7
Oca
Yazılımların nerede, nasıl kullanılabilecekleri, dağıtım ve kopyalamalarının nasıl yapılacağı ile ilgili kısıtlamalar getirilebildiğini biliyoruz. Elbette bu kısıtlama ifadeleri yanlızca yazılımlarla sınırlı değil. Geçen gün 'Yeni Kamusal Mal: Özgür ve Açık Kaynak Kodlu Yazılım' isimli kitabın iç kapağındaki kısıtlama dikkatimi çekti. İçinde Genel Kamu Lisansı'nın Deniz Akkuş tarafından yapılan çevirisi de bulunmasına rağmen yazarın yazılı izni olmadan alıntı yapılmasının yasak olduğu yazıyordu. Bunun üzerine hala elimden çıkaramadığım kitaplığımda kısa bir araştırma yapayım istedim. Diğer kitaplarda bulduğum kısıtlama bilgilerini aşağıdaki gibi sınıflandırmak mümkün görünüyor.

  • Hiç bir kısıtlama metni içermeyenler
Bunlar kitapların çoğunluğunu oluşturuyor. Yayınlanma tarihleri eskiye gittikçe kısıtlama metinlerinin daha seyrek yeraldığını görmek mümkün. Otuz kırk yıl önceki kitapların çok azında böyle ifadeler var. Bir çoğunda yayın haklarının kime ait olduğu bilgisi bile yok. Bazılarında hangi matbaada basıldığı, nerede dizildiği bilgileri var, o kadar. Bunlar o kadar çok ki örnek vermek manasız olacak.
  • Sadece yayın haklarının kime ait olduğu bilgisini içerenler
Bu gruptaki kitaplarda yayın hakkı kime ait bilgisi var sadece. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Beş Şehir' kitabının kapağında şu ifade var sadece:
Beş Şehir'in yayın hakları Dergah Yayınları'na aittir.
Ingvar Ambjørnsen'nin Beyaz Zenciler kitabında biraz daha fazla detay var:
Bu kitabın yayın hakları yazar tarafından Ayrıntı Yayınları'na iki adet lületaşı pipo karşılığında verilmiştir. 
İlk iki gruptaki kitapların yayıncıları, yayın hakkı sahipleri yasaların kendilerine sağladığı hakların dışında birşey istemiyorlar. Hatta bazılarının sahip oldukları bu hakları bile çok önemsemediklerini kabul etmek hatalı olmayacaktır. Yasal hakların dışında bir şey talep etmelerinin imkanı olup olmaması ayrı bir tartışma konusu tabi.
  • Yaşasın FOTOKOPİ
Bu kategoride benim bildiğim/bulabildiğim kitap yayınlayan tek yayınevi Altı Kırkbeş. Bütün kitapların kapaklarında aşağıdaki ifade var. Ben J.R.R. Tolkien'in Güç Yüzüklerine Dair kitabından alıntılıyorum:
Bu çevirinin tüm haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda- izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına ve yasalarımıza göre aykırı sayılmaktadır. Böyle bir harekete kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz.
P.S.: Tüm fotokopi fanzinler, yukardaki açıklamadan bağımsızdır. Onlar istedikleri altıkırkbeş kitabını veya metnini çoğaltabilir, bozup yeniden yaratabilir. Okurlarımızı yasal dergileri değil "fotokopi fanzinleri" izlemeye çağırıyoruz. Onlar sizi uçurumdan aşağı itecek güce sahiptirler ve uçmayı öğrenmenin zamanı geldi. Yaşasın FOTOKOPİ, Yaşasın KAOS.
Okumaya alışık olduğumuz soğuk ve kısıtlayıcı metinlerin çok dışındaki bu ifadeler sadece elinizde tuttuğunuz kitabı ve yayınevinin diğer kitaplarını değil başka türlü bir hayat tarzına işaret etmektedir. 
  • Yardım etmeye çağıranlar
Bunlara örnek olarak Aziz Nesin'in Pırtlatan Bal kitabınından alıntı yapıyorum:
BU KİTABIN TELİF HAKLARI NESİN VAKFININDIR.
