22
Şub
Code::Blocks, gözlemlediğim kadarıyla epey yaygın olarak tercih edilen bir bütünleşik geliştirme ortamı. İsterseniz SFML'yi kolayca Code::Blocks'ta da kullanabilirsiniz.

İlk önce paket yöneticinizden Code::Blocks'u yükleyin. Daha sonra KDE Menüsü'nden Code::Blocks'u açın.
Yeni bir SFML projesi oluşturun.
Uygulamanızı geliştirin.
Proje ayarlarını değiştirmeniz gerekiyorsa sol bölümdeki projeler alanından proje ismini sağ tıklayarak inşa seçeneklerini açabilirsiniz. Örneğin kullandığınız ek kütüpheneleri tanımlayabilir veya kullanmadıklarınızı kaldırabilirsiniz. Farklı inşa bayrakları kullanabilirsiniz. Farklı derleyici seçebilirsiniz...
Görmüş olduğunuz gibi SFML, Code::Blocks'ta öntanımlı olarak desteklenmektedir. Gerisi tabii ki size kalıyor :)


Kaynak: SFML and Code::Blocks (MinGW)


4
Tem

NOT: Bu yazıyı eğlence olsun diye yazdım. Can sıkıntısına birebir :D . Ayrıca sadece kişisel görüş içerir. Hiç bir değeri yoktur :D

Aslında başlık kendini belli ediyor biraz. Linux, işletim sistemleri arasında en arsız olanı. Aslında bunun altında oldukça güzel sebepler var. Bu arsızlık Linux’un avantajına bir durum.

Peki bu arsızlık ne?

Çoğu özgür yazılımda olduğu gibi Linux’ta da biraz rahat bir ortam vardır. Her türlü şeyle dalga geçmeye müsait bir topluluğa sahip olur. Bu da projenin kendisini arsız yapar. Ama bu kötü bir şey değildir. Çünkü bunun olması, o projenin özgür olduğunun başka bir kanıtıdır. Siz hiç Windows için olan reklamlarda Windows logosunun dil çıkardığını gördünüz mü? Bu kadarını bile yapmıyor insanlar. Çünkü ortam fazla resmi, fazla kapalı, fazla muhafazakâr…

Peki nereden geliyor bu arsızlık?

En temel olarak Linux’un özgürlük yanlılığından geliyor. Bu sayede topluluk davranışları da bir serbestlik içerisine ilerliyor. Bu da insanların daha eğlenceli şeyler yapabilmesini sağlıyor. Örneğin, hangi işletim sisteminin maskotunun başka bir işletim sisteminin logosuna işediğini görebilirsiniz? Ama biz Linux kullanıcıları bunu gördük. Aynısını Mac OS yapabilir miydi? Yada Windows…

Başka bir sebep ise işletim sistemine gönül vermişlik. Dolayısı ile de diğerleri ile dalga geçmek zevk vermektedir.

Linux’un arsız olması aslında topluluktan gelen bir durum. Ama sonuç olarak bu arsızlık, insanların özgürlükten ne kadar zevk aldığının da bir kanıtı değil midir?

Linux dünyasında kimi tanırsanız tanıyın, mutlaka her haltı bekleyebileceğiniz tipte biri olur. Çünkü Linux’a gönül verenler, bilgisayardaki rahatlığı yavaş yavaş kendinde de hissediyor. Dolayısı ile de öyle olmasa bile öyle olmaya başlıyor. İşte bu da Linux’un diğer bir arsızlığı. Kullanıcısını da arsızlaştırıyor.

Arsızlık iyidir be aga…

Fazla emperyalist bir Windows, fazla diplomatik bir Mac OS kullanmaktansa bizim gibi özgür beyinli insanlar sanırım fazla özgür ve fazla arsız bir Linux kullanmaktan zevk duyuyoruz.

Son söz olarak:


Filed under: Özgürlükİçin Gezegenine Tagged: Arsızlık, Özgür Yazılım, Özgürlükİçin Gezegenine, Eğlence..., Fintows, Linux, Mac OS X, İşletim Sistemi
29
Eki

Not: Bu benim Linux ile tanışma hikâyemi anlatan, bilgisayarı gerçek hayata benzeten bir yazıdır. Buradakiler yalnızca benzetmedir. Hayatımda bu kadar kişi ile beraber olsa idim….. :D :D :D Yaklaşık 5 yıl kadar önce idi. Microsotf ailesinin bana göre en saygın üyesi olan Windows 2000 ile bir dostluğum vardı. Ama farkında olmadığım hâlde arkamdan ne işler çeviriyordu… Hem benden izinsiz evime (bilgisayarıma) her kesi sokuyor, hem de en özel sırlarımı anlatıyordu. Bir gün beni ekmesi sonucu artık ona olan tüm güvenim ortadan kalkmıştı. Artık o benim dostum değildi. Zaten hiç dost olmadığımızı anladım. Beni hem kandırmış ve kullanmış biri nasıl dostum olabilirdi? Aslında onun tek düşündüğü Bill Amcasının banka hesap(lar)ı idi. Bir süre yalnızlık içinde dolaşmaya karar verdi. Hiç bir dostum yoktu. Yalnız başıma o bardan o bara (İnternet Kafe) dolaşıp durdum.

