5
Oca

Pardus projesi Tübitak/Uekae’de birtakım çalışanlar ve bu çalışanların yaptıkları/yapacakları işlere inanan ya da gönül veren gönüllüler tarafından geliştirilen bir özgür yazılım projesidir. Özgür bir şekilde kullanılabilir, dağıtılabilir ya da değiştirilebilir.  Kendi içinde birçok alt proje barındırır. Dünya üzerinde birçok kaynaktan erişebileceğiniz özgür yazılımların dışında yukarıda bahsedilen insanlar tarafından geliştirilmiş teknolojileri vardır; paket yönetim sistemi, yönetim altyapısı, yönetim arayüzleri vs. [1] adresinden geliştirilmiş teknolojilere, [2] adresinden üzerinde birçok değişiklik/düzenleme vs. gerçekleştirilmiş diğer özgür yazılımların bulunduğu paket deposuna erişilebilir.

Pardus bugüne dek Türkiye’de gerçekleştirilmiş en büyük Özgür Yazılım projesidir.

Özellikle Türkiye’de yaşayan birçok insan için Özgür Yazılım ile tanışmanın sebebidir. Birçok insanın hayatını değiştirmiştir. Birçok yeni iş sahası ortaya çıkartmıştır.

~ * ~

Bir Özgür Yazılım projesi olarak gerçekleştirilmesine rağmen aynı zamanda Devlet desteği ile varlığını ortaya koyabilmiş bir projedir ve bu iki ayrı kavramın birbiri ile çatışmasından dolayı ortaya çıkmış hassasiyetin cezasını çekmiştir. Özgür yazılımın gerekleri ile Devlet’in gerekleri her zaman kesişememiştir.

~ * ~

“Türkçeye çevirmişler, sonra da biz yaptık diyorlar!

“Pardus Linux üstüne kurulmuştur, sıkıyorsa onu da yapsınlar!”

“Yeni bir şeye ne gerek var Debian çok güzel onu geliştirselerdi!”

… gibi söyleyen kişiler için çok büyük manalara gelen, fakat işin içinde olan insanlar için çok da öyle olmayan binlerce kalıp cümle ile eleştirildi Pardus. Eleştirilmesinde bir problem yok, zira eleştiriler insanlara nedenlerini anlatma, kendini düzeltebilme imkanı sağlar. Fakat eleştirmek için bir bilgi, birikim ve bikini gerekir.

~ * ~

Özgür Yazılım geliştirenler bilirler, e-posta listelerinde ya da irc kanallarında her an azar işitebilirsiniz. Bu hiç de sıra dışı bir olay değildir hele Türklere özel hiç değildir. Dünya üzerindeki bütün Özgür Yazılım geliştirenler için geçerlidir. Bunu dahi bilmeden bu tip davranışların sorumlusu bırakılmıştır Pardus ve Pardus Geliştiricileri. Doğru mudur, değil midir, herkes öyle yapıyor diye yapmak zorunda mıyızdır. Bunlar tabi ki tartışılabilir fakat bir şekilde özgür yazılımın doğası gereği bu iş böyledir.

~ * ~

Bunun dışında başka bir kesim daha vardır; tartışmak için gerekli altyapıya, bilgiye, birikime ve hatta bikiniye sahip olan fakat sadece tartışan. İşte bu tip insanlar genelde bizim ülkemize mensuptur. Bir ayrıntıyı da eklemek lazım; “sadece tartışan insanlar”. Dünya üzerinde tartışma kısmına kadar aynı olan fakat tartışma kısmını aştıktan sonra çokça övündükleri bilgi, birikim ve bikinileri ile gerçekten tartıştıkları noktada yeni bir akım yaratabilen insanlar. Biz özgür yazılımda buna çatallama (fork) diyoruz. Beğenmiyor musun? Dediğini yaptırmaya ikna edemiyor musun? O zaman çatallarsın! Bu dünyada bu şekilde çalışır, özgür olmanın dezavantajı ya da avantajı da budur.

~ * ~

Pardus projesinin içinde bulunmuş olmaktan çok mutluyum, kim ne derse desin artık pek umursamıyorum. İleride konuşmak için gerekli altyapıya sahip olsanız bile umursamıyorum. Biz çok güzel işler yaptık, çok yanlış işler de yaptık ama adım gibi eminim ki yaptığımız doğrular, yaptığımız yanlışlardan katbekat fazla.

~ * ~

Tübitak çalışanlarının açıklama yapmaması konusunda da bir not ekleyeyim; çalışanlar da ne olacağını, ne zaman neye karar verileceğini bilmiyor! Bu kararsızlığın sebebi maalesef projenin başarısızlığı ya da başarısı değil, Tübitak’ın kendi iç meselesi. Bu yüzden geriye iki seçenek kalıyor; ya çatallayacaksın Pardus’u ya da birilerinin keyfini bekleyeceksin. Her iki yolda da bekleyen birileri olacaktır, ben bundan eminim. Tabi her durumda yukarıdaki engeller karşınıza çıkacaktır.

