Windows tekelciliğine güzel bir darbe… Devamının gelmesi dileği ile…

Filed under: Özgürlükİçin Gezegenine Tagged: Özgürlükİçin Gezegenine, Fintows, haber, hayırlı olsun, I Love You Bağımsız Türk Yargısı, yeeehuuuuu!!!, İşletim Sistemi

Windows tekelciliğine güzel bir darbe… Devamının gelmesi dileği ile…


Oldukça eğlenceli bir lisans olan WTFPL (Do What The Fuck You Want To Public License) ile bir program yazma girişiminde girdim. Aslında bu program Pi Günü Şenlikleri için hazırladığım basit bir pi hesaplayıcıdan başka bir şey değil. Ama gene de işe egzotiklik katmak için lisansını WTFPL gibi, adından da anlaşılacağı üzere abzürt bir lisans seçtim.
Türkçeye baya özgün bir çeviri ile Ne Halt Edersen Et Kamu Lisansı şeklinde çevrilmesine karşın orijinal hâli Do What The Fuck You Want To Public License olan bu eğlenceli lisans’ın tek bir maddesi vardır.
DO WHAT THE FUCK YOU WANT TO PUBLIC LICENSE
Version 2, December 2004
Copyright (C) 2004 Sam Hocevar <sam@hocevar.net>
Everyone is permitted to copy and distribute verbatim or modified
copies of this license document, and changing it is allowed as long
as the name is changed.
DO WHAT THE FUCK YOU WANT TO PUBLIC LICENSE
TERMS AND CONDITIONS FOR COPYING, DISTRIBUTION AND MODIFICATION
0. You just DO WHAT THE FUCK YOU WANT TO.
NE HALT EDERSEN ET KAMU LİSANSI
Sürüm 2, Aralık 2004
Telif Hakkı (C) 2004 Sam Hocevar <sam@hocevar.net>
Herkes bu lisans belgesini kopyalama ve dağıtma hakkına sahiptir,
ayrıca ismi değiştirildiği sürece değiştirilmesine de izin verilmektedir.
NE HALT EDERSEN ET KAMU LİSANSI
KOPYALAMA, DAĞITMA VE DEĞİŞTİRME İÇİN ŞART VE KOŞULLAR
0. Sadece, NE HALT EDERSEN ET.
#!/usr/bin/python
# -*- coding: utf-8 -*-
#
# Copyright 2010 Göktuğ Korkmaz
# Licensed under the “Do What The Fuck You Want To Public License” (WTFPL), version 2.
# See the file http://sam.zoy.org/wtfpl/COPYING
# Lisansın Türkçesi http://www.ozgurlukicin.com/forum/haberler/14607/
#
# PiMan
# Pi sayısının yaklaşık değerini hesaplamak için kullanılmış basit ama hızlı, terminal tabanlı bir uygulamadır.
import math
print “Resmi kaynaklara göre pi sayısı = 3,14159265358″
n=int(raw_input(“N kenarlı çokgene göre pi sayısının yaklaşık değerini hesaplamak için bir N sayısı belirleyin: “))
print “Hesaplanıyor…”
sum=0
for i in range(1,n,1): sum = sum+(1.0/(i*i))
p=math.sqrt(6*sum)
print “N kenarlı çokgene göre pi sayisinin yaklaşık degeri =”,p
DO WHAT THE FUCK YOU WANT TO PUBLIC LICENSE
Version 2, December 2004
Copyright (C) 2004 Sam Hocevar <sam@hocevar.net>
Everyone is permitted to copy and distribute verbatim or modified
copies of this license document, and changing it is allowed as long
as the name is changed.
DO WHAT THE FUCK YOU WANT TO PUBLIC LICENSE
TERMS AND CONDITIONS FOR COPYING, DISTRIBUTION AND MODIFICATION
0. You just DO WHAT THE FUCK YOU WANT TO.
Anthropoides virgo kod adlı yeni ara sürüm Pardus 2009.1 Anthropoides virgo, artık Pardus sunucularında…
Öncelikle yeni Kernel (2.6.31.11)ve KDE 4.3.4 ile gelmesi. Bunun dışında benim çok sevdiğim bir özellik de barındırıyor. Acemi kullanıcıların kernel güncellemesinden sonra Grub ekranında birden fazla Pardus açılışı görüp korkması, her hâlde kazara paneli silenlerden sonra en çok sorulan soru oldu forumda. Ama artık bu sorun ortadan kalktı. Grub, otomatik olarak eski çekirdekleri ikinci bir menüye atıyor. Ayrıca Müdür‘ün yeni bir özelliği olarak, eğer yeni çekirdekte bir hata çıkarsa otomatik olarak eski çekirdeği öntanımlı yapıyor. Bu özelliğin gelmesine ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz.
