Bunu paylaşmazsam olmaz sanırım
. Geçtiğimiz günlerde bir internet sitesinde “Dünyanın ilk açık kaynak kolyesi” başlığını gördüm ve bir kadın olarak hemen üzerine atladım.
iNecklace adındaki bu kolye, nefes alır gibi yanıp sönen LED aydınlatmaya sahip. 18 inç uzunluğunda bir zinciri var. İşin en güzel kısmı da tasarımları, içindeki devrenin şeması ve CAD dosyalarının tamamı GitHub‘da bulunuyor. Yani 75 dolara satılan bu kolyeyi isterseniz siz de yapabilirsiniz.
Bir süredir sessizliğimi koruyordum. Çünkü baya yoğun bir çalışma temposu arasında değil blog yazmak, oturup kahve içecek vaktim yoktu. Ama ortaya çıkan, tüm yorgunlukları unutturacak cinsten oldu. Ve işte karşınızda yeni kedimiz:
TeknoKedi, hepimizin hayaliydi diyebiliriz. Türkiye’de istediğimiz kalitede haber yapan bir teknoloji portalının olmaması, olanların haber kaynağının güvenirliğine ya da görsellerinin lisanslarına dikkat etmemesi bizi üzen şeylerdi. Her tartışmamızın sonu “Keşke kaliteli haber yapan, ve haber yaparken kimseden korkmayan bir teknoloji portalı Türkiye’de de olsa” diyorduk ve sonunda yaptık, oldu
TeknoKedi‘de haberlerin kaynağı önemlidir dedikodu ya da asılsız haber yoktur. Basın bülteni olduğu gibi kopyalanmaz. Kimsede korkumuz yoktur, “Aman ne derler” diye lafımızı esirgemeyiz. Haber görsellerinin lisanslarına dikkat ederiz, kaçak görsel kullanmayız. “En iyi 10 oyun” haberine çıplak kadın görseli koymayız!
Özgür yazılımdan olan tarafımızda bir değişiklik yok. Ama Apple, Windows ya da diğer teknolojilerin haberlerini de bulabileceğiniz bir portal olarak ortaya çıktık ve bu “özgür yazılım taraflı” duruşumuzu da değiştirmeye niyetimiz yok
Hem isim annesi olarak, hem de projelendirmesinden ortaya çıkmasına kadar her adımında eli olan biri olarak diyorum ki kedimizi sevin, sevdirin
http://facebook.com/TeknoKediClub
Topluluk Dağıtımı fikrinde hep ön sıralarda gördüğümüz, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim görevlilerinden Necdet Yücel, geçtiğimiz gün topluluk dağıtımı e-posta listesine attığı bir e-posta ile Turkuaz Linux altında çalışmalara başlamayı planladıklarını duyurdu. Türkiye’nin ilk linux dağıtımı olan Turkuaz Linux‘un adının kullanılması marka bilinirliği açısından bana yanlış gözükse de Necdet hocanın içinde olduğu oluşuma elimden gelen desteği (Çeviri, sosyal medya, topluluk ilişkileri konusunda bir şeyler yapabilirim gibi duruyor en azından) vermeye hazırım.
Kalan ayrıntıları, Necdet Yücel’in kendi yazısından okuyabilirsiniz. Alıntı yapmak gerekirse;
Ancak toplulukdagitimi.org listesinde toplanan pardus gönüllülerinin bizimkilerden farklı öncelikleri, kaygıları ve motivasyonları olduğunu fark ettik. Bu liste bugüne kadar çeşitli nedenlerle pardus geliştirme sürecinin dışında kalan insanların hep beraber çalışacakları bir ortam yaratabilmeleri için buluşabilecekleri ortak paydaları araştırdıkları bir tartışma ortamı yaratırken, yine bu sebeple ne yapılacağı kadar nasıl yapılacağının da önemli olduğu, hatta bazen topluluğun nasıl işleyeceği, kararlarını nasıl alacağı gibi prensiplerin topluluğun hedeflerinin önüne geçtiği bir meclise dönüştü.
