2
Kas

Unity kullanmaya başlaması ile Ubuntu beni kendinden soğutmuştu ama yine de bir şans vermeliyim diye düşünerek kurlumu yaptım. Açıkçası zaman geçtikçe Unity kendini bana sevdirdi, şu an başka masaüstü ortamlarını kullanamaz oldum. Önce hangi programlarla birlikte geldiğine bakalım:

  • Masaüstü Ortamı, Unity
  • Web Tarayıcısı, Firefox
  • Müzik Çalar, Banshee
  • Ofis Programı, LibreOffice
  • Posta Programı, Thunderbird

Kurulum

Kurulum gayet basit, görsel olarak her şeyi hallediyorsunuz. Kurulumun en sevdiğim yanı, temel ayarları yaptıktan sonra dosyaları kopyalarken, yani kurulum yapılırken sizden ayrıntı ayarları istemesiydi. Böylece zamandan olabildiğine kazandırmaya çalışmışlar.

Aynı zamanda kuruluma başlamadan önce gerekli kodek flash java gibi yazılımları da kurmak isteyip istemediğinizi soruyor. Böylece de kurulumdan sonra bunlarla uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz. Eğer kurmadan önce bunu seçmemişseniz ubuntu-restricted-extras paketini kurarak bunu halledebilirsiniz.

Görünüm ve Kullanılabilirlik

Unity çok hoş bir masaüstü ortamı olmuş. Uygulamaların büyütüldüğünde bütün ekranı kaplaması ve uygulamanın menüsünün üstteki panele gitmesi uygulama için daha fazla ayırarak kullanılabilirliği arttırmış. Yine uygulama tam ekran değilken menüsünün üst panele gitmesi kullanılabilirliği kötü etkiliyor ama zamanla ona da alışıyorsunuz.

Üst panel oldukça kullanışlı. Özellikle en sağdaki düğme sayesinde birçok ayara kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Onun yanındaki adınızın bulunduğu düğme sayesinde kullanıcıları yönetebiliyorsunuz. Ve yine onun solundaki ses düğmesinden sesi ve müzik programınızı kontrol edebiliyorsunuz. Yine sağındaki düğmeden internet bağlantınızı yönetebiliyorsunuz.

Alt+F2 ile ya da soldaki yerden açılan uygulama menüsü ya da Hızlı Menü’yü pek sevmedim. Görünü hoş olmasına rağmen kullanılabilirliği pek iyi değil.

Uygulamalar

Uygulamaların yükleme/kaldırma işlemi artık tamamen Ubuntu Yazılım Merkezi tarafından yapılıyor. Yazılım merkezi oldukça kullanışlı, uygulamaların ekran görüntüleri, oylamaları, hakkında yapılan yorumları göstermesi çok iyi bir özellik. En çok oy alan uygulamaları da listeleyebiliyor. Bazı kategorilerin içinde alt kategoriler de bulmak mümkün, böylece yazılım bulmak kolaylaşıyor. (Örneğin İnternet->Sohbet uygulamaları)

 

 

 

 

 

 

 

Öntanımlı müzik uygulaması olan Banshee‘ye pek ısınamadım ve severek kullandığım Clementine‘yi kurdum. Kendisini ses menüsüne yerleştirdi ve sistemle uyum sağladı. Aynı zamanda öntanımlı sohbet programı yerine emesene‘yi kurdum. O da sistemle uyum içinde çalışıyor, örneğin paneldeki posta düğmesinden emesene durumunuzu güncelleyebiliyorsunuz. Ve tabii ki ortam oynatıcısı olarak VLC Player‘ı kurdum. Zaten en çok oylanan uygulamalar arasında göreceksinizdir.

Önceden dosya yedekleme ve senkronize servisi olarak Wuala‘yı kullanırken, Ubuntu sayesinde Ubuntu One‘ye geçtim. Sistemle tamamen uyumlu bir şekilde belirlediğiniz dizinleri anında eşliyor. Ubuntu One aynı zamanda dosya yöneticisi ile de uyumlu.

Kullanım İpuçları

Unityde bazı işe yarar klavye kısayolları bulunmakta. Şöyle ki:

  • Meta(Windows) tuşuna basınca uygulama menüsünü görebilirsiniz.
  • Meta tuşuna uzun basarak, sol menün görünmesini sağlayabilirsiniz, aynı zamanda uygulamaların üzerinde beliren rakamlara basarak uygulamayı başlatabilirsiniz. (Meta + 1, Dosya yöneticisi, Meta + 2, Firefox gibi)
  • Meta + W’ye basarak açık olan pencereleri GNOME 3′deki gibi görebilirsiniz.

Ubuntu geliştiricileri çok iyi iş çıkarmış. Kullanılabilirliği yüksek, stabil çalışan, görünümü hoş bir sistem olmuş. Kurmadan deneme yapmak istiyorsanız çevrimiçi olarak Ubuntu’yu çok kısıtlı da olsa deneyebilirsiniz. Bu da ayrı bir güzel özelliği.

15
Ağu

Genelde yazarken avuçlarınızı koyduğunuz yerde olduğundan touchpadle biryerele tıklama ihtimaliniz fazladır. Bazı laptoplarda kapatmak için tuş olduğunu biliyorum fakat olmayanlar var. Ayrıca her yazma esnasında o tuşa basmak belki kullanıcı için zaman kaybı da olabilir.

Bunun için olması gereken siz yazmaya başlayınca touchpad’in otomatik olarak devredışı kalmasıdır. Peki nasıl?

Öncelikle Ubuntu üzerinde standart yüklü gelen syndaemon’ı çalıştırmanız lazım. [syndaemon nedir?]

Bunun için konsolda

syndaemon -d

yazıyoruz. Ardından

syndaemon -i 4 -d

yazarak touchpadin siz klavyede yazarken devredışı kalmasını sağlıyorsunuz. Komuttaki 4 siz yazmayı bitirdikten kaç saniye sonra touchpadin devreye gireceğini belirtiyor. Bu süre uzun geldi ise değiştirebilirsiniz.

Fakat komutu tekrardan uygulamadan önce

killall syndaemon

diyerek servisi durdurmanız ve en baştan aynı işlemleri tekrar ederek yeni süreyi ayarlamalısınız.


14
Ağu

Ubuntu üzerinde

sudo apt-get install hardinfo

ile Hardinfo’yu kurun. Sistem menüsü altına Sistem Profilleri ve Benchmark adı altında yerleşiyor. Oldukça detaylı bilgiler mevcut.

Programa ait ekran görüntüleri için http://hardinfo.berlios.de/Screenshots

 

 


ls -lct /etc | tail -1 | awk ‘{print $6, $7}’

Bu komut sayesinde (ubuntu üzerinde çalıştı fakat diğer dağıtımlarda da çalışır mı emin değilim.) linuxunuzu kurduğunuz tarih ve saati konsoldan öğrenebilirsiniz.

Kaynak: www.unix.com


23
Haz

Yeni bir yazı ile karşınızdayız. Sanki 10 kişiyiz :D Yok sadece ben varım. Neyse bu yazının içeriği bir problem için ürettiğim çözümü içeriyor olacak. Teknik bilgi kısmına girme ihtimalim var. O yüzden sıkılınca bırakın. Hatta ilginizi çekmiyorsa boşa okumakla uğraşmayın :D

Problemden bahsetmeden önce bir giriş yapayım. Elif’te(bilgisayarımın adı) 2 ayrı linux dağıtımı kullanıyorum. Birisi Pardus 2011.1 diğeri Ubuntu 11.04. Bu iki dağıtım için de aynı sabit diski ev dizini olarak bağlıyorum. Ev dizinlerini ortak yaptığım için kullanıcı adlarının farklı olması gerekiyor ki kullanıcıların evlerindeki ayarlar birbirine girmesin.

İşte problem burada başlıyor. Ben internet ortamında “osmank3″ kullanıcı adıyla bilindiğim gibi bilgisayarımda da bu kullanıcı adını kullanmak taraftarıyım. Dağıtımlardan birisi bu ismi kullandığında diğerine başka bir isim vermem gerekiyor ayarlar karışmasın diye. İşte ben takıntılı birisi olduğum için bu durumdan rahatsız oluyorum. Kullanıcı adları aynı olsun, iki kullanıcı da aynı dizini kullansın istiyorken ayarların da karışmamasını istemek birazcık garip olsa gerek.

Bir önceki yazımda geçen 2 haftanın sonunda kendime yapacak bir iş bulamadım. Boş boş gezinmektense oturup bir betik yazayım da vakit geçsin dedim. Dün akşama doğru yazmaya başladım betiği. Arasıra ara versem de gece 3 gibi betiğin bir halta benzemediğini fark edip sabaha bıraktım. Sabah -aslında öğlen- kalkınca yazdım betiği.

Betik ne iş yapıyor? Betik kullanıcının ev dizinindeki adı nokta ile başlayan ayar dosyalarını dağıtım adına göre bir dizine taşıyor, kullanıcının ev dizininden taşınan dosyalara kısayol oluşturuyor. Bilgisayar her açılışında bu bağlantıları kuruyor, her kapanışta da yeni dosya eklenmişse onu taşıyıp bağlantıları kesiyor.

