12
Oca

Geliştirdiğiniz bir yazılımı insanların daha fazla faydalanabilmesi için kodları ile birlikte dağıtmak fikri. İlk duyduğumda biraz garip gelmişti, geçmesi 1-2 dakika sürdü.

Ardından işe koyuldum; önce paylaşımdan faydalanan tarafta yer aldım. Özgür yazılım geliştiren insanların paylaştığı kodları incelendim, bazı değişiklikler yaptım, işime yaramayan kısımları attım, paketledim ve sattım. Para kazanınca, kendimi kodlarından yararlandığım insana borçlu hissettim. Para teklif ettim, istemedi. Onun yerine onun bana yaptığı gibi benim de ona katkı vermemi istedi. Yazılım ile ilgili yanlış olduğunu düşündüğüm kısımları söyledim, birkaç hatayı düzelttim, bazı değişiklikler ile ilgili tartıştım ve bir şekilde yazılımı geliştirdim. Yeri geldi birbirimizi ikna edemedik, bir önceki sürümden sonra yollarımızı ayırdık. Yeri geldi işi gücü bırakıp bira içmeye gittik.

Özgür yazılımı yukarıda anlattığım gibi ele alıyorum ben. Ne üzerinde çalıştığım platformun özgürlüğü, ne de şu anda bu satırları yazdığım yazılım ile ilgili özgürlük detayları ilgilendirmiyor beni. Bugüne kadar yazdığım satır kod şu anda İnternet üzerinden erişilebiliyor, özgürce başkaları tarafından kullanılabiliyor ve yine bir şekilde birilerinin işine yarıyorsa bu benim için yeterli. Biraz daha açıklamak gerekirse; Windows üzerinde dahi uygulama geliştirebilirim (tercih etmem ama zorunda kalırsam geliştiririm) ve o uygulamayı özgür bir şekilde kullanılmak üzere insanlara dağıtabilirim. Bu benim için özgürlük dışı bir davranış olarak gözükmüyor. Hatta eski tartışmalara da taş atmak gerekirse; ben yazılım geliştirirken Jira dahi kullanabilirim; bu Pardus için doğru olmayabilir, projenin gereksinimleri, hedefleri vs. ile ilgili başka durumlar söz konusu olabilir ve özgür olmayan bir yazılım kullanarak özgür yazılım geliştirmek konusu tartışmaya açılabilir. Fakat kişisel olarak geliştirdiğim/geliştireceğim uygulamaları geliştirirken kullanacağım yazılımların özgür olup olmaması beni zerre ilgilendirmiyor.

Bunları buraya geçmişten bir not kalsın diye, 10 yıl aradan sonra kapalı kodlu yazılım geliştirmek zorunda olduğum için yazıyorum. Hiçbir zaman Richard M. Stallman gibi bir bakış açısına sahip olamadım, doğru olduğunu ya da yanlış olduğunu tartışmıyorum, fakat benim özgürlük bakış açımda sadece benim neyi nasıl yaptığım önemli. Ben herhangi bir insanın işine yarayacak bir uygulama geliştirdiysem, bunu özgürce kullanmasını, değiştirmesini ve hatta tekrar dağıtabilmesini garantilediysem bu bana yeterli geliyor.

Yani ben Windows üzerinde özgür bir yazılım geliştirebilir, kullandığım görselleri Photoshop ile hazırlayabilirim. Yine eklemek gerek; tercih etmem ama yapabilirim ve bu yazılımların özgürlüğü konusunda da herhangi bir endişe duymam.

26
Nis

PC Labs, sürekli yeni haber ve makaleler yayınlayan, belki de bu sebeple hemen her gün mutlaka ziyaret ettiğim güzel bir internet sitesi. Okuduğum kimi yazılar bana hayli sıradan gelirken bazı konular ise müthiş ilgimi çekiyor ve beni düşünmeye sevk ediyor. Bu bağlantıda okuduğum bir makale de beynimin hücrelerini kaşındıran bir türde…Yazıda 390.000 kişi gibi devasa bir kitle üzerinde yapılan bir tür eğilim araştırmasından bahsediliyor. Pc kullanıcıları ile Mac kullanıcılarının demografik özellikleri arasındaki farklara dikkat çekiliyor. Araştırma sonuçları ilginç diyemeyeceğim. Zira sanki beklenen sonuçlar çıkmış gibi geldi bana.

