7
Şub

Takıntı…Benimkisi gerçekten takıntı. Masasında kağıt olmayan bankacı gördünüz mü siz hiç? Var işte…Masası monitör, klavye, fare, telefon ve içinde firmalardan gelmiş evrakların bulunduğu bir havuzdan ibaret olan, iki telefonu masanın hep aynı yerinde (monitörün hemen altında) mutlaka birbirine paralel olarak duran, saplantılı bir bankacı. O benim… Bendeki bu düzen hastalığı sürekli olarak kullandığım Linux dağıtımlarını da kurcalamama sebep oluyor. Kullandığım uygulamaların arayüzlerinin basit ve sade olmasını tercih ediyorum. Eciş bücüş, onlarca simge, sağda solda, orada burada yazılar göz zevkimi feci halde bozuyor. Elimde olsa kullandığım bilumum uygulamaların üzerinde tek düğme bırakmayacağım ama o da biraz saçma olur be…

Bilgisayarımda hem Pardus 2011 hem de Ubuntu 10.10 kullanıyorum. İkisinin de tadını çıkarıyorum. Pardus üzerinde masaüstü ortamı Kde4 olduğundan ek uygulamalar kullanmadan pencerelerin her yerini kesip biçip kuşa çeviriyorum. Bespin temasıyla birlikte Xbar’ı da kurdum mu tamam oluyor (Xbar pencerelerin menü çubuklarını panele taşıyan ve MacOS X’teki gibi görünmelerini sağlayan küçük bir uygulama). Ne varki bir süredir Ubuntu kullanıyorum. Kız kardeşimin dizüstü bilgisayarına kuracağım Linux olarak onu seçmemle, kendi masaüstümde de kullanma isteği belirdi içimde. Kurdum gitti…

Ubuntu’da varsayılan masaüstü ortamı Gnome. Gnome Kde4 gibi kişiselleştirilebilirlik imkanları sunmuyor. Ancak bazı eklenti ve uygulamalarla ne kadar güzel kıvama gelebileceğini gözlerimle gördüm, bizzat tecrübe ettim. İstediğim özelleştirme için temel ihtiyaçlarım aşağıdaki gibiydi. Bakınız Ubuntu’ya neler yaptım.

Pencerelerdeki Menü Çubuklarını Panele Taşımak
11.04′le kurulu olarak gelecek olan Global Menu bu iş için biçilmiş kaftan. Kurup eklentiyi panele yerleştirdiğimiz andan itibaren tüm Gtk arayüzlü uygulamaların araç çubukları panele taşınıyor. Yalnız en yaygın Gtk arayüzlü uygulama (Firefox’tur kendisi) maalesef menü çubuğunu Global Menü’ye göndermiyor. Bu sorunun 11.04′te giderileceğine dair bir haber okudum. Umarım işe yarar. O zamana dek menü çubuğundan kurtulmak için Firefox’un Hide Menubar eklentisi harikulade bir çözüm. Eklentiyi kurduğunuz anda menü çubuğu arazi olacaktır. Görmek isterseniz klavyenizin tab tuşuna basmanız yeterli. Darısı Libre Office’in başına. O da Global Menü’ye direnenlerden…

Pencerelerin Araç Çubuklarını Sadeleştirmek
Menü çubuğundan kurtulduk ama araç çubuklarımız da hala kalabalık. Gnome’da maalesef Kde’deki gibi araç çubuklarını doğrudan sadeleştirme, istediğimiz düğmeleri ekleyip çıkarma imkanımız yok. Nautilus bu yüzden özelleştirilemez durumda. Bunu aşmanın ve Nautilus’a sade ve şık bir görünüme büründürmenin yolu nautilus-elementary temasını kurmaktan geçiyor. Aşağıdaki komutları terminalde sırasıyla verirsek nautilus-elementary’yi kuracağız.

sudo add-apt-repository ppa:am-monkeyd/nautilus-elementary-ppa
sudo apt-get update
sudo apt-get dist-upgrade
nautilus -q

Bu kodlardan sonra Nautilus daha şık. Ayrıca bazı sürprizleri var. Resimlerinizin olduğu bir klasördeyken F4′e bir basın bakalım, karşınıza ne çıkacak.

