24
Şub
Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır da başarılı kadınların arkasında kim vardır?
13
Şub
Her şey hakkında bilgi sahibi olmanın mı yoksa bir konuda uzman olmanın mı daha iyi olduğu sürekli tartışılır. Tartışmanın ötesinde bazıları bunu çok ciddiye alıp tersi olursa dünyanın yıkılacağından bile bahsedebilir. Bana soracak olursanız her şey hakkında bilgi sahibi olmak iyi bir şey değil. Beyninizin 10 kapasitesi varsa 1 müzik, 1 resim, 1 siyaset, 1
12
Oca

14 Aralık 2011 tarihi itibarı ile Tübitak/Bilgem’den ve en önemlisi hayatımın önemli bir yerinde duran Pardus projesinden çeşitli sebeplerle ayrıldım. Yaşamak için maalesef para kazanmanın şart olması ve benim de çalışmadan durmayı pek sevmeyen biri olmam sebebi ile özel sektöre geri dönmüş bulundum; 19 Aralık 2011′den beri Sigma R&D‘de yazılım geliştiricisi olarak çalışıyorum.

Genelde bilgisayar bilimleri ve bilgisayarlı görsel işleme ile ilgili işler yapıyoruz, %99′u eğlenceli işlerden bahsediyorum. Microsoft’un XBox 360 için geliştirmiş olduğu hareket algılama (derinlik, görsel veri) oyuncağı Kinect ve yakın zamanda birkaç firmanın da sunumunu yapacağı girdi aygıtlarını kullanıyoruz.

Sigma R&D’de daha önceden geliştirilmiş bir kütüphanemiz var; Sigma Natural Interface Library (SigmaNIL). Bu kütüphaneyi kullanarak kamera ve derinlik bilgisi sunabilen ve şu an için OpenNI tarafından desteklenen herhangi bir aygıttan gelen verilere dayanarak fiziksel hareketlere anlam kazandırabiliyoruz. Bu şu anlama geliyor; herhangi ek bir aygıt kullanmadan sadece hareket ederek bilgisayara istediğinizi yaptırabiliyorsunuz. Ben de genel olarak bu kütüphaneyi kullanabilen uygulamalar geliştirmekle uğraşıyorum. Görsel etkileşim içeren basit uygulamalar ya da oyunlar gibi. Yine Qt ile fakat bu sefer C++ kullanıyorum.

OpenNI açık kaynak bir API sunduğu için SigmaNIL’de OpenNI’ın desteklediği herhangi bir platformda çalışabiliyor. Belki hatırlayanlarınız vardır, Cebit 2011′de Pardus standında Pardus üzerinde bir oyun oynatmışlardı ;)

Şu an için herşey güzel gidiyor, devamında da öyle olmasını umuyorum. Özgür yazılımdan kopmadım fakat işim gereği geliştirdiğim uygulamaların bir kısmı kapalı kodlu olacak. Ekipçe özgür yazılıma pek uzak olmadığımız için zaman zaman geliştirdiğimiz bazı araçların kodlarını açacağımız kesin ;) Hatta geçtiğimiz günlerde ilk adımı ben attım.

5
Oca

Pardus projesi Tübitak/Uekae’de birtakım çalışanlar ve bu çalışanların yaptıkları/yapacakları işlere inanan ya da gönül veren gönüllüler tarafından geliştirilen bir özgür yazılım projesidir. Özgür bir şekilde kullanılabilir, dağıtılabilir ya da değiştirilebilir.  Kendi içinde birçok alt proje barındırır. Dünya üzerinde birçok kaynaktan erişebileceğiniz özgür yazılımların dışında yukarıda bahsedilen insanlar tarafından geliştirilmiş teknolojileri vardır; paket yönetim sistemi, yönetim altyapısı, yönetim arayüzleri vs. [1] adresinden geliştirilmiş teknolojilere, [2] adresinden üzerinde birçok değişiklik/düzenleme vs. gerçekleştirilmiş diğer özgür yazılımların bulunduğu paket deposuna erişilebilir.

Pardus bugüne dek Türkiye’de gerçekleştirilmiş en büyük Özgür Yazılım projesidir.

