmesini ve dosyamı özgürce, açılıp açılmayacağı korkusunu yaşamadan paylaşabilmeyi, kullandığım işletim sisteminin, tüm diğer muadilleri tarafından da desteklenen ortak standartlara uymasını talep ediyorum” dediğinizde…

Silahınız Linux(*)! Linux, kimsenin tekeline alamayacağı açık standartların garantisidir. Diğer sistemlerin sahip oldukları körlüklerin aksine, alternatiflerle çok iyi anlaşır, kapalı olmalarına rağmen lisanslı formatlarını kolaylıkla tanır ve çözer. Diğer işletim sistemlerini terbiye etmek için kullanabileceğimiz yegane yoldur.

Belki astigmat olmam görüşümü engelliyor olabilir ama bu gözlükle dünyaya baktığımda, Linux’un en yalnız ve buna rağmen en iyi olduğu, kişisel görüşümdür. En iyi olmasının sebebi hızı, performansı, sürekli tartışılagelen, virüslerden arınmışlığı, görselliği değildir. Bunlar zaten Linux’un doğasında var olan avantajlarıdır. En iyi olmasının sebebi, seçme şansımızın olduğunu bize hatırlatması ve bunu ücretsiz yapmasıdır.

Bu birkaç dakikanızı, “düşüncelerime ortak olmak için harcama” özgürlüğünüzü kullandınız. Sırada “okuduklarınızı hemen unutma”, “acaba diyerek biraz düşünmeye başlama” ya da aklınıza gelebilecek yüzlerce seçim özgürlüğünden biri var. Tercih sizin. Kendi kendinize sorun.

“Özgür olmama” özgürlüğünü seçecek misiniz?

(*)Aslında doğru kavram Gnu’dur. Konuya yabancı okuyucuların kafa karışıklığı yaşamaması için Linux olarak ifade edilmiştir.

22
Mar

Kde 4′le birlikte hayatımıza giren Oxygen pencere teması ne yazık ki benim kalbime giremedi. Aradığım ışıltıyı, gösterişi, canlılığı Oxygen’de bulamadım. Ayrıca masaüstü efektlerinden bağımsız olarak kendi gölge motorunu kullanmasına da hiç anlam veremedim. Ben 2009 sürümünde olduğu gibi Pardus 2011′de de Bespin temasını tercih ediyorum. İsmini ünlü Yıldız Savaşları serisinin beşinci bölümündeki (eski ikinci bölüm) uçan şehirden alan Bespin, derinlik hissi uyandıran hacimli ve parıltılı görüntüsüyle gerçekten güzel bir tema. Oxygen ekibinden ayrılan bir geliştiricinin ürünü olması da dikkat çekici.

Bespin aslında Kdm teması ve simge seti ile birlikte oldukça kapsamlı bir proje ama Pardus deposunda şimdilik sadece pencere teması var. Ben simge seti olarak Oxygen kullanmaya devam ediyorum. Yalnız uygulama pencerelerinin araç çubuklarındaki simgeleri Faenza setindeki tek renk (siyah) simgelerle değiştirdim. Siyah simgeler Bespin üzerinde daha güzel duruyor.

Bu güzel temanın özelleştirilebilirliği çok yüksek. Pencerelerinize birbirinden farklı şekiller verebilmeniz mümkün. Pencerelerin üzerindeki düğmelerden açılan menülere kadar her şeyi değiştirebiliyorsunuz. Üstelik Bespin Xbar programcığını da desteklediği için uygulama pencerelerindeki menü çubuklarını Xbar üzerine gönderip uygulama arayüzlerinde harikulade bir sadelik temin edebiliyorsunuz.

Bespin’in oldukça kalabalık olan ayarlarının nasıl yapılacağına dair bir şeyler karalamayı düşünüyorum ama o zamana dek beklemek istemeyen kullanıcılar için resimlerde gördüğünüz Bespin görünümünü elde etmenizi sağlayacak bir yapılandırma dosyasını burada sizlerle paylaşıyorum. Sisteminize Bespin’i kurduktan sonra yapılandırma ekranında dosyayı içe aktarıp (import) kullanabilirsiniz.


16
Mar

İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral kampüsünde katılma olanağı bulacağımız Özgür Yazılım ve Linux günlerine artık sayılı günler kaldı. 1 Nisan Cuma ve 2 Nisan Cumartesi olmak üzere 2 günümüz, özgür yazılım, Linux ve keyifli seminerlerle geçecek.  Etkinlik programının içeriği o kadar zengin ki Linux.Org.Tr’deki programa bakınca insanın içinden “keşke 2 güne sıkıştırılmasaymış” diye geçiyor. Ortalama bir son kullanıcı olarak teknik içerikli etkinlikler pek ilgimi çekmiyor ama özellikle ilgi duyduğum seminerler var programda. Şimdiden ağzım sulandı desem yalan olmaz.

İlk gün saat 11:45’te  salon 3’te harika iki paylaşım var: “Özgür Yazılımlar ile Etkinlik Afişinin Tasarlanması” ve “Kdenlive ile Bir Tanıtım Videosu Kurgulaması”. Kdenlive, çok iyi öğrenmek istediğim bir uygulama. Allah insanın gönlüne göre verir ama bu kadar şans olmaz. Yalnız bu iki sunumun 45 dakika içine nasıl sığdırılacağını merak ediyorum. Umarım tadı damağımızda kalan türden olmaz. MacOS X’in ilk sürümü çıktığında Cebit fuarındaki Bilkom standında iMovie ile video düzenlemeyi konu alan sunumun tek başına 35-40 dakika boyunca bizi nasıl ayakta diktiğini hatırlıyorum.

Öğleden sonra 14:30 – 15:15 arasında Pardus Proje Yöneticisi Erkan Tekman Bey’in, Par- dus’un stratejik planları ve hedeflerini anlatacağı bir sunumu da olacak. Her ne kadar Par- dus’un geleceği ile ilgili türlü umut ve öngörülere sahipsek de yetkili bir ağızdan, somut planları duyabilmek hoş olacak.

Yok yooook. Durmuyoruz. Kendime çok güzel bir katılım planı yaptım. Erkan Bey’in seminerinden yarım saat sonra salon 2’de sevgili Koray Löker’in “Özgür Yazılım Geliştiricisi Olmanın Sosyal Boyutları” konulu sunumunda alıyorum soluğu. Sonra da Pardus topluluğunda büyük heyecan yaratan Çomak Projesi ile ilgili Necdet Yücel hocamızın toplantısında…Cuma gününü keyifli bir şekilde değerlendirdikten sonra Cumartesi de  son derece renkli bir program bizi bekliyor olacak ama ben sözü fazla uzatmıyorum.

2 Nisan Cumartesi günü saat 16:45’te salon 1’de katılabileceğimiz Pardus Topluluk Dağıtımı toplantısını da unutmadan hatırlatıp, etkinlik programı hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyen arkadaşlarımı buraya davet ediyor, iştirak edecek herkese güneşli ve eğlenceli 2 gün diliyorum.


12
Mar

Gözü yaşlı bir elveda değil bu. Gayet keyfi bir karar. 2007 yılından beri Pardus (ve Ubuntu) kullanıyorum. Oyun oynamak dışında Windows’a hiç ihtiyacım olmadı ki evli, bebek bekleyen bir bankacının oyun oynamaya ne kadar vakti kalabileceğini düşünürseniz, Windows’a ne kadar ihtiyaç duyabileceğimi de tahmin edebilirsiniz. Linux’la geçen bu 4 yılda pek çok farklı uygulamayı kullanmayı öğrendim. Wine vb. uygulamalarla Windows programlarını çalıştırmayı denemek yerine Linux muadillerini kullandım. Örneğin, ufak tefek resim düzenleme işleri yapan bir kullanıcı olarak Gimp’i Photoshop’la aynı seviyede kullanabilir hale geldim.

Fakat farkettim ki arada kaynayan bir şey var. Belki de şimdiye kadar iletişim kurduğum tüm eş, dost, akrabanın onu kullanmasından, bir türlü msn protokolünü bırakamamışım. Hoş, bırakamamışım da ne oldu ama yine de “farklılıklara giden yolculuk kendinden başlar” düsturuyla bir adım attım. Pardus’ta kullandığım anlık mesajlaşma uygulaması Kopete’den Msn hesabımı sildim. Windows Live Messenger irtibat listesinde bulunduğum tanıdıklarıma belritmek isterim ki bundan sonra beni hep çevrim dışı görecekler.