Parlak Bir Pencere Teması Kurmak
Ubuntu’nun maalesef bir türlü tutturamadığı bir şey bu. Hep kahverengi, turuncu renkli pencere temaları geliyor sistemle. Oysa açık renkler sistemi daha bir başka gösteriyor sanki. Açık renkler pencere gölgesiyle kontrast oluşturduğundan, pencereleri gerçekten havadaymış gibi gösteriyor. Derinlik hissini arttırıyor. Ayrıca beyaza yakın renkler, sadeliği destekleyen bir etki yaratıyor. Tüm bu özellikleri taşıyan harika bir pencere teması keşfettim: Orta. Haydi kuralım Orta’yı. Buyurun terminale.

sudo add-apt-repository ppa:nikount/orta-desktop
sudo apt-get update
sudo apt-get install orta-theme
sudo apt-get install orta-emerald-decorators
sudo apt-get install orta-xfwm4-decorators

Şimdi Ubuntu’nun iki renkli temasından kurtulduk. Orta temasının da kendine has özelleştirme ayarları var. Bu ayarlara, Panel>Sistem>Tercihler menüsünden ulaşabilirsiniz. Temanın kendi yapılandırma uygulaması oraya yerleşecektir.

Güzel Bir Simge Seti
Söz konusu Ubuntu ise favorim Faenza. Harikulade bir set. Ubuntu ile de son derece uyumlu. İçinde de son derece güzel simgeler var. Setin tamamını sisteminizde kurulu diğer simge setleri ile birlikte /usr/share/icons dizini altında inceleyebilirsiniz. Faenza’yı terminalde aşağıdaki kodları girerek sisteminize kurabilirsiniz.

sudo add-apt-repository ppa:tiheum/equinox
sudo apt-get update && sudo apt-get install faenza-icon-theme

Kıpır Kıpır Bir Rıhtım
Pencerelerin listelenmesi için standart paneldeki pencere listesini kullanmayı pek tercih etmiyorum. Compiz-Fusion’la birlikte çalışan Cairo-Dock benim için daha cazip. Özelleştirilebilme yetenekleri gerçekten harika. Üzerindeki simgelerin efektleri çok güzel. Oynayıp duruyorsunuz. Faenza simge seti de Cairo-Dock üzerinde etkinleştirildiğinde sistemin geri kalanıyla son derece uyumlu bir rıhtımınız oluyor. Üstelik uygulamalarınızın yeri hiç değişmediği için zaman içinde rıhtım kullanımı, standart panel kullanımından daha kolay gelmeye başlıyor.

Sonucu resimleri büyüterek daha net görebilirsiniz. Gerçekten güzel oldu.


16
Oca

Soğuk bir Ocak akşamında (dün) Beşiktaş’taki Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Pardus’un arkasından konuştuk, tüm konuştuklarımızın ve yaptıklarımızın kaydedildiğini umursamadan…Pardus’un, kullanıcıları gözündeki yerinin ve kullanıcı beklentilerinin tespit edilmesi açısından son derece faydalı ve pek keyifli bir oturum oldu. Toplantıda, Pardus’a başlama ve kullanma sebeplerimizden, yapısı, sağladıkları, sağlayamadıkları ve yaygınlaştırılmasına kadar pek çok konuda konuştuk. Öyle hissettim ki biz Pardus gönüllüleri 17.878.962 toplantıya daha katılıp Pardus’u sonsuza dek anlatma eğilimine sahibiz. Bu güzel…

Oturumda sorulan sorular, verilen cevaplar, o cevaplardan bir veri yığınının oluşturulması ve bir sonuca varılması, değerli hocamız Sn.İlker Berkman ve ekibinin uzmanlık alanı olduğundan, içerikle ve kişisel değerlendirmelerimle ilgili herhangi bir paylaşımda bulunmayı doğru bulmuyorum. Şunu söyleyebilirim ki bu oturum belki de İlker Bey’den ziyade bana faydalı oldu.