Aziz Nesin, Türkiye'de ve başka ülkelerde yayınlanacak kitaplarının, sahnelenecek oyunlarının, filme alınacak eserlerinin, iç ve dış radyo ve televizyonlarda temsil ve yayınlarından elde edilecek telif haklarını tümüyle NESİN VAKFI'na bağışlamıştır. NESİN VAKFI'nın amacı vakfın yurduna her yıl alınacak dört kimsesiz ve yoksul çocuğu, ilkokuldan başlatarak yüksek okulu, meslek okulunu bitirinceye ya da bir meslek edininceye dek, her türlü gereksinimlerini karşılayarak barındırmak, yetiştirmektir. NESİN VAKFI'nın senedi gereğince, bu vakfın amacına uygun olmak koşuluyla, her dileyen her türlü yardım, katkı ve bağışta bulunabilir.
İsteyenlere şu adresten Nesin vakfı broşürü gönderilir.
Burada sadece neleri yaparsanız telif ücreti ödemeniz yerektiği anlatılmamakta, vereceğiniz paranın nereye harcanacağı da belirtilmektedir. Buradaki hedefin yasaların yeterince koruyamadığı hakların insanların ikna edilmesiyle bir nebze de olsun korunabilmesinin sağlanması olduğunu tahmin ediyorum.
  • Alıntı yapılamaz
Buradan sonra kısıtlama ifadelerini görmeye başlıyoruz. Bunlarının en kısaları sadece alıntıya izin vermeyenler. Sadece bu uyarıyı yazanlar izinsiz çoğaltmanın öntanımlı yasal hakları olduğunu düşündüklerinden çoğaltma ile ilgili bir şey yazmaya gerek görmemiş olmalılar. Barış Tut'un Kocaman Bir Adam kitabında sadece şu ifade var:
Yayıncının yazılı izni olmaksınız herhangi bir alıntı yapılamaz.
1974 yılında yayınlanmış Paul Baran'ın Büyümenin Ekonomi Politiği kitabında da aynı manaya gelebilecek şu ifade var:
Türkiye'de yayın hakkı dr. ergin günçe'ye aittir, izin alınmadan kısmen de yayınlanamaz.
IDEA yayınlarından çıkan Felsefe Tarihi'nde ise içeriğe uygun bir ifade var:
Tüm hakları saklıdır. Bu kitabın hiçbir bölümü yayımcının ön izni olmaksızın yeniden üretilemez.
Kitap yayınlamanın da bir üretim, emek işi olduğu vurgusu var burada.
  • Kısa alıntıya izin var ama çoğaltılamaz
Kitabın tanıtılması için kısa alıntı yapılmasına engel olmamak bence çok mantıklı. Zaten kim koca kitabın tamamını alıntı diye yayınlamaya kalkar ki? Sabahattin Kudret Aksal'in Öyküler kitabında bu kısıtlama şu şekilde yeralıyor.
Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
Bir dönem çok moda olan bu kısıtlamanın yayınevlerinin değişen polikitaları gereğince dönem dönem değişiklik geçirdiğini de not edeyim. Örneğin Robert Musil'in Niteliksiz Adam'ının birinci cildi 1999'da yayınlandığında böyle bir metin içermemesine rağmen 10 yıl sonra çevrilen ikinci cildinde bu ifade mevcut. Burada çoğaltma yöntemlerinin detaylarına girilmediğini sadece hiçbir yolla diyerek geçildiğini görüyoruz. Biraz aşağıda daha detaylı kısıtlamalar göreceğiz.
  • Görsellere de izin yok
Bu kısıtlama görsel içeren kitapların bazılarında var. Süleyman Sevinç'in Tübitak popüler bilim kitapları serisinden çıkan Enigma'ında şöyle diyor:
Bu yapıtın bütün hakları saklıdır. Yazılar ve görsel malzemeler, izin alınmadan tümüyle veya kısmen yayımlanamaz.
Kitaptaki görsellerin tamamı başkalarından izin alınarak kullanıldığından yayıncı bu ilave uyarıyı yapması gerektiğini düşünmüş olmalı. Burada metin ve görseller birbirinden ayrı düşünülmeye başlanmış oluyor.
  • Çevirisi de yasaktır
Bazı telif eserlerde görebildiğimiz bu ifade yayımcının sadece yurt içinde değil, tüm dünyadaki baskılar için izin istediğini anlatıyor. Abdurrahman Demirtaş'ın Ansiklopedik Matematik Sözlüğü adlı kitabın iç kapağında şunlar var:
Bu eserin tüm hakları BTK; Bilim Teknik Kültür Yayınlarına aittir. KTK Yayınlarından yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz; teksir, fotokopi, baskı veya herhangi bir şekilde çoğaltılamaz ve tercüme edilemez.