Bunun yanı sıra artık Paket Yöneticisi‘nin şu meşhur ötesi D-bus hatasını şu ana kadar göremedim. Hatta son güncellemeleri Grafik arayüzü ile kurdum.
Kurulumda RAM kullanma özelliği de muhteşem bir şey. Çalışan ve Kurulan CDler ile, açılış parametrelerinde değişiklik yaparak çalışma dosyalarını RAM’e atabiliyor, bu sayede de kurulum esnasında ya da çalışan CD ile kullanma esnasında oldukça büyük bir hız avantajı kazanıyorsunuz. Çünkü CDden okumaktansa RAMden okumak çok daha hızlı bir yöntemdir.
Evet, uzun bir aradan sonra Çalışan CD’ye de kavuştuk millet. Ayrıca bu yeni Çalışan CD ile Kurtarma Araçları da mevcutmuş (Duyuruda söylendiği kadarı ile).
Evet, ben ve Ali Erkan Beyin son hız devam ettiği bu DVD seçkisi yakında sizlerle olacaktır. Gelişmeleri aşağıdaki linklerden takip edebilirsiniz:
http://www.ozgurlukicin.com/forum/gonullu-calismalar/12817/?page=1
İşte bu yaz yazdığım, ve Avrupa Birliği Öykü Yarışması, İstanbul birincisi olan öyküm. Herkes okusun diye buraya sunayım dedim….
1. Gün
Birkaç gündür düşündüğüm bir şeyi en sonunda yapmaya karar verdim. Aslında ben de bunun işe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. Ama sanırım bir şeyleri denemeden de olmuyor. Yapacağım şey ise bu günlüğe, önemli bir gelişme olduğunda bir şeyler yazmak.
Sanırım cahil bir ortamda isen, bir azınlıkta isen fazla dışlanıyorsun. Bunu kendim yaşayarak öğrendim. Evet, dinim herkesten farklı olduğu için dışlandım. Fakat bu duruma bir çıkış aramak istiyorum. O yüzden bu günlüğe başladım. İşte bu günkü önemli gelişme bu. Bu günlüğe başlamam.
3. Gün
Bu gün uzun süredir yaşamadığım kabullenilme hissini tekrar yaşadım. İş yerine yeni gelen biri var. Henüz bu konudan bahsetmediğim için onunla diğerlerine nazaran daha rahat konuşuyorum. Ama umarım bu konuyu, ona güvenebileceğimi kanıtlayana kadar kimse dile getirmez. Çünkü birileri ile böyle sohbet etmeyeli uzun süre oldu. Ama zaten öğrendiği taktirde o da diğerleri gibi davranırsa bunun da ne anlamı kalır? Umarım öyle davranmaz. Eğer öyle davranmazsa uzun bir sürenin ardından beni olduğum gibi kabul eden bir arkadaş bulabilirim demektir.
Ah bir de şu beni dışlayanları bir anlayabilsem. Sadece inancım farklı diye bu kadar dışlanmam normal mi? Sanırım biraz onların inancını da araştıracağım. Aksi hâlde onları anlayamayabilirim.