Pardus’la ilgili hem objektif diyebileceğim hem de ön yargı görünümündeki fikirlerimi muhakeme etme şansını buldum. Kendimi İlker Bey’e anlatmak isterken kendime de anlattım galiba. Bundan sonraki çalışmalarımda (taciz ve eylemlerim de diyebiliriz) izleyeceğim yordamlar konusunda enerji tasarruflu bir ampul (malum, maksimum parlaklığa biraz geç ulaşıyor) kafamda yandı gibi.

Evet…Gerçekten keyifliydi. Bu arada, eşimin ısrarlı hatırlatmaları sebebiyle, fotoğrafa dikkatli dikkatli bakması muhtemel okuyucularım için küçük bir not düşmek istiyorum. Sevgili eşimin karnı fazla kilo değil 4 ay sonra dünyaya gelecek minik oğlumuz Erdem sebebiyledir :) .

Unutmadan, altını çizmek istediğim bir noktaya da dikkat çekmeden edemeyeceğim. “Özgür yazılım para kazandırır mı?” diye soranlara verecek cevabımız da hazır artık:

Parayı dert etmeyin. Kullanın yeter :) .


15
Oca

Pardus’ta açıp kullandığım yazılımların ara yüzlerinin sade olmasını tercih ediyorum. Sık kullanmadığım düğmelerin sürekli gözümün önünde durması beni rahatsız ediyor. Açık olan yazılım penceresini gereğinden fazla kalabalık ve dağınık gösterirken, aslında o pencerede ulaşmak istediğim unsurların (Dophin’deki klasörler veya Firefox’taki internet sayfaları) geri planda kalmasına sebep oluyor. Qt tabanlı yazılımlarda bu sorunu, KDE’nin muhteşem özelleştirilebilirlik imkanları ve Bespin pencere temasıyla birlikte kullandığım Xbar plasma programcığı ile aşıyorum ama Firefox gibi Gtk tabanlı uygulamalar ne yazık ki Bespin tarafından giydirilemiyor ve Xbar da işlevsiz kalıyor.

Bu durumu çözüp, Firefox’u sistemin genel görünümüne biraz olsun uydurabilmek, benzetebilmek için binbir farklı şey denedikten sonra nihayet aşağıdaki iki Firefox eklentisinde karar kıldım.

*Strata Reloaded teması ve
*Compact Menu 2 eklentisi.

Bu iki eklentiyi kurup sistem ayarlarından pencere kenarlığı rengini de Strata Reloaded temasının rengine çevirdiniz mi bütünleşik görünümlü, şık sekmeli, araç menüsünden arınmış (tüm menü küçük bir dünya simgesine dönüşecek) sade bir Firefox’unuz olacak.

Firefox 4′ü kullanmaya başladığımızda bunlara gerek kalmayacak ama herhangi bir sebeple Firefox 3.5 serisini kullanmaya devam edecek kullanıcılar için bu minik paylaşım da elimizin altında bulunsun istedim.


13
Oca

Değerli arkadaşlarım, hatırlayacaksınız burada, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü öğretim görevlisi Sn. İlker Berkman’ın davetini sizlerle paylaşmıştım. İlker Bey’in Pardus Kullanıcıları e-posta listesine duyuru yaptığı esnada tarihi belli olmayan toplantının zamanı netleşti. Bu hafta sonu,15 Ocak Cumartesi saat 17:00′de Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’ndeyiz…”Bu toplantı neyin nesidir? Neyi amaçlar? Ne yapacağız?” gibi sorularınızın yanıtları için burayı okuyabilir, hem bilgi almak hem de katılım organizasyonu için iberkman[at]bahcesehir.edu.tr e-posta adresi ile İlker Bey’le temasa geçebilirsiniz.