Kitabın bir ansiklopedi olduğu göz önüne alındığında kısmen tekrar edilmemesinin imkanı yoktur gibi görünüyor. Hele başka diller de hesaba katılınca çok sayıda ihlal bulunabilir gibi geliyor bana.
  • Depolanması yasaktır
En çılgın yasaklardan biri bu bence. Ziya Baran'ın 30. baskısını yapmış Başarıyı Keşfedin kitabında bu ilginç kısıtlama var:
Bu kitabın tamamının ya da bir kısmının, kitabı yayınlayan şirketin önceden izni olmaksızın, elektronik, mekanik, fotokopi ya da herhangi bir kayıt sistemi ile yayımlanması ve depolanması yasaktır.
Depolanması nasıl kontrol edilir, niye yasaktır anlamak çok zor. Elimiz değmişken bunu da yasaklayalım demişler herhalde.
  • Derlemeye almak ve sese dönüştürmek yasaktır
Şiir ve hikaye kitaplarına getirilmek istenen yasaklardan biri seçkilere ve antolojilere alınmasının yasak olması. Murathan Mungan'ın Mırıldandıklarım kitabında bu yasak şu şekilde ifade edilmiş:
Kitaptaki şiirlerin herhangi bir derleme ya da antolojide yer alması, kasete okunması, yabancı dile çevirisi ve her tür benzeri kullanımı yazarın iznine bağlıdır.
Getirilmek istenen bu yasakların yeniden üretimin ticari olup olmaması arasında ayrım yapmaması dikkat çekici bir nokta. Bir şairin şiirlerini ancak onun kitaplarından okuyabilmek oldukça kısıtlayıcı bir durum elbette. Günümüzde böyle bir kısıtlamayı kendi kitabına koyan kişi ancak kendini kandırmış olur. Pratikte facebook ve twitter'da yapılan paylaşımlar için izin alınması söz konusu olamaz herhalde.
  • Üretimi yasaktır
Kitapta yazılanları uygulayıp bir üretim yapmanın önüne geçilmek istediği kitaplarda var benzer uyarılar. İbrahim Adnan Saraçoğlu'nun Bitkisel Sağlık Rehberi'nde 
Bu kitabın her türlü yayın hakkı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince, Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu'na aittir. Eser sahibinin, yazılı izni olmaksızın hiç bir yolla çoğaltılamaz ve kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz ve de kullanılamaz. Bu kitapta yayınlanmış olan bilgiler ve bitkilerin hazırlama ve hazırlandıktan sonraki  tüketim şekilleri de uzun araştırmalar sonucunda ortaya konmuş orjinal nitelikte yeni bilgiler ve buluşlardır. Tüm orjinal nitelikteki yeni bilgiler, üçüncü şahıslar tarafından üretim, reklam ve tanıtım amaçlı olarak dahi, eser sahibinin yazılı izni olmaksızın kesinlikle kullanılamaz.
Bu kısıtlamalardan sonra nane-limon hazırladığınızda bile yazanların dışına çıkmış oluyorsunuz aslında. Hem madem kimsenin uygulamasını istemiyorsunuz veya kullanmak için özel tecrübe gerekiyor, bu kitap niye yayınlanıyor anlamak mümkün değil. 
  • İşlenilemez ve kullanılamaz
Nazım Hikmet'in bütün kitaplarını yayınlamış olan Adam Yayınlarının uyarısı şöyle:
Nazım Hikmet'in tüm yapılarının Türkiye'de yayın ve temsil hakları Anadolu Yayıncılık A.Ş.'nindir. Anadolu Yayıncılık A.Ş.'den yazılı izin alınmadan Nazım Hikmet'in hiçbir yapıtı parça ya da bütün olarak yayımlanamaz, tiyatro, film ya da radyo ve televizyona uyarlanamaz ve başka biçimlerde işlenemez ve kullanılamaz.
Bu ülkenin en önemli edebiyatçılarından birinin eserlerinin kullanımı ölümünden neredeyse elli yıl sonra bile bir şirketin iznine bağlı olması kötü bir şaka gibi. Yakın zamanda Yapı Kredi Yayınları bu hakların hepsini satın aldı. Durumun vahameti hakkında A. Murat Eren'in yazısına göz atmak isteyebilirsiniz.