Bundan sonra açık kaynak kodlu bir protokol olan Jabber üzerinden anlık mesajlaşma ihtiyacımı karşılayacağım. Jabber da Msn, Gtalk ve diğer protokoller gibi çalışan ama kaynak kodu kapalı olmayan bir ağ. Diğer yandan WLM dışındaki diğer pek çok alternatif uygulama tarafından da desteklendiği için işletim sisteminiz ne olursa olsun kullanabiliyorsunuz. Örneğin benim irtibat listemde biri şimdilik Windows kullanan ve Pidgin ile Jabber’a bağlanan biri de MacBook Pro’sunu yeni almış (dolayısıyla MacOS X kullanan) ve iChat ile Jabber’a bağlanan iki arkadaşım var. Üç farklı platformdan kullanıcılar olarak birbirimizle sorunsuz olarak iletişim kurabiliyoruz.

Özellikle e-posta olarak Gmail kullananların hiç beklememesini tavsiye ederim. Gmail adresleriniz ile Jabber’a doğrudan bağlanabilirsiniz. İsteyenler isim@jabber.pardus.org.tr şeklinde bir hesaba da sahip olabilir.

Anlık mesajlaşma ile bana ulaşmak isteyen ve ne yazık ki henüz kendilerini Linux’la tanıştıramadığım arkadaşlarım, Windows Live Messenger (onunla Jabber’a erişemezler) dışında Pidgin ya da bulabilecekleri Jabber destekleyen başka uygulamaları kurup bir Jabber hesabı almalı. Jabber hesabının nasıl alınabileceği bir üst paragrafta verdiğim bağlantıda anlatılıyor. Kopete dışındaki uygulamalar için de süreç farklı değil.

Bana ulaşabileceğiniz Jabber adresini Tilki Kimdir sayfasında bulabilirsiniz.
Öyleyse ne duruyoruz? Mesajlarımız da özgürleşsin!


5
Mar

Elinin tuttuğu, gözünün gördüğü her şeyin patentini almaya çalışan Apple’ın, son olarak da App Store’u markalaştırmak istemesine tepki gösteren firmalar arasına Microsoft da katıldı. Microsoft Ocak ayında bu durum için mahkemeye başvurmuş ve “App Store”un çok geniş bir isim olduğunu ve markalaştırılmaması gerektiğini belirtmişti. Apple ise App Store ifadesinin, Microsoft’un yorumladığı gibi “süper market” anlamında bir terim olmadığını düşünüyor. Microsoft’un bu yaklaşımı Apple’a göre yanlış. Aynı sistematikle düşünüldüğünde “Windows”un da bir marka olmaması gerekiyor. Zira bir evin parçası olarak düşünülebilir. Yani anonim bir ifade…

App ifadesi application sözcüğünün bir parçası gibi algılanabilir. Store da zaten mağaza/market anlamına geliyor. Bu açıdan Microsoft, savında haklı gibi görünüyor. Ama kendisi bir evin parçasının ismini markalaştırmakta beis görmemiş. Bu açıdan bakınca Apple da haklı.

Kapitalist sistemin aç gözlülüğünün, sahip olmanın yarattığı koruma dürtüsünün ve bu dürtünün beslediği kaybetme korkusunun zavallı bir özeti aslında bu tablo. Bu zavallı tabloya üçüncü bir açıdan bakan bir Linux kullanıcısı olarak benim görüşüm ise mahkemede belge olarak kullanılamayacak cinsten: Al birini vur ötekine…

Hemen hemen tüm Linux dağıtımlarının, özgürce ve sessizce, markalaştırmadan, kullanıcılarına sundukları Depo kavramını, üç beş sözcüğün üzerine ipotek koyarak ticari emellerine araç eden şu zihniyetler ne kadar da komik. Size “gelin özgür yazılım kullanın” demeyeceğim. Zira özgür olmayı seçip seçmeme özgürlüğünüze saygı duyuyorum. Ama en azından yerkürede hegemonyası kurulmak istenen düzenin farkında olun. Cebinin derdine düşmüş aç gözlülerin kölesi olmayın.


1
Mar

İşte Kde4 Sistem Ayarları’nın en neşeli kısmı. Tüm sisteminize hareket katmak sizin elinizde. Ateşli, kıpır kıpır bir çalışma ortamı için yapmanız gereken tek şey masaüstü efektlerini etkinleştirmek. Efektler sistemin işlem gücünü epeyce kullandığından kimi kullanıcılar tarafından pek tercih edilmese de gölgeli pencerelerin yarattığı derinlik etkisi, komut verilen pencerelerin işlemleri türlü sevimli hareketlerle gerçekleştirmesi ve masaüstleri arasında uçarcasına yapılan geçişler genel olarak kullanıcıların çok hoşuna gidiyor.

Genel
Bu sekmede masaüstü efektlerini açıp kapatabilirsiniz. Her şey sadece sizin kontrolünüzde. İşlemcisi ya da ekran kartı zayıf bir bilgisayar kullanıyorsanız masaüstü efektlerini kapatmanız, diğer uygulamalarınıza daha fazla güç sağlamak açısından faydalı olacaktır. Diğer yandan şunu da söylemek gerekir ki 1.8Ghz Amd Sempron işlemcili, 2GB 333Mhz bellekli ve 128MB Radeon X200 ekran kartlı bir dizüstü bilgisayarda Kde masaüstünü kullanan Pardus, masaüstü efektleri açıkken  rahatlıkla çalışıyor.

Genel sekmesinde pencere ve masaüstü değiştirme efektlerini de hızlıca seçmek mümkün. Ayrıca efektlerin hangi hızda çalışacağını da bu ekranda belirleyebilirsiniz.

Tüm Efektler
Sistemin tüm artistik hareketleri burada. Bu ekranda etkinleştireceğiniz Sihirli Lamba ile uygulama pencereleriniz görev çubuğuna su gibi aksın. Kaydırma efekti ile uygulamalar şık efektlerle açılıp kapansın. Çalışmalarınız arasında bir sunumun slaytları gibi dolaşın. Hatta siz çalışırken arka planda tatlı bir kar yağışı size eşlik etsin. Sisteminiz size sıkıcılıktan uzak, kullanımı kolay, performanslı ve neşeli bir çalışma ortamı vaadediyor.

İşlerinizi dans eder gibi, ayaklarınız yerden kesilerek yapacaksınız. Pardus’la çalışmalarınızın bitmesini hiç istemeyeceksiniz.


25
Şub

Kde4.5 ile birlikte sistem çekmecesindeki ön tanımlı ikonlar renksiz bir görünüme büründü. Camsı bir etki uyandıran bu görünüm hayli hoş. Ne var ki aynı tarzı benimsemeyen Kmail, Amarok gibi uygulamaların ikonları sistem çekmecesine kendi renkli halleri ile yerleşiyorlar. Hal böyle olunca sistem çekmecesinin görsel bütünlüğü de bozuluyor. Bütünlük sağlanması için Sistem Çekmecesi’ne yerleşen uygulama simgelerinin, halihazırdaki Ses, Aygıt Bildirici, Kmix simgeleri gibi görünmesi lazım. Eğer bu sağlanabilirse Sistem Çekmecesi o zaman yeni görünümünün süksesini yapabilecek.

Sistemi biraz gezince Pardus’la kurulu gelen ve çalıştığında Sistem Çekmecesi’ne yerleşen uygulamaların aşağıdakiler olduğunu gördüm.
- Kmail
- Akregator
- Kopete
- Amarok
- Choqok
- Ktorrent
- Paket Yöneticisi
- Konversation
- Knotes
- Amsn

Bu uygulamalar dışında da Sistem Çekmecesi’ne ikon yerleştirenler olabilir. Benim gözden kaçırdığım, sizin aklınıza gelen başka uygulamalar varsa, benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

Bu görsel düzenleme için Kde-look.org’da düşüncemi ateşleyen birkaç uygulamaya (Krayscale sözcüğü ile arama yapınız) rastladım. Kurcalayıp bir şeyler yapmaya da çalıştım ama maalesef başarılı olamadım.