~ * ~

Özgür Yazılımlar yok olmaz.

26
Ara

Yaklaşık iki ay önce işlerin yoluna girebileceğini, ayrılmaların Pardus’un gelişimini etkilemeyeceğini anlatan; geçmişten bir çok örnek içeren bir nevi bir moral yazısı yazmıştım. O yazı da yazdıklarım hala geçerli tabi ki. Fakat yazının başlığından olsa gerek insanlar benim de Pardus’tan ayrıldığımı düşünmüş olacaklar dı ki, ayrıca bir de dipnot eklemiştim bir yere gitmediğime dair. Şimdi o dipnot yalan oldu, 14 Aralık 2011, benim Pardus ofisinde çalıştığım son gün oldu.

 

Neden ayrıldığımı soracak olursanız cevabım kısaca “sıkıldım” olacak, cevabımın nedenlerini bilenler biliyordur, bilmeyenler de bilmesin…

Bugün bu yazıyı yazdığımda Pardus ofisinden ayrılışımın ikinci haftasındayım. Neredeyse 6 yıldır aynı insanlarla, aynı konu üzerinde fakat her zaman farklı alanlarda çalıştım. Özgür yazılıma katkım o veya bu şekilde yine olacaktır fakat yeni işim (Sigma RD’de Kinect ile akla hayale sığmayacak teknolojiler geliştiriyoruz, dünyayı ele geçireceğiz) gereği eskisi gibi çalışamayacağım aşikar. Özgür yazılım camiasına, özgür yazılım kullanan insanlara bir yararım dokunduysa ne mutlu bana. Sağlıcakla kalın.

Bu paragraftan sonrakilerin hiçbirini okumasanız da olur, kendi kendime neler yapmışımın notlarını aldım sadece.

Özgür yazılıma elle tutulur ilk katkım 2002 yılında yaptığım ilk şenliğin afişiydi (şimdi bakınca berbat gözüken). Şenliğin devamında LKD sayesinde bir çok yerde standlar kurduk, sunumlara katıldık, insanlara özgür yazılımı anlattık.

O dönemlerde Murat Koç’un yönettiği FrontSite adlı şirkette yarı zamanlı çalışmaya başladım, Barış Metin ve Enver Altın ile birlikte çalışma fırsatı buldum.

Kerem Can Karakaş’ın önerisi ve o dönem (2004) Pc World  Genel Yayın Yönetmeni olan Güçlü Aydoğan’ın da desteği ile Pc World dergisinde açık kaynak köşesinde bir süre haber ve inceleme yazıları yazdım.

Bu dönem ve sonrasında da pek sevgili Ümit Bozkır, Arda Çetin ve adını hatırlayamadığım bir çok özgür yazılım gönüllüsü ile birlikte standlar kurduk, fuarlara katıldık, LKD’yi temsil ettik.

Yine bu dönemlerin sonuna doğru Penguen Yazılım bünyesinden Kosgeb desteği alan firmalara Linux’a giriş eğitimi verdim.

Bu arada üniversite bitmek üzereydi, staj yapmam gerekiyordu. 2006 yılında ki Özgür Yazılım günlerinde Erkan Tekman’a Pardus projesinde staj yapıp yapamayacağımı sordum, karşılığında aldığım “stajı boş ver gel yarı zamanlı ekibe katıl” cevabının ardından 2006 Nisan’ında Pardus serüvenim başlamış oldu.

O aralar sıkça ilgilendiğim web teknolojileri konusunda da kendimi geliştirebilmek için aynı zamanlarda Octeth’te PHP ile ilgilendim, Cem Hürtürk’ün de desteği sayesinde Octeth’in amiral gemisi OemPro için bir kaç özellik ekledim.

Sonra okul bitti, artık tam zamanlı olarak bir işe başlamam gerektiğinden 2007 yılında Tübitak Uekae’de Pardus Projesindeki çalışma hayatıma başladım…

2009 Ağustos ayında işe güce kısa bir ara verip 2010 Şubat’ında tekrar işe başladım. 14 Aralık 2011′de ise Tübitak günlerim sona erdi.

Pardus projesinde çalıştığım dönem boyunca bir çok alt projede görev aldım, sahipsiz olan bir çok gereksiz işi de yaptım. Yalı, Yönetici Ailesi, Grafikler, arayüzü olan hemen hemen her Pardus teknolojisine katkıda bulundum. Zaman su gibi geçti gitti. Çok güzel günlerdi, çok güzel insanlarla tanıştım arkadaş oldum. Yaptığım hiç bir şeyden de pişman olmadım. Çoh iyiydi yani.

