
Aslında belli konusu olmayan bir yazı yazmayı pek sevmem ama maalesef bu sefer içimden geldi. Daha çok Otaku bir Geek’in hayatından ufak bir kısmı anlattığı bir yazı olacağa benziyor. Sıkıcı gelirse okumayabilirsiniz. Kimseye silah zoru ile oku demiyoruz
.
NOT: Resimlerin üzerinde durunca çıkan notları okumanızı tavsiye ederim…

Örnek bir Cosplay
Öncelikle Otaku kavramını açıklayalım. Otaku, kelime anlamı ile fan demektir. Ama terimsel açıdan Anime (Japon kökenli animasyon sanatı) ve Manga (Japon kökenli çizgi roman sanatı) hayranı anlamında kullanılır. Batılı otakular ile Japon otakular arasında oldukça fark vardır. Japon otakular, çoğu Japon’a oranlar oldukça geniş bir Anime, Manga ve oyun (ozellikle de eroge alanında
)oldukça bilgi sahibi olan, evinin her yerinde posterler, figürler, manga dergileri ve bunun gibi pek çok şey barındıran, dış görünüş yönünden bir karaktere benzediği taktirde de cosplay (Bir karakterin kılığına girmek) yapan kişidir. Batıda ise yeterli imkanlar olmadığı için bu kadar gelişmiş otakular yoktur. Sanırım ben ileri düzeylerinden biriyim.
Peki batılı bir otaku olarak ben neyim? Bilgisayarında Anime koleksiyonu yüzünden yer kalmayan, pek çok anime OST’sini barındıran, Japonca konusunda bilgili olan, ufak bir cosplay tecrübesi olan (Death Note / Ryuzaki – L), iki adet edit-doujinshi (Bir manga serisini sadece düzenleyerek ve konuşmaları değiştirerek kendi hikayesini yapma) yapmış, evinde bir kaç tane manga dergisi ve bir kaç cilt Manga ile bir tane Anime DVD’si bulunan, yurt dışındaki arkadaşına bir kaç figür siparişi veren (Eğer Ryuk figürünü getirmezse öyle bir insan artık bu dünyada olmayacak), fansub gruplarını düzenli takip eden birisiyim. İşte örnek bir batılı otaku olarak bunu sunabiliriz.
Geek kavramını açıklamaya pek gerek duymuyorum çünkü bu yazıyı okuyacak kişilerin büyük çoğunluğunun bir geek olacağına eminim. Geek olmasa bile ne olduğunu bilen kişilerdir her hâlde
.
Peki otaku bir geek için durum ne oluyor? Zamanında çeşitli Otaku siteleri için bir şeyler yapan, otaku dünyasına Linux’u tanıtan, geek dünyasına Anime ve Manga’yı tanıtan, her tür sitede kullanıcı resmi olarak bir Shinigami (Ölüm Tanrısı) kullanan, Anime ve Manga koleksiyonunu düzenlemek için çok abzürt yollar bulan (İtiraf ediyorum, Nepomuk en çok koleksiyonumda kaybolunca işime yarıyor) bir kişi olabiliyorsunuz. Aslında anime arşivim harici bir diskte yer aldığı için Nepomuk üzerinde baya uğraşmam gerekmişti. Oldukça saçma bir düzen ile işimi hâllettim ama. Animelerime çeşitli etiketlendirmeler yapmam da, onları kategorize etmek için oldukça yararlı oldu. Mangalarım içinse gene etiketler kullanıyorum. Ama yakında tüm mangalarımı birer arşiv dosyası hâlinde saklamayı düşünüyorum. Ne de olsa ComiX’in arşiv okuma özelliği var. Bu sayede belki daha rahat bir biçimde organize edebilirim ve yerden de kazanmış olurum.

Anime ve Manga dünyası, tamamen apayrı bir dünyadır. Biraz Mangaka’nın (Manga yazar ve çizerlerine verilen ad) fantezileri ile beraber ilerlediğiniz bir dünyadır. Her tür zevke uyan eserler bulunabilinir. Günlük hayatın içerisine çaktırmadan sıkıştırılmış sıradışılık ile beraber yolun ortasında kafanıza fırlatılan bir içecek otomatının olduğu seriler (Durarara!!) de vardır, sadece bir grup otaku’nun birlikte yaşadıklarını anlatan, her şeyin olağan olduğu seriler de (Genshiken), ya da her şeyin bir abzürtlük ve mantıksızlık üzerine yapılmış bir komediden oluştuğu seriler bile mevcuttur (Tengen Toppa Gurren Lagann). Şahsen ben hafif gizemin işe katıldığı, çoğu yerde günlük hayatı da içeren, ama fazla olmamasına rağmen çok göze battığı ciddi serilerden hoşlanan biriyimdir. Ama bunun yanı sıra kaliteli olduğu sürece komedi ya da parodi seriler de oldukça hoşuma gider. Parodi serilerin en güzel örneği de Gintama denebilir. Tabi sıradışılığın ön planda olduğu kaliteli yapımlar da çoktur (XxxHolic, Tsubasa Reservoir Chronicle, Hellsing (ama OVA’sı)…). Fakat gene de sıradışılığın, sanki sıradanmış gibi gösterildiği seriler daha bir ilgincime gidiyor. Ama hiç bir sıradışılığın olmadığı serilerin de ayrı bir yeri vardır insan kalbinde. Genshiken, NHK ni Youkoso, Tokyo Magnitude 8.0, Byousoku 5 Senchimeitoru, X-Day gibi eserleri de oldukça severim. Ah bir de kaliteli dövüş serileri yok mu… Gerçi dövüş serilerinde Mangalar o kadar zevk vermiyor ama Animeler oldukça zevkli. Samurai Champloo’yu, Afro Samurai’ı, Tenjou Tenge’yi (Gerçi Tenjou Tenge’de konu kötü ama dövüş sahneleri buna değiyor) ve nice eseri büyük bir zevkle izlemiştim.