İlginç bir karşılaştırma olmuş bu. Adeta işletim sistemi tercihinde bulunan insanlara bir tür etiket yapıştırılmak isteniyor gibi…Firmalar nezdinde hedef kitlelerini tanımaya, anlamaya yönelik bir veri üretiyor gibi görünürken aynı zamanda gayet yönlendirici ve piyasayı etkilemeye yönelik. Araştırma sonuçlarına bakınca (aslında bakmadan bile), bu araştırmanın Apple tarafından yaptırılmış olabileceği izlenimi doğuyor insanda. En azından benim önyargı olarak da değerlendirebileceğimiz kişisel bakış açım buna izin veriyor, mahal yaratıyor. Zira Apple’ın her ne kadar kimi yönlerden ortaya kaliteli, güzel denebilecek ürünler koyduğunu düşünüyor olsam da aslında satışlarını psikolojik faktörlerle yürüttüğüne, desteklediğine inanıyorum. Apple’ın pazarlama politikası, insanları “bir Apple ürünü kullanırlarsa farklı ve elit bir kitleye mensup olabileceklerine inandırma” temeli üzerine inşa edilmiş. Polemik yaratmamak adına şu nüansa dikkat çekmek isterim. İrdelediğim Apple’ın pazarlama politikası…Yoksa ürün politikasına kesinlikle bir sözüm yok. Kanımca Mac bilgisayarların tasarımı gayet güzel. iPhone da temsil ettiği neslin öncüsü…Bence en farklı ürünü ise diğer markaların henüz yeni yeni girmeye teşrif ettiği bir kulvar olan bütünleşik masaüstü çözümleri, yani iMac.

Benim sorunum, kullanıcıların dar bir kafese hapsedilerek, önlerine konan bir tas çorbaya razı edilmeleri ve bununla da yetinilmeyip o çorba için insanların ceplerinden para alınmasıyla ilgili. Hatta bir adım daha ötesinde o paraların sağladığı güçle, kafesin daha da daraltılmaya çalışılmasıyla…

Burada “Mac’e para harcamak yersizdir”, “Windows’a ödenen para helal değildir” türünden söylemler de bana göre yersiz. Özgürlüğe değer veren bir Linux kullanıcısı olarak, cebinde parası olan insanların o parayı istedikleri gibi harcama özgürlüğüne de sahip olduklarının su götürmez bir gerçek olduğu düşüncesindeyim. Dolayısıyla insanlar Linux da kullansın, Windows da kullansın, Mac Os da kullansın diyorum. İşin özü ne kullanıldığı değil, nasıl kullanıldığıdır. Çerçevesi, standartlarıdır. İşte bu noktadan bakılınca kullanıcıların, satın aldıkları (Win ya da MacOS) ya da satın almak zorunda kalmadan kullandıkları (Linux) sistem her ne olursa olsun aslında sormaları gereken soruların genel mantığı hep aynı olmalıdır:

İstediğim herhangi bir formatta videoları kullanabilecek miyim?
Sadece wmv mi kullanabilirim? H264′e mecbur muyum? Windows ile ogg formatındaki dosyaları çalıştıramayacak mıyım? En iyi olduğunu iddia eden bu işletim sistemleri (Windows, MacOS, Linux) neden her dosya formatına doğal destek vermiyor/veremiyor? Bu acaba şartlar eşit olduğunda, güçlerini kaybedebilecekleri, eşit şartlarda en iyi olduklarının aslında bir yalan olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalma korkularından olabilir mi? Bu yüzden mi “o mu, bu mu, şu mu” tartışmalarıyla özgür insanları, ellerinde sadece 2-3 seçenek olduğuna ve bu seçeneklerden birini tercih etmeleri gerektiğine inandırmaya çalışıyorlar? Belki evet belki hayır. Endişelenecek bir şey yok. Bunlar sadece soru. Cevaplar bizi nereye götürüyor? Oooo…Yüzlerce cazip seçeneğin olduğu bir dünya mı gördünüz orada bir yerlerde? Hayır ben söylemedim. İlk defa çevrenize bakmaya başladınız belki de…