18
Eki

Pardus projesinde çalışmaya 2006 yılında başladım, Bahadır Kandemir ile birlikte aynı gün işe girdik. Çalışmaya başladığımızda bir çoğunuzun yakından tanıyacağı isimler Barış Metin, Onur Küçük, İsmail Dönmez, A.Murat Eren, A.Erkan TekmanGürer Özen, Görkem Çetin, S.Çağlar Onur, Eray ÖzkuralUmut Pulat, Serdar Köylü, Mehmet D. Akın ve Koray Löker ekipte yer alıyordu. Şu anda iş yerinde sadece Koray Löker ve A.Erkan Tekman var bu ekipten tanıdığım.

Biz işe girdikten sonra bu ekipteki insanlar yavaş yavaş ayrıldı, yerlerine yenileri gelmeye başladı. Faik UygurEkin Meroğlu, Pınar Yanardağ, Ali Erdinç Köroğlu, Gökçen Eraslan, Ozan Çağlayan, Eren TürkayFatih Aşıcı, Mete Alpaslan, Işıl Poyraz, Semen Cirit, Serbülent Ünsal, Ali Ulvi TunçTaner Taş, Gökhan Özkan… Sonra onlardan da bir çoğu gitti, geriye sadece Ekin Meroğlu, Ozan Çağlayan, Eren Türkay, Ali Ulvi TunçSemen Cirit ve askerden döndüğünde aramıza geri dönmeye karar verirse Fatih Aşıcı kaldı.

Ben askere gittim geldim, 2010 başında yeni ofiste işe başladım. İşe başladığımda aramıza yeni insanlar katılmıştı; Renan Çakırerk, H.İbrahim Güngör, Akın Ömeroğlu, Serdar Dalgıç, Mehmet Emre Atasever… İşe başladıktan sonra yeni gelenler de oldu; Yasemin Yiğit Kuru, Hakan Şimşek, Uğur Eke. Sonrasında ekip büyümeye devam etti; Metin AkdereFatih ArslanBeyza ErmişÇağlar KilimciGökhan ÖzbulakMehmet ÖzdemirMeltem ParmaksızErdem Bayer ve Mete Bilgin aramıza katıldılar. Ve en son katılımla Nihan KatipoğluBertan GündoğduKaan Özdinçer ve Pamir Talazan ekipteki yerlerini aldılar.

Ne çok insan geçmiş değil mi Pardus ofisinden? (Sayamadıklarım kusura bakmasın, öptüm kıps)

Neyse, konuya biraz geçmişten başlamış olsam da aslında son durumdan bahsetmek istiyordum. Geçmişi hatırladık fena olmadı ;)

En son sevgili dostum Gökçen Eraslan, akademik dünyanın altını üstüne getirecek genç bilim adamı olmak üzere aramızdan ayrıldı. Ondan önce 10 yıldan fazla zamandır tanıdığım ağabeyim (iki~üç yaş var aramızda ama adam ağabey gibi:)) Onur Küçük, özgür yazılıma başka alanlarda da katkı verebilmek üzere 2004′ten beri çalıştığı Pardus’tan ayrıldı. Daha öncesinde de yine çok sevgili dostum Bahadır Kandemir ve Mete Alpaslan Living in America şarkısını seslendirmek üzere eski ekipten Barış Metin, Gürer Özen ve S.Çağlar Onur‘un da çalıştığı Verivue‘da işe başladılar. Erdem Bayer askere gitti. Meltem Parmaksız Tübitak içerisinde başka bir projede çalışmaya başladı.

Artık ofiste karşı masamda Bahadır yerine Bertan oturuyor. Çözemediğim soruları sorup kafasını ütülemeye gittiğim Onur‘un yerinde Nihan, Gökçen‘in yerinde henüz kimse oturmuyor. Meltem için de durum aynı. Çağlar, Mete‘nin yerine geçmekle kalmayıp bilgisayarını bile sahiplenmiş :)

Hiçbir şey eskisi gibi değil, olmayacak da, olmaması gerekiyor zaten. Bunların hepsi yeni yeni başlangıçlar yapmak, tazelenmek, toparlanmak, ayağa kalkıp geleceğe tekrardan bakabilmek için ortaya çıkan fırsatlar aslında. İşte bu yüzden elimizdeki fırsatları değerlendirmek zorundayız, ne kadar zorlanırsak zorlanalım sonuna kadar mücadele etmeliyiz.

Ben özgür yazılıma inanan biriyim, özgür yazılım ile birlikte insanların daha çok şey keşfedebileceklerine, ulaşamadıkları yerlere ulaşabileceklerine inanıyorum. Ne güzeldir ki yukarıda adı geçen insanların hepsi de öyle ya da böyle özgür yazılıma katkı vermiş, verdikleri katkı sayesinde insanlara yol göstermeyi başarabilmiş insanlar. Hepsi harika insanlar, umarım çok mutlu ve çok başarılı olurlar.