Deneyimlerimizi paylaşıp, daha gelişmiş bir Pardus’a katkıda bulunmak için orada olacağız. Bekliyoruz.


28
Tem

Mandriva’yı kurarken, sahip olduğum beklentilerden biri, KDE4′ü iyi kullanmasıydı. Zaten Mandriva’nın KDE4′ü en iyi kullanan dağıtımlar arasında olduğunu, takip ettiğim forumlardan okumuştum. Hazır eski ismi de Mandrake olduğundan, sihirli birşeyler bekleyerek sistemi kullanmaya başladım. Sözkonusu KDE4 olduğu için hep önceki deneyimim Pardus 2009.2 ile kıyaslayarak sistemi izledim. Sistem açılıp da masaüstüne ulaştığımda hemen MDM’yi (Mandriva Denetim Merkezi) açtım. Mandriva wikisindeki anlatımları izleyerek önce ekstra yazılım deposu eklemelerini yaptım. Ana depo ve katkı deposu zaten kurulumda eklenmiş olarak geliyor. Bizim yaptığımız ekstra iş, içinde kapalı kodlu ekran kartı sürücülerinin ve muhtelif kodekleri içeren paketlerin bulunduğu Non-Free (Özgür Olmayan) depoyu kurmak. Non-Free depoyu kurduktan sonra yine MDM içindeki bir donanım modülü ile ekran kartımın kapalı kodlu sürücüsünü kurdum. Bu arada, açık kaynak kodlu sürücü ile de sistemin gayet iyi çalıştığını belirtmeliyim. Kwin efektleri ve yüksek tanımlı videoların oynatılmasında hiç sorun yaşamadım.

MDM, KDE Sistem Ayarları’ndan ayrı bir uygulama. Ben Pardus’un yaptığı gibi; sadece KDE Sistem Ayarları uygulamasının kullanılmasını ve ek modüllerin (Açılış Yöneticisi gibi) onun içine entegre edilmesini daha hoş buluyorum. Sistemin karmaşık görünmesine engel oluyor. Bu noktada Mandriva’ya ısınamadım. Bir de MDM’nin görünüşünün kullanılan masaüstü ortamına adapte olarak görünmesi de hoş olurdu. Şu andaki haliyle, MDM’deki yazı fontları sistemin geri kalanından farklı görünüyor. Bu da dağınıklık hissi yaratıyor.

Sistem içinde Dolphin’le gezinip Firefox’la internet sayfalarını görüntülemeye başladığımda ise Mandriva’nın başarılı olduğu bir başka noktayı farkettim: Fontlar. Fontlar gerçekten güzel görünüyor. Bariz şekilde Pardus’tan daha güzel daha yumuşak fontlar buldum Mandriva’da. Forumlarda KDE’nin font gösteriminin genel olarak Gnome’un font gösteriminden daha kötü olduğuna dair yazılar okumuştum ama Mandriva’nın fontları gerçekten göz okşayıcı geldi. İnsanın ha bire birşeyler okuyası geliyor.

Mandriva’nın KDE4 performansını da hayli doyurucu buldum. Ubuntu’nun Gnome üzerindeki performansıyla başabaş gidiyor gibi. Kwin efektleri son derece akıcı. Örneğin; “Masaüstü Efektleri” altındaki “Sihirli Lamba” efekti harika çalışıyor. Pencereler, “arzular şelale” diyip su gibi akıyorlar panele. Tabi bunda, kurduğum Mandriva’nın 64bit olmasının da payı olabilir. Eğer öyleyse 64bit’i de iyi kullandığını söyleyebiliriz. Bu iyi…İnşallah 2011 sürümüyle 64bit’i Pardus’ta da görebiliriz.