Bu kısıtlama heveslerinin neredeyse hepsi yayıncılara ait. Çok az durumda yazarın duruma müdahalesi var. Aslında yazara sorulsa o en geniş kitlelere ulaşabilmek için en kısıtlamanın olmasını tercih edecektir muhtemelen.

Yayımcıların özgür yazılım dünyasından öğrenecekleri çok şey var. Ticari olarak yeniden üretimin izne bağlı olması, aksi durumlarda türetmeye ve dağıtmaya izin verilmesi yakın gelecekte daha fazla karşılaşacağımız bir tavır olacak.
3
Eki
Bu soruyu bir kaç yıl öncesine kadar anlamlı bulmazdım. Kitap okumanın bir parçası gibi düşünüyordum okuduğum kitapları evde bulundurmayı. Aslında çok da düşünmüyordum neden bu kitapları tutuyorum evde diye. Kitabı satın alırsın, okursun (bazen okumazsın bile) ve kitaplığa kaldırırsın. İşin doğası böyleydi benim için.

Yıllar içinde evde hatırı sayılır sayıda kitap birikti. Çok az sayıda kitabı tekrar okudum. Evde bin kitap varsa yeniden okuduklarımın sayısı onu bile geçmez. Okumadığım o kadar fazla kitap varken eskilere elim gitmedi demek ki.

Çok az sayıda kitabımı bir başkası okudu. Arkadaşlarım ya bendeki kitapları kendileri de aldılar ya da hiç ilgilenmediler onlarla. Belki üç beş kitabımı ödünç vermişimdir bunca yılda. Birine bunu okumalısın dediğimde bir tane satın alıp hediye ettim çoğunlukla.

Okuduğum kitapları hiç katlamadım, satırların altlarını asla çizmedim. Ben bir daha açıp okumuyorum, başkasına vermiyorum, peki bu dikkat nedendi acaba? Sanki canlıymışlar gibi davrandım onlara hep. Raflara sıkışık koymadığım gibi diğerlerinden ters şekilde de koymadım hiçbirini rafa. Sanki biri onların arasından bir arama yapacakmış gibi konularına, yazarlarına göre sınıflandırarak sakladım yıllarca. Şiir kitapları bir yerde, Rus klasikleri başka bir rafta oldu hep. Çağdaş kadın yazarlarımızı bile yan yana koydum raflara.

Kitaplarımın pek azı özelliği olan kitaplar. Özelliği derken şimdi herhangi bir kitapçıya gidip aldıklarınızdan bir farkı yok çoğunun demek istiyorum. Çok çok azı imzalı veya nadir bulunan ilk baskı kitaplar. Can Yücel'in ilk şiir kitabı 'Yazma'nın ilk baskısını bir imza gününde alıp imzalatmıştım ama böyle 5 kitabım ancak vardır. Birşeyleri biriktirmeyi, koleksiyonu garip bulmuyorum ama benim kitaplarla ilişkim böyle değil. Bir ikisini bir daha bulamayacağım, bir o kadar 'çok acayip hatırası' olanları çıkarırsam gerisini niye evde tutuyorum bilemiyorum doğrusu.

Belki bazılarının artık baskısı bulunmuyordur ama farkında değilim. Ben okumuyorum, benden alıp kimse okumuyor: piyasada bulunmuyor olsa ne olur? Ticari olarak değer kazanmasını beklemiyorum ki kitapların. Hem ben okumuyorsam başka birine versem o okur, o da elinde tutmasa kitap dolaşımda olur sürekli.

Az da olsa hiç okumadığım kitabım da mevcut kitaplığımda. Çok sevdiğim bir yazarın bende olmayan kitabı kalmasın diye aldığım ama ilgimi çekmeyen kitaplar mı istersiniz yoksa başlayıp bitiremediğim, beğenmediğim kitaplar mı? Bir de okumayı isteyerek aldığım ama bir türlü fırsat bulamadıklarım var, bazıları da o kadar kitap arasında unutulup gitmiştir tabi.

Evimdeki bütün kitapları kendim aldım (az sayıdaki hediyeleri saymazsam) yani annemin evinden bir kitap getirmedim kendi evime. Demek ki benim oğlum da onları alıp götürmeyecek. Çok büyük ihtimal evdekileri okumayacak bile. O kendi kitaplarını alıp, kendi tarzını, zevkini belirleyecek. Ben ölünce ya bir kitapçıya verilecek ya da bir köşede okunmadan duracaklar yıllarca. Birlikte geçirdiğimiz bunca yıldan sonra sonları böyle olsun istemiyorum doğrusu.