Sözün özü, bu ekip Pardus’u geliştirmeye, özgür yazılıma katkı vermeye, daha çok insana özgür yazılımı sevdirmeye devam edecek. Bu ekip bunu daha önce yaptı yine yapacaktır!

ps. Başlık biraz yanlış anlaşılmış olabilir, ben henüz bir yere gitmiyorum fakat yeni bir başlangıç için bir yere gitmeye gerek yok onu biliyorum ;)

21
Eyl

Teknoloji ile ilgilenen herkesin yoğun bir şekilde ilgisini çeken Cebit bu sene de her zamanki gibi Beylikdüzü’ndeki TÜYAP fuar merkezinde düzenlenecek. Önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da ekip olarak biz de Cebit’te olacağız; kocaman bir standımız, bir sürü Pardus 2011.2 DVD miz ve birçok sürprizimizle birlikte teknoloji severleri, özgür yazılım sevdalılarını bekliyor olacağız. Teknik sorulardan tutun da, özgür yazılım üstüne yapılacak geyiklerden, gelecekte bizleri ne gibi yeniliklerin beklediğini tartışabileceğimiz sohbetlere kadar birçok konu hakkında konuşabiliriz. Özgür yazılıma yeni başlayanların özellikle katılmasını, bizim standı bir ziyaret etmesini ve gönüllü olarak standda görev yapan arkadaşlarla sohbet etmesini şiddetle tavsiye ederim.

Bunların dışında her sene olduğu gibi, bu sene de Pardus’u görüp denemek, kullanmak isteyen ziyaretçilerimiz için (tabi ki Pardus kurulu) bilgisayarlarımız olacak. Diğer yıllardan farklı olarak bu yıl bilgisayarlar üzerinde oynamaktan zevk alacağınız birçok oyun da yüklü olacak. Hatta bu oyunlar arasında küçük bir yarışma düzenleyebilir, yetenekli oyuncuları Pardus tişörtü ile ödüllendirebiliriz ;) Eğer biraz çalışayım hazırlıklı geleyim derseniz biraz da oyunlardan bahsedelim:

World of Goo, 2D Boy firmasının biz teknolojik kullarına armağan ettiği bu eğlence ve keyif dolu bulmaca oyun, özellikle tüm platformlarda oynanabilmesi ile büyük bir hayran kitlesi yarattı. Kendine has hikâyesi, karakterleri ve eğlenceli tarzı sayesinde büyük ilgi toplayan World of Goo, Goo karakterlerinin kaçışını konu alıyor. Amaç karakterleri birbirine bağlayarak köprüler oluşturmak ve bu köprülerle Goo’ları bulundukları delikten çıkartmak.


Secret Maryo Chronicles, okunuşundan da anlayabileceğiniz gibi Nintendo’nun efsane oyunu Mario Kardeşlerin özgür olarak geliştirilmiş hali. Orjinali ile arasındaki (neredeyse) tek fark bu sürükleyici oyunun özgürce kullanılabilir, geliştirilebilir ve dağıtılabilir olması.

Crayon Physics, bu oyun ben orta okula giderken olsaydı büyük ihtimalle fizik derslerini daha çok severdim. Eğlenceli birçok bulmaca içeren oyunun en önemli özelliği fare kullanarak çizdiğiniz her şeklin gerçek dünyaya ait fizik kurallarına tabi tutulması. Oyunun en zevkli yanı da çözümlerin tamamen sizin hayal gücünüze ve biraz da çizim yeteneğinize kalmış olması; bu özelliği sayesinde oyunun her bölümünü farklı çözümler ile tekrar tekrar oynayabiliyorsunuz.


Open Arena, bu kadar 2 boyutlu oyunun ardından bir de 3 boyutlu bir oyunu araya sıkıştırmadan olmazdı. Yine başka bir efsane olan Quake ailesinin en çok ilgi gören sürümü olan Quake Arena’nın id Software firmasının özgür yazılıma verdiği önem sayesinde, açık olarak geliştirilmiş hali olan Open Arena ile -özellikle- ağ üzerinden arkadaşlarınızla yapacağınız karşılaşmaların orjinalini aratmayacağını garanti edebilirim.

Daha birçok sürpriz ve bahsedemediğim diğer eğlenceleri kaçırmamak için herkesi Cebit‘e bekliyoruz. Eğer gönüllü olarak çalışmak isterseniz de acele davranın bu cuma başvurular için son gün.

23
Mar

Nükleerden Korkuyorum from gokhan okur on Vimeo.

Greenpeace nükleer enerjiye neden karşı ?

Nükleer enerji geçen 60 yılında hiçbir sorununa çözüm bulamadı. Güvenlik açıklarından, atık sorununa, artan maliyet ve inşaat sürelerine kadar pek çok konuda harcanan milyarlarca dolara rağmen nükleer enerji dünyamızın en kirli ve riskli enerji kaynağı olmaya devam ediyor. Aslında çoktan 20. yy’ın işe yaramaz teknolojileri arasında yerini alması gerekirken birileri bize tekrar tekrar nükleer enerjiyi yeni, güvenli ve temiz bir enerji kaynağı olarak tanıtmaya çalışıyor.