Bizler toplulukdagitimi listesinin bu işlevlerinin ve bu listede konuşulan tüm bu konuların da en az bizim hedeflerimiz kadar önemli olduklarını düşünüyoruz. Bu sebeple bu listenin birer üyesi olmaya devam ederek bu oluşuma destek ve katkı vermeye devam edeceğiz. Ancak en başta kendimize koyduğumuz hedefleri gerçekleştirmek için uygun ortamın burası olmadığına ve bu çalışmalarımızı başka bir yapı altında sürdürmemiz gerektine inanıyoruz.
Bu nedenle bundan sonraki çalışmalarımızı turkuazlinux.org alan adı altında sürdürmeyi düşünüyoruz. Bu alanadı ile ilgili eposta listesi hakkında bilgiyi bu yazıyı takip eden bir epostada göndereceğiz.
Hepimiz bir halüsinasyon gördük sanırım.. Aslında geçtiğimiz Pazar gününü hepimiz evlerimizde, parklarda, sinemalarda, cafelerde geçirdik.. Hiçbirimiz 25 kişiden kalabalık bir ortama girmedik. Nedense akşam eve döndüğümde ben böyle hissediyordum en azından..
Oysa bana göre dün hepimiz Taksim Meydanı’nda, Sakarya Meydanı’nda, Adalar’da, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeydik.. Yurt dışındaki iller de dahil olarak onlarca ilde yürüyüşler yapıldı. Hepimiz İnternet’imize gelen sansüre karşı omuz omuza yürüyüp bağırdık. Bayraklarımız, pankartlarımız ellerimizde, sloganlar dillerimizde tek bir amaç uğruna sıcak güneşin altında saatlerce yürüdük.
Biz bize, İnternet üzerinde zaten sesimizi duyuruyorduk. Ama kimilerine göre “bir avuç çapulcu”yduk sadece, kimdik ki. Biz de kendimizi gösterdik, on binleri Taksim’e topladık. Ama ne oldu, görsel ve basılı yayın kuruluşları nasıl yaptılarsa bizi yine “bir avuç” gördüler. “200 kişi sadece” dediler. Ya da bazıları zaten hepten yok saydılar, ne haber bültenlerinde yer verdiler, ne gazetelerinde yayınladılar, ne de sitelerinde küçük de olsa haberimize yer verdiler.. Siz yok saysanız da dünyada yankı buldu bu eylemimiz! (mashable, CNN, ve diğer kaynaklar)
Biz oradaydık, biz gerekirse yine orada olacağız, her türlü sansüre karşı omuz omuza savaşıcaz. Ha bu arada, kaç kişi olduğumuzu saymak isterseniz işte ufak bir foto albüm size:
Özgür yazılıma gönül vermiş kişiler olarak, BTK’nın yeni düzenlemelerini duymamış olamazsınız değil mi? Sözde güvenli İnternet denilerek dayatılmak istenen kısıtlamaları ve sansürü protesto etmek için, sesimizi herkese duyurabilmek için, “İnternet üzerinde varlığını gösterebilen bir avuç çapulcu” olmadığımızı gösterebilmek için 15 Mayıs 2011 tarihinde hep beraber sokaklarda olacağız!
15 Mayıs 2011 Pazar saat 14.00‘da İstanbul’da, Taksim Meydanı‘nda buluşuyoruz. 22 Ağustos’ta haklarınızın ve özgürlüğünüzün elinizden alınmasını istemiyorsanız meydanlarda bizimle buluşun!
Takip etmek ve ayrıntılı bilgi almak isteyenler için:
http://www.facebook.com/event.php?eid=152334771499561
http://www.facebook.com/event.php?eid=199125650123247
http://www.sansursuzinternet.org.tr/
Google gerçek zamanlı arama: http://www.google.com.tr/search?tbm=mbl&hl=tr&source=hp&biw=1366&bih=648&q=15+may%C4%B1s+2011&aq=f&aqi=&aql=&oq=
Tüm şehirlerimizdeki toplanma noktaları ve saatleri: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=23336301
Yaklaşık 3 yıl önce Pardus’la, çoğumuzun ortak olan sebebi olan diğer işletim sistemimizden bıkmam sonucu tanışmıştım. Aylar süren inceleme sonrası da kullanmaya başlamıştım(dergilerden birinden çıkan sarımsı renkli ve hala evimin baş köşesinde duran Pardus 2008.2 CD’si sağ olsun). Ben bu dönemi “part-time Pardus” olarak tanımlıyorum çünkü gerek oyun için, gerek o sırada canım istediği için diğer işletim sistemini kullanmaya devam ediyordum.