6. Gün
Kendimi hârika hissediyorum. O kişi, yani şirketteki yeni kişiye güvenebileceğimi düşündüm ve ona bu durumu anlattım. Başta bana soğuk bir ifade ile baktı. Sonra alaycı bir tavırla konuşmaya başladı. İlk dediği “Salak” kelimesini söyledikten sonra korktum. Ama devamı “Bunu söylemene ne gerek vardı? Başa bir inancın varsa bana ne? Eğlenceli bir arkadaşsın, bu kadar bilgi bana yeter. Ve bir daha bu konuyu açma!” şeklinde olunca kendimi inanılmaz rahatlamış hissettim. Ağzımdan çıkabilen tek şey “Teşekkür Ederim…Tamam, bir daha bu konudan, gerekmedikçe, asla bahsetmem. Bu bir söz.” oldu. “Gerekmedikçe”… evet. Gerekmedikçe dedim. Çünkü bundan bahsetmem de gerekebilir. O yüzden asla kesin konuşmamam gerek diye düşündüm. Sanırım o da bunu kastettiğimi anladı ki gülümsedi. Oldukça içten ve dostça bir gülümseme idi. İlk defa birinin beni anladığını düşünmeye başladım. En azından son 7 yıldır…
8. Gün
Onunla sohbetlerimiz her geçen gün daha da samimi olmaya başladı. Hatta sanırım bizim çıkmaya başladığımızı sananlar bile ortaya çıkmıştır. Aa! Az kalsın unutacaktım. Daha cinsiyetlere bile değinmemişim. Sanırım ben 26 yalında bir erkek, o da 25 yaşında bir kadın olunca böyle sanılması normal bir durum. Ama her ne kadar bu kadar çabuk ısınsam da ona hep bir sırdaş ve iş arkadaşı gözü ile bakıyorum. Ama bu gün gerçekten böyle sananların olduğunu öğrendim. Çünkü bizim kıl müdür iş çıkışı bana bu konuyu sordu. Tabi ki de hayır dedim. Çünkü öyle bir şey yok. Ve olmayacak da. Ama bir noktada mutlu da oldum. Benim hakkında arkamdan konuştukları tek şey artık inancım değil. Belki bu sayede bu konu bir süreliğine de olsa geri planda kalabilir. Ve ben de bir süre bu konuda rahat olabilirim. Çünkü diğer konunun o kadar sinir bozucu olduğunu düşünmüyorum.
12. gün
Sanırım bu deftere en uzun aralıklı yazmayışım bu. Ama bu gün, her ne kadar defteri kullanış amacım hakkında olmasa da önemli bir şey oldu. Hatta defteri kullanış amacımdan bile önemli bir şey. Ve sanırım bu gün, 7 yılın ardından ilk defa avutulan değil de avutan konumundayım. Aslında her şey 3 saat önce oldu.
Kapım çaldı. Kapıdaki o idi. İsim vermediğim için o dediğimde kim olduğunu anladığınızı umuyorum. Ağlıyordu. Ama hafif bir ağlama da değil, göz yaşları bir yağmur gibi çok fazla idi. Hemen panikle içeri ağırladım. Kanepeye yönlendirdim. Oturdu ve bana da yanına oturmam için işaret verdi. Onu kıramazdım böyle bir durumda. Oturdum. Başını omzuma yasladıktan sonra ağlamaklı bir ses ile konuşmaya başladı. “Hatırlıyor musun? Bu gün bir telefon geldikten sonra işten acele ile çıkmam gerekti. Sen ne olduğunu sorduğunda da ‘Sonra anlatırım.’ demiştim.” diyerek başladı. Ben şaşkın bir ifade ile, evet anlamında başımı salladım. O da konuşmaya devam etti. “Arayan polisti…” demesi ile benim yüzümdeki şaşkınlık ifadesine bir de endişe eklendi. Tam devam edecekken göz yaşları birden bire daha da artmaya başladı. İşte o an kesinlikle kötü bir şeyler olduğunu anladım. Ağzını tekrar açması ile birlikte onu pür dikkat dinlemeye başladım. “Abim… Abim, tefeciler tarafından öldürülmüş!” dedi. İşte o an hem benim şaşkınlığım, hem de onun ağlaması katlanarak arttı. Onu biraz olsun rahatlatmak için biraz sıkı sarıldım. Ama bunu yanlış anlamasından korkuyordum. Ama o da sarılında yanlış anlamadığını anladım. Ama içimde bir endişe vardı, ve bunu çözmeli idim. Ne diyeceğini umursamadan “Peki niye bana geldin?” dedim. Göz yaşlarını silmeden, başını bile kaldırmadan “çünkü bu yakınlarda güvendiğim tek kişi sensin.” dedi. O an her ne kadar endişe içinde olsam da biraz rahatladım doğrusu. Biraz durulduktan sonra onun bana yaslanarak ağlamaktan biraz rahatsız olduğunu hissettim. Ona “istediğin kadar ağlayabilirsin.” dedim ama bu da nereye kadar…
kısa bir süre önce uykuya dalınca onu içeriye yatırdım. Kendime bir yastık ile yorgan aldım ve salona geçtim. Neyse, bu gün diğer konu hakkınd (Burası bilerek böyle bitti. Her seferinde açıklama yapmaktan sıkıldım da
)
13. Gün
Dün akşam acele ile defteri kapamam gerekti. Çünkü o uyanmıştı. Ve bu defteri, ben sonuca ulaşıncaya kadar kimsenin görmesine izin veremem. Ona bile gösteremem. Neyse. Dün diyeceğime gelirsek: kimse bana 2 gündür din konusunda sataşmadı.