Her ne kadar Sistem Çekmecesi bir Kde4 programcığı olsa da geliştiricilerimizin de bu küçük müdahaleyi yapabileceğini düşünerek Beyin’de de #1140 numaralı fikir giridisini yaptım. Kubuntu 10.10′da buna benzer bir düzenleme yapılmış. Pardus’un görsel bütünlüğünün sağlanması için faydalı olacağını düşündüğüm bu geliştirme için Beyin’de desteğinizi bekliyorum.


18
Şub

Bu inceleme için hayli geç kaldım aslında. Zira 20 Ocak’ta 2011 sürümü yayınlanan, Linux dünyasının en keskin tırnaklı, en sivri dişli, en yırtıcı dağıtımını geç de olsa bir süredir aktif olarak kullanıyorum. Aslında bir açıdan bakınca bu gecikmiş incelemem iyi. Çünkü aceleci ve dolayısıyla ön yargılı bir değerlendirme yapmaktan da sakınmış oldum. 2007.3′ten 2008′e geçtiğimizde çok fazla sarsılmamıştık. Ekran kartlarımızın sürücülerini kolayca yüklememizi sağlayan görüntü yöneticisi bizleri epey sevindirmişti ama Kde3 serisi ile devam edildiğinden, en azından gözümüzün gördüğü çok değişiklik yoktu. 2008.2′den 2009′a geçiş ise hayli sarsıcı olmuştu. Kde dördüncü sürümüne yükselmişti ve bizi bambaşka bir masaüstü deneyimi bekliyordu.

2009.2′den 2011′e geçiş ise tam anlamıyla salladı bizi. Pardus biraz daha farklı göründü gözüme. Kde 4.4′ten 4.5′e geçilmesiyle sistemin genelinde görünen görsel hoşluk ve performans iyileşmesi bir yana, artık Pardus’un kişiliğini sergileyen unsurlar da daha bir dikkat çekiyor. Bu hızlı girişle filmin son sahnesini gördük. Gelin, şimdi en baştan başlayalım ve neler olmuş görelim.

Yeni Yalı…Pek yakışıklı…
Kalıp dosyamız artık 700MB’lik bir CD’ye sığmıyor. Kendisi artık 1.1GB büyüklüğünde bir DVD kalıbı. DVD’den başlayan sistemimizde ilk önce yakışıklı yırtıcının suretiyle karşılaşıyoruz. Durun!..Sisteminizin ayarlarıyla oynamayın. 2009 serisindeki Lal rengi 2011′de yerini gri/füme kombinasyonuna bıraktı. İşte bu yeni Yalı…Ya da benim taktığım ismiyle YAlışıkLI…

Yeni Yalı, ekran tasarımıyla, kullanılan renklerle öncekinden epey farklı, daha şık ve ağır görünümlü. Disk bölümlendirme ekranı hariç diğer ekranlar, önceki sürümden çok farklı değil ama disk bölümlendirme bambaşka bir hale bürünmüş. Ubuntu’dakine benzer, ağaç görünümlü bir disk yapısı var artık karşımızda. İlk defa kullanan, benim gibi orta halli bir kullanıcı için biraz şaşırtıcı bir deneyimdi. Birazcık duraksadım ama Ubuntu’nun kurulum ekranına aşina olduğumdan başardım. Ne varki Linux’a yeni başlayacak bir kullanıcı için yeni disk bölümleme ekranı biraz zor ve ürkütücü. Ne yapmalı nasıl etmeli bilmiyorum. Henüz önerebileceğim olgun bir şeyler yok kafamda. Eğer Lvm ve Raid gibi fonksiyonların da eklenmesi sebebiyle ağaç görünümünden vazgeçilemiyorsa belki de disk bölümlendirme ekranında sağlam bir kılavuz metin düşünülebilir hızlı bir çözüm olarak (Bu cümlemle taşı sevgili geliştiricilerimize değil biz gönüllülere atıyorum. Talep beklemeden, olası tasarım/içerik çalışmalarımızı hazırlayıp sunmamızda hiçbir sakınca yok, büyük faydalar var).

Her zaman her yerde…En büyük Kaptan!
Kurulumdan sonra sistemi ilk başlattığımızda daimi ev sahibimiz Kaptan karşılıyor bizi. Aslında Kaptan’ı eskiden beri gereksiz bulmuşumdur ama bu kez sanki (belki de yenilenen tasarımından dolayı) Pardus’u diğer dağıtımlardan farklılaştıran önemli bir özellik olarak gördüm ve sevdim. Kullanıcı ile Pardus arasında kullanıcı-kullanılan ilişkisi dışında farklı bir bağın da kurulmasına yardımcı olan Kaptan, Oxygen ile Milky 2 simge setleri arasında seçim yapmamıza da olanak sağlayarak, resmi ve gönüllü Pardus forumları ile e-posta listelerindeki “Milky güzel/değil” tartışmalarına da ebediyyen son vermiş. Bravo Kaptan!

Sütlü sütlü…Ohhh…Misss…
Biraz sönük kaldığını düşündüğüm Milky 1′den sonra Milky 2 son derece sıcak göründü gözüme. Simgeler artık daha hacimli görünüyor. Belki varsayılan klasör renginin sarı yerine mavi tonlarından biri olarak belirlenmesi daha iyi olabilirdi. Ama belki de klasörlerin Oxygen’e benzememesi, setin geneline sıcak renklerin hakim olması gibi kaygılar gözetilmiştir düşüncesiyle buna pek takılmıyorum. Tüm klasörlerin rengini aynı anda değiştirebilmenin yolunu bulmaya çalışacağım artık.

Milky 2 için bir öneri geliştirmek isteseydim, araç çubuğu simgelerinin daha da sadeleşmesini isterdim. Bespin temasının (depomuzda Bespin simge seti yok) simge setinde, pencerelerin araç çubuklarındaki düğmeler tek renk (siyah). Yine Ubuntu’da tecrübe ettiğim Faenza simge setinde de pencerelerin araç çubuklarındaki düğmeler tek renk (siyah). Bu tek renklilik, pencerenin görünümün sadeleşmesinde oldukça etkili ve son derece güzel bir görünüm yaratıyor.

Milky 2′nin kişiliği tamamen kendine özgü. Biraz daha ışıltılı bir simge seti kullanmak isteyenler ise Pardus 2011′le yüklü gelen Oxygen’i kullanabilirler.

Daha zengin ve yepyeni görünümlü bir Paket Yöneticisi
Pardus 2011′in paket deposu, yeni yayınlandığını göz önünde bulundurursak içerik açısından fena değil. Henüz Xfce masaüstü paketleri depoda değil. Onlar da katıldığında hatta Çomak Projesi tamamlanıp da Gnome paketleri de eklendiğinde gayet ele avuca gelir bir içeriğe kavuşacak.

Yeni paket yöneticimiz gayet gösterişli. Efektler, animasyonlar ve farklı pop-up pencereler kendisine oldukça hoş bir hava katmış. Paketleri, tüm paketler, kurulu paketler, kurulabilir paketler ve güncelleme paketleri şeklinde ayrı ayrı sekmelerde görebiliyoruz. Sistemin geneliyle görsel uyumluluğun sağlanması açısından, sekme kullanımı yerine standart araç çubuğu ve düğmelerin kullanılması belki daha hoş olabilir. Böylece, pencerenin sağ alt köşesine konumlandırılmış “Paketleri Kur/Kaldır” düğmeleri araç çubuğuna taşınabilir.

Kde 4.5 ve Oxygen pencere teması
Kde’nin 4.5.4 sürümü 2011′in performansına son derece olumlu etki etmiş. Masaüstü efektleri gayet akıcı çalışıyor ama daha iyi olabilir/olmalı. Bunda X sunucusu ve ekran kartı sürücülerinin de (ekran kartım Amd Radeon HD3850) muhakkak etkisi var. Umuyorum ki X ve ekran kartı sürücüleri kendilerini daha geliştirirler. Şimdilik Amd’nin sunduğu sahipli sürücü yerine açık kaynaklı sürücüyü kullanıyorum. Özellikle yüksek çözünürlüklü (1920x1080x25fps) video dosyalarının oynatılmasında daha performanslı gördüm.