Devamı için ve eyleme katılmak için : http://nukleer.greenpeace.org

21
Şub

Fosdem, ilki 2001 yılında yapılan Avrupa’nın topluluk tarafından yürütülen en büyük özgür yazılım etkinliği. Bu yıl 11.si düzenlenen etkinlikte 300 sunum ve bu sunumları izlemeye, bilgi paylaşımında bulunmaya gelen 6000′den fazla katılımcı vardı. Brüksel Halk Üniversitesi‘nde gerçekleştirilen etkinliğe, Pardus’u tanıtmak ve diğer dağıtım geliştiricileri ile görüşmek üzere geçtiğimiz hafta Gökçen ile birlikte Brüksel‘deydik.

Birçok kişi katılıyor olmasına ve paralel birçok sunum olmasına rağmen, kalabalık dışında hemen hemen hiç sorun yoktu..

Ben Cumartesi günü Comar ‘ın teknolojik altyapısı ve yönetici ailesinin gelişimi ile ilgili bir sunum yaptım…

Pazar günü de Gökçen, Pardus ve Pisi hakkında bir sunum yaptı…

Sunumlara genel ilgi çok fazla olmasa da özellikle hedeflediğimiz işler arasında olan, diğer dağıtım geliştiricileri ile olası geliştirme süreçlerinde birlikte çalışmak üzere çok güzel lobi çalışmaları yaptık. Özellikle openSUSE‘den Yast takımının lideri Duncan Mac-Vicar P. Comar ve onun çevresinde geliştirmiş olduğumuz yönetici ailesini hayranlıkla izledi ve Comar ile yaptıklarımızın, gelecekte openSuse’de görmek istedikleri hayallerin gerçekleşmiş hali olduğunu ifade etti.

Ayrıca Paket Yönetim sistemlerinin ortak bir yapıya kavuşması ve paket yöneticileri içerisinde sunulan 3.parti bilgilerin (ekran görüntüsü, kullanıcı yorumları, ikonlar vb.) dağıtımlar arası paylaşılmasını hedefleyen AppStream projesinin geliştiricileri ile Pardus’u bu yapının içerisinde görmek için neler yapabileceğimizi, Pardus Paket Yöneticisi‘nde kullanılmak üzere geliştirdiğim AppInfo projesini paylaştık, tartıştık… Bu konu ile ilgili önümüzdeki haftalarda güzel haberler verebileceğimizi umuyorum.

En büyük üzüntümüz, hemen hemen bütün dağıtımların standı olmasına rağmen bizim standımız olmayışıydı. Stant açmak ve onu bir şekilde idare edebilmek için bir miktar daha insan gücüne ihtiyacımız vardı fakat etkinliğe sadece iki kişi gidebildik…

İlk gördüğümüzde ne olduğunu anlayamadığımız, her Türk gibi bedava ne dağıttıklarını merak ettiğimiz eylemin Key signing (Anahtar İmzalama/Paylaşma) Partisi olduğunu öğrenince çok şaşırdık, ülkemizde pek yaygın olmayan bu etkinlik kullanıcıların birbirlerine PGP anahtarlarını kimlik kartları ile onaylatarak paylaşmasından ibaret. Böylece gelip giden maillerin kaynakları konusunda ortak bir güven sağlanmış oluyor.

Brüksel’den de bahsetmeden geçmeyelim;

Her gün uyandığınızda ne zaman sabah olacak diye beklediğiniz, vücut saatinizi yerle bir eden ve yeri geldiğinde sizi iliklerinize kadar üşütebilecek iç karatıcı bir havası var Brüksel’in. Avrupa şehirlerinin ortak karakteristiği olan sürekli bir durgunluğa, bisiklet yollarına ve yayaların öncelikli olduğu bir trafik hayatına da sahip olduğunu eklemek gerek. Şehir içi ulaşımın metro ve tramvay ile sağlandığını da belirteyim, burada şaşırtıcı olan bu vasıtaları kullanmak için herhangi bir turnikeden geçmiyor oluşunuz. Metronun girişinde öylece duran bilet kontuvarları var, hafta içi birçok insanın iyi niyetle bu kontuvarları kullandığını görsekte, hafta sonu turistler dışında neredeyse kimse biletini kullanmıyor. Tramvayda aynı şekilde bu bedava gezebilme olasılığınız olan araçlardan biri.

Dükkanlarda da Türkiye’de hiç alışık olmadığımız bir durgunluk var, yani Kızılkayalar’ın önündeki o heyecanı, cıvıl cıvıl ışıkları hiçbir yerde görmeniz mümkün değil neredeyse. Henüz siz yeni yeni uyandığınızı hissetmişken 17.00′da kapanıyor, sabah 10.00 gibi de açılıyor dükkanlar Brüksel ‘de.