Betiğin ne iş yaptığından bahsettik. Şimdi biraz da kullanımından bahsedeyim. Aslında kullanımı çok basit. Betiğin adını linker.py koymuştum. Bağlantı kurmak için linker.py start bağlantı kesmek için de linker.py stop komutlarını vermek yeterli. Komutlardan da anlaşılacağı üzere sistem başlangıcına start olanı sistem kapanışına stop olanı eklemeniz betiği kullanabilmek için yeterli.

Betik içinde bir karaliste mevcut. Bu listeye eklenen dosya veya dizinler bu işlemlerde es geçilir. Bunun sebebini şöyle açıklayayım. Mesela Pardus’ta .pulse isimli dizin bağlantı olursa nedenini bilmesem de gelişmiş ses ayarları yapılamıyor, clementine sapıtabiliyor. O yüzden .pulse’yi kara listeye aldım. Benzer şekilde .gvfs dosyası da ubuntuda hata çıkartıyordu. O da karalistede. Bunlar benim test edip görebildiklerim. Betiği deneyip bana başka dosya ve dizin adı iletirseniz onları da eklerim.

Sistem başlangıcına nasıl ekleyeceğiz sorusunu duyar gibi oldum cevaplayayım. Öncelikle betiği indirip /bin veya /usr/bin dizini altına koyup çalıştırılabilir hale getirin (sudo chmod +x /usr/bin/linker.py). Pardus ve birçok dağıtımda /etc/conf.d/local.start ve /etc/conf.d/local.stop dosyaları mevcut. Betiği kullanmak için gerekli komutları bu iki dosyaya eklemeniz yeterli. Ubuntuda bu dosyaları bulamadım ama araştırmalarım sonucu bunlar gibi çalışan bir şey buldum. O şeyi bu bağlantıdan edinip ilgili eklemeleri yapabilirsiniz.

Çok önemli bir şeyden bahsetmem gerekiyor. Masaüstü oturumunuz açıkken bu betiği çalıştırmamanız kendi açınızdan çok iyi olacaktır. Sistem başlangıcı ve kapanışına koymanızı tavsiye etmemin sebebi yapılan işlemler sırasında veri kaybı olmaması için bu ayar dosyalarının kesinlikle kullanılyor olması gerekiyor.

Yazının sonuna gelirken betiğin bağlantısını vermeyi unuttuğumu fark ettim.

Buradan betiği indirebilir ve inceleyebilirsiniz.

Ha birde bu işi yapacak uygulama belki daha önceden yazılmıştır. Ama ben sıkıntıdan araştırmadım ve kendim yazayım dedim. Varsa böyle bir uygulama belki ondan da faydalanabilirim.

10
Haz

Conky, çok hafif ve inanılmaz derecede özelleştirilebilen bir sistem izleme yazılımı. Linux kullanan çoğu kullanıcı bilir ve kullanır. İşlemci, diskler, bellek, kablosuz ağ, pil durumu, hava durumu, Gmail hesap kontrolü ve daha sayamayacağım kadar çok özelliği içinde barındıran çok süper bir program kendisi. Genel olarak Gnome ve xfce kullanan insanlar kullanıyor KDE’de daha çok plasma programcıkları olduğu için kullanan pek yok.

Kurulum

Conky kurulumu çok basit. Ubuntu kullanıcıları için Yazılım merkezinden Conky diye aratıp çıkan paketi kurmaları yeterli diğer linux dağıtımları için de pek bi fark yok çoğu linux dağıtımının deposunda mevcut.

Bu adımlardan sonra ALT + F2 yapıp conky yazıyoruz ve conky açılıyor. Tabi bendeki görünüm özelleştirilmiş.

Görünümü bu tür bir görünümü elde etmek oldukça kolay zaten. Hemen nasıl yapacağınızı göstereyim. Öncelikle buradaki dosyayı bilgisayarınıza indirin ve bir klasöre çıkartın. Ardından içinde bulunan fontları ana /home/.fonts klasörüne atın. Ardından .conky adlı bir klasör oluşturun ve klasörün içine rar’dan çıkan resim dosyalarını atın. Son olarak .conkyrc dosyasını da ana dizininize atın. Artık conky çalışmaya hazır fakat hala ufak bir sorun olacak bilgisayarı yeniden başlattığınızda

conky’nin alt kısmı garip bir görünüm alacaktır. Bunu düzeltmek için Şu kodları

#!/bin/bash
sleep 30
exec conky -d -c ~/.conkyrc
exit

.isim şeklinde ana dizine kaydedin ardından başlangıç uygulamalarına conky isimli komutu da /bin/sh /home/kullanıcıadınız/.isim yazıp kaydedin. Bu kod sayesinde hem conky her açılışta 30 saniye geç açılacak hem de arkaplan sorunu düzelmiş olacak.

Conky daha da özelleştirilebilir. Google’da conkyrc diye arama yaparsanız oldukça iyi conkyrc dosyaları bulabilirsiniz.

15
May

Ubuntu’nun resmi olmayan, kullanıcıların (yanlışım varsa düzeltin) istekleri doğrultusunda düzenledikleri daha kullanışlı! (göreceli tabii) dedikleri LinuxMint adında ayrı bir * var.

*(Buraya dağıtım mı desem kokteyl tarzı bir kelime mi kullansam bilemedim. )

Fedora’ya da bir şans verelim dedim ve Fedora da kullanmaya başladım. Fedora gezegeni de takip etmek gerekir. Genel olarak işin hep teknik yanı ile ilgili bilgiler veriliyor. ( ya yurtdışındaki kullanıcılar aşmış ve program tanıtımları ya da ipuçlarına gerek duymuyorlar ya da gezegene son kullanıcılar ve  Linux’la yeni tanışanlar yazı göndermiyorlar :) )

Neyse.. Az önce bir yazı düştü gezegene. FusionLinux ile alakalı. Nedir diye baktım. Dediğine göre Fedora’nın kokteyli! oluyormuş. Hakkımızda kısmında yazdığına göre de Fedora’nın Pimp My Ride‘ı :)

Belki denemek isteyen olur. Bir bakın derim.

Şu anda Fedora’nın 14. sürümünü baz alan bir sürüme sahip. 14.1 RC sürüm adayı çıkmış.

Fusion Linux’un (14.1 RC) Fedora’dan farklarına gelecek olursak;

Son Fedora 14 güncellemelerine sahip,

Open Oficce yerine LibreOffice’e sahip,

Chrome 11 internet tarayıcı olarak kurulu geliyormuş. Bir çok ufak tefek hata düzeltmeleri ve iyileştirmeler yapılmış.


2
May

Baktım Ubuntu Gnome3 kullanmayacak. Farklı dağıtım deneyelim dedik. (Gnome3, Unity bahane aslında.)

Fedora çarptı gözüme. Önceden beri kullanmak istedim. Kısmet bugüne imiş. Önceden indirmiştim isoyu. Fedora 15 beta olduğu için Fedora 14 indirdim. Torrent linki burada.

Kurulumu anlatmayacağım. Bazı işlemlerin sırası değişik o kadar. Kurulum sonrası yapmanız gerekenlerden bahsedeceğim.

Bildiğiniz üzere Fedora .rpm paket sistemini kullanıyor. Kendi paket yöneticisi var fakat Ubuntu kadar gelişmiş değil. Konsolla daha çok işimiz olacak. Öncelikle Ubuntu’da apt-get kullanırken Fedora’da yum kullanacağız.

İlk önce konsoldan yum update yum diyerek kendisini güncellemesini sağlamalıyız. Ardından paket indirme hızını arttırmak için yum install yum-plugin-fastestmirror komutunu veriyoruz. (Eğer böyle yapmaz iseniz Japonya’daki sunucudan bile paket indirmeye kalkabilir ve indirme hızınız yerlerde sürünebilir. Sonrasında yum install yum-presto diyerek indirilen paket boyutunu %80 oranında azaltıyoruz. Böylelikle 500 mb civarınd bir güncelleme 200 mb gibi oldukça makul seviyelere düşecektir. Bunları yaptıktan sonra yum update diyerek sistemin güncel olmasını sağlayabilirsiniz.

Güzel. Güncel bir Fedora’mız var artık elimizde. Geri kalan ince ayarlamalar bir sonraki yazıda..

Kaynak: trlinux.org


30
Nis

Yıl 2005.. Pardus 1.0 çıkmış. Bir dönüm noktası sayılır. (Tabii ben 2008 sürümüyle tanıştım Pardus’la. Bilim Teknik Dergisi sayesinde..) Baştan sadece KDE ile yoluna devam etti Pardus. Bu süreçte bir çok kullanıcı diğer masaüstü ortamlarının da Pardus’a gelmesi gerektiği konusunda yazılar yazdılar, istekte bulundular. O zamanlar bana bu istekler çok ütopik geliyordu. Evet Pardus gerçekten hızlı gelişiyor, 3 senelik bir sistem olmasına rağmen bir kullanıcının isteklerini fazlasıyla yerine getiriyordu.
Yıl 2011.. Pardus 2011 sürümü var ve Necdet Yücel hocamız ve öğrencileri sayesinde Pardus diğer masaüstü ortamlarına da kavuşuyor. Projenin (ki adı ÇOMAK) blog sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Ya diğer linux sürümlerinde durum ne?