Özellikle Türkiye’de yaşayan birçok insan için Özgür Yazılım ile tanışmanın sebebidir. Birçok insanın hayatını değiştirmiştir. Birçok yeni iş sahası ortaya çıkartmıştır.

~ * ~

Bir Özgür Yazılım projesi olarak gerçekleştirilmesine rağmen aynı zamanda Devlet desteği ile varlığını ortaya koyabilmiş bir projedir ve bu iki ayrı kavramın birbiri ile çatışmasından dolayı ortaya çıkmış hassasiyetin cezasını çekmiştir. Özgür yazılımın gerekleri ile Devlet’in gerekleri her zaman kesişememiştir.

~ * ~

“Türkçeye çevirmişler, sonra da biz yaptık diyorlar!

“Pardus Linux üstüne kurulmuştur, sıkıyorsa onu da yapsınlar!”

“Yeni bir şeye ne gerek var Debian çok güzel onu geliştirselerdi!”

… gibi söyleyen kişiler için çok büyük manalara gelen, fakat işin içinde olan insanlar için çok da öyle olmayan binlerce kalıp cümle ile eleştirildi Pardus. Eleştirilmesinde bir problem yok, zira eleştiriler insanlara nedenlerini anlatma, kendini düzeltebilme imkanı sağlar. Fakat eleştirmek için bir bilgi, birikim ve bikini gerekir.

~ * ~

Özgür Yazılım geliştirenler bilirler, e-posta listelerinde ya da irc kanallarında her an azar işitebilirsiniz. Bu hiç de sıra dışı bir olay değildir hele Türklere özel hiç değildir. Dünya üzerindeki bütün Özgür Yazılım geliştirenler için geçerlidir. Bunu dahi bilmeden bu tip davranışların sorumlusu bırakılmıştır Pardus ve Pardus Geliştiricileri. Doğru mudur, değil midir, herkes öyle yapıyor diye yapmak zorunda mıyızdır. Bunlar tabi ki tartışılabilir fakat bir şekilde özgür yazılımın doğası gereği bu iş böyledir.

~ * ~

Bunun dışında başka bir kesim daha vardır; tartışmak için gerekli altyapıya, bilgiye, birikime ve hatta bikiniye sahip olan fakat sadece tartışan. İşte bu tip insanlar genelde bizim ülkemize mensuptur. Bir ayrıntıyı da eklemek lazım; “sadece tartışan insanlar”. Dünya üzerinde tartışma kısmına kadar aynı olan fakat tartışma kısmını aştıktan sonra çokça övündükleri bilgi, birikim ve bikinileri ile gerçekten tartıştıkları noktada yeni bir akım yaratabilen insanlar. Biz özgür yazılımda buna çatallama (fork) diyoruz. Beğenmiyor musun? Dediğini yaptırmaya ikna edemiyor musun? O zaman çatallarsın! Bu dünyada bu şekilde çalışır, özgür olmanın dezavantajı ya da avantajı da budur.

~ * ~

Pardus projesinin içinde bulunmuş olmaktan çok mutluyum, kim ne derse desin artık pek umursamıyorum. İleride konuşmak için gerekli altyapıya sahip olsanız bile umursamıyorum. Biz çok güzel işler yaptık, çok yanlış işler de yaptık ama adım gibi eminim ki yaptığımız doğrular, yaptığımız yanlışlardan katbekat fazla.

~ * ~

Tübitak çalışanlarının açıklama yapmaması konusunda da bir not ekleyeyim; çalışanlar da ne olacağını, ne zaman neye karar verileceğini bilmiyor! Bu kararsızlığın sebebi maalesef projenin başarısızlığı ya da başarısı değil, Tübitak’ın kendi iç meselesi. Bu yüzden geriye iki seçenek kalıyor; ya çatallayacaksın Pardus’u ya da birilerinin keyfini bekleyeceksin. Her iki yolda da bekleyen birileri olacaktır, ben bundan eminim. Tabi her durumda yukarıdaki engeller karşınıza çıkacaktır.

~ * ~

Özgür Yazılımlar yok olmaz.

27
Ara

Araya bir sürü gelişme girdi, yazamadım.