Kapalılık tutkusu neyin sonucu?
Kapımız kapalıyken, diğer insanlar için faydalı bir komşu olduğumuzu öne sürmek ne kadar doğru? Evimizi onlara peşkeş çekmeyeceğiz ama oturma odamızda birlikte oturabilmek, misafirperverliğimizin, kendimize güvenimizin, gücümüzün ve kavrayıcılığımızın farkında olduğumuza bir işaret değil midir? Öyleyse neden kapalıyız? Neden korkuyoruz?

Micrsoft Word uygulamasının varsayılan dosya biçimi neden tüm dünyanın bir standart olarak kabul ettiği odf formatında değil de kendine has bir formatta? Microsoft, ofis uygulamasının, açık kaynak kodlu alternatifler karşısında zayıf olduğunu mu düşünüyor? Mesela Powerpoint’in Libre Office Sunum’dan ya da iWork’teki muadilinden daha az gelişmiş olduğunu mu düşünüyor? Yoksa müşterilerini kendisine bağlamak mı istiyor? Bay Gates “İnsanlar sunum hazırlamak istiyorlarsa o sunum ppt formatında kaydedilmelidir. Diğer formatlarda kaydedilmemelidir. Çünkü diğer alternatiflerle de üzerinde işlem yapılabilen bir formatta kaydedilme imkanı sağlarsak, siz değerli müşterilerimiz alternatifleri de deneme eğilimine girersiniz. Hele bir de bunun ücretsiz olduğunu öğrenirseniz bu eğiliminiz daha da güçlenir. Bu da ppt’ye dolayısıyla Powerpoint’e olan bağımlılığınıza ve tabiki karlılığımıza zarar verir ki bunu hiç istemeyiz” diyor bize. İşte bu yaklaşım yüzünden kapalı kaynak kodlu Ms Office’te dünyaca kabul edilmiş standartlara yer yok.

“Yok mu bunun bir çaresi?” diye sormayın. Cevap vermeyeceğim size. Kaldırın başınızı. Biraz daha bakın çevrenize…Bakın bakalım. Parayla satın aldığınız ve her yeni sürümünü tekrar parayla satın alacağınız ofis yazılımınızın özgür olmayan, kapalı kodlu formatlarını dahi kullanmanıza olanak sağlayan, ücretsiz kullanabileceğiniz ve her yeni sürümünü ücretsiz kullanmaya devam edebileceğiniz özgür ofis yazılımları var mı bir yerlerde?

Ödediğim para ile elde ettiğim fayda orantılı mı?
Bir bilgisayar satın aldınız ve içindeki işletim sistemi bir Windows veya MacOS X ise onun için de otomatik olarak para ödediniz. Microsoft der ki;”Bu bilgisayarın içindeki Windows yalnızca bu bilgisayarla kullanılabilir”. Aradan geçen yıllar yeni nesil yazılımların bilgisayarınıza yaşlı adam muamelesi yapmaya başlamasına sebep oldu ve zaman içinde yeni bir bilgisayar satın almaya karar verdiniz. “Heyoo, elimde paramla satın aldığım Windows’um da var” diye sevinmeyin hemen. Çünkü yeni bilgisayarınızla aynı Windows’u yine satın alacaksınız! Ama, ama…Hani satın almıştınız. Hani sizindi. Paranız? Nereye harcadınız peki onu? Meğer kiralamışsınız Windows’u. Ne yazık ki MacOS X için de durum farklı değil. Üstelik ödeyeceğiniz bedel daha yüksek.