Araştırma sürecinde Özgürlükİçin ile tanışmıştım. Sonra da kader ağlarını örüp bir şekilde beni Özgürlükİçin’in tam içine savurdu. 1 yıl önce sahnede izleyip hayranlıkla baktığım, fotoğraflarını çektiğim insanlarla beraber çalışıyor olmak o kadar güzel bir duyguydu ki
. Zaten hiçbir zaman bu yaptıklarımızı bir “iş” olarak görmedim. Zaten 8-5 gibi mesaimiz de yoktu. Bütün gün ofiste bir şeyler yapmak için çabalıyordum, sonra eve gidip forumu okuyor, yazılar yazıyor ve yeni gelişmeler için araştırma yapıyordum. Hatta bu tempo yüzünden ailemle bile ters düştüğüm olmuştu
.
Hepinizin de bildiği gibi 1 Nisan 2011 itibariyle maalesef Tübitak ile olan sözleşmemiz sona erdi. Resmi olarak görevimiz bitmesine rağmen gönüllü olarak hala bir şeyleri düzeltmeye, ya da ihtiyacı olanlara yardım etmeye devam etmeye çalışıyordum. Çalışıyordum diyorum çünkü beni tatmin eden bir performans sağlayamıyordum. Beni yüz yüze tanıyanlar ne kadar mükemmeliyetçi olduğumu bilirler(daha çok bunun için yaptığım kavgaları bilirler ya, neyse
). Son 1 aydır yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bir açıdan bakınca Özgürlükİçin için verdiğim emekten daha fazlasını şu anda vermem gerekiyor. Çünkü Özgürlükİçin’de muhteşem bir sistem vardı ve benim tek yapmam gereken bu sürecin sorunsuz devam edebilmesini sağlamaktı. Ancak şimdi yepyeni bir şey ortaya çıkarmaya çalıştığım için neredeyse 7/24 bu proje ile ilgilenmem gerekiyor. En az 3 ay daha böyle devam edeceği ortada üstelik. Bu sebeplerden Özgürlükİçin’e istediğim zamanı ayıramıyorum
Hem artık hak etmediğimi düşündüğüm bu ûnvanı üzerimde taşımamam gerektiğini düşündüğümden, hem de ihtiyacı olan kişilerin direk doğru kişiye gidip zamandan tasarruf etmesinin pratik olarak doğru olduğunu düşündüğümden Özgürlükİçin ve Pardus.org.tr üzerindeki tüm hak, yetki ve görevlerimi bırakmaya karar verdim. Bunu da yönetici listesinde bildirdim.
Bu süreç boyunca beraber çalıştığım herkese çok teşekkür ediyorum. Bu güzel insanlarla beraber çalışmak, beraber yemek yemek, hatta beraber eğlenmek gerçekten çok güzeldi
. Uzaklara gitmiyorum, yine buralardayım, yine Linux’tan başkasını kullanmamaya devam ediyorum, yine elimden geldiği kadar yayılmasına destek olacağım, elimden geldiği kadar çevirilere destek olacağım. Ama bundan sonra “Topluluk Yöneticisi” sıfatıyla değil, Gizem B olarak yapacağım tüm bunları. Yani yine benden kurtulamıyorsunuz…
Nokia’nın adımları, Symbian’ın geleceği, bir kaç ay öncesinin en çok konuşulan konularından biriydi. Nokia ile Microsoft arasında yapılan anlaşma sonrası ortalık karışmış, Symbian ve MeeGo’nun geleceğinin özgürlüğü tartışma konusu olmuştu.
Ortalık durulmuş ve bu konu az konuşulur hale gelmişken Nokia, sessiz sedasız bir açıklamayı İnternet sitelerine yerleştirdi. “Açık”, “Açık kaynak” gibi söylemlerin onlar için en anlama geldiğini ortaya koymak istemişler. Bundan sonra Symbian’ın kullanılabilmesi için ortaya koydukları koşullar, artık “açık” olmadıklarını ortaya koymuş oldu.