Paket deposu hayli geniş. Zaten Pardus yerine Mandriva’yı ikame etmeye yeltenmemin sebepleri, 64bit olması, KDE4′ü iyi taşıması ve geniş paket deposunun olması idi. İstedikleriniz bunlarsa, üstüne üstlük, “özelleştirilebilir kurulum ve güzel görünümlü yazı fontları da süper ekstralar olur” diyorsanız ve benim gibi kılkuyrukluk yapıp ufak ayrıntılara takılmıyorsanız mutlaka Mandriva 2010.1 Spring’i deneyin. Beğeneceğinizden eminim.


22
Tem

Nihayet Mandriva 2010.1 kurulumunu yaptım. Ama kurarken farkettim ki bu yapacağım kurulumların ilkiymiş. Hani hep deriz ya Linux dünyasında çeşitler sınırsızdır, istek ve ihtiyaçlarınıza göre yüzlerce alternatif bulabilirsiniz diye…Mandriva’yı kurmak da bunun gibi birşey. Çeşit çeşit. Bir kere Mandriva kurulumu için mutlaka Free DVD versiyonunu kullanmanızı önemle tavsiye ediyorum. One CD’ler aynı eğlenceyi vermeyecek size. Free DVD’yi indirin, sonra da çeşit çeşit kurun.

Bu çeşit çeşit kavramını biraz açarak durumu netleştirmeye çalışalım. Ülkemizde en bilindik dağıtımlardan alışageldiğimiz üzere; genellikle dağıtımımızı belli bir masaüstü ortamıyla oluşturulmuş bir kalıp olarak indiririz. Tabi 700MB’lik bir CD kalıbı indiriyorsanız bu biraz da zorunluluktur. Zira 1 CD içerisine hem birden fazla masaüstü ortamını hem de istenen yazılımları sığdırmak zordur.

Mandriva Free DVD ise, adı üstünde bir DVD kalıbı olduğundan (boyutu 4.3GB) içinde birden fazla masaüstü ortamına ve pek çok yazılıma yer verebiliyor. Tabi kurulum süreci de buna göre özelleştirilmiş durumda. Kurulum ekranında, KDE4, Gnome, Xfce veya Lxde masaüstü ortam seçimlerini sunuyor bize. İstediğimizi seçip onunla sistemimizi kurabiliyoruz. Bitmedi…Eğer istersek kurulacak paketleri elle tek tek seçebilmemiz de mümkün. Örneğin; Gnome masaüstünü kurarken, müzik çalıcı olarak Rythymbox’ın kurulmamasını sağlayabiliyoruz. Bu seçenek imkanı, sistemi kurduktan sonra, istemediğimiz yazılımları sistemden kaldırma zahmetinden kurtarıyor bizi.

Bu özelliği yüzünden Mandriva’yı sanırım bu akşam tekrar tekrar kurup kafayı yiyeceğim. Korkarım yarın akşam da durumum pek farklı olmayacak. Bu gerçekten çok eğlenceli. İlk olarak Lxde masaüstü ortamı ile sistemi kurdum ama pek beğenmedim. Şimdiye kadar kullanmaya alıştığım süslü püslü KDE4 ve Compizli Gnome’dan sonra biraz sönük geldi. Ama sadece görsel açıdan…Performans açısından gerçekten de hızlı olduğunu söyleyebilirim.

Sahip olduğum bilgisayar konfigürasyonu, Amd Athlon X2 4600+ işlemci, 2GB 800Mhz veriyolu hızında bellek ve 512MB bellekli 256bit bir Ati Raden Hd 3580 içeriyor. Bu sebeple Kde4 veya Gnome dışındaki masaüstü ortamlarına pek ihtiyaç duymuyorum. Ama önümüzdeki günlerde, kayın biraderimin P4 işlemcili, 512MB bellekli bilgisayarında Lxde ve Xfce denemeleri yapıp ayrıntılı inceleme sonuçlarını paylaşıyor olacağım.

