
Linke tıklamaya üşenenler için sayfadan alıntı yapayım:
fi6en ipv6 destekli, web üzerinden çalışan açık kaynak kodlu bir video konferans yazılımıdır. Ipv6'nın bazı özellikleri, çoklu yayım (multicast), servis kalitesi (Quality of Service), dolaşabilirlik (mobility), IPseq gibi, video konferans yazılımlarının da ihtiyaç duyduğu özellikler olması dolayısıyla “Ulusal Ipv6 Protokol Altyapısı Tasarımı ve Geçişi Projesi”nde örnek uygulama olarak seçilmiştir. Oluşturulan yazılım IPv6 ileri seviye özelliklerinin yazılım alanında kullanımı konusundaki bil-yap (know-how) bilgisinin oluşmasını sağlamak amacını taşımaktadır. Ayrıca geliştirilen yazılım sayesinde, yürütülen benzer çalışmaların takip edilmesi, eksikliklerinin görülmesi/giderilmesi, bu çalışmaların Türkiye'deki araştırmacılara ve kullanıcılara aktarılması ve IPv6'nın getirdiği yeniliklerin kullanılabilmesi amaçlanmıştır.
Kral öldü, yaşasın Kral!

Ülkemizde IPv6 teknolojileri konularında çalışan akademik ve endüstriyel katılımcılar arasında yeni işbirlikleri geliştirilmesine olanak sağlamak, araştırma-geliştirme çalışmalarını paylaşmak, konunun bilimsel olarak tartışılmasına ve yeni yaklaşımlar geliştirilmesine katkı sağlamayı hedefleyen IPv6 Konferansı 12-13 Ocak tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek.
Son maddesini buraya kopyalayayım:
Kamu kurum ve kuruluşları en geç 31 Ağustos 2013 tarihine kadar internet üzerinden verdikleri kamuya açık tüm hizmetleri IPv6’yı destekler hale getireceklerdir.

Yıllarca evinden “Bilim Teknik” dergisi eksik olmayan biri olarak, Bilgisayar Mühendisliği ‘ni kazanıp, “Bilim Adamı olacağım ben” demek çokta kötü bir söylem olmasa gerek. Öyleki, yeni nesilin “İş Adamı Olacağım” gibi söylemlerde bulunduğu bir dönemde… Oysa, hiç bir fikrim yoktu iş adamı olmakla ilgi. İşte böyle bir saflık içindeydim bölümü kazandığımda, ta ki gerçekleri görene kadar…
Heyecan, Saflık ve Bilim
Genellikle bölüme hazırlık niteliğinde sayısal, sosyal ve lise(!) ağırlıklı dersler aldığımız bir dönemde herşey çok iyimser gitti. Şu seneyi atlatayım çok güzel şeyler öğreneceğim gibi bi izlenim oluşmuştu. Şimdi ne kadar safmışım desemde, büyük bir iyi niyetle tüm derslere girip, deyim yerindeyse “Aç gibi” gibi dinliyordum, belki birşeyler kaparım diye. Tabi ki şu andaki aklım olsa sadece geçmeye oynar, kendi gelişimime bakardım. Sıfır olarak nitelendirmiyorum tabi ki ilk seneyi. Çok şahane e-posta atmayı, soru sormayı öğrenmiştim mesela 1. Sınıfta. Gerçekçi olayım o seneye dair aklımda kalan tek şeyde bu aslında.
Böyle geçti ilk sene. Neler oluyor? Üniversite nedir ki? gibi sorulara cevap bulup, Prof. insanmış, hocalar ile sohbet edilebiliyormuş gibi kazanımlar elde ettim ki, bizim bölümün belki de tek artı tarafıdır hocanının yanına gidebilmek, sohbet edebilmek, soru sorabilmek. Bunun bir silah olarak kullanıldığını sonradan öğrenmek ise kaybettirdi tüm kazanımları. Kısaca ilk sene umut olarak mükemmele yakın, donanım olarak ise hiçe daha yakın bir sene idi. Ama bolcana Tubitak Yayını okuyarak, büyük bir umutla tatile girdim ve bekledim o mükemmel ikinci seneyi.(!)
Hayal Kırıklığı, Umut ve Motivasyon
İkinci sınfın vizelerinin sonuçları açıklandığında umutlarımı yitirmeye başlamıştım. Çünkü derleyici bile açmadan sınavlardan geçilebileceği izlenimi oluşmuştu ki bunu final sınavlarında test edip onayladım. Hiç bir şekilde derleyici açmadan, slaytları ezberleyerek geçilebildim programlama derslerini. Oysa programlama öğreneceğim diye rss reader, mp3 player gibi saçma sapan(!) şeyler yazmıştım kendime. Artık DD ‘ye oynamanın zamanı gelmişti. O sene ki tek motivasyon kaynağım ise Özgürlük ‘tü… Birde “Çok spam geliyor maillerime bakmıyorum” lafı
Kısaca “Evrimsel Hesaplama” gibi zevkli konulara eğilimi olan bir Bilgisayar Mühendisi adayı için hayal kırıklığı yaratan bir sene olmuştu.