Oxygen pencere temasını bir türlü sevemedim. Bana çok donuk geliyor. Temadaki tek ışıltı başlık çubuğundaki ışık efekti. Orta ya da Bespin temalarında olduğu gibi tüm pencereyi kaplayan bir gradyan Oxygen’e çok yakışırdı oysa…Ben Pardus’umda Bespin kullanıyorum. Hem Oxygen’e göre daha hacimli bir görüntü arzediyor hem Xbar’la uyumlu hem de kendi gölge motorunu değil masasüstü efektlerindeki gölge motorunu kullandığı için çok daha güzel bir gölge efekti sunuyor.

Ortaya karışık…Zengin uygulama menüsü…Clementine faciası…
Kde4′ün kullanışlı uygulamaları ve eksiksiz ofis seti Libre Office, Pardus 2011′le kurulumda geliyor. Dolayısıyla sistemi kurduktan sonra, müzik dinlemek, film izlemek, ofis dosyalarıyla çalışmak, Twitter hesabınıza masaüstünden erişmek, hatta internet günlüğünüze erişmek için uygulama kurmak zahmetine girmenize hiç gerek yok. Kurulumdan sonra hepsi elinizin altında. Ya e-postalarınız, takip edeceğiniz rss adresleri, kontak listeniz, notlarınız? Onlar için de Kontact hizmetinizde. Tek uygulama ile tüm bu iletişim ihtiyaçlarınızı son dere basit ve hızlı bir şekilde karşılayabiliyorsunuz.

Durun bitmedi. Adalar vapurundaki cevval satıcılar gibi…”Bunlarla birlikte”…Video düzenleme için Kdenlive, fotoğraf arşivinizi yönetmek ve resim dosyalarındaki basit düzenlemeler için Gwenview, profesyonel imaj düzenleme ihtiyaçlarınız için Gimp ve bilgisayar kullanma deneyiminize bambaşka tatlar katacak pek çok uygulama da Keskin Diş’in 2011 sürümünde…

Uygulama yelpazesinde beni hayal kırıklığına uğratan tek nokta Amarok yerine Clementine’in gelmesi oldu. Bunun sebebini bilmiyorum. Belki teknik açıdan geliştiricilerimizin işini kolaylaştıran avantajları vardır Clementine’in. Ama ne olursa olsun Clementine geçmişin izlerini taşıyor. Arayüzü Kde3 döneminden Amarok 1 serisi ile aynı. Görüntü itibariyle sistemin geri kalanı ile uyumsuz. Ayrıca podcast desteği yok. Gerçi Amarok 2 depoda var. İsteyen kurup kullanabilir. Ama depodan kurulan Amarok’u bir türlü Türkçe’leştiremedim. Temennim Türkçe Amarok 2′nin 2011.1′de aramıza geri dönmesi yönünde…Sistemin hep göz önünde olan lokomotif uygulamalarında yapılan değişiklikleri pek doğru bulmuyorum.

Görünen o ki çevik güzellik, 2011 sürümüyle dişlerini bilemiş. Çomak projesi ile de avına atılmak üzere iyice gerilmiş bir yırtıcı görünümünde…Koşmaya başladığında ne kimse kaçabilecek ne de birşey kurtulabilecek.

Son sözler…
Pardus’u kullanmalı mısınız? Maalesef buna ben cevap veremem. Pardus, kullanmadan asla tadamayacağınız bir deneyim vaadediyor. Şu ana dek Pardus kullanıcısı yaptığım arkadaşlarımın hiç birine Pardus’u tavsiye etmedim. Sadece yarım saat kullandırdım. Şimdi ise gayet mutlular. 2011 içinse bu süre 1 dakika. Yani bildiğiniz anlamda ilk görüşte aşk…

Aşık olmaya hazır mısınız? Buyurun o zaman. Pardus burada


7
Şub

Takıntı…Benimkisi gerçekten takıntı. Masasında kağıt olmayan bankacı gördünüz mü siz hiç? Var işte…Masası monitör, klavye, fare, telefon ve içinde firmalardan gelmiş evrakların bulunduğu bir havuzdan ibaret olan, iki telefonu masanın hep aynı yerinde (monitörün hemen altında) mutlaka birbirine paralel olarak duran, saplantılı bir bankacı. O benim… Bendeki bu düzen hastalığı sürekli olarak kullandığım Linux dağıtımlarını da kurcalamama sebep oluyor. Kullandığım uygulamaların arayüzlerinin basit ve sade olmasını tercih ediyorum. Eciş bücüş, onlarca simge, sağda solda, orada burada yazılar göz zevkimi feci halde bozuyor. Elimde olsa kullandığım bilumum uygulamaların üzerinde tek düğme bırakmayacağım ama o da biraz saçma olur be…

Bilgisayarımda hem Pardus 2011 hem de Ubuntu 10.10 kullanıyorum. İkisinin de tadını çıkarıyorum. Pardus üzerinde masaüstü ortamı Kde4 olduğundan ek uygulamalar kullanmadan pencerelerin her yerini kesip biçip kuşa çeviriyorum. Bespin temasıyla birlikte Xbar’ı da kurdum mu tamam oluyor (Xbar pencerelerin menü çubuklarını panele taşıyan ve MacOS X’teki gibi görünmelerini sağlayan küçük bir uygulama). Ne varki bir süredir Ubuntu kullanıyorum. Kız kardeşimin dizüstü bilgisayarına kuracağım Linux olarak onu seçmemle, kendi masaüstümde de kullanma isteği belirdi içimde. Kurdum gitti…

Ubuntu’da varsayılan masaüstü ortamı Gnome. Gnome Kde4 gibi kişiselleştirilebilirlik imkanları sunmuyor. Ancak bazı eklenti ve uygulamalarla ne kadar güzel kıvama gelebileceğini gözlerimle gördüm, bizzat tecrübe ettim. İstediğim özelleştirme için temel ihtiyaçlarım aşağıdaki gibiydi. Bakınız Ubuntu’ya neler yaptım.

Pencerelerdeki Menü Çubuklarını Panele Taşımak
11.04′le kurulu olarak gelecek olan Global Menu bu iş için biçilmiş kaftan. Kurup eklentiyi panele yerleştirdiğimiz andan itibaren tüm Gtk arayüzlü uygulamaların araç çubukları panele taşınıyor. Yalnız en yaygın Gtk arayüzlü uygulama (Firefox’tur kendisi) maalesef menü çubuğunu Global Menü’ye göndermiyor. Bu sorunun 11.04′te giderileceğine dair bir haber okudum. Umarım işe yarar. O zamana dek menü çubuğundan kurtulmak için Firefox’un Hide Menubar eklentisi harikulade bir çözüm. Eklentiyi kurduğunuz anda menü çubuğu arazi olacaktır. Görmek isterseniz klavyenizin tab tuşuna basmanız yeterli. Darısı Libre Office’in başına. O da Global Menü’ye direnenlerden…

Pencerelerin Araç Çubuklarını Sadeleştirmek
Menü çubuğundan kurtulduk ama araç çubuklarımız da hala kalabalık. Gnome’da maalesef Kde’deki gibi araç çubuklarını doğrudan sadeleştirme, istediğimiz düğmeleri ekleyip çıkarma imkanımız yok. Nautilus bu yüzden özelleştirilemez durumda. Bunu aşmanın ve Nautilus’a sade ve şık bir görünüme büründürmenin yolu nautilus-elementary temasını kurmaktan geçiyor. Aşağıdaki komutları terminalde sırasıyla verirsek nautilus-elementary’yi kuracağız.

sudo add-apt-repository ppa:am-monkeyd/nautilus-elementary-ppa
sudo apt-get update
sudo apt-get dist-upgrade
nautilus -q

Bu kodlardan sonra Nautilus daha şık. Ayrıca bazı sürprizleri var. Resimlerinizin olduğu bir klasördeyken F4′e bir basın bakalım, karşınıza ne çıkacak.

Parlak Bir Pencere Teması Kurmak
Ubuntu’nun maalesef bir türlü tutturamadığı bir şey bu. Hep kahverengi, turuncu renkli pencere temaları geliyor sistemle. Oysa açık renkler sistemi daha bir başka gösteriyor sanki. Açık renkler pencere gölgesiyle kontrast oluşturduğundan, pencereleri gerçekten havadaymış gibi gösteriyor. Derinlik hissini arttırıyor. Ayrıca beyaza yakın renkler, sadeliği destekleyen bir etki yaratıyor. Tüm bu özellikleri taşıyan harika bir pencere teması keşfettim: Orta. Haydi kuralım Orta’yı. Buyurun terminale.

sudo add-apt-repository ppa:nikount/orta-desktop
sudo apt-get update
sudo apt-get install orta-theme
sudo apt-get install orta-emerald-decorators
sudo apt-get install orta-xfwm4-decorators

Şimdi Ubuntu’nun iki renkli temasından kurtulduk. Orta temasının da kendine has özelleştirme ayarları var. Bu ayarlara, Panel>Sistem>Tercihler menüsünden ulaşabilirsiniz. Temanın kendi yapılandırma uygulaması oraya yerleşecektir.