Bir de çorbayı yemek kaşığı ile değil de çay kaşığı ile içmek zorunda bırakılma hali var tabi. Aynı fiziksel donanıma sahip standart bir PC’den çok daha fazla para ödeyerek sahip olabileceğiniz bir Mac bilgisayarın içinde barındırdığı MacOS X’in bazı bileşenleri de hayret uyandırıcı. Os X’le birlikte kurulu gelen Quicktime uygulamasının sınırlı olduğunu ve kimi özelliklerinin kullanılabilmesi için ayrıca bedel ödemek zorunda olduğunuzu biliyor muydunuz? Bu 5 vitesli bir otomobil satın alıp, ekstra ödemeden 3. vitesin üzerine çıkamamak gibi bir şey…Peki paranızla neyi satın aldınız siz?

Hala paranızı kafesler için harcama özgürlüğünüzü kullanmak istiyor musunuz?
Tüm işletim sistemleri böyle mi? Piyasanın genel kuralı mı bu? Hayır! Bu dünya üzerinde kurulmaya çalışılan (aslında halihazırda kurulmuş da diyebiliriz), insanlara dikte ettirilen düzenin bir gereği. Kapitalist sistemin doğal bir sonucu. Bu sistemin dışında ürünler de var. Ne olduğunu söylemeyeceğim. Her yeni sürümü parayla satılmayan, buna rağmen her yeni sürümü muhteşem bir şevkle üretilen, dün aldığınız, bugün kullandığınız ve gelecekte satın alacağınız tüm bilgisayarlarınıza özgürce kurulabilen sistemler. Hayaliniz bu muydu? Bu hayal gerçek midir?

Günün birinde Apple Microsoft’u satın alırsa?
Ya Apple, dünya bilgisayarlarının %90′ında kullanıldığı iddia edilen Ms Office’i geliştirmeyi/desteklemeyi tercih etmez de iWork’u yaymaya kalkarsa…Ya xls, doc, ppt gibi formatları tarihin tozlu sayfalarına gömerse…Ya Microsoft Apple’ı satın alır da güzelim iPhone’ları çöpe dönüştürürse…Nasıl? Komik buldunuz değil mi? Yalnız değilsiniz. İlk otomobil için asla insanların tercih etmeyeceğini söylemişlerdi. Şimdi sokaklarda yürüyecek yer dahi yok. Ya ilk televizyon? Kimse bu kutuya bakmaz demişlerdi. Bugün toplumlar onunla yönetiliyor. Bundan 20 yıl önce Linux yoktu. 30 yıl önce Windows da yoktu. Komik ihtimaller o kadar komik görünmüyor değil mi? Bu ihtimallere hazır mısınız?

Bu ihtimallerden sizi koruyacak, bir kişi ya da zümreye değil de tüm insanlığa ait olan kavramlar, değerler var mı peki? Bilmiyorum. Gerçekten hak ettiğinizin bu olduğunu düşünüyorsanız yine başınızı kaldırın ve çevrenize bakın bakalım, orada bir yerlerde ne var?

Cevaplar yalnıza Linux’a mı çıkıyor?
Aslında tercihler işletim sistemleri arasında değil standartlar arasındadır. Zaten firmaların ürettikleri kimi ürünleri standart haline getirme çabası da bundandır. Hepsi işletim sistemi, ona uygun üretilmiş yazılımlar, ona uygun üretilmiş/seçilmiş donanımlar ve yine ona uygun üretilmiş standartlar/formatlardan oluşan bir paket koyarlar önümüze ve o pakedin en iyisi olduğunu iddia ederler. Oysa en iyisi, rakiplerin de her şeye sahip olduğu eşit bir dünyada, ortak standartlarda en iyi olabilendir. Bu cesarete sahip bir “en iyi” gördünüz mü etrafınızda? Durun durun söylemeyin! Başını kaldırıp, soru soran herkes görecektir nasılsa…