Şöyle bir durum da var, bu açıklamayla beraber kodları bir kez daha online ulaşılabilen bir yere koydular, ancak bu yaptıklarının açık kaynak ile bir alakası olmadığını da belittiler. (Japonya’daki müşterilerine minik bir yardım olarak görünebilir.)
Bundan böyle Symbian’ı kullanmak isteyenler, gerekli sözleşmeleri imzalar ve gerekli ücreti öderlerse “özgürce” kullanabilecekler. Yoksa uzaktan bakmaktan başka bir şey yapılamayacak. İşin özü, Symbian artık “açık kaynak” değil, “kullanılmaya açık”..
Ha bu arada, Symbian’ın hala özgürken yayınlanmış kodları SourceForge içerisinde hala mevcut, bunu da hatırlatmadan geçmeyeyim.
Sanırım bu camiada olan herkes “Hello everybody out there..” diye başlayan o meşhur e-postayı biliyordur.
Linus TORVALDS’ın sadece hobi olarak ortaya çıkardığı yeni işletim sistemini tanıttığı ve bugünlere ulaşmamızın ilk adımı olar o e-postanın üzerinden tam 20 yıl geçti!
Linux Vakfı (The Linux Foundation) çok güzel bir video ile Linux’un tarihçesini anlatmış. (Hatta hiç sizi aratmadan hemen linkini vereyim
)
Bu kutlamalara katılmak için bir çok yöntem var. Bunların hepsini de bu adresten öğrenebilirsiniz. Linux’un 20. yılını hep beraber kutlayalım!
Bu gece çok farklı ve önemli bir gece. Yarın sabah kalktığımda bildiğiniz Gizem olmayacağım çünkü. Artık farklı bir görev ve sorumlulukla olacağım. Bugün Özgürlükİçin topluluk süreçlerinde resmi çalışma dönemimin son günüydü.
4 yıl sonra 1 Nisan 2011 itibariyle Pardus’un topluluk süreçlerinde bir yenilenmeye gidildi. Bu sürecin bütün ayrıntıları çok yakın bir zamanda sizlere duyurulacak zaten.
Maalesef ki sadece son 1.5-2 yılında bu ekiple iç içe çalışabildim. Keşke en başından beri aralarında olabilseydim. Keşke o dinlediğim muhteşem hikayeleri onlarla beraber yaşayabilseydim…
Şöyle bir dönüp baktım da bu sürede yaptıklarıma.. İlk seminerime çıktığımda heyecandan ne yaptığımı bile hatırlayamaz haldeydim. Şimdiyse sahne benim için salonumdaki koltukta oturmaktan farksız. İnsanlarla bire bir iletişimde olabilmek muhteşem! Yaklaşık 35-40 seminere çıkmışım (Özgürlükİçin ekibi çok daha fazlasını yapmış).
17 e-dergiye elim değmiş(toplamda 32 sayı). Her ay ayrı bir heyecan yaşatan, kapak kedisi seçimlerinin en eğlenceli kısmı olan onlarca dergi.
Seda AKAY ile başladığımız bir maratondu Ajans Pardus. Seda’nın Amerika’ya gidişinden sonra İrem ile tamamladık sezonu. Toplamda 56 bölüm podcast yayını yapmışız, dile kolay. Sanırım bu sürecin seminerlerden sonra en sevdiğim kısmı da Ajans Pardus’tu
Bunun dışında yüzlerce haber yazmışız, yüzlerce belge düzenlemişiz.. Onlarca unutulmaz kişiyle tanışmışız. Etrafımdakilerin “Yavrucaklar” diye betimlediği çok güzel bir grup etrafımda oluşmuş sürekli “Gizem abla” diyen ve kendilerini çok sevdiğim..
Her zaman söyledim, bu iş yüz binlerce lirayla ya da silah zoruyla yapılacak bir şey değil. İçimizdeki “Aşk” tek motivasyon kaynağımızdı. Her şeyi severek ve isteyerek yaptım. Uykumdan, hayatımdan, kendimden bir şeyler koydum ortaya.. Uzun uzun yazmaya gerek yok aslında. Siz zaten her şeyi biliyorsunuz..
“Tatlı bir şarabın son yudumu” gibiydi bugün.. Her saniyesine değdi..



