Biraz bizden değil gibi, nasıl anlatsam, biraz yukarıdalar, lüks gibi değil de daha çok hani saray eşrafından denir ya, öyle işte Brüksel…

Erkan Tekman‘ın ısrarlarına dayanamayarak gittiğimiz Aux Armes de Bruxelles‘de yediğimiz yemeği eklemeden de geçemeyeceğim (Kendisi et oluyor efendim, bildiğimiz dana eti biftek yani öyle birşey)…

Son olarak biraz sanatsal bir çalışma yapalım dedik ve dönüş yolunda “Bir Biletin Başkaldırışı” adlı kısa bir film çektik, afiyet.

Bir Biletin Başkaldırışı, asosyal çevrede kendi evrimini tamamlamayı henüz başarmış inek takımından iki kişinin eline geçen çaresiz Brüksel biletinin amansız başkaldırışı… Sürükleyici maceraları ve bitmek tükenmek bilmeyen azmiyle içinde bulunduğu kapalı dünyadan kurtulmak için bilet üstü bir çaba sarf ederken izlediğimiz Brüksel Bileti, bugüne kadar gösterilmiş en iyi bilet performansı ile de büyük keyif veriyor…

Başrollerini Brüksel Bileti ile Gökçen Eraslan’ın paylaştığı bu heyecan dolu macera, birçok ünlü esere can vermiş ünlü Yönetmen ve Senarist Gökmen Göksel’in eseri..

Bir Biletin Başkaldırışı from Gökmen Göksel on Vimeo.

15
Şub

Siz hareket ettikçe sizin hareketinizden enerji alan ve yapıldığı teknolojiye bağlı olarak ya içerisindeki pili şarj eden ya da içindeki zemberek sayesinde mekanik olarak kurma işlemini gerçekleştirerek çalışmaya devam eden saatler. İngilizcesi “Automatic Watches” olunca Türkçesi biraz anlam karmaşasına yol açıyor olsa da başka mantıklı bir çeviri gelmedi aklıma..

Mekanik olanlar ortalama 1-2 gün boyunca durdukları yerde çalışmaya devam edebilirler. Pil şarj eden modeller ise genelde 1-2 gün sonrası uyku konumuna geçerek mekanik aksamı çalıştırmak yerine sadece saatin bilgisini dijital olarak tutarlar ve herhangi bir hareket ile şarj edilmelerini takiben mekanik aksamı gerçek zamana göre güncellerler.

Eski işlerimi toparlarken, okunmamış maillerimi okurken fark ettim ki Türkiye’deki otomatik özgür yazılım saatini harekete geçiren ve onu sürekli olarak şarj eden bir ekip ile çalışıyorum (Zorunlu hizmetin ardından bugün işte ilk günüm..) Sadece bu ofiste çalışan insanlardan bahsetmiyorum; hata giren, yorum yapan, saati çok hızlı şarj edeyim derken hızını alamayan ama her yönüyle bir şekilde bir sonraki adım için enerji üreten insanlardan bahsediyorum.

Özgürlükİçin‘in hazırladığı PodCast‘i dinledim biraz önce; resmen duygulandım yahu -arada Pardus Piyango talihlileri de açıklandı – :) Sonrasında Beyin‘de gezindim bir süre; gerçekten ele alınabilecek o kadar güzel yeni fikir var ki..

Sevgili Necdet Yücel‘e ve 64bit ekibindeki tüm arkadaşlara da 64bit Pardus sürümü için gösterdikleri müthiş çaba içinde ayrıca büyük bir teşekkür etmek istiyorum, zira özgür yazılımlarda yapılacak işler için konuşmak çok kolaydır fakat bir şeyler yapmak, işleri sonuca bağlamak her zaman sıkıntılı olur.

Bakalım ilerleyen günlerde zembereği gerebilmek için neler yapacağız..

28
Oca

Hani şu anda bu yazıyı okuduğunuz o plastik kutunun içindeki her şey. Her gün değişiyor teknoloji. Bazen tekrarlıyor kendisini bazen yeniliyor..

Bakış açılarımız değişiyor, alışkanlıklarımız değişiyor, teknoloji bazen ayak uyduruyor bazen bize yön veriyor.

3 sene öncesine kadar dokunmatik cihazlar yanlış tasarımlarının kurbanı kalemlerle birlikte pek bir kullanışsızdılar ama teknolojiktiler (!). Sonra birileri dokunmatik bir cihazın gerçekten dokunulabilir bir şey olmasını akıl etti ve gerçekleştirdi. iPhone mobil dünyayı sağdan sola geçirdi. Sadece o incecik, dokunulabilir, kompakt donanımı ile değil, üzerinde çalıştığı müthiş donanımın hakkını veren yazılımları ile de çok büyük bir değişime sebep oldu.Mobil dünyanın donanım üreticileri iPhone‘a bakarak donanım üretmeye başladılar. Yazılım üreticileri mobil MacOsX ‘i temel aldılar. Büyük abiler mobil yazılım pazarına girmeye karar verdi vs. vs.