Bitsede Gitsek
Gittikçe azalan motivasyonum ile beraber derslere girme eğilimimde azalmıştı 3. Sınıfta. Devamsızlık hakkımı(!) sonuna kadar kullandım. Kitap okumak, derslere girmekten daha mantıklı geliyordu o sene. Bende birşeyler kapabileceğim derslere girdim ve diğer derslerde DD ‘ye oynamaya karar verdim. Sonuç olumluydu çünkü slaytlar vardı elimde ![]()
O sene hakkında, aklımda kalan bazı şeyler ise okuduğum, Java, Python ve Design Patterns kitapları oldu. Bolca boş vaktim olmasından dolayı güzel yazılar, kitaplar okuduğum bir yıl olmuştu. Nedenini bende tam bilmiyorum(!) ama, “Bitsede gitsek” dediğimi çok fazla hatırlıyorum. Neyse ki Özgürlük vardı etrafımda. EULA ‘yı imzalamayı bıraktığım sene de diyebilirim aslında.
Kabus ve Painkiller
Bir öğrencinin giriştiği en büyük iş olmuştur Bitirme Projesi genellikle. Android için uygulama yazma fikri, hem özgürlük açısından, hemde öğreneceğim teknolojiler bakımından çok heyecanlı gelmişti ilk başta. Tabi bitirme projelerinin %90 ‘ının çöpe gittiği gerçeğini hesaba katmamıştım. Pardus 64-bit projesinden başka çöpe gitmeyen başka bir proje hatırlamıyorum gerçekten. Aslında öğrendiğim şeyler tabi ki çöpe gitmedi. Asıl beni rahatsız eden, son sınıf öğrencisi için bu proje ne kadar önemli ise, Juri için o kadar önemsiz olmasıydı. Bir senenizi ayırdığınız projenin 15 dakikada anlatılmasının istenmesi. Yetmeyen zaman sonunda: “Tamam sana inandık.” denilmesiydi rahatsızlık duyduran. Son senedeki tek sorun bu değildi benim için. Kaldığım 2 ders yüzünden 4 ayımın kaybolmasıydı. Genelde derste uyuyan adamların, “Evrimsel hesaplama” sunumu yaparken uyanıp, garip sorular sormasıydı.(O zaman anladım ki, sorun sadece hocalarda değildi.) Şu anda, hakkında hiç bir şey bilmediğim bazı dersler için geçirdiğim uykusuz gecelerdi. Neyseki her türlü ruh halinden anlayan bir sevda vardı. Ne zaman mutlu olsak, sorunlu olsak, dersten kalsak, uyuyamasak, evde bir ses yükseliyordu. Painkiller
Bitiş ve Özgürlüğe Adımlar
Neyse ki, bana birkaç aya maal olsada, okul bitti. Dolaylı yoldan da olsa bana bir sürü bilgi kazandırdı. “Bilim adamı olma” umutlarını, düşük not ortalamam ile rafa kaldırmış olsamda, diplomayı aldıktan 8 dakika sonra işe başlamak büyük moral oldu. Artık Necdet Hoca ile birlikte ipv6 projesinde çalışıyorum. Özgür bir Vidyo Konferans yazılımı geliştiriyoruz. Bunun dışında, bu öğrenim yılı içerisinde Çomak ‘ı hayata geçireceğiz. Çok öğretici/öğrenici bir yıl olacak gibi. Lisans öğrenciliği hayatım bitti. Ancak hayatımda fazlada birşey değişmedi. Hala Çanakkale ‘deyim. Aynı ev arkadaşlarım ile kalıyorum.* * * * Okuldan arkadaşlarımla Çomak ‘ta çalışıyorum. Eskiden olduğundan biraz daha fazla(!) okula gidiyorum. Hala Evrim Çalışkanıyım. Ve hala bıkmadan Painkiller dinliyorum/dinliyoruz.
Program burada, daha eğlenceli bir işi olmayanları bekleriz.
Bunlar da konferansın önemli tarihleri:
Tam metin bildiriler : 30 Ekim 2010
Değerlendirme sonuçları : 3 Aralık 2010
Basıma hazır bildiriler : 10 Aralık 2010
Konferans Tarihi : 12-13 Ocak 2011
