Artistanbul’da epey hareketli günler yaşadığımızı söylemiştim. Bu hareketliliğin nedenlerinden biri, Artistanbul’un değişen ortaklık yapısı. Geçmişte Capitol Ogilvy Public Relations’ın müşteri direktörlüğünü yapmış olan sevgili Deniz Hazar, Artistanbul’un yeni ortağı oldu.

Deniz’in gelmesiyle şirket içinde pek çok değişikliği hayata geçirmeye başladık. Sözleşme metinlerimize kadar her şey yavaş yavaş değişiyor, ama asıl güzel gelişme, Artistanbul’un esaslı bir sermaye artırımına gitmesi oldu.

Artistanbul ailesine katılan bir diğer isimse Serkan Zihli. Aramıza katıldığı andan itibaren, Serkan iş yapma biçimimizi değiştirdi diyebilirim. Serkan sayesinde sıfırdan proje oluşturma ve sunum yapma yeteneklerimiz büyük ölçüde artmış durumda.

Geçen ay Özlem, Deniz, Serkan ve İrem ofise kapanarak, çok önemli bir konkurda bizi başarıya taşıdılar. Türkiye’nin en prestijli ajansları arasından sıyrılarak paydaşı olduğumuz bu projenin detaylarını, bir son dakika aksiliği olmazsa yakında paylaşıyor olacağım :).

Ve elbette en büyük haber…

Artistanbul’a bir kardeş firma geliyor! Yakında ayrıntılarını duyuracağımız bu firma için ofis yeri bakmaya başladık. Bu yeni şirkette Python, mobil uygulama geliştiricileri ve sistem yöneticilerine ihtiyacımız olacak.

Hatta fırsattan istifade, ilk iş ilanımızı yayınlayayım:

  • PHP ve WordPress üzerine deneyimli,
  • Linux ortamını tanıyan,
  • Cihangir’de cici bir ofiste tam zamanlı olarak  çalışabilecek,

bir takım arkadaşı arıyoruz.

Aramıza katılmak isteyenler, gizem@artistanbulpr.com ile iletişime geçebilir :).

15
Kas

Artistanbul’da bu aralar çok yoğunuz.

Bildiğiniz gibi değil, aramıza yeni isimler katılıyor, ofise masalar/dolaplar geliyor, büyük konkurlara çağrılıyor, kurumsallaşma yönünde güzel adımlar atıyoruz :). Her şey yolunda giderse, bir süre sonra Cihangir’deki çok sevdiğimiz ofisimiz artık yetmeyebilir, daha büyüğüne çıkmak zorunda kalabiliriz. Hatta belki de 2012′de yurtdışında bir ofis açarız, kimbilir?

İyisi mi, büyük haberlerin ayrıntılarını “bir süre sonrası”na saklayalım :).

(…)

Bu arada bizleri çok heyecanlandıran bazı yeni projelere de girmiş durumdayız. Bu projelerden yavaş yavaş bahsetmenin zamanı geldi sanırım.

Muhtemelen biliyorsunuzdur, Artistanbul ana faaliyet alanı “iletişim danışmanlığı” olan bir firma. Öte yandan bünyesinde yazılım geliştiricileri barındıran ve çeşitli yazılım projeleri geliştiren bir firma olarak, bir kurum kültürü olarak “özgür yazılımdan yana” bir tavır benimsiyoruz.

Son zamanlarda yolumuz, Türkiye’ye yatırım yapmaya hazırlanan bazı dünya devleriyle kesişmeye başlamıştı ve çeşitli işbirliği görüşmeleri yapıyorduk.

Bu markaların ilkini artık açıklayabiliriz: BlackBerry :)

Belki takip etmişsinizdir, BlackBerry’nin üreticisi Research In Motion firması, 1,5  yıl kadar önce QNX Software’i satın almıştı. QNX, BlackBerry’nin yeni nesil cep telefonları ve tabletlerinde kullanılmaya başlanacak olan BBX platformunun da çekirdeğini oluşturuyor.

Muhtemelen 2012′nin ilk çeyreğinden itibaren piyasaya çıkacak olan tüm BlackBerry telefon ve tabletlerde karşımıza BBX platformu çıkacak. Research In Motion firması, BBX’e yönelik geliştirme araçlarını özgür lisanslarla yayınlarken, pek çok özgür yazılım projesine desteğini de açıklamış durumda.