En çok bilinen Ubuntu’ya gelirsek 28 Nisan’da yeni sürümü 11.04 Natty‘i çıkardı. Bu sürümün bir özelliği ise kendi kullanıcı arayüzü olan Unity‘i bu sürümle duyurması. Gnome3 çıkmasına rağmen Ubuntu Unity arayüzünü kullanacağını açıkladı. Gnome gezegeninde bu yüzden Ubuntu kullanmayı bırakıp Fedora 15‘e geçmeyi planladıklarını yazdılar. Fedora 15′le birlikte Gnome3 kullanılacağı açıklandı.

Buradan bakınca Linux üzerinde en önemli bileşenlerden birinin masaüstü ortamları olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Kullanıcı hangi sürüm kullanacağı konusunda fikrini o sürümün masaüstü ortamlarına göre belirliyor. ÇOMAK projesi sona ulaştığında Pardus’da diğer masaüstü ortamlarına kavuşmuş olacak. Dil desteği zaten mevcut. Ne dersiniz? Pardus dünya üzerinde yayılır mı?


29
Nis

Evet. Düşünün ki Ubuntu 10.10 kullanıyorsunuz. Ve 28 Nisan geldi ve 11.04 sürümü çıktı. (Evet 28 Nisan’da Ubuntu 11.04 Natty çıktı. Denemek için buradan.) Yeni sürüm, programların yeni versiyonları, yeni özellikler vs. Bunlar sizi cezbetti ve geçis yapmak istediniz.

Önünüzde iki yol var. Biri sürüm yükseltmesi. Bu sayede kurulum yapmadan sistem bileşenleriniz ve programlarınız bir üst sürüme güncellenecektir. Fakat hiçbirşey temiz kurulumun yerini tutmaz diyenler olabilir. O zaman yapmanız gereken yeni sürümü kurmak. Peki ya kullandığınız onca program? Tekrardan yüklemek, hangilerini kullanıyordunuz bulmak var.

Fakat bu birilerinin başına gelmiş ki böyle bir güzellik yapmışlar. Basit bir komut ile o an sisteminizde yüklü olan paketlerin listesini çıkarıp bu listeyi yeni kurduğunuz sistemde okuttuğunuzda paketleri kuruyor ve neredeyse eski sisteminizde kurulu programlar karşınızda.. (Burada ufak bir not geçeyim. PPA kullanarak kurmuş olduğunuz programlar ve net üzerinden indirmiş olduğunuz programlar bu uygulamanın dışında.Onları tekrardan indirmeli ve tek tek kurmalısınız. Chrome, Skype, Bibble gibi..)

İşte konsola yazmanız gereken kod:

dpkg –get-selections > file

Bu kodu yazdıktan sonra /home/kullanıcı_adı dizininde file isimli bir dosya oluşacaktır. Daha sonra yeni kurduğunuz sistemde Sistem/Yönetim/Synaptic Paket Yöneticisi’ni açıyoruz. Önceden oluşturduğumuz file  dosyasını Dosya/Seçilenleri Oku ile gösteriyoruz. Bizden kurulacak programlar için onay isteyecek. Sonrası kurulum..

Aynı işlemler Pardus’da var mı diye araştırdım. Ve

pisi li

komutu ile o an sistemde kurulu paketlerin listesinin çıkarıldığını öğrendim. Fakat çıkan listeyi yeni sistemde okutup aynı paketleri nasıl kurabiliriz onunla ilgili bilgi bulamadım. Bilen var mı?

Düzenleme 1: İsa Mert GÜRBÜZ geri dönüş yaptı ve Pardus için aynı programları nasıl kurabileceğimizi söyledi. Öğrenmek için şuradan..


26
Nis

PC Labs, sürekli yeni haber ve makaleler yayınlayan, belki de bu sebeple hemen her gün mutlaka ziyaret ettiğim güzel bir internet sitesi. Okuduğum kimi yazılar bana hayli sıradan gelirken bazı konular ise müthiş ilgimi çekiyor ve beni düşünmeye sevk ediyor. Bu bağlantıda okuduğum bir makale de beynimin hücrelerini kaşındıran bir türde…Yazıda 390.000 kişi gibi devasa bir kitle üzerinde yapılan bir tür eğilim araştırmasından bahsediliyor. Pc kullanıcıları ile Mac kullanıcılarının demografik özellikleri arasındaki farklara dikkat çekiliyor. Araştırma sonuçları ilginç diyemeyeceğim. Zira sanki beklenen sonuçlar çıkmış gibi geldi bana.

İlginç bir karşılaştırma olmuş bu. Adeta işletim sistemi tercihinde bulunan insanlara bir tür etiket yapıştırılmak isteniyor gibi…Firmalar nezdinde hedef kitlelerini tanımaya, anlamaya yönelik bir veri üretiyor gibi görünürken aynı zamanda gayet yönlendirici ve piyasayı etkilemeye yönelik. Araştırma sonuçlarına bakınca (aslında bakmadan bile), bu araştırmanın Apple tarafından yaptırılmış olabileceği izlenimi doğuyor insanda. En azından benim önyargı olarak da değerlendirebileceğimiz kişisel bakış açım buna izin veriyor, mahal yaratıyor. Zira Apple’ın her ne kadar kimi yönlerden ortaya kaliteli, güzel denebilecek ürünler koyduğunu düşünüyor olsam da aslında satışlarını psikolojik faktörlerle yürüttüğüne, desteklediğine inanıyorum. Apple’ın pazarlama politikası, insanları “bir Apple ürünü kullanırlarsa farklı ve elit bir kitleye mensup olabileceklerine inandırma” temeli üzerine inşa edilmiş. Polemik yaratmamak adına şu nüansa dikkat çekmek isterim. İrdelediğim Apple’ın pazarlama politikası…Yoksa ürün politikasına kesinlikle bir sözüm yok. Kanımca Mac bilgisayarların tasarımı gayet güzel. iPhone da temsil ettiği neslin öncüsü…Bence en farklı ürünü ise diğer markaların henüz yeni yeni girmeye teşrif ettiği bir kulvar olan bütünleşik masaüstü çözümleri, yani iMac.

Benim sorunum, kullanıcıların dar bir kafese hapsedilerek, önlerine konan bir tas çorbaya razı edilmeleri ve bununla da yetinilmeyip o çorba için insanların ceplerinden para alınmasıyla ilgili. Hatta bir adım daha ötesinde o paraların sağladığı güçle, kafesin daha da daraltılmaya çalışılmasıyla…

Burada “Mac’e para harcamak yersizdir”, “Windows’a ödenen para helal değildir” türünden söylemler de bana göre yersiz. Özgürlüğe değer veren bir Linux kullanıcısı olarak, cebinde parası olan insanların o parayı istedikleri gibi harcama özgürlüğüne de sahip olduklarının su götürmez bir gerçek olduğu düşüncesindeyim. Dolayısıyla insanlar Linux da kullansın, Windows da kullansın, Mac Os da kullansın diyorum. İşin özü ne kullanıldığı değil, nasıl kullanıldığıdır. Çerçevesi, standartlarıdır. İşte bu noktadan bakılınca kullanıcıların, satın aldıkları (Win ya da MacOS) ya da satın almak zorunda kalmadan kullandıkları (Linux) sistem her ne olursa olsun aslında sormaları gereken soruların genel mantığı hep aynı olmalıdır:

İstediğim herhangi bir formatta videoları kullanabilecek miyim?
Sadece wmv mi kullanabilirim? H264′e mecbur muyum? Windows ile ogg formatındaki dosyaları çalıştıramayacak mıyım? En iyi olduğunu iddia eden bu işletim sistemleri (Windows, MacOS, Linux) neden her dosya formatına doğal destek vermiyor/veremiyor? Bu acaba şartlar eşit olduğunda, güçlerini kaybedebilecekleri, eşit şartlarda en iyi olduklarının aslında bir yalan olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalma korkularından olabilir mi? Bu yüzden mi “o mu, bu mu, şu mu” tartışmalarıyla özgür insanları, ellerinde sadece 2-3 seçenek olduğuna ve bu seçeneklerden birini tercih etmeleri gerektiğine inandırmaya çalışıyorlar? Belki evet belki hayır. Endişelenecek bir şey yok. Bunlar sadece soru. Cevaplar bizi nereye götürüyor? Oooo…Yüzlerce cazip seçeneğin olduğu bir dünya mı gördünüz orada bir yerlerde? Hayır ben söylemedim. İlk defa çevrenize bakmaya başladınız belki de…

Kapalılık tutkusu neyin sonucu?
Kapımız kapalıyken, diğer insanlar için faydalı bir komşu olduğumuzu öne sürmek ne kadar doğru? Evimizi onlara peşkeş çekmeyeceğiz ama oturma odamızda birlikte oturabilmek, misafirperverliğimizin, kendimize güvenimizin, gücümüzün ve kavrayıcılığımızın farkında olduğumuza bir işaret değil midir? Öyleyse neden kapalıyız? Neden korkuyoruz?