Artık kağıttan yapılmış kitaplar yerine elektronik kitapları okumayı tercih ediyorum. Hangisini yanıma alsam derdi yok, bu kadar kitap nasıl taşınır derdi yok. Çoğunlukla daha ucuz elektronik kitaplar. Yıpranmıyorlar yıllar geçtikçe. Yeni raflar almanızı gerektirmiyorlar. Onların da altları çizilebiliyor, yanlarına not alınabiliyor (yeniden açmadıktan sonra bunların ne faydası var bilemiyorum doğrusu). Ağaçların kesilmesi de gerekmiyor e-kitaplar için.

Eskiden Ankara'da otururken kitap satın almak bir etkinlikti benim için. Arkadaşlarla birlikte Dost'a ya da sahaflara gidip kitap bakmak, almak, planlar yapmak kendi başına bir eğlenceydi. Artık çok daha küçük bir şehirde, Çanakkale'de, oturduğumdan yıllardır kitapçıdan kitap almıyorum. Nasıl arabamı internetten satın almışsam kitapları da hep internet sitelerinden sipariş ediyorum. Böyle olunca kitap aldığın yerle kurulan bağ, okuduğun kitap hakkında satıcıyla gevezelik etme gibi durumlar da ortadan kalktığından internetten kitap sipariş etmek yerine onu indirip okuyunca bu yönden de bir kaybı olmuyor insanın.

Bir gün evime hırsız girse ve kitaplarımın hepsini çalsa mesela. Gidip hepsini yeniden alır mıyım? Siz elinizdekilerin hangilerini yeniden alırdınız? Benim cevabım bu aralar 'hiç birini yeniden almam' şeklinde.

Bu kadar laf ettikten sonra sanki kitaplarımı sevmiyormuşum gibi de algılansın istemem doğrusu. Hepsini ne zaman aldığımı hatırlıyorum; ilk şiir kitabı satın aldığımda Uğur'a 'bunu roman gibi mi okuyacağım?' diye sorduğum bile dün gibi aklımda. Kapağı katlanmış kitabın hangi otobüs yolculuğunda ne saçma bir şekilde zarar gördüğünü hatırlıyorum ama bunları hatırlatıyorlar diye okuduğum tüm kitapları saklamam gerekmediğini düşünüyorum bir süredir.

Buraya kadar aklınızdaki soruların hepsine cevap verememişsem o konunun ne olduğunu biliyorum sanırım: eski kitap kokusu. Evet bu koku ne e-kitaplarda ne de raftan yeni satın aldığınız kitaplarda var ama evde hiç kitap bulunmasın demiyorum zaten. Ara ara açıp okuduğum kitaplardan bir raf kalsın, onları koklarım özledikçe diye planlıyorum.

Benzer bir şeyi kaset ve cd'lerim için de yapmıştım bir iki yıl önce. Madem bütün arşivimi bir harici diskte tutabiliyorum, evde bu kadar kalabalığın ne gereği var diyerek yıllar boyu neredeyse bütün paramı verip satın aldığım (eskiden müzik de satın alınıyordu) binden çok kaset, cd ve plağı çıkarmıştım elimden. Bu hafta kitaplarımın da sonu aynı olacak. Müzik konusunda aradan geçen zamanda pişman olmadım kitaplarda da olmam herhalde.

Uzun lafın kısası: bu hafta içinde evdeki kitaplarımın neredeyse hepsini elden çıkaracağım. Bunları okumak isteyenlerin ulaşabileceği bir sahafa filan vereceğim galiba. Bundan sonraki kitap alış şeklim fazla değişmeyecek: Yine basılı kitap alacağım ama daha fazla e-kitap tercih edeceğim. Aldığım basılı kitapları rafta bekletmeden okur okumaz elimden çıkaracağım. Alsın başkası okusun, hem ikinci el olunca daha ucuza da alırlar mutlaka.

Ben bunu kırk yaşından sonra akıl edebildim. Siz de bir düşünün isterseniz.
16
Eki
Hazır e-kitap okuyabileceğim bir iki tablet almışken sağdan soldan e-kitaplar da satın alayım diyorum (para harcamaya çok meraklıyımdır). Memlekette her şey çok pahalı olduğundan e-kitabın da biraz pahalı olmasını bekliyordum ama fiyatlar gerçekten çok yüksek.
Örneğin; müthiş bir yazar olan Selçuk Baran'ın (henüz okumamış olanlar için "Bir Solgun Adam" romanını tavsiye deyim) hikayelerinin bir araya getirildiği bir kitap olan Ceviz Ağacına Kar Yağdı'nın fiyatlarına bakalım. Bildiğimiz basılı hali 28TL. Basılı olanda ağaçlar kesilmiş kağıt yapılmış, mürekkep kullanılmış, baskıya dizgiye birileri uğraşmış, ciltleme için çalışılmış, dağıtım ve satış yapan birileri de bundan para kazanıyorlar.