Tam bu boşluk esnasında iken Mac OS X adında genç, alımlı bir bayan ile tanışmıştım. Görünüşü ile beni büyülemişti. Onunla tanışayım dedim. Bir süre beraber takıldıktan sonra bir birliktelik ortaya çıktı. Ama maalesef birbirimize uymadığımız için kısa sürede ayrıldık. Bu boşluk içerisinde dolaşırken birden kendimi bir köprüde buldum. Hayatıma (Bilişim hayatıma) elveda diyecektim. Ama bir şey bana engel oldu. Arkamı döndüm. Bu şeyin ne olduğuna baktım. Sevimli bir penguendi. Elimden tuttu ve beni çekiştirerek bir yere doğru götürmeye başladı. Bana bu yerde özgürlüğü bulabileceğimi söyledi. Bu şehrin adı GNU/Linux idi. Bir süre sonra Debra ve Ian adlı bir çift (Debian) ile tanıştım. yalnızdım. Ama beni aralarına kabul ettiler. Hoş bir aile yaşamı idi onlarınki. Ancak sorun şurada idi ki; ben fazla yetersizdim. Çok fazla kültürlü bir çift idi. Onlarla yaşamanın zorluğu işte burada idi. Pek çok konuda deneyimsiz ve bilgisiz kalıyordum. Ama yılmadım, usanmadım, çalıştım, çabaladım. Onlara ayak uydurmak için elimden geleni yaptım. Bir süre sonra daha da rahat etmeye başladım. Ama bir süre sonra bu aile ile arama giren bir kız çıkageldi. Adı Fedora idi. Oldukça sade ve alımlı biri… Open SuseAma bu da tıpkı Mac OS X ile olan ilişkim gibi yürümedi. İstekleri bir türlü bitmiyordu. O dönemde bir süre dostum olan biri ile tanıştım. Open Suse. Hayatıma “Özgürlük Vaadi ile girdi. Aslında bu özgürlüğü sundu da. Ama sorun şurada idi ki, onu anlamakta güçlük çekiyordum. Fazla ilginçti. Gerçi bunu benden duymak biraz saçma gelebilir ama evet, Open Suse bana çok ilginç geliyordu. Ama gerçekten de onunla olduğum süre zarfında ayrı bir özgürlük tattım. İyi bir dosttu. Ancak onunla ayrı yerlere gitmemiz gerekti. O olduğu yerde kalacaktı. Ama ben… ben daha da derin bir özgürlük hissi arıyordum. Aradığımı bulmak için başka ufuklara yelken açmayı denedim. Bu süre zarfında pek çok kişi ile tanıştım. Ama hepsi gelip geçici tiplerdendi. Uzun bir boşluğun arından bir hemşerimi buldum. O da benim gibi bir Türk idi. Adı Pardus’tu. Oldukça esprili (Uygulamaların adı bile Pardus / Özgürlükİçinesprili), ve özgür biri idi. Ama bir sorun vardı. Hiç olgun değildi. 2007 yılının ortalarında, olgunlaştıktan sonra geri dönme sözü ile gitti. Bu süre zarfında Ubuntu, kardeşi Kubuntu, Mandriva ve bir kaç isimle daha tanıştım. Hatta ve hatta Open Suse ve Fedora hayatıma yeniden girmeye çalıştılar. Bir de PcLinuxOs adlı biri ile de tanıştım. Ama hiç biri bana tam olarak aradığım bir özgürlük sunmadı nedense. Bu yüzden Debra ve Ian çiftinin yanına geri döndüm. Kısa bir süre sonra, 2008′in ortalarına yakın, Pardus geri döndü. Bana bas bas bağırarak “Artık daha olgunum!” diyordu. Biraz sohbetin ardından anladım ki gerçekten de daha olgundu. Onunla bir süre, Debra ve Ian’ın evinde kaldık. Ama bu da yetmedi. Bir zaman sonra kendimize Sony marka bir araba (Dizüstü) aldık. Artık yollarda dolaşmaya başladık. Ama 2009′un ortasında bir şey fark ettik. Pardus’un yakışıklılığı artmıştı ve bu yüzden pek çok kız arabamıza otostop çekiyordu (Bilgisayarımı merakla kurcalayanlar). Ama artık Neşeli ve eğlenceli bir hayatımız vardı. Daha da önemlisi: TAMAMEN ÖZGÜRDÜK!!! Pardus 2009 Masaüstüm İşte Masaüstüm


Posted in Özgürlükİçin Gezegenine Tagged: Özgür Dünyanın Yolu, Özgür Yazılım, Özgürlükİçin, Özgürlükİçin Gezegen, Bill Amca'nın banka hesap(lar)ı, Debian, Eleştiri, Fedora, Fintows, GPL, Kısa Hikaye, Linux, Mac OS X, Open Suse, İşletim Sistemi