Micrsoft Word uygulamasının varsayılan dosya biçimi neden tüm dünyanın bir standart olarak kabul ettiği odf formatında değil de kendine has bir formatta? Microsoft, ofis uygulamasının, açık kaynak kodlu alternatifler karşısında zayıf olduğunu mu düşünüyor? Mesela Powerpoint’in Libre Office Sunum’dan ya da iWork’teki muadilinden daha az gelişmiş olduğunu mu düşünüyor? Yoksa müşterilerini kendisine bağlamak mı istiyor? Bay Gates “İnsanlar sunum hazırlamak istiyorlarsa o sunum ppt formatında kaydedilmelidir. Diğer formatlarda kaydedilmemelidir. Çünkü diğer alternatiflerle de üzerinde işlem yapılabilen bir formatta kaydedilme imkanı sağlarsak, siz değerli müşterilerimiz alternatifleri de deneme eğilimine girersiniz. Hele bir de bunun ücretsiz olduğunu öğrenirseniz bu eğiliminiz daha da güçlenir. Bu da ppt’ye dolayısıyla Powerpoint’e olan bağımlılığınıza ve tabiki karlılığımıza zarar verir ki bunu hiç istemeyiz” diyor bize. İşte bu yaklaşım yüzünden kapalı kaynak kodlu Ms Office’te dünyaca kabul edilmiş standartlara yer yok.

“Yok mu bunun bir çaresi?” diye sormayın. Cevap vermeyeceğim size. Kaldırın başınızı. Biraz daha bakın çevrenize…Bakın bakalım. Parayla satın aldığınız ve her yeni sürümünü tekrar parayla satın alacağınız ofis yazılımınızın özgür olmayan, kapalı kodlu formatlarını dahi kullanmanıza olanak sağlayan, ücretsiz kullanabileceğiniz ve her yeni sürümünü ücretsiz kullanmaya devam edebileceğiniz özgür ofis yazılımları var mı bir yerlerde?

Ödediğim para ile elde ettiğim fayda orantılı mı?
Bir bilgisayar satın aldınız ve içindeki işletim sistemi bir Windows veya MacOS X ise onun için de otomatik olarak para ödediniz. Microsoft der ki;”Bu bilgisayarın içindeki Windows yalnızca bu bilgisayarla kullanılabilir”. Aradan geçen yıllar yeni nesil yazılımların bilgisayarınıza yaşlı adam muamelesi yapmaya başlamasına sebep oldu ve zaman içinde yeni bir bilgisayar satın almaya karar verdiniz. “Heyoo, elimde paramla satın aldığım Windows’um da var” diye sevinmeyin hemen. Çünkü yeni bilgisayarınızla aynı Windows’u yine satın alacaksınız! Ama, ama…Hani satın almıştınız. Hani sizindi. Paranız? Nereye harcadınız peki onu? Meğer kiralamışsınız Windows’u. Ne yazık ki MacOS X için de durum farklı değil. Üstelik ödeyeceğiniz bedel daha yüksek.

Bir de çorbayı yemek kaşığı ile değil de çay kaşığı ile içmek zorunda bırakılma hali var tabi. Aynı fiziksel donanıma sahip standart bir PC’den çok daha fazla para ödeyerek sahip olabileceğiniz bir Mac bilgisayarın içinde barındırdığı MacOS X’in bazı bileşenleri de hayret uyandırıcı. Os X’le birlikte kurulu gelen Quicktime uygulamasının sınırlı olduğunu ve kimi özelliklerinin kullanılabilmesi için ayrıca bedel ödemek zorunda olduğunuzu biliyor muydunuz? Bu 5 vitesli bir otomobil satın alıp, ekstra ödemeden 3. vitesin üzerine çıkamamak gibi bir şey…Peki paranızla neyi satın aldınız siz?

Hala paranızı kafesler için harcama özgürlüğünüzü kullanmak istiyor musunuz?
Tüm işletim sistemleri böyle mi? Piyasanın genel kuralı mı bu? Hayır! Bu dünya üzerinde kurulmaya çalışılan (aslında halihazırda kurulmuş da diyebiliriz), insanlara dikte ettirilen düzenin bir gereği. Kapitalist sistemin doğal bir sonucu. Bu sistemin dışında ürünler de var. Ne olduğunu söylemeyeceğim. Her yeni sürümü parayla satılmayan, buna rağmen her yeni sürümü muhteşem bir şevkle üretilen, dün aldığınız, bugün kullandığınız ve gelecekte satın alacağınız tüm bilgisayarlarınıza özgürce kurulabilen sistemler. Hayaliniz bu muydu? Bu hayal gerçek midir?

Günün birinde Apple Microsoft’u satın alırsa?
Ya Apple, dünya bilgisayarlarının %90′ında kullanıldığı iddia edilen Ms Office’i geliştirmeyi/desteklemeyi tercih etmez de iWork’u yaymaya kalkarsa…Ya xls, doc, ppt gibi formatları tarihin tozlu sayfalarına gömerse…Ya Microsoft Apple’ı satın alır da güzelim iPhone’ları çöpe dönüştürürse…Nasıl? Komik buldunuz değil mi? Yalnız değilsiniz. İlk otomobil için asla insanların tercih etmeyeceğini söylemişlerdi. Şimdi sokaklarda yürüyecek yer dahi yok. Ya ilk televizyon? Kimse bu kutuya bakmaz demişlerdi. Bugün toplumlar onunla yönetiliyor. Bundan 20 yıl önce Linux yoktu. 30 yıl önce Windows da yoktu. Komik ihtimaller o kadar komik görünmüyor değil mi? Bu ihtimallere hazır mısınız?

Bu ihtimallerden sizi koruyacak, bir kişi ya da zümreye değil de tüm insanlığa ait olan kavramlar, değerler var mı peki? Bilmiyorum. Gerçekten hak ettiğinizin bu olduğunu düşünüyorsanız yine başınızı kaldırın ve çevrenize bakın bakalım, orada bir yerlerde ne var?

Cevaplar yalnıza Linux’a mı çıkıyor?
Aslında tercihler işletim sistemleri arasında değil standartlar arasındadır. Zaten firmaların ürettikleri kimi ürünleri standart haline getirme çabası da bundandır. Hepsi işletim sistemi, ona uygun üretilmiş yazılımlar, ona uygun üretilmiş/seçilmiş donanımlar ve yine ona uygun üretilmiş standartlar/formatlardan oluşan bir paket koyarlar önümüze ve o pakedin en iyisi olduğunu iddia ederler. Oysa en iyisi, rakiplerin de her şeye sahip olduğu eşit bir dünyada, ortak standartlarda en iyi olabilendir. Bu cesarete sahip bir “en iyi” gördünüz mü etrafınızda? Durun durun söylemeyin! Başını kaldırıp, soru soran herkes görecektir nasılsa…

Yer yer üstü kapalı yer yer de alenen Linux propagandası mı yaptım acaba? Belki evet belki hayır. Aynı fikirde olmamız da olmamamız da ihtimal dahilinde. Belki buluşacak ortak noktalarımız çok azdır ama bir nokta hepimiz için ortaktır: Özgür olmalıyız, özgürlüğümüzü korumalıyız. Feodal düzenin 21. yüzyıldaki temsilcilerine mahkum olmamalıyız. Windows da kullanabiliriz, Mac OS da Linux da…Ama Windows’u da Mac OS’u da özgürlüğümüze saygı göstermeleri koşuluyla tercih etmeliyiz. Günün birinde onlar da onlar da size uyacaklar. Siz onlara uymaktan vazgeçmeye başladığınızda…”Ben bir Mac OS kullanıcısı olarak, ürettiğim çalışmanın, olası her sistemde kullanılabilen bir formatta oluşturulabilmesini ve dosyamı özgürce, açılıp açılmayacağı korkusunu yaşamadan paylaşabilmeyi, kullandığım işletim sisteminin, tüm diğer muadilleri tarafından da desteklenen ortak standartlara uymasını talep ediyorum” dediğinizde…

Silahınız Linux(*)! Linux, kimsenin tekeline alamayacağı açık standartların garantisidir. Diğer sistemlerin sahip oldukları körlüklerin aksine, alternatiflerle çok iyi anlaşır, kapalı olmalarına rağmen lisanslı formatlarını kolaylıkla tanır ve çözer. Diğer işletim sistemlerini terbiye etmek için kullanabileceğimiz yegane yoldur.

Belki astigmat olmam görüşümü engelliyor olabilir ama bu gözlükle dünyaya baktığımda, Linux’un en yalnız ve buna rağmen en iyi olduğu, kişisel görüşümdür. En iyi olmasının sebebi hızı, performansı, sürekli tartışılagelen, virüslerden arınmışlığı, görselliği değildir. Bunlar zaten Linux’un doğasında var olan avantajlarıdır. En iyi olmasının sebebi, seçme şansımızın olduğunu bize hatırlatması ve bunu ücretsiz yapmasıdır.

Bu birkaç dakikanızı, “düşüncelerime ortak olmak için harcama” özgürlüğünüzü kullandınız. Sırada “okuduklarınızı hemen unutma”, “acaba diyerek biraz düşünmeye başlama” ya da aklınıza gelebilecek yüzlerce seçim özgürlüğünden biri var. Tercih sizin. Kendi kendinize sorun.

“Özgür olmama” özgürlüğünü seçecek misiniz?