Mobil pazarın en önemli oyuncusu Nokia bile Apple‘ın mükemmel bir şekilde gerçeğe dönüştürdüğü bu yaklaşımı yeni yeni keşfetmeye başladı.. Binlerce modele sahip olmasına rağmen hiçbir Nokia modeli iPhone’un yakaladığı başarıyı yakalayamadı.. Hatta birkaç yüz tanesi bile tek başına iPhone ile başa çıkamadılar..

Teknoloji durmuyor ya yerinde hani değişiyor, yeniliyor ya kendini.. E-book (elektronik kitap) denilen, başta pasif monochrome ekranları, elektronik mürekkebi ile geldi. Önce gerçek kağıttan kitapların en büyük oyuncusu Amazon el attı e-book işine.. Kindle’ı çıkarttı kısmen başarılı oldu.. Ekran okuma için gerçekten çok başarılıydı, müzik dinleyebiliyordunuz ve internete girebiliyordunuz siyah-beyaz.

Apple ?

Durmadı tabi, tablet bir bilgisayar çıkaracağı söylentileri dolaşmaya başladı.. Bir sürü tasarımcı olası iTablet tasarımlarını ortaya attılar (isim bile çelişkili idi iTablet, iSlate ..). Artık Apple’ın tasarım yaklaşımını anlamış olacaklar ki (sadece basit) ortaya atılan olası tasarımların hemen hemen hepsi dün Steve Jobs‘ın biz Dünyalılara duyurduğu iPad ile hemen hemen aynıydı.

Yine yaptılar. Steve Jobs efsanevi tanıtımı sırasında iPad’in yerini şu şekilde tarif etti; “herkesin telefonu ve dizüstü bilgisayarı var, biz bunların yanına üçüncü bir teknoloji yerleştirmeyi hedefledik ve sanırım başarılı olduk“.

Steve Jobs işe geri döndükten sonra ilk olarak büyük yanlışı düzeltti Intel‘e geçti. Masaüstü ve Dizüstünde çok değerli olan bu adımı yenilenmiş gri-siyah tasarımlı iMac‘ler izledi. iPod‘un başarısını ve gelişimini söylemeye gerek yok herhalde :) Arada o müthiş tasarımcılarının elinden MacBook Air çıktı.. iPhone ile dokunulabilen efsaneyi yarattıktan sonra yine yeni bir efsane ile aramızda. FSF‘nin dediği gibi iBad olabilir özgürlük için; ama teknolojinin bu kadar gelişmiş olması heyecan verici.. Hep Apple yapıyor olsa da ben mutlu oluyorum :)

22
Oca

Evet, “saçma” ydı askerlik, bitti. Pek söylenebilecek bir şey yok aslında; hala gereksiz bence, hala yanlış ve hala “saçma”. Bitti işte ;) Geride kalanlara sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor, gelemiyor.. Geride kalanlar derken; hem askerden sivile dönmek için bekleyenler hem de “sabırsızlıkla” askere gitmek için bekleyenlerden bahsediyorum ;)

Bakalım yeni günlerde bizleri neler bekliyor olacak ;) Artık içtima yok..

Güncelleme: “saçma” nın TDK sözlükteki karşılığı : “Mantık kurallarını bozan, tersine çeviren.” Böyle yani =)

10
Ağu

Birlikte çalışmaktan çok mutlu olduğum arkadaşlarımdan ve sevdiklerimden zorunlu olarak bir süreliğine ayrı kalıyorum; 5-6 aylığına Jandarma Er olarak, aşağıdaki bu güzel evleri ile ünlü olan Safranbolu’ya gidiyorum ;)

Safranbolu Evleri, Yücel Ünlü - Nisan 2007

Görüşmek üzere…

7
May

Daha hafif ve daha uzun ömürlü bir pil ömrü için terchi edebileceğiniz en iyi notebooklardan biri Sony’nin Vaio ailesinden TZ serisi… Makine hafif, gerçekten hızlı, SSD ve ATA olmak üzere iki diski var ve Linux ile arası gayet iyi üstüne üstlük pilide 5 saatten fazla gidiyor.

0811951654

3-4 gün önce geldi yeni bilgisayarım, Pardus 2009 test deposundan devşirme bir sistem kurdum, SD Kart dışında herşey kurulumun ardından çalıştı, herhangi bir iş yapmama gerek kalmadı :)

Günlük olarak kullandığım diğer yazılımları da kurduktan ve bir müddet kullandıktan sonra Yalı testleri için bir sanal makine kurmam gerekti; VirtualBox’ı derledim depodan, test isolarımı bağladım ve sistemi açtım… Kurulum süresince dikkatimi çeken yavaşlığı o sırada arka tarafta derlenme sürecindeki paketlere bağladım, fakat iş gittikçe tatsızlaşmaya başlıyordu… Sonra ofistekilerle soruna bakarken, Bahadır VirtualBox’ın sağ alt köşesindeki VT (Virtualization) simgesinin pasif olduğunu fark etti …

vt-disabled

İşlemci tarafından desteklenen bu özelliğin BIOS’tan Sony tarafından kapatıldığını ve açılması için herhangi etik bir yol olmadığını ve bu konuda geçerli bir sebeplerinin de olmadığını öğrendiğimde bir titreme oldu bende :) Tabi bunu kabullenmek ve güzelim işlemcinin güzelim özelliğinden mahrum kalmak ayıp olurdu :)

