Son birkaç günümü, Bursa yolunda geçirdiğim bir zincirleme trafik kazası nedeniyle evde istirahat etmekle geçirdim. Esas olarak Python’u öğrenme çabalarım, deneyimlerim ve ikinci bir programlama dili seçerken nelere göre seçim yapacağımız üzerine karşılıklı fikir alışverişi yaparak bir yazı yazmayı planlıyordum; ama son zamanlarda gezegende ortaya atılan “Gezegende illa ki bilgisayar, programlama ve ilgili deneyimleri paylaşma gibi bir şartımız yok; bu programcıların, bilgisayarla ilgilenen insanların hayatlarıyla ilgili bir yazı da olabilir” düşüncesiyle hareket ederek ben de çok fazla ayrıntıya girmeden kendi yaşadıklarımla ilgili bir şeyler anlatacağım.
Tahmin edebileceğiniz gibi kaza geliyorum demez. O an emniyet kemerinizi taktıysanız ve hızınız da kaza yapmayı engelleyebilecek kadar az değilse, kendinizi en minimum zararla arabayı durdurup kenara çekmeye odaklamalısınız. Kaza anında bir onbeş saniyelik şaşkınlıkla boğuşur, sonraki birkaç dakika da yavaş yavaş çözülüp ne yapmanız gerektiğini düşünmeye, önleminizi almaya başlarsınız.
Ama gelin ki ben o an ne düşündüm. Çok lüks bir arabam olsaydı, çok daha fazla masrafım olacaktı. Eğer arabanın içinde gerekli gereksiz bir sürü eşyam olsaydı, onları feda etme olasılığım çok daha fazla olacaktı. Arabanın içinde hızla koltuğa çarpmış olan laptopum pahalı bir şey olsaydı, üzülebilirdim. Oysa 160 gb’lik harddiskimin sadece 16 gb’lik kısmını kullanıyorum diye şaşıran arkadaşlarıma inat, çok fazla ve lüks şeylere sahip olmamanın bir mutluluğu vardı içimde.
Hatta o an, apart odamı ziyaret edip “Ne kadar az eşyan varmış?” diyenlere inat ayrı bir zenginliği içimde barındırdığımı farkettim. Deprem olsa, kaybedebileceğim en önemli şey -para açısından değil-, basgitarımla analog pedallarım olur herhalde. Onu da kısa zamanda telafi edebilirim diye umuyorum. İnsanın asıl zenginliği, sahip olduklarında, yaşadığı çevrede, popülaritesinde; kravatında, ceketinde; okuduğu, yaşadığı yerde, kariyerinde vb. hiçbir yerde değildir. İnsanın asıl zenginliği kendi içindedir.
O an, bir iki eğitim sertifikası alıp, bunları ceket ve kravatla pekiştirip kendi adına kartvizit bastıran; ama içleri bomboş olan fakir insanlara bir kez daha acıdım. Kendi zenginliklerinin ve fakirliklerinin farkında olmayan o kadar çok insan var ki..
Not: İyi denebilecek bir üniversitenin iyi denebilecek bir bölümünde okuyan arkadaşımın (ismi bende kalsın), salsa biliyorum diyebilmenin (salsa umurunda değil yani) benimle paylaştığı sevincine ortak olmasaymışım keşke. Bize Recep gibi salsacılar lazım, yaptığı işin hakkını verebilen insanlar lazım.. Ayrıca bkz: http://www.gokmengorgen.net/gunluk/?p=102