Güzel Bir Simge Seti
Söz konusu Ubuntu ise favorim Faenza. Harikulade bir set. Ubuntu ile de son derece uyumlu. İçinde de son derece güzel simgeler var. Setin tamamını sisteminizde kurulu diğer simge setleri ile birlikte /usr/share/icons dizini altında inceleyebilirsiniz. Faenza’yı terminalde aşağıdaki kodları girerek sisteminize kurabilirsiniz.

sudo add-apt-repository ppa:tiheum/equinox
sudo apt-get update && sudo apt-get install faenza-icon-theme

Kıpır Kıpır Bir Rıhtım
Pencerelerin listelenmesi için standart paneldeki pencere listesini kullanmayı pek tercih etmiyorum. Compiz-Fusion’la birlikte çalışan Cairo-Dock benim için daha cazip. Özelleştirilebilme yetenekleri gerçekten harika. Üzerindeki simgelerin efektleri çok güzel. Oynayıp duruyorsunuz. Faenza simge seti de Cairo-Dock üzerinde etkinleştirildiğinde sistemin geri kalanıyla son derece uyumlu bir rıhtımınız oluyor. Üstelik uygulamalarınızın yeri hiç değişmediği için zaman içinde rıhtım kullanımı, standart panel kullanımından daha kolay gelmeye başlıyor.

Sonucu resimleri büyüterek daha net görebilirsiniz. Gerçekten güzel oldu.


16
Oca

Soğuk bir Ocak akşamında (dün) Beşiktaş’taki Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Pardus’un arkasından konuştuk, tüm konuştuklarımızın ve yaptıklarımızın kaydedildiğini umursamadan…Pardus’un, kullanıcıları gözündeki yerinin ve kullanıcı beklentilerinin tespit edilmesi açısından son derece faydalı ve pek keyifli bir oturum oldu. Toplantıda, Pardus’a başlama ve kullanma sebeplerimizden, yapısı, sağladıkları, sağlayamadıkları ve yaygınlaştırılmasına kadar pek çok konuda konuştuk. Öyle hissettim ki biz Pardus gönüllüleri 17.878.962 toplantıya daha katılıp Pardus’u sonsuza dek anlatma eğilimine sahibiz. Bu güzel…

Oturumda sorulan sorular, verilen cevaplar, o cevaplardan bir veri yığınının oluşturulması ve bir sonuca varılması, değerli hocamız Sn.İlker Berkman ve ekibinin uzmanlık alanı olduğundan, içerikle ve kişisel değerlendirmelerimle ilgili herhangi bir paylaşımda bulunmayı doğru bulmuyorum. Şunu söyleyebilirim ki bu oturum belki de İlker Bey’den ziyade bana faydalı oldu.

Pardus’la ilgili hem objektif diyebileceğim hem de ön yargı görünümündeki fikirlerimi muhakeme etme şansını buldum. Kendimi İlker Bey’e anlatmak isterken kendime de anlattım galiba. Bundan sonraki çalışmalarımda (taciz ve eylemlerim de diyebiliriz) izleyeceğim yordamlar konusunda enerji tasarruflu bir ampul (malum, maksimum parlaklığa biraz geç ulaşıyor) kafamda yandı gibi.

Evet…Gerçekten keyifliydi. Bu arada, eşimin ısrarlı hatırlatmaları sebebiyle, fotoğrafa dikkatli dikkatli bakması muhtemel okuyucularım için küçük bir not düşmek istiyorum. Sevgili eşimin karnı fazla kilo değil 4 ay sonra dünyaya gelecek minik oğlumuz Erdem sebebiyledir :) .

Unutmadan, altını çizmek istediğim bir noktaya da dikkat çekmeden edemeyeceğim. “Özgür yazılım para kazandırır mı?” diye soranlara verecek cevabımız da hazır artık:

Parayı dert etmeyin. Kullanın yeter :) .


15
Oca

Pardus’ta açıp kullandığım yazılımların ara yüzlerinin sade olmasını tercih ediyorum. Sık kullanmadığım düğmelerin sürekli gözümün önünde durması beni rahatsız ediyor. Açık olan yazılım penceresini gereğinden fazla kalabalık ve dağınık gösterirken, aslında o pencerede ulaşmak istediğim unsurların (Dophin’deki klasörler veya Firefox’taki internet sayfaları) geri planda kalmasına sebep oluyor. Qt tabanlı yazılımlarda bu sorunu, KDE’nin muhteşem özelleştirilebilirlik imkanları ve Bespin pencere temasıyla birlikte kullandığım Xbar plasma programcığı ile aşıyorum ama Firefox gibi Gtk tabanlı uygulamalar ne yazık ki Bespin tarafından giydirilemiyor ve Xbar da işlevsiz kalıyor.

Bu durumu çözüp, Firefox’u sistemin genel görünümüne biraz olsun uydurabilmek, benzetebilmek için binbir farklı şey denedikten sonra nihayet aşağıdaki iki Firefox eklentisinde karar kıldım.

*Strata Reloaded teması ve
*Compact Menu 2 eklentisi.

Bu iki eklentiyi kurup sistem ayarlarından pencere kenarlığı rengini de Strata Reloaded temasının rengine çevirdiniz mi bütünleşik görünümlü, şık sekmeli, araç menüsünden arınmış (tüm menü küçük bir dünya simgesine dönüşecek) sade bir Firefox’unuz olacak.

Firefox 4′ü kullanmaya başladığımızda bunlara gerek kalmayacak ama herhangi bir sebeple Firefox 3.5 serisini kullanmaya devam edecek kullanıcılar için bu minik paylaşım da elimizin altında bulunsun istedim.


13
Oca

Değerli arkadaşlarım, hatırlayacaksınız burada, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü öğretim görevlisi Sn. İlker Berkman’ın davetini sizlerle paylaşmıştım. İlker Bey’in Pardus Kullanıcıları e-posta listesine duyuru yaptığı esnada tarihi belli olmayan toplantının zamanı netleşti. Bu hafta sonu,15 Ocak Cumartesi saat 17:00′de Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’ndeyiz…”Bu toplantı neyin nesidir? Neyi amaçlar? Ne yapacağız?” gibi sorularınızın yanıtları için burayı okuyabilir, hem bilgi almak hem de katılım organizasyonu için iberkman[at]bahcesehir.edu.tr e-posta adresi ile İlker Bey’le temasa geçebilirsiniz.

Deneyimlerimizi paylaşıp, daha gelişmiş bir Pardus’a katkıda bulunmak için orada olacağız. Bekliyoruz.


8
Oca

Pardus’un, kullanıcı deneyimi açısından daha iyi bir seviyeye gelebilmesi için Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin yürüttüğü bir çalışma var. Bu çalışmanın amacı, görmek, tecrübe etmek istediğimiz Pardus’un hayata gelebilmesi için gerekenleri ortaya koyabilmek. Bu hedefle, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Tasarımı Bölümü öğretim görevlisi Sn.İlker Berkman, Pardus Kullanıcıları listesine aşağıdaki e-postayı gönderdi.

“Merhabalar,

Pardus kullanımına ilişkin görüşlerinizi alacağımız bir odak grup oturumuna katılacak gönüllüler arıyoruz.

Bahçeşehir Üniversitesi’nde, İletişim ve Mühendislik Fakülteleri’nin bir ortak çalışması olarak, Pardus Geliştirme Grubu için bir araştırma yürütmekteyiz. Çalışmanın amacı, Pardus’un kullanıcı deneyimi yönünden zenginleşmesi için gereksinimleri belirlemek.

Hali hazırda Pardus kullanan kişilerin görüşleri de, Pardus kullanıcı deneyimini anlamak adına çok önemli. Bu çerçevede, genel olarak işletim sistemi kullanımı, özelde Pardus kullanımına ilişkin görüşlerinizi alacağımız bir odak grup oturumuna katılacak gönüllülere erişmeye çalışıyoruz.