(*)Aslında doğru kavram Gnu’dur. Konuya yabancı okuyucuların kafa karışıklığı yaşamaması için Linux olarak ifade edilmiştir.

2
Nis

Ubuntu’nun kod adı “Natty Narwhal” olan 11.04 sürümünün ilk beta sürümü duyuruldu.

Bu sürüm ile birlikte OpenOffice yerine LibreOffice dahil edilmiş bulunmakta. Aynı zamanda standart müzik çalar olan Banshee gelmektedir.

Bu sürüm ile birlikte gelen önemli güncellemeler ise şöyle;

  • Firefox 4.0
  • Linux 2.6.38
  • Python 2.7
  • X.org 1.10.0
  • Mesa 7.10.1

Beklenen sürümler şu şekilde:

  • 21 Nisan 2011 – Sürüm Adayı
  • 28 Nisan 2011 – Tam Sürüm

Sürüm duyurusuna buradan, indirme sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Share

16
Mar

İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral kampüsünde katılma olanağı bulacağımız Özgür Yazılım ve Linux günlerine artık sayılı günler kaldı. 1 Nisan Cuma ve 2 Nisan Cumartesi olmak üzere 2 günümüz, özgür yazılım, Linux ve keyifli seminerlerle geçecek.  Etkinlik programının içeriği o kadar zengin ki Linux.Org.Tr’deki programa bakınca insanın içinden “keşke 2 güne sıkıştırılmasaymış” diye geçiyor. Ortalama bir son kullanıcı olarak teknik içerikli etkinlikler pek ilgimi çekmiyor ama özellikle ilgi duyduğum seminerler var programda. Şimdiden ağzım sulandı desem yalan olmaz.

İlk gün saat 11:45’te  salon 3’te harika iki paylaşım var: “Özgür Yazılımlar ile Etkinlik Afişinin Tasarlanması” ve “Kdenlive ile Bir Tanıtım Videosu Kurgulaması”. Kdenlive, çok iyi öğrenmek istediğim bir uygulama. Allah insanın gönlüne göre verir ama bu kadar şans olmaz. Yalnız bu iki sunumun 45 dakika içine nasıl sığdırılacağını merak ediyorum. Umarım tadı damağımızda kalan türden olmaz. MacOS X’in ilk sürümü çıktığında Cebit fuarındaki Bilkom standında iMovie ile video düzenlemeyi konu alan sunumun tek başına 35-40 dakika boyunca bizi nasıl ayakta diktiğini hatırlıyorum.

Öğleden sonra 14:30 – 15:15 arasında Pardus Proje Yöneticisi Erkan Tekman Bey’in, Par- dus’un stratejik planları ve hedeflerini anlatacağı bir sunumu da olacak. Her ne kadar Par- dus’un geleceği ile ilgili türlü umut ve öngörülere sahipsek de yetkili bir ağızdan, somut planları duyabilmek hoş olacak.

Yok yooook. Durmuyoruz. Kendime çok güzel bir katılım planı yaptım. Erkan Bey’in seminerinden yarım saat sonra salon 2’de sevgili Koray Löker’in “Özgür Yazılım Geliştiricisi Olmanın Sosyal Boyutları” konulu sunumunda alıyorum soluğu. Sonra da Pardus topluluğunda büyük heyecan yaratan Çomak Projesi ile ilgili Necdet Yücel hocamızın toplantısında…Cuma gününü keyifli bir şekilde değerlendirdikten sonra Cumartesi de  son derece renkli bir program bizi bekliyor olacak ama ben sözü fazla uzatmıyorum.

2 Nisan Cumartesi günü saat 16:45’te salon 1’de katılabileceğimiz Pardus Topluluk Dağıtımı toplantısını da unutmadan hatırlatıp, etkinlik programı hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyen arkadaşlarımı buraya davet ediyor, iştirak edecek herkese güneşli ve eğlenceli 2 gün diliyorum.


12
Mar

Gözü yaşlı bir elveda değil bu. Gayet keyfi bir karar. 2007 yılından beri Pardus (ve Ubuntu) kullanıyorum. Oyun oynamak dışında Windows’a hiç ihtiyacım olmadı ki evli, bebek bekleyen bir bankacının oyun oynamaya ne kadar vakti kalabileceğini düşünürseniz, Windows’a ne kadar ihtiyaç duyabileceğimi de tahmin edebilirsiniz. Linux’la geçen bu 4 yılda pek çok farklı uygulamayı kullanmayı öğrendim. Wine vb. uygulamalarla Windows programlarını çalıştırmayı denemek yerine Linux muadillerini kullandım. Örneğin, ufak tefek resim düzenleme işleri yapan bir kullanıcı olarak Gimp’i Photoshop’la aynı seviyede kullanabilir hale geldim.

Fakat farkettim ki arada kaynayan bir şey var. Belki de şimdiye kadar iletişim kurduğum tüm eş, dost, akrabanın onu kullanmasından, bir türlü msn protokolünü bırakamamışım. Hoş, bırakamamışım da ne oldu ama yine de “farklılıklara giden yolculuk kendinden başlar” düsturuyla bir adım attım. Pardus’ta kullandığım anlık mesajlaşma uygulaması Kopete’den Msn hesabımı sildim. Windows Live Messenger irtibat listesinde bulunduğum tanıdıklarıma belritmek isterim ki bundan sonra beni hep çevrim dışı görecekler.

Bundan sonra açık kaynak kodlu bir protokol olan Jabber üzerinden anlık mesajlaşma ihtiyacımı karşılayacağım. Jabber da Msn, Gtalk ve diğer protokoller gibi çalışan ama kaynak kodu kapalı olmayan bir ağ. Diğer yandan WLM dışındaki diğer pek çok alternatif uygulama tarafından da desteklendiği için işletim sisteminiz ne olursa olsun kullanabiliyorsunuz. Örneğin benim irtibat listemde biri şimdilik Windows kullanan ve Pidgin ile Jabber’a bağlanan biri de MacBook Pro’sunu yeni almış (dolayısıyla MacOS X kullanan) ve iChat ile Jabber’a bağlanan iki arkadaşım var. Üç farklı platformdan kullanıcılar olarak birbirimizle sorunsuz olarak iletişim kurabiliyoruz.

Özellikle e-posta olarak Gmail kullananların hiç beklememesini tavsiye ederim. Gmail adresleriniz ile Jabber’a doğrudan bağlanabilirsiniz. İsteyenler isim@jabber.pardus.org.tr şeklinde bir hesaba da sahip olabilir.

Anlık mesajlaşma ile bana ulaşmak isteyen ve ne yazık ki henüz kendilerini Linux’la tanıştıramadığım arkadaşlarım, Windows Live Messenger (onunla Jabber’a erişemezler) dışında Pidgin ya da bulabilecekleri Jabber destekleyen başka uygulamaları kurup bir Jabber hesabı almalı. Jabber hesabının nasıl alınabileceği bir üst paragrafta verdiğim bağlantıda anlatılıyor. Kopete dışındaki uygulamalar için de süreç farklı değil.

Bana ulaşabileceğiniz Jabber adresini Tilki Kimdir sayfasında bulabilirsiniz.
Öyleyse ne duruyoruz? Mesajlarımız da özgürleşsin!


18
Şub

Bu inceleme için hayli geç kaldım aslında. Zira 20 Ocak’ta 2011 sürümü yayınlanan, Linux dünyasının en keskin tırnaklı, en sivri dişli, en yırtıcı dağıtımını geç de olsa bir süredir aktif olarak kullanıyorum. Aslında bir açıdan bakınca bu gecikmiş incelemem iyi. Çünkü aceleci ve dolayısıyla ön yargılı bir değerlendirme yapmaktan da sakınmış oldum. 2007.3′ten 2008′e geçtiğimizde çok fazla sarsılmamıştık. Ekran kartlarımızın sürücülerini kolayca yüklememizi sağlayan görüntü yöneticisi bizleri epey sevindirmişti ama Kde3 serisi ile devam edildiğinden, en azından gözümüzün gördüğü çok değişiklik yoktu. 2008.2′den 2009′a geçiş ise hayli sarsıcı olmuştu. Kde dördüncü sürümüne yükselmişti ve bizi bambaşka bir masaüstü deneyimi bekliyordu.

2009.2′den 2011′e geçiş ise tam anlamıyla salladı bizi. Pardus biraz daha farklı göründü gözüme. Kde 4.4′ten 4.5′e geçilmesiyle sistemin genelinde görünen görsel hoşluk ve performans iyileşmesi bir yana, artık Pardus’un kişiliğini sergileyen unsurlar da daha bir dikkat çekiyor. Bu hızlı girişle filmin son sahnesini gördük. Gelin, şimdi en baştan başlayalım ve neler olmuş görelim.