Önümüzdeki dönemde, BlackBerry cephesinden özgür yazılım dünyasına yönelik pek çok güzel haber gelmeye devam edecek :). Bu haberlerin Türkiye’yi ilgilendiren kısmının başlangıcını ben duyurayım:

BlackBerry ile birlikte Türkiye’nin aynı anda 6 ila 8 üniversitesindeki öğrenci gruplarıyla birlikte mobil projeler geliştireceğiz. Bir başka deyişle, 6 ila 8 üniversitede Unix tabanlı proje grupları oluşacak!

Yakında, daha güzel haberlerle karşınızda olacağız :).

13
Eyl
Sus sus nereye kadar..
3
Ağu

Bir süre önce yanlış hatırlamıyorsam sevgili Pardus Geliştiricisi dostum Gökmen GÖKSEL’in bir blog veya twitter girdisi aracılığı ile varlığından haberdar olduğum, “E-Journal of New World Sciences Academy” gibi iddiali bir başlığı taşıyan, uluslararası hakemli internet dergisinin web sayfasındaki yapısal bir olumsuzluğun varlığından, buradan gelen “hakemlik” teklifinin ardından haberdar oldum.

Herşeyden önce, burada birazdan yazacaklarım hiç bir şekilde “kötüleme ve karalama” gibi bir amacı taşımamaktadır. Çünkü yazının başlığından bu sayfanın editörlüğünü yapan ve bu dergiye makaleleriyle emek veren kişileri karalamaya çalıştığım gibi bir anlam çıkmasını istemiyorum.

Öncelikle, böyle bir oluşumu tasarlayan ve hayata geçiren kişileri kutlamak gerekir. Çünkü, ülkemizde uluslararası hakemli dergilerin varlığı gerçekten çok değerlidir. Emeğe, çabaya ve üretime saygım sonsuz. Bu sayfayı kuran kişinin bir “bilim adamı” olduğu düşünülürse ve “bilişim olgusunun” sadece bilgisayarı internette gezinmek, kelime işlemci yazılımları kullanmak, e-posta okumak ve yazmak ile sınırlandıran bilim insanlarının sayfadaki aksaklıklardan haberdar olmadığını düşünüyorum. Zaten bu yazının amacı da sadece aksayan bazı detayların düzeltilmesini önermektedir. Sayfanın en altında ODEMKO imzasını taşıyan ve bu sayfaya girdiğinizde hâlâ yapım aşamasında olduğunu görebileceğiniz bir “bilinmeyen kaynak ” tarafından üretilen bir sistem ile bu sayfanın oluşturulduğu bildirilmektedir.

Bu sayfada karşılaştığım gerçekler beni ne yazık ki çok üzdü. Demek ki dedim, Fen Bilimleri, Sosyal Bilimler, Güzel Sanatlar, Sağlık Bilimleri gibi önemli alanlarla uğraşan bilim insanları için bilgisayar hâlâ, Kapalı Kaynak Kodlu Yazılımlar ve İşletim Sistemleri ile eş anlama geliyormuş ne yazık ki.!

Bu sayfaya daha önce üye olduğum için (-ki Mozilla Firefox web tarayıcı ve Pardus Kurumsal kullanarak üye olduğumu hatırladım), E-posta adresime gelen e-postanın ardından makale hakemliği eylemimi gerçekleştirmek üzere bu sayfaya kullanıcı adı ve şifremle girmek için, Pardus’ta açtım Mozilla Firefox’u bir baktım, o da ne? Kullanıcı adını ve şifreyi giriyorum, “Giriş Yap” düğmesine tıklıyorum. Hiç bir şey olmuyor. Bu içler acısı durumu hemen “recordmydeskop” yazılımını kullanarak Pardus’ta kaydettim. Videosunu da YouTube’a yükledim.

Bir de Google Chrome ile deneyeyim dedim ve bu kez giriş yapabildim ancak hakemlik işlemini yapmak için gereken yere tıkladığımda hiç bir değişiklik olmadığını gördüm. Bunu da yine video olarak kaydedip YouTube’a yükledim.