Ama asıl istediğim KDE4 ile Mandriva’yı tecrübe etmek. Onu en sona saklıyorum. Çünkü büyük olasılıkla kalıcı olacak. Özellikle Bespin pencere temasının Translucent Windows özelliğini denemek için sabırsızlanıyorum. “Bespin de ne?”, “Translucent Windows kimdir?” diye sorular geldiyse aklınıza, ayrı bir yazının konusu olabilecek kadar zengin içerikli bir pencere teması olan Bespin (kanımca KDE4′ün varsayılan pencere teması Oxygen’in en büyük rakibidir) için “azıcık sabır” diyorum.


16
Tem

Öyle bir başlık ki sanki Mandriva’yı kurmak 1 hafta sürüyormuş. 2 hafta önceden de hazırlanmaya başlamak gerekiyormuş gibi oldu ama sonradan yaşama olasılığımız olan problem ve hayal kırıklıklarına karşı bazı notların üzerinden geçmenin iyi olacağına inanıyorum. İlk bilgisayarımı aldığımda içinde Windows98 yüklüydü. Daha önce başka bir işletim sistemi bilmediğimden (Arada Macintosh diye birşey duyuyordum ama sadece duyuyordum. O kadar) öğrendiğim şeyin bilgisayarın kendisi olduğunu sanıyordum. Bilgisayarlar, Windows’la doğuyor gibiydi. Tabi bakir beynim de gördüğüm, tecrübe ettiğim herşeyi hızla öğreniyordu. Hiçbir problem yoktu. Çözüme kavuşan her sorun, zafer kazanmış bir komutan olduğum hissi uyandrıyordu bende.

Bunu niye anlattıım? Şu sebepten…Şimdi herşey farklı…Windows kullanıcıları için Linux’a geçmek “sürücü cd’leri ne olacak, arşivim nerede, gitti müzikler, bu ne ya bilgisayarım açılmıyor (grub vakası)” türünden pek çok şaşkınlığı beraberinde getiriyor. Linux dağıtımlarında da durum pek farklı değil. “Pardus’ta açılış yöneticisi vardı, Ubuntu’nunki nerede?”, “Ubuntu’nun donanım yöneticisi ekran kartımı kuruyordu, Mandriva’nınki nerede?” türünden pek çok soru çıkıyor karşımıza. Bu soruları olabildiğince en aza indirebilmek,azıcık araştırma ve birazcık okuma ile mümkün. Biraz gevezeliğim geldi, paylaşayım istedim. Bakın anlatayım. Mandriva’ya nasıl geçtim?

-Önce nelere sahip olup, ihtiyacım olan özellikleri içerip içermediğine baktım. Benim için 2 önemli özellik vardı. Birincisi ekran kartımı yapılandırmamı sağlayacak bir yazılım, ikincisi de grub ayarlarını düzenlememe yardımcı olacak, Pardus’taki açılış yöneticisine benzer bir uygulama. İkisinin de Mandriva’da mevcut olduğunu, wiki sayfalarından öğrendim.
-Yazılım depoları…Bunu da wiki sayfalarında biraz araştırdım. Madnriva’nın ana ve katkı depoları dışında bir de non-free adı verilen ve kapalı kaynak kodlu yazılımları içeren bir deposunun olduğunu öğrendim. Bunu öğrendiğim iyi oldu zira ekran kartı sürücüm ve bazı medya çözücüleri de o depodaymış. Bunlar gerekli şeyler…
-Sistem ayarlarını yapabileceğim bir yazılım. KDE4′ün sistem ayarları uygulamasına ek olarak, Mandriva’nın kendine has bir uygulaması var mıydı? Bunu öğreneyim ki bir sorunla karşılaştığımda çözüm için ilk bakmam gereken yeri bileyim. Süper!!! O da vardı : Mandriva Denetim Merkezi.

Sistemi forum ve wiki sayfalarından tanıdıkça, kurulum için iştahım arttı. Artık, kurulumdan sonra öncelikli olarak neleri yapmam gerektiğini de biliyorum. Ama koltuğuma olturmadan önce son hazırlık maddesini de unutmayalım. Biraz bisküvi ve soğuk süt. Hem harareti keser hem de zihni açar. Şimdi DVD’yi takıp sistemimi kurabilirim. Açıldığında neler olacak, hep birlikte göreceğiz.