Yeni Yalı…Pek yakışıklı…
Kalıp dosyamız artık 700MB’lik bir CD’ye sığmıyor. Kendisi artık 1.1GB büyüklüğünde bir DVD kalıbı. DVD’den başlayan sistemimizde ilk önce yakışıklı yırtıcının suretiyle karşılaşıyoruz. Durun!..Sisteminizin ayarlarıyla oynamayın. 2009 serisindeki Lal rengi 2011′de yerini gri/füme kombinasyonuna bıraktı. İşte bu yeni Yalı…Ya da benim taktığım ismiyle YAlışıkLI…

Yeni Yalı, ekran tasarımıyla, kullanılan renklerle öncekinden epey farklı, daha şık ve ağır görünümlü. Disk bölümlendirme ekranı hariç diğer ekranlar, önceki sürümden çok farklı değil ama disk bölümlendirme bambaşka bir hale bürünmüş. Ubuntu’dakine benzer, ağaç görünümlü bir disk yapısı var artık karşımızda. İlk defa kullanan, benim gibi orta halli bir kullanıcı için biraz şaşırtıcı bir deneyimdi. Birazcık duraksadım ama Ubuntu’nun kurulum ekranına aşina olduğumdan başardım. Ne varki Linux’a yeni başlayacak bir kullanıcı için yeni disk bölümleme ekranı biraz zor ve ürkütücü. Ne yapmalı nasıl etmeli bilmiyorum. Henüz önerebileceğim olgun bir şeyler yok kafamda. Eğer Lvm ve Raid gibi fonksiyonların da eklenmesi sebebiyle ağaç görünümünden vazgeçilemiyorsa belki de disk bölümlendirme ekranında sağlam bir kılavuz metin düşünülebilir hızlı bir çözüm olarak (Bu cümlemle taşı sevgili geliştiricilerimize değil biz gönüllülere atıyorum. Talep beklemeden, olası tasarım/içerik çalışmalarımızı hazırlayıp sunmamızda hiçbir sakınca yok, büyük faydalar var).

Her zaman her yerde…En büyük Kaptan!
Kurulumdan sonra sistemi ilk başlattığımızda daimi ev sahibimiz Kaptan karşılıyor bizi. Aslında Kaptan’ı eskiden beri gereksiz bulmuşumdur ama bu kez sanki (belki de yenilenen tasarımından dolayı) Pardus’u diğer dağıtımlardan farklılaştıran önemli bir özellik olarak gördüm ve sevdim. Kullanıcı ile Pardus arasında kullanıcı-kullanılan ilişkisi dışında farklı bir bağın da kurulmasına yardımcı olan Kaptan, Oxygen ile Milky 2 simge setleri arasında seçim yapmamıza da olanak sağlayarak, resmi ve gönüllü Pardus forumları ile e-posta listelerindeki “Milky güzel/değil” tartışmalarına da ebediyyen son vermiş. Bravo Kaptan!

Sütlü sütlü…Ohhh…Misss…
Biraz sönük kaldığını düşündüğüm Milky 1′den sonra Milky 2 son derece sıcak göründü gözüme. Simgeler artık daha hacimli görünüyor. Belki varsayılan klasör renginin sarı yerine mavi tonlarından biri olarak belirlenmesi daha iyi olabilirdi. Ama belki de klasörlerin Oxygen’e benzememesi, setin geneline sıcak renklerin hakim olması gibi kaygılar gözetilmiştir düşüncesiyle buna pek takılmıyorum. Tüm klasörlerin rengini aynı anda değiştirebilmenin yolunu bulmaya çalışacağım artık.

Milky 2 için bir öneri geliştirmek isteseydim, araç çubuğu simgelerinin daha da sadeleşmesini isterdim. Bespin temasının (depomuzda Bespin simge seti yok) simge setinde, pencerelerin araç çubuklarındaki düğmeler tek renk (siyah). Yine Ubuntu’da tecrübe ettiğim Faenza simge setinde de pencerelerin araç çubuklarındaki düğmeler tek renk (siyah). Bu tek renklilik, pencerenin görünümün sadeleşmesinde oldukça etkili ve son derece güzel bir görünüm yaratıyor.

Milky 2′nin kişiliği tamamen kendine özgü. Biraz daha ışıltılı bir simge seti kullanmak isteyenler ise Pardus 2011′le yüklü gelen Oxygen’i kullanabilirler.

Daha zengin ve yepyeni görünümlü bir Paket Yöneticisi
Pardus 2011′in paket deposu, yeni yayınlandığını göz önünde bulundurursak içerik açısından fena değil. Henüz Xfce masaüstü paketleri depoda değil. Onlar da katıldığında hatta Çomak Projesi tamamlanıp da Gnome paketleri de eklendiğinde gayet ele avuca gelir bir içeriğe kavuşacak.

Yeni paket yöneticimiz gayet gösterişli. Efektler, animasyonlar ve farklı pop-up pencereler kendisine oldukça hoş bir hava katmış. Paketleri, tüm paketler, kurulu paketler, kurulabilir paketler ve güncelleme paketleri şeklinde ayrı ayrı sekmelerde görebiliyoruz. Sistemin geneliyle görsel uyumluluğun sağlanması açısından, sekme kullanımı yerine standart araç çubuğu ve düğmelerin kullanılması belki daha hoş olabilir. Böylece, pencerenin sağ alt köşesine konumlandırılmış “Paketleri Kur/Kaldır” düğmeleri araç çubuğuna taşınabilir.

Kde 4.5 ve Oxygen pencere teması
Kde’nin 4.5.4 sürümü 2011′in performansına son derece olumlu etki etmiş. Masaüstü efektleri gayet akıcı çalışıyor ama daha iyi olabilir/olmalı. Bunda X sunucusu ve ekran kartı sürücülerinin de (ekran kartım Amd Radeon HD3850) muhakkak etkisi var. Umuyorum ki X ve ekran kartı sürücüleri kendilerini daha geliştirirler. Şimdilik Amd’nin sunduğu sahipli sürücü yerine açık kaynaklı sürücüyü kullanıyorum. Özellikle yüksek çözünürlüklü (1920x1080x25fps) video dosyalarının oynatılmasında daha performanslı gördüm.

Oxygen pencere temasını bir türlü sevemedim. Bana çok donuk geliyor. Temadaki tek ışıltı başlık çubuğundaki ışık efekti. Orta ya da Bespin temalarında olduğu gibi tüm pencereyi kaplayan bir gradyan Oxygen’e çok yakışırdı oysa…Ben Pardus’umda Bespin kullanıyorum. Hem Oxygen’e göre daha hacimli bir görüntü arzediyor hem Xbar’la uyumlu hem de kendi gölge motorunu değil masasüstü efektlerindeki gölge motorunu kullandığı için çok daha güzel bir gölge efekti sunuyor.

Ortaya karışık…Zengin uygulama menüsü…Clementine faciası…
Kde4′ün kullanışlı uygulamaları ve eksiksiz ofis seti Libre Office, Pardus 2011′le kurulumda geliyor. Dolayısıyla sistemi kurduktan sonra, müzik dinlemek, film izlemek, ofis dosyalarıyla çalışmak, Twitter hesabınıza masaüstünden erişmek, hatta internet günlüğünüze erişmek için uygulama kurmak zahmetine girmenize hiç gerek yok. Kurulumdan sonra hepsi elinizin altında. Ya e-postalarınız, takip edeceğiniz rss adresleri, kontak listeniz, notlarınız? Onlar için de Kontact hizmetinizde. Tek uygulama ile tüm bu iletişim ihtiyaçlarınızı son dere basit ve hızlı bir şekilde karşılayabiliyorsunuz.

Durun bitmedi. Adalar vapurundaki cevval satıcılar gibi…”Bunlarla birlikte”…Video düzenleme için Kdenlive, fotoğraf arşivinizi yönetmek ve resim dosyalarındaki basit düzenlemeler için Gwenview, profesyonel imaj düzenleme ihtiyaçlarınız için Gimp ve bilgisayar kullanma deneyiminize bambaşka tatlar katacak pek çok uygulama da Keskin Diş’in 2011 sürümünde…

Uygulama yelpazesinde beni hayal kırıklığına uğratan tek nokta Amarok yerine Clementine’in gelmesi oldu. Bunun sebebini bilmiyorum. Belki teknik açıdan geliştiricilerimizin işini kolaylaştıran avantajları vardır Clementine’in. Ama ne olursa olsun Clementine geçmişin izlerini taşıyor. Arayüzü Kde3 döneminden Amarok 1 serisi ile aynı. Görüntü itibariyle sistemin geri kalanı ile uyumsuz. Ayrıca podcast desteği yok. Gerçi Amarok 2 depoda var. İsteyen kurup kullanabilir. Ama depodan kurulan Amarok’u bir türlü Türkçe’leştiremedim. Temennim Türkçe Amarok 2′nin 2011.1′de aramıza geri dönmesi yönünde…Sistemin hep göz önünde olan lokomotif uygulamalarında yapılan değişiklikleri pek doğru bulmuyorum.

Görünen o ki çevik güzellik, 2011 sürümüyle dişlerini bilemiş. Çomak projesi ile de avına atılmak üzere iyice gerilmiş bir yırtıcı görünümünde…Koşmaya başladığında ne kimse kaçabilecek ne de birşey kurtulabilecek.