Google’da bu konuda bir şeyler aradığınızda benim gibi dert yanan bir sürü insana rastlayabilirsiniz. Sağolsunlar kendi aralarında tartışıp Sony’ye bile şikayet mektupları yazmalarına rağmen Sony tarafından herhangi bir olumlu tepki alamamışlar. Fakat bazı insan evlatları BIOS’un bunu değiştirmek için herhangi bir arabirimi olmamasına aldırmadan, BIOS’un mevcut ayar dosyasını dump ederek gerekli değişiklikleri yapıp geri yükleme yöntemini kullanmış ve başarılı olmuşlar :)

Değişiklik yaptıkları modellerin arasında benim TZ398U yoktu haliyle :) biraz araştırdıktan sonra hangi anahtar değerini değiştireceğimi buldum ve artık VT desteği ile çok daha hızlı bir şekilde sanal makine kullanabiliyorum :)

vt-enabled

Adımları kısaca açıklamak gerekirse;

  1. DOS için bu adresten FreeDos’un 8Mb’lık minik isosunu indirip bir CD’ye yazın,
  2. BIOS dump için gerekli program symcmos’u buradan indirin,
  3. CD ile boot ettikten sonra “symcmos -v2 -LDUMPDOSYASI.TXT” ile BIOS ayarlarınızın bir kopyasını alın,
  4. Sonra bu dosyada modelinize göre uygun anahtarı bulup 0000 olan değerini 0001 yapın *,
  5. Kaydettiğiniz dump dosyasını yine aynı aracı kullanarak “symcmos -v2 -UDUMPDOSYASI.TXT” komutu ile BIOS’a geri yazın, bu kadar :)

* Ayrıntılı bir anahtar tablosu bu adreste bulunuyor, genelde TZ serileri için 0363 doğru anahtar değeri.

20
Mar

Biraz önce Bora‘nın yeni keşfettiği blogları gezerken rastladım, direkt kopyalıyorum kendisinden;

“Airplot!”u duydunuz mu? Sanırım duymadınız. “Airplot!” bir Greenpeace eylemi. Kısaca anlatayım; İngiliz hükümeti Londra’daki Heatrow havaalanına yeni bir pist yapmak istiyor ve Greenpeace bununla mücadele ediyor. Neden mi?

  • Pistin yapılması için bir kasabanın yıkılması gerekiyor. Bu yaklaşık 700 kişinin evlerinden ve işlerinden olması demek.
  • 3. pistin inşası ile Heatrow, İngiltere’nin küresel ısınmaya en çok katkıda bulunan varlığı haline geliyor.
  • Bu pistin çevresinde yer alan 114 okul inip kalkan uçaklar nedeniyle işlevselliğini yitirecek ve verimsizleşecek.
Airplot!

Airplot!

Peki Greenpeace ne yaptı? 3. pisti çevreleyecek arazinin tam ortasında bir arsa satın aldı! Evet yanlış duymadınız, arazinin ortasında bir arsası var Greenpeace’in! İşin hukuksal boyutu burada devreye giriyor.  Yasal olarak tapunun üzerinde 4 gerçek veya tüzel kişinin adı yazabiliyor. Bunlar Emma Thompson, komedyen Alistair McGowan, İngiliz parlamenter adayı Zac Goldsmith ve Greenpeace UK. Bunlar dışında bir de “beneficiary owners” diye birşey var ki biz(ler) de orada devreye giriyoruz. Bir arsanın sınırsız sayıda “hak sahibi” sahibi olabiliyor yasal olarak!

Peki hükümet bu “sorunu” nasıl çözmeyi düşünüyor? İstimlak ederek. Şanslıyız ki bu iş göründüğünden çok daha zor olacak onlar için zira bir arsanın “kamu yararına” istimlak edilebilmesi için tüm hak sahiplerine bizzat ulaşılması ve yazılı izinlerinin alınması gerekiyor. Yani siz Türkiye’den biri olarak hak sahibi olursanız oraya pist yapmak için sizin de yazılı izniniz gerekecek!

Bu durum pist inşaatının en az yıllarca ertelenmesi ve hatta iptalinin gündeme gelmesi demek!

Pek siz ne yapabilirsiniz? Greenpeace’in arsası üzerinde hak sahibi olabilirsiniz! Bunu nasıl yapacaksınız peki? Sadece şu adresteki formu dolduracaksınız ve arsanın bir parçası sizin olacak!

Ben de arsa üzerindeki hak sahiplerinden biriyim artık :)

Post to Twitter Post to Delicious Post to Digg Post to Facebook Post to Reddit