Ama bu gün sabah uyandığımda çoktan kahvaltı hazırlamış. Bunun dün için teşekkür olduğunu söyledi. Uzun bir süredir kendimi bu kadar iyi hissetmemiştim. Ayrıca abisini kaybetmenin şokunu biraz olsun atlatmış gibi idi.
15. Gün
Kötü bir gün daha… Uzun bir süredir her şeyin bu kadar iyi gitmesinin normal olmadığını bilmeli idim.
İş çıkışı bir değişiklik olsun diye onu bir kafeye davet etmiştim. Hemen kabul etti. Ama kafeye geldiğimizde olanlar rahatsız edici idi. Bizim şirketteki iki (affedersiniz) dingil yanımıza gelip sataşmaya başladılar. “Vay, gavur, manita mı yaptın?” diye başladılar. Gerisini çok sinirli olduğum için hatırlamıyorum. Ama o anda onlara dalmamamı engelleyen tek şey onun kolumu tutması idi. Sonra onlara döndü. Ve “İki dostun bir kafede iş çıkışı konuşması normal bir şey değil mi? Ve sadece sizden bir farklılığı var diye…” demeye başladı, ama cümleyi tamamlamadan onu durdurdum. “…Onu dışlamanıza, ayal etmenize gerek yok!” diyeceğinden adım gibi eminim. Ama durdurdum. Ve o an ağzımdan çıkan şey “Bunlara ne kadar anlatsan da anlamazlar. Boş ver.” dedim. Hemen kalktım. O da kalktı ve kafeden çıktık. Onun evi benimkinden önce idi. Ama aynı hizada idiler. Bu yüzden ona eşlik ettim. Az önce olanları unutturmak için yapmadığı espri ve şirinlik yoktu. Sadece o yolda olanlar için bile kafedekilere tekrar katlanabilirim. Evet, eğlenceli bir yolculuk idi. Ama bir şeyi fark etmemi de sağladı. Ama bundan henüz emin değilim…
18. Gün
Bir süredir bu defterin de işe yaramayabileceğini düşünüyorum. Belki de gerçekten bu durumu çözemeyebilirim. İnsanlar sadece başka bir inançta olduğum için bana böyle davranıyor. Ve çevremde bana böyle davranmayan tek bir kişi var. Sanırım fazla geri kalmış bir semtte oturmanın kötü yanı. Ama artık hangi semte gidersem gidiyim bu sorunla karşılaşacağıma dair bir korku var. Ve ayrıca onu da bir daha görememekten de korkuyorum. Ya da onun gibi birini bulamayabileceğimden.
Ayrıca biraz da araştırma yaptım. Aslında benimle dalga geçenler tamamen kendileri ile çelişiyor. Kenti Tanrıları, Rehberleri (peygamberleri), hatta bilginleri bile her inanca eşit yaklaşmalarını söylüyor. Ama neden böyle? Türk kültüründe de böyle bir şey yok. Zaten çok inançlı bir kültürden geliyorlar. Peki neden böyle diretmeye devam ediyorlar? Sadece dalga geçecek bir malzeme mi arıyorlar? Benim aklıma daha mantıklı bir sebep gelmiyor.
Artık buradan taşınmayı düşünüyorum. Ama ya o? Benim için değerli olan yegâne insan… Onun gibi birini bulamayacağımdan korkuyorum. Ayrıca geçen gün emin olmadığımı söylediğim şeyden hâlâ emin değilim. Ama biraz daha kesinleştirdim. Sanırım ondan hoşlanıyorum. Belki bu sadece bana yakın olan tek insan olduğu için onu kaybetmemek istememin bir yan etkisi olan bir yanılsamadır. Ya da gerçekten hoşlanıyorumdur. İşte beni kurcalayan şey bu. Ama bundan emin oluncaya kadar hiçbir şey yapmayacağım.
27. Gün
Evet uzun süredir bu deftere dokunmamanın ardından tekrar dokunmak ilginç. bir his oldu. Ama sanırım neler yapacağıma karar verdim. Yarın ona neler hissettiğimi. Ayrıca taşınmayı düşünüyorum. Sanırım İzmir iyi bir yer olur. Ama ya o? Artık bir çaresine bakarız.