Son sözler…
Pardus’u kullanmalı mısınız? Maalesef buna ben cevap veremem. Pardus, kullanmadan asla tadamayacağınız bir deneyim vaadediyor. Şu ana dek Pardus kullanıcısı yaptığım arkadaşlarımın hiç birine Pardus’u tavsiye etmedim. Sadece yarım saat kullandırdım. Şimdi ise gayet mutlular. 2011 içinse bu süre 1 dakika. Yani bildiğiniz anlamda ilk görüşte aşk…

Aşık olmaya hazır mısınız? Buyurun o zaman. Pardus burada


7
Şub

Takıntı…Benimkisi gerçekten takıntı. Masasında kağıt olmayan bankacı gördünüz mü siz hiç? Var işte…Masası monitör, klavye, fare, telefon ve içinde firmalardan gelmiş evrakların bulunduğu bir havuzdan ibaret olan, iki telefonu masanın hep aynı yerinde (monitörün hemen altında) mutlaka birbirine paralel olarak duran, saplantılı bir bankacı. O benim… Bendeki bu düzen hastalığı sürekli olarak kullandığım Linux dağıtımlarını da kurcalamama sebep oluyor. Kullandığım uygulamaların arayüzlerinin basit ve sade olmasını tercih ediyorum. Eciş bücüş, onlarca simge, sağda solda, orada burada yazılar göz zevkimi feci halde bozuyor. Elimde olsa kullandığım bilumum uygulamaların üzerinde tek düğme bırakmayacağım ama o da biraz saçma olur be…

Bilgisayarımda hem Pardus 2011 hem de Ubuntu 10.10 kullanıyorum. İkisinin de tadını çıkarıyorum. Pardus üzerinde masaüstü ortamı Kde4 olduğundan ek uygulamalar kullanmadan pencerelerin her yerini kesip biçip kuşa çeviriyorum. Bespin temasıyla birlikte Xbar’ı da kurdum mu tamam oluyor (Xbar pencerelerin menü çubuklarını panele taşıyan ve MacOS X’teki gibi görünmelerini sağlayan küçük bir uygulama). Ne varki bir süredir Ubuntu kullanıyorum. Kız kardeşimin dizüstü bilgisayarına kuracağım Linux olarak onu seçmemle, kendi masaüstümde de kullanma isteği belirdi içimde. Kurdum gitti…

Ubuntu’da varsayılan masaüstü ortamı Gnome. Gnome Kde4 gibi kişiselleştirilebilirlik imkanları sunmuyor. Ancak bazı eklenti ve uygulamalarla ne kadar güzel kıvama gelebileceğini gözlerimle gördüm, bizzat tecrübe ettim. İstediğim özelleştirme için temel ihtiyaçlarım aşağıdaki gibiydi. Bakınız Ubuntu’ya neler yaptım.

Pencerelerdeki Menü Çubuklarını Panele Taşımak
11.04′le kurulu olarak gelecek olan Global Menu bu iş için biçilmiş kaftan. Kurup eklentiyi panele yerleştirdiğimiz andan itibaren tüm Gtk arayüzlü uygulamaların araç çubukları panele taşınıyor. Yalnız en yaygın Gtk arayüzlü uygulama (Firefox’tur kendisi) maalesef menü çubuğunu Global Menü’ye göndermiyor. Bu sorunun 11.04′te giderileceğine dair bir haber okudum. Umarım işe yarar. O zamana dek menü çubuğundan kurtulmak için Firefox’un Hide Menubar eklentisi harikulade bir çözüm. Eklentiyi kurduğunuz anda menü çubuğu arazi olacaktır. Görmek isterseniz klavyenizin tab tuşuna basmanız yeterli. Darısı Libre Office’in başına. O da Global Menü’ye direnenlerden…

Pencerelerin Araç Çubuklarını Sadeleştirmek
Menü çubuğundan kurtulduk ama araç çubuklarımız da hala kalabalık. Gnome’da maalesef Kde’deki gibi araç çubuklarını doğrudan sadeleştirme, istediğimiz düğmeleri ekleyip çıkarma imkanımız yok. Nautilus bu yüzden özelleştirilemez durumda. Bunu aşmanın ve Nautilus’a sade ve şık bir görünüme büründürmenin yolu nautilus-elementary temasını kurmaktan geçiyor. Aşağıdaki komutları terminalde sırasıyla verirsek nautilus-elementary’yi kuracağız.

sudo add-apt-repository ppa:am-monkeyd/nautilus-elementary-ppa
sudo apt-get update
sudo apt-get dist-upgrade
nautilus -q

Bu kodlardan sonra Nautilus daha şık. Ayrıca bazı sürprizleri var. Resimlerinizin olduğu bir klasördeyken F4′e bir basın bakalım, karşınıza ne çıkacak.

Parlak Bir Pencere Teması Kurmak
Ubuntu’nun maalesef bir türlü tutturamadığı bir şey bu. Hep kahverengi, turuncu renkli pencere temaları geliyor sistemle. Oysa açık renkler sistemi daha bir başka gösteriyor sanki. Açık renkler pencere gölgesiyle kontrast oluşturduğundan, pencereleri gerçekten havadaymış gibi gösteriyor. Derinlik hissini arttırıyor. Ayrıca beyaza yakın renkler, sadeliği destekleyen bir etki yaratıyor. Tüm bu özellikleri taşıyan harika bir pencere teması keşfettim: Orta. Haydi kuralım Orta’yı. Buyurun terminale.

sudo add-apt-repository ppa:nikount/orta-desktop
sudo apt-get update
sudo apt-get install orta-theme
sudo apt-get install orta-emerald-decorators
sudo apt-get install orta-xfwm4-decorators

Şimdi Ubuntu’nun iki renkli temasından kurtulduk. Orta temasının da kendine has özelleştirme ayarları var. Bu ayarlara, Panel>Sistem>Tercihler menüsünden ulaşabilirsiniz. Temanın kendi yapılandırma uygulaması oraya yerleşecektir.

Güzel Bir Simge Seti
Söz konusu Ubuntu ise favorim Faenza. Harikulade bir set. Ubuntu ile de son derece uyumlu. İçinde de son derece güzel simgeler var. Setin tamamını sisteminizde kurulu diğer simge setleri ile birlikte /usr/share/icons dizini altında inceleyebilirsiniz. Faenza’yı terminalde aşağıdaki kodları girerek sisteminize kurabilirsiniz.

sudo add-apt-repository ppa:tiheum/equinox
sudo apt-get update && sudo apt-get install faenza-icon-theme

Kıpır Kıpır Bir Rıhtım
Pencerelerin listelenmesi için standart paneldeki pencere listesini kullanmayı pek tercih etmiyorum. Compiz-Fusion’la birlikte çalışan Cairo-Dock benim için daha cazip. Özelleştirilebilme yetenekleri gerçekten harika. Üzerindeki simgelerin efektleri çok güzel. Oynayıp duruyorsunuz. Faenza simge seti de Cairo-Dock üzerinde etkinleştirildiğinde sistemin geri kalanıyla son derece uyumlu bir rıhtımınız oluyor. Üstelik uygulamalarınızın yeri hiç değişmediği için zaman içinde rıhtım kullanımı, standart panel kullanımından daha kolay gelmeye başlıyor.

Sonucu resimleri büyüterek daha net görebilirsiniz. Gerçekten güzel oldu.


16
Oca

Soğuk bir Ocak akşamında (dün) Beşiktaş’taki Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Pardus’un arkasından konuştuk, tüm konuştuklarımızın ve yaptıklarımızın kaydedildiğini umursamadan…Pardus’un, kullanıcıları gözündeki yerinin ve kullanıcı beklentilerinin tespit edilmesi açısından son derece faydalı ve pek keyifli bir oturum oldu. Toplantıda, Pardus’a başlama ve kullanma sebeplerimizden, yapısı, sağladıkları, sağlayamadıkları ve yaygınlaştırılmasına kadar pek çok konuda konuştuk. Öyle hissettim ki biz Pardus gönüllüleri 17.878.962 toplantıya daha katılıp Pardus’u sonsuza dek anlatma eğilimine sahibiz. Bu güzel…

Oturumda sorulan sorular, verilen cevaplar, o cevaplardan bir veri yığınının oluşturulması ve bir sonuca varılması, değerli hocamız Sn.İlker Berkman ve ekibinin uzmanlık alanı olduğundan, içerikle ve kişisel değerlendirmelerimle ilgili herhangi bir paylaşımda bulunmayı doğru bulmuyorum. Şunu söyleyebilirim ki bu oturum belki de İlker Bey’den ziyade bana faydalı oldu.

Pardus’la ilgili hem objektif diyebileceğim hem de ön yargı görünümündeki fikirlerimi muhakeme etme şansını buldum. Kendimi İlker Bey’e anlatmak isterken kendime de anlattım galiba. Bundan sonraki çalışmalarımda (taciz ve eylemlerim de diyebiliriz) izleyeceğim yordamlar konusunda enerji tasarruflu bir ampul (malum, maksimum parlaklığa biraz geç ulaşıyor) kafamda yandı gibi.

Evet…Gerçekten keyifliydi. Bu arada, eşimin ısrarlı hatırlatmaları sebebiyle, fotoğrafa dikkatli dikkatli bakması muhtemel okuyucularım için küçük bir not düşmek istiyorum. Sevgili eşimin karnı fazla kilo değil 4 ay sonra dünyaya gelecek minik oğlumuz Erdem sebebiyledir :) .

Unutmadan, altını çizmek istediğim bir noktaya da dikkat çekmeden edemeyeceğim. “Özgür yazılım para kazandırır mı?” diye soranlara verecek cevabımız da hazır artık:

Parayı dert etmeyin. Kullanın yeter :) .