Yer yer üstü kapalı yer yer de alenen Linux propagandası mı yaptım acaba? Belki evet belki hayır. Aynı fikirde olmamız da olmamamız da ihtimal dahilinde. Belki buluşacak ortak noktalarımız çok azdır ama bir nokta hepimiz için ortaktır: Özgür olmalıyız, özgürlüğümüzü korumalıyız. Feodal düzenin 21. yüzyıldaki temsilcilerine mahkum olmamalıyız. Windows da kullanabiliriz, Mac OS da Linux da…Ama Windows’u da Mac OS’u da özgürlüğümüze saygı göstermeleri koşuluyla tercih etmeliyiz. Günün birinde onlar da onlar da size uyacaklar. Siz onlara uymaktan vazgeçmeye başladığınızda…”Ben bir Mac OS kullanıcısı olarak, ürettiğim çalışmanın, olası her sistemde kullanılabilen bir formatta oluşturulabilmesini ve dosyamı özgürce, açılıp açılmayacağı korkusunu yaşamadan paylaşabilmeyi, kullandığım işletim sisteminin, tüm diğer muadilleri tarafından da desteklenen ortak standartlara uymasını talep ediyorum” dediğinizde…

Silahınız Linux(*)! Linux, kimsenin tekeline alamayacağı açık standartların garantisidir. Diğer sistemlerin sahip oldukları körlüklerin aksine, alternatiflerle çok iyi anlaşır, kapalı olmalarına rağmen lisanslı formatlarını kolaylıkla tanır ve çözer. Diğer işletim sistemlerini terbiye etmek için kullanabileceğimiz yegane yoldur.

Belki astigmat olmam görüşümü engelliyor olabilir ama bu gözlükle dünyaya baktığımda, Linux’un en yalnız ve buna rağmen en iyi olduğu, kişisel görüşümdür. En iyi olmasının sebebi hızı, performansı, sürekli tartışılagelen, virüslerden arınmışlığı, görselliği değildir. Bunlar zaten Linux’un doğasında var olan avantajlarıdır. En iyi olmasının sebebi, seçme şansımızın olduğunu bize hatırlatması ve bunu ücretsiz yapmasıdır.

Bu birkaç dakikanızı, “düşüncelerime ortak olmak için harcama” özgürlüğünüzü kullandınız. Sırada “okuduklarınızı hemen unutma”, “acaba diyerek biraz düşünmeye başlama” ya da aklınıza gelebilecek yüzlerce seçim özgürlüğünden biri var. Tercih sizin. Kendi kendinize sorun.

“Özgür olmama” özgürlüğünü seçecek misiniz?

(*)Aslında doğru kavram Gnu’dur. Konuya yabancı okuyucuların kafa karışıklığı yaşamaması için Linux olarak ifade edilmiştir.

29
Haz
3
Nis

Bugun can sıkıntısından microsoftun Ceo’sunun imajı ile biraz oynadım. Cok sevimli oldu Umarım dava falan edilmem bunu bloğumda yazdım diye Bide towars ile kendimi yaptım. Bu o kadar da güzel olmadı uzun saçlarım gözükmeyince bişeye benzemediğimi fark ettim. Kullandığım site faceinhole sıkılırsanız bakarsınız.

25
Mar

Hello everybody out there using minix – I’m doing a (free) operating system (just a hobby, won’t be big and professional like gnu) for 386(486) AT clones. This has been brewing since april, and is starting to get ready. I’d like any feedback on things people like/dislike in minix, as my OS resembles it somewhat Continue reading →

23
Mar

Linuxun yazarı Linus yeni bir öneride bulunmuş. Efendim daha çıkmamış olan 2.6.29 sürümü için tazmanya şeytanını düşünelim ve onu koruyalım diyor. Birde şöyle bir logo öngörmüş. İyi bir tasarıma sahip ve tasarım harikası denemeyecek olsada bir tux. Linus’un bloğu  Tabi bu durum adamı sakalından eder İşte adresi

12
Mar

Benden daha alt seviye (daha çok çekirdek seviyesi) ile ilgili yazı yazmamı talep eden bir arkadaş oldu. Bende ya çekirdek nasıl anlatılır en iyisi çekirdeyin dinamikliğinden başlayayım diyerek kolları sıvadım ve bir seri rakkamdan bir seri grafik elde ettim. Öncelikle bazı açıklamalarda bulunayım. Çekirdek kernel x.y.z.r şeklinde numaralır. r belirli periyorla otamatik artar. Ama kullanabilir Continue reading →