Mantıken ciltlenmiş bir kitabın satılması için mutlaka hazırlanması gereken elektronik halinin çok çok daha ucuza satılması gerektiğini düşünüyor insan. Amma, lakin ki, öyle değildir ;) İdeefix'ten satılan e-kitabın fiyatı inanmazsınız ama 14TL. Halbuki 14 tanesi 1TL olmalı e-kitabın. Nedir bunun maliyeti anlamak mümkün değil. Birazcık pazarlama bilen birinin bunlara fiyatlama konusunda akıl vermesi lazım. Arkadaşım vatandaş bu kadar da keriz yerine konmamalı demeli biri.

Hadi açık olmalı, özgür olmalı da demiyorum ama az biraz insaf olmalı.

Kitabı satın aldıktan sonra not: idefix satın aldığınız e-kitabı okumanız için bir Adobe uygulaması kurmanız gerektiğini söylüyor. Tahmin edeceğiniz gibi bu program Linux'a kurulmuyor. Programı kuramıyorsanız indirin diyor. Firefox acayip bir dosya indiriyor, Safari ile indirilemiyor (ipad yolu kapanıyor böylece). Kindle'ın browser'ı ile indirmek mümkün değil. Yarın maceraya devam...
18
Mar


Dün QtTürkiye listesine gelen bir mesajı buradan paylaşayım istedim. Sahalarda görmek istediğimiz hareketler bunlar:

> Merhaba arkadaşlar,
> Yaklaşık bir yıldır bu gruba üyeyim. Sorulan sorulara hemen cevap
> verilmesi gerçekten takdire değer. Yine yaklaşık bir yıl önce ben de
> Qt'a merak saldım. Ancak yeterli Türkçe kaynak olmadığını düşünerek
> bahsi geçen kitabı çevirmeye koyuldum. Ve nihayet 12 bölümün
> çevirisinden oluşan bir dokümanı yayınladım. Dokümanı http://www.qtturk.tk
> adresinden indirebilirsiniz. Yeni başlayanlar için yararlı bir kaynak
> olmasını umuyorum.
>
> İyi çalışmalar.
>
> Ufuk Uzun,
> Sakarya Üniversitesi -
> Bilgisayar Mühendisliği(2. Sınıf)
14
Kas

Son zamanlarda birçok yerde görmeye başladım bu mimi. Kernel Planet, Gnome Planet, Gentoo Planet ve benzeri yerlerde sıkça görmeye başladım ve kervana katılmak istedim.

Kurallar şöyle:

  • En yakınınızdaki kitabı elinize alın.
  • 56. sayfayı açın.
  • 5. cümleyi bulun.
  • O cümleyi bu açıklamalarla birlikte günlüğünüze yazın.
  • Favori kitabınızı, “havalı” bir kitabı v.s seçmeye kalkmayın, size EN YAKIN olanı alın.
  • Mimi duyduğunuz yere bağlantı vererek siz de yayın!

Benim girdim şöyle:

“Starting from (3.37), derive the formula (3.39) for the Fourier series coefficients of the triangle wave.”

Türkçe’ye çevirirsek:

“(3.37)’den başlayarak, (3.39)’da belirtilen üçgen dalganın Fourier serisi katsayaları formülünü elde edin.”

Kitap “Signal Processing First”, yazarlar “James McClellan, Ronald Schafer, Mark Yoder”.

Öyle görünüyor ki eğitimim istediğimden fazla zamanımı alıyor…

13
Ağu

Dün akşam, can sıkıntısı ile kütüphanemin önünde dikilmiş, tekrar tekrar geri dönülüp bakılması gereken bir kitap olan “Yüzüklerin Efendisi” kitabını elime almış öyle rastgele sayfa açıp bakıyordum. Doğal olarak bir süre sonra oturup ilk sayfadan itibaren tekrar okumaya başladım. İlk sayfa çevirmenin notu, önsöz v.s. okurken zamanında “Cumhurbaşkanı adayımız Gandalf” şeklinde bir slogan olduğunu (tekrar) öğrendim…

Hayat tesadüflerle dolu değil mi? :)