Lafı gene fazla uzattım. Anladınız, geniş bir zevkim var ve ben de daha zevkimin kesin hatlarını belirleyemedim
. Aslında pek çok tarzda eserden hoşlanıyorum. Dolayısı ile de yelpaze geniş…
Konunun tamamen “Otaku” kısmına kayıp “Geek” kısmına üvey evlat muamelesi yaptım, biliyorum. Biraz da bu ikisini birleştirerek geek tarafına da girelim.
Zamanında meşhur Ecchi mauserpad’ler için kendimi yırtmama karşın çeşitli sebeplerden(!) dolayı alamadığıma yanmıyorum. Şu an o sebeplerin zayıflamasından dolayı onlardan bir tane almak için önümde engel kalmadığı hâlde piyasada onlardan bir tanesine bile denk gelemediğime yanıyorum… (Gören biri varsa lütfen nerede gördüğünü söylesin, büyük bir iyilik yapmış olursunuz)

Bunun dışında Otaku bir Geek, güncel anime ve manga haberlerini, çevirilerini takip etmek için pek çok RSS yayınını takip etme mecburiyetindedir. Ayrıca “Bir geek’in otaku olduğunu nasıl anlarsınız?” şeklinde bir kılavuz yazılsaydı, ilk madde kesinlikle ama kesinlikle “Eğer bilgisayarı çok fazla kurcalanmış, işletim sistemi de dahil, ve arka planı her hangi bir anime ya da manga serisi ile alakalı ise o kişi büyük olasılıkla otaku bir geek’tir.” olacaktır. İkinci madde olmaya aday olacak şey de sanırım Ecchi Mauserpad olsa gerek.
Peki otaku bir geek, başka geek’lere de bu otaku virüsünü bulaştırınca ne olur? Aslında cevap kolay. Kısaca açıklamak gerekirse, virüsü bulaştırdığı kişinin gözünden bakılınca kutsal bir bilgi kaynağı olarak görülür. Bu oldukça doğal bir tepkitir. Hele otakumuz deneyimli ve harbi bir otaku ise virüsün bulaştığı kişiler tarafından rahat bırakılması mümkün değildir. Bu artık otaku’muzun kaçamayacağı kaderidir.
Otaku hayatı ile Geek hayatının en çok birleştiği anlardan biri de Anime-Manga kökenli oyunlardır. Eğer bunlar olmasa bile eroge diye tabir ettiğimiz oyunlardır
. Bu oyun kavramı her ne kadar her otaku geek’in hayatına girmese de (örneğin ben), pek çok otaku geek’in hayatında yer edinmiş bir kavramdır. Japonya’da da otakular için oyun üreten yapımcıların haddi hesabı yoktur.

Ama otaku geek’ler için pek fazla bir şey yoktur aslında. En ileri şeylerden biri Ecchi Mausepad olsa gerek. Ama maalesef bundan ilerisini bulmak biraz şansa bağlıdır. Kim istemez ki Death Note desenli bir Dizüstü kullanmak, ya da bir manga cildi şeklinde harici diski yanında taşımak… Şahsen ben isterim. Ah bir de Lagann şeklinde webcam… Ama sesimizi duyan yok! Otaku Geek’lere sanki birer azınlıkmış gibi davranılıyor! Ama hiç de öyle değiliz! Sesimizi duyuralım uleyn!!!
Bu kadar yazmama ne sebep oldu derseniz, bana bu başlığı öneren bir arkadaşım (H.D.C.) sayesinde. Bu başlığı önerdi, ben de bunun üzerine böyle saçmalıkları yazdım
. Gene de ona çok teşekkürlerimi sunarım. En sonunda bloğumda Otaku yanımı yansıtan bir yazı oldu.

Tamamen aklıma o an ne gelirse onu yazacağım diye başladığım yazı, Otaku Geek’lerin dramını ve yaşam tarzını anlatan bir yazıya dönüştü sanırsam. Umarım sizi fazla sıkmamışımdır.
|
aaaaaaaaaByousoku 5 Senchimeitoru
|
Filed under:
Anime,
Özgürlükİçin Gezegenine,
Geek,
Kendime Göre,
manga,
Otaku Tagged:
Anime,
Cosplay,
Ecchi Mausepad,
Eroge,
Eğlence...,
Geek,
Japonya,
Manga,
Otaku