15
Oca

Pardus’ta açıp kullandığım yazılımların ara yüzlerinin sade olmasını tercih ediyorum. Sık kullanmadığım düğmelerin sürekli gözümün önünde durması beni rahatsız ediyor. Açık olan yazılım penceresini gereğinden fazla kalabalık ve dağınık gösterirken, aslında o pencerede ulaşmak istediğim unsurların (Dophin’deki klasörler veya Firefox’taki internet sayfaları) geri planda kalmasına sebep oluyor. Qt tabanlı yazılımlarda bu sorunu, KDE’nin muhteşem özelleştirilebilirlik imkanları ve Bespin pencere temasıyla birlikte kullandığım Xbar plasma programcığı ile aşıyorum ama Firefox gibi Gtk tabanlı uygulamalar ne yazık ki Bespin tarafından giydirilemiyor ve Xbar da işlevsiz kalıyor.

Bu durumu çözüp, Firefox’u sistemin genel görünümüne biraz olsun uydurabilmek, benzetebilmek için binbir farklı şey denedikten sonra nihayet aşağıdaki iki Firefox eklentisinde karar kıldım.

*Strata Reloaded teması ve
*Compact Menu 2 eklentisi.

Bu iki eklentiyi kurup sistem ayarlarından pencere kenarlığı rengini de Strata Reloaded temasının rengine çevirdiniz mi bütünleşik görünümlü, şık sekmeli, araç menüsünden arınmış (tüm menü küçük bir dünya simgesine dönüşecek) sade bir Firefox’unuz olacak.

Firefox 4′ü kullanmaya başladığımızda bunlara gerek kalmayacak ama herhangi bir sebeple Firefox 3.5 serisini kullanmaya devam edecek kullanıcılar için bu minik paylaşım da elimizin altında bulunsun istedim.


13
Oca

Değerli arkadaşlarım, hatırlayacaksınız burada, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü öğretim görevlisi Sn. İlker Berkman’ın davetini sizlerle paylaşmıştım. İlker Bey’in Pardus Kullanıcıları e-posta listesine duyuru yaptığı esnada tarihi belli olmayan toplantının zamanı netleşti. Bu hafta sonu,15 Ocak Cumartesi saat 17:00′de Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’ndeyiz…”Bu toplantı neyin nesidir? Neyi amaçlar? Ne yapacağız?” gibi sorularınızın yanıtları için burayı okuyabilir, hem bilgi almak hem de katılım organizasyonu için iberkman[at]bahcesehir.edu.tr e-posta adresi ile İlker Bey’le temasa geçebilirsiniz.

Deneyimlerimizi paylaşıp, daha gelişmiş bir Pardus’a katkıda bulunmak için orada olacağız. Bekliyoruz.


25
Ara
Giriş
LAMP, Linux Apache Mysql PHP kısaltması olarak aklımızda kalıyor. Bazı yerlerde P yerine PHP'den başka bir dil gelebilir ama bu yazıda PHP'yi anlatacağız. Günümüzde çoğu Linux dağıtımı temel ayarlarla gelmektedir, ben Ubuntu 10.04 LTS kullanıyorum ve temel Birkaç ayarı burada anlatmaya çalışmayacağım, uzmanlar anlatsın :) Aslında kendime not almak için yazıyorum bu yazıyı ama belki ihtiyacı olan vardır diye blogda yayınlıyorum tutorial kıvamında, yanlışım varsa şimdiden affola, yorumlarla bana düzelttirile!

Apache Web Sunucusu Kurulumu ve Ayarları
Apache günümüzde en yaygın olarak kullanılan web sunucularından birisidir. Bu yüzden apache ile ilgili bir çok doküman bulmak mevcut bu kısımda ayrıntıya girmeden apache kurulumu ve yapılandırılmasından bahsedeceğim. Öncelikle sisteminizde ki paketleri güncelleyin.
apt-get update
apt-get upgrade --show-upgraded
Ubuntu üzerinde apache’yi kurmak için aşağıdaki komutu kullanın. Bu komut apache version 2 serisini bilgisayarınıza kuracaktır.
apt-get install apache2
Bu işlemi tamamladıktan sonra sanal konaklama(Virtual Hosting) ayarlarını yapacağız.

Sanal Konaklamayı Ayarlamak
Öncelikle /etc/apache2/ports.conf dosyamızı kontrol edelim. Ben bu dökümanı hazırlarken içersinde
NameVirtualHost *:80
Listen 80
değerleri yazılmış ve hazır şekildeydi. Burada 80. portu dinlediğimizden ve sunucumuzun tüm ipleri dinlediğiden emin oluyoruz. Ardından açacağımız site için /etc/apache2/sites-available/ dizinine bir dosya oluşturuyoruz. Örnek olarak:
touch siteminadi.com
Bu dosyayı vim ile açıyor ve düzenlemeye başlıyoruz:
VirtualHost *:80>
ServerName www.siteminadi.com
ServerAlias siteminadi.com
DocumentRoot /srv/www/siteminadi.com/dosyalarhangidizindeyse/
ErrorLog /srv/www/siteminadi.com/logs/error.log
CustomLog /srv/www/siteminadi.com/logs/custom.log
/VirtualHost> (VirtualHostların başında < şu işaret var ama burada yazınca blogger sapıtıyor)

ServerAlias kullanıcılarınızın sitenize erişmek için kullandığı adresleri içerir, Log dosyaları sitenizin kayıtlarını tutar, document root sitenizi barındırdığınız dizini adresler, servername hangi barınağın hangi adrese gideceğini belirler. Elbette bunları buraya yazmanız direkt çalışacağı anlamına gelmez, DNS'lerini düzggün bir şekilde sunucunuzun IP'sine yönlendirmeniz gerekir. Bundan böyle sunucunuza bir istek geldiğinde önce izin verilen iplerden birisi olup olmadığına bakılır ardından uygun servername aranmaya başlanır ve bulunduğunda bu documentrootta bulunan içeriğe yönlendirilir. Bu dosyayı oluşturduktan sonra ya da önce belirttiğiniz dizinleri oluşturmanız gerekir, yoksa apache hata verir.

mkdir -p /srv/www/siteminadi.com/dosyalarhangidizindeyse
mkdir /srv/www/siteminadi.com/dosyalarhangidizindeyse/logs

Eğer dosyalar zaten ayarlıysa şu komut ile siteyi aktif hale getirirsiniz
a2ensite siteminadi.com
Bu komutla dosyanız sites-enabled dizine kopyalanır ardından apache'yi restart ederek ya da reload ederek siteyi açarsınız.

/etc/init.d/apache2 restart
/etc/init.d/apache2 reload
Mysql Kurulumu ve Ayarları
Öncelikle şu komutu çalıştırın

apt-get install mysql-server

Kurulum sırasında sizden root şifrenizi ayarlamanız istenir, bir şifre belirleyip not ediniz.
Mysql başlı başına bir konudur ama biz sadece bir veritabanı oluşturacağız şu komutla mysql sistemine giriş yaparsınız

mysql -u root -p

Şifrenizi girmenizi isteyecek root şifrenizi girip giriş yapınız.
Database oluşturmak için aşağıdaki komutu kullanın, sonuna ; işareti koymayı unutmayın, mysql'de komutlar ; işareti ile biter.

create database benimdb;

Database oluştu üzerinde bir kullanıcı oluşturup tüm haklarını bu kullanıcıya vermek için aşağıdaki komutu yazınız kullanıcı adı dbadmin şifre 12345 yaptım, siz daha düzgün bir şey seçersiniz.

grant all on benimdb.* to 'dbadmin' identified by '12345';

Flush komutuyla ayrıcalıkları güncelliyoruz.

flush privileges;

İşimiz bitince çıkış yapıyoruz

quit
PHP Kurulumu ve Ayarları
PHP bir programlama dilidir ve LAMP rehberinde onun kurulumunu anlatacağız. Şu komutla kurulumu yaparsınız.

apt-get install php5 php-pear

İsterseniz şu adresteki ayar dosyasını güncelleyebilirsiniz, başlangıç seviyesi kullanıcılar gerekmedikçe bu dosyayı güncellemek zorunda değildir. Çoğu ayar standart şekilde zaten yapılmıştır. Bir değişiklik yaparsanız Apache'yi restart etmeniz gerekir.

/etc/php5/apache2/php.ini

Mysql desteği için şu paketi kurunuz böylece PHP ile Mysql güzelce anlaşmaya başlar, Apache ise zaten PHP'nin dilinden çok iyi anlar ve kısaca LAMP kısmını geride bırakırız.

apt-get install php5-mysql libapache2-mod-auth-mysql

Grafiksel araçlar, çeşitli ayarlar bunların hepsi sonra yapılabilir ama öncelikli olarak sunucunuz artık bu bileşenlere sahiptir. Ayrıntılar vakit bulursam belki ileride burada yayınlanır. Okuduğunuz için teşekkürler

Kaynakça:

http://httpd.apache.org/docs/2.0/en/vhosts/name-based.html

http://library.linode.com/lamp-guides/ubuntu-10.04-lucid/

https://help.ubuntu.com/community/ApacheMySQLPHP