28. Gün
Kendimi bir boşlukta hissediyorum. Aslında boşluktan ziyade bir endişeler yığını. Çünkü bu gün onunla konuştum. Öncelikle taşınmayı düşündüğümü söyledim. İletişimi kesmediğim sürece benim için en iyisi eğer bu ise güzel olacağını söyledi. Bunun üzerine biraz duraksadım ve yavaş bir biçimde ondan hoşlandığımı söyledim. Ama keşke söylemese idim. Hiçbir cevap vermeden kalktı ve gitti. Aslında bu bir nebze de iyi. Eğer olumsuz bir cevap verse idi bu beni kıracaktı. Eğer olumlu bir cevap verse idi de İzmir’e gitmem zorlaşacaktı. Yani sessizce gitmem daha doğru olur. Buradan uzaklaşmayı çok istiyorum çünkü. Ama ya o…
30. Gün
İlk defa bu deftere bu kadar sık aralıklar ile yazıyorum. Dün pazar olduğu için onu görememiştim. Ama bu gün gördüm. İş yerinde çok sessizdi. Ama iş çıkışı beni çağırdı. Beraber yürümek, biraz da laflamak istedi. Yolda sanki geçen gün ki olay hiç olmamış gibi davranıyorduk. Ama onun evinin kapısının önüne geldiğimizde bana dediği şey “Bu arada. Keşke daha serin bir yerler seçebilse idin. Ama olsun,İzmir de güzeldir. Ama sanırım bavulumu hazırlamam zor olacak…” idi. Bir anda gözlerim sonuna kadar açıldı. Şaşkın bir sevinç vardı. O da benden hoşlanıyormuş. Harika bir şey bu. Beni olduğum gibi kabul eden tek kişi, ve artık sevdiğim kişi…
2 hafta sonra taşınmaya karar verdik. Ev işini o çoktan halletmiş. Sorduğumda ailesinin eskiden İzmir’de olduğunu, ve 3 yıldır boş bir evleri olduğunu öğrendim. Bu gün öyle harika bir gündü ki anlatamam. Her şey bu kadar mı iyi gidebilir. Artık hiçbir şey umurumda değil! O ve ben, artık beraberce yeni bir çevrede olacağız. Ve sanırım bu deftere yazacaklarım kısa bir süre sonra son buluyor. Ama bu defteri ne yapacağımı da bilmiyorum. Neyse, zamanı gelince düşünürüm. Ama ona bu defterden bahsetmeyi düşünmüyorum. Bu sadece benim sırrım olarak kalacak.
42. ve Son Gün
Evet. Bu akşam otobüsümüz kalkıyor. Ve bu gün de deftere yazacağım son gün. Deftere ne yapacağımı da buldum. Evimde, pardon, eski evimde pek göze batmayan bir yer var. Oraya bırakacağım. Eğer biri görürse ne yapacağını o bilir. Ama artık bu defter tamamen benim sırtımdan kalktı. Hiçbir isim, kurum ya da adres belirtmediğim için bir noktada benle bağlantı kurulması da zayıf zaten. Ama kesinlikle bu defterle bir bağım kalmadı artık.
Bulan Kişiye:
Sen bu satırları okurken ben belki İzmir’de mutlu bir şekilde yaşıyor, belki de mutsuz yaşıyorumdur. Önemli değil. Ama kesinlikle buradakinden daha huzurlu olduğuma eminim. İşte bu yüzden bu defteri, geçmişimi temsil eden bu defteri geride bıraktım…
43. Gün
Defteri bulan kişiyim. Defter ne kadar süredir burada, bunu bilmediğim için 43. Gün olarak başladım. Bu defterin gerçek sahibinin artık mutlu bir yaşam yaşayacağına eminim. Ve defteri ne yapacağıma gelirsek. Eğer bu satırları okuyorsanız bunun anlamı açık değil mi?

Evet arkadaşlar. Muhteşem bir haberim var size… Ben, yani Göktuğ Korkmaz, Avrupa Birliği Öykü Yarışması, İstanbul birincisi oldum!!!
Kısaca bahsedecek olursak eğer:
Bu yarışmanın işleyişi şu şekilde: eşitlik adlı bir tema veriliyor. Bu temaya uygun olarak bir öykü yazıyorsun. Ve benim yazdığım öykü de İstanbul birincisi oluyor.
Neyse… Bu haber fazla uzun olmadığı için başka bir şekilde devam edeceğim. Öncelikle yarışma yeni başladığında yapılan bir seminerden, ve seminer yapan adamın akşamdan kalma olduğundan bahsedeyim. Sonrasında da bizim Serkan hocanın eşinin öğrencilerinin, benden daha iddialı olmasına karşın beni geçememeleri…
Şimdi teşekkürlere gelelim:
Öncelikle Serkan hocam (Serkan Parlak) olmak üzere, yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkür ederim