Odak grup oturumu, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde gerçekleşecek. Gün ve saat olarak kesin olmamakla beraber, 14 Ocak Cuma, ya da 15 Ocak Cumartesi günü şu anda uygun görünüyor. Saat 18:30 civarında başlanabilir. Ya da daha erken olabilir. Odak grup oturumunu, 2 saat civarında süren, 6-7 kişilik bir grupla Pardus odağında gerçekleşecek bir sohbet olarak düşünebilirsiniz.

Bu çalışmaya katılacak Pardus kullanıcılarının, geliştirici/programcı olmaması gerekiyor. Bunun dışında, Pardus hakkındaki bilgi düzeyleri önemli değil. Yalnızca, “Ben Pardus kullanıyorum” demeleri yeterli.

Eğer bu çalışmaya katılmak isterseniz, ya da katılabileceğini düşündüğünüz kişiler varsa, lütfen bana ya da e-posta grubuna mesaj atın.

İlginiz için teşekkür ederim.

İlker BERKMAN
Öğr. Gör.
Bahçeşehir Üniversitesi
İletişim Fakültesi
İletişim Tasarımı Bölümü”

E-posta listesine üye olmadığı için bu çalışmadan haberdar olamayan arkadaşlarımı da bilgilendirmek istedim. İletişime geçmek isteyenler için, İlker Bey’in e-posta adresi iberkman[at]bahcesehir.edu.tr. Kendisi, katılımlarınızı bekliyor.

Ben, Pardus delisi eşim ve dünyaya gelmesine 4 ayı kalan yavru Pardusçu bebiğimiz de orada olacağız. Doktorumuz artık dışarıdaki seslere karşı duyarlı olduğunu söylüyor. O da dinlesin olan biteni. Sonra yabancılık çekmesin vahşi kediye…


25
Ara

Varsayılan olarak KDE masaüstü ortamı ile gelen Pardus’un kurulumuyla birlikte 2 güzel simge seti geliyor: Oxygen ve Milky 1. Ama Pardus 2011 ile birlikte tanışacağımız Milky 2 ile birlikte güzel bir simge setimiz daha olacak. Martı isimli bu seti, Pardus gönüllülerinden, Özgürlükiçin.com Tema Yöneticisi Abdulkerim Aydın hazırlıyor. Simge seti hakkındaki ilk izlenimlerim gayet olumlu. Hafiften gölgelendirilmiş, derinlik hissi uyandıran simgeler çok şık duruyor. Müzikler, Resimler, Videolar gibi kategorik klasörler hayli hoş tasarlanmış. Kimi simgelerde (şimdilik metin dosyası ile sd kart simgesinde yakalayabildim) “Martı” imzasını da görmek mümkün.

 

Tamamlandığında çok güzel olacağı her halinden belli. Ellerine sağlık Abdulkerim. Bir simge setini eksiksiz tamamlayabilmek zaman ve emek isteyen, gerçekten çetrefilli bir iş. Her babayiğidin harcı değil. “Ellerine sağlık”a ek olarak tebrikler Abdulkerim.

Martı simge setinin bir internet günlüğü de var. Bu günlük üzerinden, yorum ve önerilerimizle bu güzel simge setinin gelişimine katkıda bulunmamız önemli. Bir sanatçının gıdası, sanatseverlerin ilgi ve beğenisidir. O zaman?..Haydi, Martı’ya simit atmaya…


28
Kas

Geçtiğimiz ay içinde, muhtelif video dosyalarından DVD hazırlamaya yarayan Devede yazılımı için bir inceleme/tanıtım yazısı hazırlamıştım. Özgürlük İçin forumundaki bir kullanıcının “bunun Türkçe’si yok mu?” sorusu üzerine, “Allah, yürü ya  kulum dedi Ozan. Haydi, şu çeviri işini öğrenmenin tam sırası!” dedim kendime ve yerelleştirme işini en sonunda öğrendim. Devede’yi Türkçe’leştirme işi de benim için iyi bir başlangıç ve egzersiz oldu.

Yerelleştirme yapmak isteyip de nereden başlayacağını bilemeyen kullanıcılara bir nebze olsun yardımcı olabilmek için bu çeviriyi nasıl yaptığımı basitçe paylaşmak istiyorum.

Efendim, ilk yaptığım şey Devede’nin geliştiricisinin sitesine gitmek oldu. Zira yazılımın kaynak kodları büyük ihtimalle oradadır. Devede’nin geliştiricisi Rastersoft. İnternet sayfasının adresi ise www.rastersoft.com. Bu siteden Devede’nin 3.16.9 sürümüne (şu anki en güncel sürüm) ait kaynak kodunu masaüstüme indirdim ve sıkıştırılmış dosyayı açtım. Dosyanın içinde bir po klasörü vardı. Po klasörünün içinde de İngilizce dışında diğer dillere ait .po dosyaları…Po dosyası, Lokalize ya da Poedit uygulamaları ile açıp güncelleyebileceğiniz bir dosya.

Tabi takdir edersiniz ki Devede’nin kaynak kodu içindeki po klasöründe tr.po isimli bir dosya yoktu. Bu yüzden aynı dizindeki untitled.pot dosyasını kopyalayıp, tr.po olarak kaydettim. Sonra o tr.po dosyasını Lokalize yazılımı ile açtım. Lokalize’yi Paket Yöneticisi’nden kurabilirsiniz.

Lokalize, kullanması çok kolay bir uygulama. Sezgisel olarak neyi nasıl yapabileceğinizi hemen anlıyorsunuz. Sol taraftaki pencerede girdileri satır satır görüyoruz. Kaynak sütununda İngilizce halleri var. Bizim yapacağımız tek şey, satır satır ilerleyerek, İngilizce olan girdilerin ifadelerini sağ taraftaki beyaz bölüme yazmak ve kaydetmek.

Eveeet…Lokalize ile tr.po dosyamızı hazırladık ama daha işimiz bitmedi. Uygulamalar, çevirileri .mo dosyalarından okuyabiliyorlar. Yani hazırladığımız tr.po dosyasını kullanarak bir tr.mo dosyası oluşturmalıyız. Bunun için Dolphin’de tr.po dosyasının bulunduğu dizindeyken F4′e basıyoruz ve konsolu Dolphin’in içinde açıyoruz. Aşağıdaki komutu yazıp enter tuşuna basıyoruz.

msgfmt -v tr.po -o tr.mo

İşte tr.mo dosyamız oluştu. Eğer bu dosyayı, ismini devede.mo olarak değiştirip usr>share>locale>tr>LC_MESSAGES dizinine kopyalarsak, Devede Türkçe olarak açılacaktır.

Tabi bu yerel bir çözüm. Bu çeviriden herkesin faydalanabilmesi için hazırladığımız po ve mo dosyalarını uygulamanın geliştiricisine göndermemiz gerekir ki çeviriler kaynak koda eklensin ve Pardus geliştiricileri Devede’nin bir sonraki sürümünü depoya aldıklarında uygulama otomatik olarak Türkçe gelsin.

Bunu da ben yaptım. Devede’nin bir sonraki sürümü (muhtemelen sürüm numarası 3.16.10 olacaktır) yayınlandığında kontrol edeceğim. Türkçe dil desteğini gördüğüm anda bir hata takip girdisi…Hoop, Türkçe Devede depoda.

Yukarıda anlattığım şekilde Devede’yi Türkçe olarak kullanmak isterseniz, hazırladığım devede.mo dosyasını buradan alabilirsiniz.


26
Eyl

Pardus 2009 serisi varsayılan olarak Milky simge seti ile birlikte geliyor. İlk versiyona göre biraz daha renklendirilmiş ve şenlendirilmiş olan ikinci sürümüyle birlikte Milky yine bizlerle olacak. Milky 1′i pek kullanmamıştım. KDE4′le gelen Oxygen bana daha cazip geliyor. Milky 2′de durum belki değişebilir. Tecrübe edip göreceğim. Ama seti kullanmasam da içindeki bir simgeyi her zaman kullanıyor olacağım. O da Kickoff Uygulama Çalıştırıcısı için üretilmiş Pardus logosu.