14
Tem

2007 yılında bir derginin (büyük ihtimalle Pc Net’ti) verdiği Pardus cd’sini bilgisayarıma kurarak Linux macerama başlamıştım. Pardus’un 2007.1 Felis Chaus sürümüydü. Ekran kartını tanıtmak için kodlar arasında boğulmak, sisteme kırk takla attırmak gerekiyordu. Ekran kartını kurmayı hiçbir zaman başaramadım :) Ama 2007 serisinden de hiç vazgeçmedim. Sonra Pardus 2008 geldi. Ekran kartınızı yapılandırmanıza yardımcı olan görüntü yöneticisi ile birlikte…Compiz Fusion’u keşfetmiştim ilk…Hatırlamıyordum. Windows en son ne zaman açılmıştı?

Sonra, Pardus’la yola çıkan pek çok kullancıya olan şey bana da oldu. Kabak çiçeği gibi açıldım. Farklı masaüstü ortamlarını ve onları kullanan, şekli şemali farklı bir sürü Linux dağıtımının olduğunu öğrendim. Bu çeşitlilik sepeti içinde ilk önce Ubuntu çarptı gözüme. Gnome’u tanıdım. Hem Pardus’u hem de Ubuntu’yu birlikte, kardeş kardeş kullanıyorken KDE4′ü kullanan en iyi dağıtım olduğu söylenen Mandriva ilişti gözüme. Okuduklarım bende Mandriva’nın sanki KDE4 ile uyumunun harika olduğu, Pardus’a kıyasla daha fazla performans alabileceğim izlenimi uyandırdı. Mandriva Türkiye’nin forumu ile wikisini baştan sona okuduktan sonra kararımı verdim. Ver elini Mandriva!

İnternet üzerindeki araştırmamda Mandriva’nın 1998 yılında Red Hat tabanlı olarak çıkan Mandrake adı Linux dağıtımının yeni adı olduğunu öğrendim. Bu isim değişikliği Conectiva şirketiyle olan bir evlilikten kaynaklanıyormuş. Nev-i şahsına münhasır yönetim araçları ve Türk ekibin gayretleriyle sağlanmış Türkçe’leştirme oranı dikkatimi çekti.

Dünya genelinde Ubuntu gibi tanınan ve yaygın olarak kullanılan bir dağıtım olmasına rağmen Mandirva’nın çok fazla Türk kullanıcısı yok gibi görünüyor. Forumlarda, bir kullananın bir daha vazgeçemeyeceği söyleniyor. Herhalde zaman içinde kullanıcı sayısı da artacaktır. Yaklaşık 2 yıldır faaliyet gösteren bir forumu ve wikisi mevcut. Belki foruma ek olarak Mandriva Türkiye’nin Özgürlükiçin.com benzeri bir siteye de sahip olması, göze görünürlüğünü arttırabilir. Sizin yerinize kendime “Boş lafa karnımız tok Bir ucundan tut da everelim şu işi.” diyorum.

Uzaktan bakınca, paket deposu henüz yeterince içeriğe sahip olmayan Pardus, KDE4′le hayli sorunlu olduğu söylenegelen Kubuntu, azıcık da olsa sabır ve yetkinlik isteyen Arch Linux ve diğer alternatiflere göre bana daha sıcak gelen Mandriva ile maceram bakalım nasıl olacak. Deneyimlerimi, bu sayfalardan ve mandrivaturkiye.com forumundan paylaşıyor olacağım.


6
Oca
Serinin bu bölümünde dünyadaki en yaygın son kullanıcı dağıtımlarından birisi olan Mandriva'nın test ve bununla bağlantılı olarak kararlı depoya paket giriş süreçlerini inceleyeceğiz. Serinin bir önceki yazısını burada bulabilirsiniz.