11
Mar

Hali hazırda bir üretim planlama mühendisi olduğuma göre bana yaraşır bir java uygulaması yazmaya karar verdim. (Gerçi kaç tane makine mühendisi bunla uğraşıyor hiç fikrim yok). Efendim iş yerinde bir bilgisayarda duran mssql serverdaki stok ve parça listelerini halleden microsoft acces odbc bağlantılı uygulamadan sıkıldım ve platform bağımsız javaya terfi ettireyim dedim (daha sadece stok Continue reading →

4
Mar

27 Şubat 2009 ve artık XFCE yeni sürümde. Tek başına yeten süper desktop

17
Haz

Pardus 2008 RC1 i bir kaç gün önce makinama yükledim, ve temel itibari ile oldukça memnun kaldığımı söyleyebilirim. Öncelikle 2008 ile gerçekten oldukça başarılı bir yol katettiği ortada işletim sistemimizin. Arch ve Ubuntu listesinde de adından söz ettiriyor olmasını dolayısı ile oldukça doğal karşılıyorum. Değişen kurulum sihirbazı ile, kurulum gerçekten çocuk oyuncağı. Kurulum esnasında paketler ve programlar hakkında bilgiler verilmesi de yeni başlayan arkadaşlar için önemli bir artı.Kurulum hızında da olumlu bir yönde değişim hissettim.

Tabi kurulum biter bitmez özelleştirmelere başladım. Çeştli geliştirme programları, masaüstü görünümleri ve çeşitli işlere yarayan sıklıkla kullandığım programlarımı yükledim ve hepsini test ettim.

Eclipse ile yaşadığım sorun 17 Haziran itibari ile yaptığım güncelleme sonucunda çözüldü, fakat güncellemeler arasında yer almasına rağmen nvidia driverlarım ile yaşadığım sorun hala devam etmekte. Bu hatayı bugzillaya bildirdim. uygun driver ve ilgili paketleri yükleyip, drivarın xorg dosyasını aktifleştirdiğimde, kde açılmıyor ve eski xorg dosyasını kullanmak zorunda kalyorum. Dolayısı ile henüz ekran kartımı kullanamıyorum. Umuyorum bu sorunu en kısa zamanda çözeriz. Eğer hatabenden kaynaklanıyorsa ki sanmıyorum epeyce araştırdım, beni bilgilendirin çözmeme yardımcı olun lütfen.  Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Eclipse 3.3 version ancak hiç bir işletim sistemimde bu kadar hızlı açıldığını hatırlamıyorum. 

Fontlar çok hoşuma gidiyor. Görsellik olarak ben pardusu bir adım daha ilerde görüyorum diğer dağıtımlara göre, default da geldiği hali ile.bir gnome sever olarak, KDE ye oldukça ısınmaya başladığımı söyleyebilirim.

Pisi de de önemli gelişmeler olduğunu düşünüyorum. Özellikle paketleri seçip yüklemek istediğimizde bir süre bekliyorduk response süresi biraz fazlaydı. Bu sürede bir azalma olduğunu hissettim, en son pardus kullandığımdan beri.

Bu gelişmesini beklediğimiz standart şeyler dışında, en büyük eksikliği depoların güncelliği ve paket sayısı olarak görüyorum. Sanıyorum bu biraz gönüllüler birazda geliştirici sayısının artması ve kaliteli dökümantasyon ile biraz daha iyi bir seviyeye gelecektir.

Linuxe olan ilgim sevgim arttıkça bu anlamda kendimde sorumluluk da hissetmeye başladım. Şuan network güvenliği üzerine yaptığım projemin implementasyonunu pardus üzerinde yaparak dağıtımımıza daha fazla katkıda bulunmayı düşünüyorum. PİSİ paketleme üzerine zaman ayırarak, depoya başka paketler için de katkıda bulunmayı planlıyorum, tabi imkanım el verdiğince. Umuyorum ileri de daha profesyonel anlamda da yardımlarımın dokunabileceği şansı yakalarım.

Dolayısı ile bundan sonra ana işletim sistemimi pardus olarak değiştirmiş bulunmaktayım