Biliyorsunuz Sistem Ayarları’nda bir simge setini seçtiğinizde tüm sistem o setin içeriğine göre güncellenir. Dolayısıyla Oxygen’i seçtiğimizde de Kickoff Uygulama Çalıştırıcısı’ndaki Pardus logosu yok olur, onun yerine Kde’nin çark dişlisi ve “K” harfinden oluşan standart simgesi gelir.

Siz de benim gibi “Benim bilgisayarımda orada her zaman Pardus logosu olacaktır arkadaş!” diyenlerdenseniz, kullandığınız simge seti ne olursa olsun Kickoff uygulama çalıştırıcı simgesinin Pardus olmasını sağlamaya ve Milky simgelerinin nerede olduğuna dair kısa birkaç ipucunu paylaşmak isterim.

Efendim gördüğünüz gibi bilgisayarımda Oxygen simge seti aktif. Dolayısıyla panelin en sonunda Pardus logosu yerine Kde logosunu görüyoruz. Yapacaklarımız basit.

Önce Kickoff Uygulama Çalıştırıcısı’na sağ tıklayalım ve açılan menüden Uygulama Başlatıcısı Ayarları’nı seçelim. Karşımıza gelen pencerede, Genel sekmesindeki Simge düğmesine tıklayalım. Şimdi simgelerin listelendiği pencereyi görüyoruz. Bu pencerede Diğer Simgeler’i seçelim. Çünkü simgemizin yerini Gözat düğmesiyle biz göstereceğiz. Bastık Gözat’a…Karşımıza Aç-Plasma Çalışma Alanı penceresi geldi. Güzeeeelll. Doğru yoldayız.

Kök Dizin’e girelim şimdi. Oradan nereye gideceğimizi ayrı ayrı yazmayayım. Alt resimdeki yolu izleyiniz. Bakın bakın! Pardus logoları lila ve siyah renkte bize gülümsüyor. İstediğinizi seçin. Kickoff Uygulama Çalıştırıcı, yeni simgesiyle emirlerinizi bekliyor.

Mantığı kavradınız. Artık Kickoff’un simgesi fotoğrafınız bile olabilir. Merak edenler için ekleyeyim. Yukarıdaki her şey Lancelot menü için de geçerlidir.


27
Ağu

Bilmem ki…Nereye gitmişler acaba? Gördüğüm kadarıyla görev çubuğunu terk edip, bize boş, ferah bir görev yöneticisi bırakmışlar. Niye öyle olmuş? Benim takıntılarım yüzünden…Bakın anlatayım. Şimdiye kadar Kmail ve Akregator’ı hiç ayrı ayrı kullanmadım. Her şeyi tek bir yazılımdan halletmeyi sevdiğim için Kontact kullanıyordum. Ama bir gün sistem izleyicisinde bir baktım ki Kontact işlemci ve bellek kullanımında almış yürümüş. Tabi içinde Kmail ve Akregator’a ek olarak adres defteri, takvim, yapılacaklar listesi, kjots (not defteri), notlar ve zaman izleyici uygulamaları da olduğundan bu kadar kaynak tüketmesini normal karşılamak gerekir.

Sadece Kmail ve Akregator’u aktif olarak kullandığıma göre bir daha Kontact’ı açmama gerek yok diye düşündüm. Kmail ve Akregator’u ayrı ayrı açarak hem işlev hem de görünüm olarak özelleştirdim. İşte nokta burası…Kmail’de Ayarlar>Görünüm>Sistem Çekmecesi, Akregator’da ise Ayarlar>Genel ekranında “Sistem Çekmecesini Etkinleştir” diye birer seçenek var.

Bu seçenekleri işaretlediğinizde ne mi oluyor? Hem Akregator hem de Kmail’in simgeleri sistem çekmecesine yerleşiyor. Sistem çekmecesindeki simge dışında, uygulama penceresinden (uygulama penceresindeki kapat butonu ya da görev yöneticisi üzerindeki uygulama simgesine sağ tıkladığımızda açılan menüden) kapat komutu verdiğinizde kapanmıyor. Sadece görev yöneticisini terk ediyor ve sistem çekmecesinde çalışmaya devam ediyor. Tıpkı Amarok ve Kopete gibi yani…Böylece görev yöneticisi, açacağımız yeni uygulamalar için ferahlamış oluyor. Deneyin…Hoşunuza gidecek.


26
Ağu

Pardus’u ilk kurduğum günden beri ki 2007.2 Caracal Caracal ile başlamıştım, yazı tipleri nedense bir türlü beni tatmin etmemişti. Yazılarda bir keskinlik sorunu vardı. Gözlerimi çok yoruyordu. Yazı tiplerinin Linux dağıtımlarında, Windows ya da MacOS X’teki gibi keskin, net, kolay okunabilir olmasını arzu ediyordum. Ubuntu ve Mandriva iyi gibiydi ama tam değildi. Yazı tiplerinin daha güzel görünmesi için Sistem Ayarları’ndaki yumuşatma kullanma fonksiyonu dışında internette de bazı ayarlar (özellikle KDE4′e yönelik) bulup denedim. Ama hiçbirinde istediğimi bulamadım. Meğer aradığım elimin altındaymış da haberim yokmuş: Droid Sans.

Droid Sans, açık kaynaklı, özgür bir yazı tipi. Üstelik Pardus üzerinde harika görünüyor. Yazı tipinin karakteri küçük. O yüzden 1680×1050çözünürlüğe sahip monitörümde, her zaman olduğunun aksine 8px değil 9 px boyutunda kullanıyorum. Open Office Kelime İşlemci’de yazdıklarım bile bir başka görünüyor gözüme sanki. Yuvarlak karakterli (“O” vb.) harflerde, çizgiler kesintisiz görünüyor. Eğer siz de benim gibi hipermetropi-astigmatizm kardeşliğinden muzdaripseniz şiddetle tavsiye ediyorum. Ekran büyüklüğünüz, çözünürlüğünüz ve keyfinize bağlı olarak her büyüklükte rahatça, keyifle kullanabilirsiniz.


25
Ağu

Bugün kendimi Beyin’e adamaya karar verdim. Beyin ne mi? Beyin, Özgürlük İçin bünyesindeki bir fikir-öneri geliştirme platformu. Beyin sayesinde kullanıcıları, Pardus’un daha iyi olabilmesi için ne gibi özelliklere sahip olması gerektiğini geliştiricilerle paylaşabiliyorlar. Geliştiriciler de uygun görülen firikleri değerlendirmeye alıyorlar ki bir sonraki Pardus sürümünde kullanabilelim. Tabi Beyin içinde fikir beyan ederken bazı şeylere dikkat etmek gerekli. “Pardus, çay da demleyebilsin” türünden, herhangi bir fonksiyonellik içermeyen, mantıksız fikirler öne sürmekten kaçınmamız lazım. Bir fikir, Pardus’un işleyişi, fonksiyonları (kurulumdan kullanıma) ile ilgili olmalı. Pazarlanması ile ilgili değil…Yani “Pardus yaygınlaşsın, televizyon reklamları yayınlansın” türünden düşünceler de ne yazık ki Beyin’e uygun fikirler değil.

Beyin’e uygun fikirler fonksiyonel olmalı. Tabi bu fonksiyonel fikirleri Beyin’e girerken neyin nasıl yapılacağına dair öngörülerimizi de eklememiz çok yerinde olacaktır.Böylece hem fikrimiz daha anlaşılır olur hem de geliştiricilerin işini bir nebze olsun hafifletebiliriz.

Beyin’e fikir firmeden önce Yeni Fikir Nedir? ve Beyin Bölümünü Kullanmadan Önce sayfalarını okumanızı önemle tavsiye ediyorum. Haydi! Okumaya başlayın ve sonra da yardıma gelin.


20
Ağu

Sistem Ayarları altındaki ikinci modül, sistemimizin genel görüntü ayarlarını yaptığımız Görünüm modülüdür. Pencerelerimizin, kenarlık ve gövde ayarlarından, yazı tiplerine, renklerden simge setlerine pek çok görsel kişiselleştirmeyi bu ekrandan yaparız. Hatta anlık mesajlaşma uygulamasında kullandığımız gülücük simgelerinin ayarlarını bile yapabiliriz. Görünüm altında 8 alt bölüm bulunur. Gelin bu bölümleri tek tek inceleyelim.