Sanırım en doğrusu bir paketin kararlı depoya giriş sürecini [1] anlatarak başlamak olacak. Bir paket kararlı olduğuna emin olunan main/updates deposuna alınmak isteniyorsa, paketçi öncelikle bununla ilgili bugzilla raporu açar.

Bu rapor paketin neleri değiştirdiğini ve düzelttiğini anlatan advisory ile nasıl test edilmesi gerektiğini içerir ( örneğin: paketin kapattığı hatayı tekrar eden bir betik ve bunun dışındaki temel işlevleri nasıl test edileceğine dair bilgiler gibi). Hata kaydı kalite güvence takımına atanır( qateam ) ve güvenlik takımı da CC ye alınır ( secteam ). Bu işlemin ardından paket main/testing deposuna alınır.

Kalite-Güvence takımı pakete onay vermemişse ( daha iyi bir test-case yazılması veya uygulamanın kullanımına dair daha detaylı bilgi verilmesi bile olabilir bu ) paketin bakıcısı bu sorunları gidermek zorundadır.

Paketler ile ilgili hatalar tek bir e-posta adresinden giriliyor anladığım kadarıyla bunun amacı mesajlardan bütün takımın haberdar olması ve katkıda bulunabilmesi.

Kalite-Güvence takımdan onay alan paket için ilgili rapor güvenlik takımına atanır. Güvenlik takımı kaynak rpm dosyasını temiz bir sistemde yeniden inşa eder, paket ile ilgili advisory bültenini yayımlar [2] ( bu nokta ilginç aslında, konu güvenlikle ilgili olmasa dahi bütün paketler güvenlik takımından geçiyor ve düzeltme ile ilgili bülten yayımlanıyor ). Bu işlemlerin ardından paket main/updates deposuna alınarak hata kapatılır.

Anladığım kadarıyla güvenlik güncellemeleri ve kritik güncellemeler yukarıdaki politikanın dışında tutuluyor.

Bunun yanı sıra test otomasyonu (buna yarı-otomatik diyelim :) ) için web tabanlı testzilla[3] adlı bir araçtan faydalanıyorlar. Bu aracın temel işlevi testçinin donanım setine uygun olarak test edebileceği paketleri göstermek [4] ve bu paketler ile ilgili raporları girmesini sağlamak.

Asıl otomatik testler yalnız Paris'deki merkez ofiste yapılabiliyormuş. Burada PXE üzerinden başlatılan bilgisayarlara bu iş için özelleştirilen bir sürüm yükleniyor ağ üzerinden ve bu bilgisayarlarda önceden yazılmış test betikleri [5] çalıştırılıyor ve otomatik raporlar üretiliyor bugzillaya girilen.

Bunların yanı sıra bu prosedürleri ve betikleri wikiye aktarıyorlar [6] [7] belirli bir template [8] yapısı içinde.

Son olarak çekirdek testleri için ayrı bir bölüm ayırmışlar [9] ve çekirdek güncellemelerine ayrı bir özenle yaklaşıyorlar. Bu konuda da otomatik test için bir takım araçlardan haberdarlar ancak bunların ne kadarını kullandıklarına dair bir ipucu içermiyor test belgesi.


[1] http://wiki.mandriva.com/en/Policies/Support
[2] http://wiki.mandriva.com/en/2009.0_Errata
[3] http://wiki.mandriva.com/en/Development/Howto/Testzilla
[4] http://cvs.mandriva.com/cgi-bin/viewvc.cgi/testzilla/procedures/NVIDIA/procedure.html?revision=1.5&view=markup
[5] http://cvs.mandriva.com/cgi-bin/viewvc.cgi/testzilla/tests/pamd/valid-pamd-modules.test?revision=1.2&view=markup
[6] http://wiki.mandriva.com/en/Testing
[7] http://wiki.mandriva.com/en/Testing:Bind
[8] http://wiki.mandriva.com/en/Testing:Template
[9] http://wiki.mandriva.com/en/Development/Howto/Test_Update_Candidate_Kernels