Biçim
Genel olarak sistem görünümüne en çok etki eden ayarlar buradadır. Uygulamalar sekmesinde, pencerelerimizin nasıl görüneceğini belirleriz. Tek yapmamız gereken, Parçacık Biçimi menüsünden, o anda sistemde yüklü olan alternatif temalardan birini seçmek. Pardus ilk kurulduğunda Oxygen teması ile gelir. Gayet güzel bir temadır. Ben sonradan depodan Bespin isimli temayı kurdum. Bespin, Oxygen’e göre biraz daha “janjanlı” diye tabir edebileceğimiz tarzda bir tema. Renk geçişleri ve air temasına has halka desenleri sebebiyle göze çok hoş görünüyor. Bu ekranda, temayı etkinleştirmeden önce alttaki ön izlemeyi inceleyebilirsiniz. Uygula düğmesine basarsanız tema etkinleşir. Sonrasında her temanın kendine has ayarlarını “Yapılandır” düğmesine basarak açılan ekranda yapabilirsiniz. Her temanın kendine has ayrıntılı ayarları olduğundan onları farklı yazılarda ayrı ayrı anlatacağım.

Biçim bölümündeki Çalışma Alanı sekmesi Plasma çalışma ortamının temasını belirlediğimiz yerdir. Plasma kavramı hayatımıza Pardus 2009′la girdi ve uzun süre de çıkmayacak gibi görünüyor. Bu kavrama göre, masaüstümüzde dizinleri gösteren uygulamacık, işlemci yükünü ya da disk doluluk durumunu gösteren uygulamacık hatta panelimiz birer plasmoid. İşte bu ekranda yapacağımız bir seçim, tüm bunların görünümünü değiştiriyor. Pardus, ön tanımlı olarak Air teması ile kuruluyor. Oxygen ve Heron da denemenizi tavsiye edebileceğim güzel temalardan. Yetmedi mi? O zaman basın bakalım “Yeni Temalar Al” düğmesine. İşte karşınızda “Sistem Ayarları Eklenti Yükleyici” ve Kde-look.org sitesinde yayınlanan birbirinden güzel plasma temaları. Beğendiğinizi seçip Yükle düğmesine basmanız yeterli. Tema sizindir. Masaüstünüze yeni bir renk vermeye hazırsınız.

Son olarak İnce Ayarlar sekmesi. Burası görsel efektlerin sistemimize yaratacağı yükü dengelememize yarayan ayarı yaptığımız ve pencerelerimizdeki araç çubuklarında yer alan düğmelerin yapısını belirlediğimiz ekran. Grafiksel efektler menüsü, sahip olduğumuz ekran çözünürlüğü ve işlemci gücüne bağlı olarak, sistemimizin grafik efektleri en verimli çalışacak şekilde ayarlamasını sağlıyor. Örneğin 1680×1050  gibi yüksek kabul edebileceğimiz çözünürlüğe sahip bir monitörümüz ve 800Mhz hızında çalışan bir işlemcimiz varsa “Yüksek Ekran Çözünürlüğü ve Düşük İşlemci” seçeneğini seçmemiz mantıklı olur. Sistemimiz görsel efektlerin etkinliğini (çözünürlüğünü, akıcılığını, görülebilirliğini vb.) bu seçime göre ayarlayacaktır.

Aslında her pencerede ayrı ayrı yapabileceğimiz bir ayar olan araç çubuklarındaki düğmelerin metin/simge ayarlarını da bu ekranda, tüm pencereleri etkileyecek şekilde yapabiliyoruz. Simgelerin büyüklüklerini buradan ayarlayamıyoruz ama simgelerde metin olacak mı, olacaksa simgenin altında mı yanında mı olacak gibi seçimleri burada yapabilmemiz mümkün.

Renkler
Adı üzerinde, sistemimizdeki bileşenlerin renkleriyle oynadığımız, değiştirdiğimiz ekrandır burası. Şema sekmesinde ön tanımlı ayarları yapılmış renk paketlerinden seçim yapabileceğimiz gibi, “Renkler” sekmesinde, pencere arka planı, seçim rengi gibi ayrıntılara girerek renk şemamızı kişiselleştirebilmemiz de mümkün. Seçenekler sekmesindeki “Karşıtlık” ayarı ile de mutlaka oynayın. Renklerin görünürlüğündeki değişim hoşunuza gidecektir. “Ben bu şemaları beğenmedim. Şemayı özelleştirmekle de uğraşamam” diyorsanız “Şema” sekmesinde iken sağ tarafta bulunan “Yeni Şemalar Yükle” düğmesine basıyorsunuz. İşte! Yine karşımızda kim var? Sistem Ayarları Eklenti Yükleyici ve bir sürü hazır renk şeması…Gözünüze kestirdiğiniz şemanın sağında bulunan “Yükle” düğmesine basıyorsunuz, hepsi bu.

Simgeler
Sistemimizdeki simgelerin görünümlerini değiştirdiğimiz ekran burası. Simgeler temelde paketler halinde sunulur. Bu paketlere “simge seti” deriz. Pardus, ilk kurulumda KDE4′ün ön tanımlı simge seti Oxygen ve kendine özel üretilmiş olan Milky simge setleri ile birlikte gelir. İstediğiniz simge setini kullanmak için tek yapmanız gereken; onu seçip “Uygula” düğmesine basmaktır. Kısa bir güncelleme işleminden sonra tüm sistemdeki simgelerin değiştiğini göreceksiniz.

Sisteme yeni simge seti eklemenin ise iki farklı yolu var. İlkinde, internet üzerindeki herhangi bir kaynaktan masaüstüne indirdiğiniz bir simge setini (uzantısı .tar.gz olmalıdır) “Tema Dosyası Kur” düğmesine basarak göstermekten ibarettir. İkincisi ise daha da kolay…”Yeni Temalar Al” düğmesine basıyorsunuz. Kde-Look.Org’daki binlerce simge seti karşınızda…Beğendiğinizin yanındaki “Yükle” düğmesine basın, tamam. Keyfini sürün yeni simgelerinizin…

Yazı Tipleri
Sistemde, farklı bölgelere farklı yazı tiplerini atayabilmek mümkün. Bunu tek tek yapabildiğimiz gibi bir anda tüm sistemin yazı tipini ve font büyüklüğünü de ayarlayabiliyoruz. Windows’ta clear type denilen yazı tipi yumuşatma ayarını bu ekranda yapıyoruz. Ben sistem ayarları seçeneği ile kullanıyorum.

Pencereler
Biçim sekmesinde pencerelerimizin gövdelerini etkileyen ayarlar yaparken bu sekmede pencerelerimizin kenarlıklarını ayarlıyoruz. Açılır menüden istediğimiz pencere dekorasyonunu seçerek işe başlıyoruz. Seçim yaptığımızda o dekorasyona ait ayarlar pencerenin altında görünecektir. Her dekorasyonun kendisine özel ayarları var. Burada seçtiğiniz ayarlar tek başlarına pek bir anlam ifade etmiyor ama pencere biçimi ile bütünleştiklerinde çok etkili oluyorlar. Farklı biçim-pencere dekorasyonu kombinasyonlarını deneyebilirsiniz.

Açılış Ekranı
Pardus açılırken, gördüğümüz, bize hangi bileşenlerin yüklendiğini sırayla gösteren açılış ekranını burada değiştirebiliyoruz. Kurulumda, Pardus’a özel tasarlanmış açılış ekranı ve KDE’nin ön tanımlı ekranı da dahil olmak üzere 4 farklı seçenek geliyor. Eğer isterseniz “Yeni Temalar Al” düğmesi ile Kde-Look. Org’un arşivine ulaşabilir ve beğendiğiniz bir temayı bir tıkla kurabilirsiniz.

Duygu Simgeleri
Son sekmemiz de kullandığımız anlık mesajlaşma yazılımında tercih edeceğimiz duygu simgelerini (emoticon) seçmemiz için. Kopete üzerinde sohbet ederken bir gülücük gönderdiğinizde, burada hangi duygu simgesi setini seçtiyseniz karşı tarafa gönderilen simge o set içindeki olacaktır.

Sistem Ayarları içinde yer alan Görünüm modülünü, içerikleriyle birlikte, biraz hızlı da olsa öğrenmiş olduk. Sorunla karşılaştığınızda daha hızlı geri dönebilmeniz için bu modül altındaki seçenekleri tüm ayrıntılarıyla kurcalamanızı, yeni öğeleri kurarak sisteminizi kişiselleştirmenizi tavsiye ederim.