Sonra derginin “Yayın ve Yazım Kuralları” kısmını, acaba makale göndermek için gerekenler neymiş diye incelemeye başladım ve 18. maddede yine Kapalı Kaynak Kodlu bir yazılım ve işletim sistemimin sahipli fontlarının kullanılması isteniyordu.

From NWSA

Derginin başlığında ise bir “kara mizah” vardı. “Open Access”, “açık erişim” anlamına geldiğine göre, içinde “Açık” geçen ancak web sayfası yapısından tutun da göndereceğiniz makalenin hazırlanacağı yazılımda sizi “Kapalı Kaynak Kodlu İşletim Sistemi ve Yazılım” kullanmaya zorlayan bir anlayışın “gerçek bilimsellik” ile ne kadar örtüştüğünü bir kez bana düşündüren bir durum ile karşı karşıya geldim. Bana ait olmayan ve içinde Kapalı Kaynak Kodlu İşletim Sistemi ve Yazılım bulunan bir bilgisayar buldum ve hiç bir sorun yaşamadan hakemlik görevimi gerçekleştirdim ama bir yandan da içim acıdı doğrusu.

From NWSA

Dünya daki çok önemli bilim kurumlardan bir olan CERN, tüm deneylerinde ve araştırmalarında Linux kullanıyor ve hatta Scientific Linux gibi, Linux’un bilim insanları için özelleştirilmiş sürümleri çıkıyor ve bu sürüm Fermilab ve CERN gibi laboratuvarlarda kullanılıyor. Ancak, ülkemizdeki uluslararası niteliğe sahip olan hakemli bir internet dergisi’nin web sayfası, dalga geçer gibi, kapalı kaynak kodlu işletim sistemi ve yazılımlar ile hazırlanıyor ve kullanıcılar, yazarlar ve hakemler de kapalı kaynak kodlu işletim sistemi ve yazılım kullanmaya zorlanıyor. “Uluslararası” olduğu iddiasını taşıyan hakemli derginin web tasarımcısına ve genel yayın yönetmenine Linux ve Bilim ile ilgili birşeyler okumalarını tavsiye ediyorum.

Hatta başlangıç olarak Linux ve Özgür Yazılım ile ilgili sayfaya bakmalarını tavsiye ederim.

12
May

Bu günlerde leyleği gene havada gördüm ortalıkta dolaşıp duruyorum. Geçtiğimiz hafta 2. Uluslararası Özgür Yazılım Konferansı için Kıbrıs’taydım. Başta Erdinç Köroğlu ve Hafzullah İş olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkürler. Konferansta tüm sunumlar canlı yayınlandı ve kaydedildi. Pek yakında yayınlanmaya başlayacaklar.

kibris

Daha önceki gidişimde de belirttiğim gibi Kıbrıs’a özgü yiyecek birşey yok ama bu aç kaldık anlamına gelmiyor :)

***

Bu hafta sonu da Eskişehir’deyim. Osmangazi Üniversitesi Matematik ve Bilgisayar Kulübü’nün etkinliğinde Cumartesi saat 13:00′de “Özgür Yazılım Öğrencilere Neler Sağlar?” sunumu yapacağım. Ayrıca uzun zamandır görmediğim Anadolu Üniversitesi’nden eski sınıf arkadaşlarımla buluşacağım.

Oraya kadar gitmişken “İnternetime Dokunma Yürüyüşüne” Eskişehir’den destek vereceğim… Herkesi kendi şehrinde sokaklara bekleriz!

7
May

Önümüzdeki ay, beş seneden uzun süredir çalıştığım TÜBİTAK/UEKAE‘in G215 projesinden ayrılacağım. Bu, yola “UEKAE personeli olmayan Pardus geliştiricisi” olarak devam edeceğim anlamına geliyor. Bir veda mektubu havasında, “her şey altı sene önce başladı…” diyerek duygu yüklü bir hikaye anlatacak değilim; hikayem bitmedi, ve daha yapacak çok şey var.

Bir takım çok gizli UEKAE projeleri sebebiyle uzun süredir vakit ayıramadığım dağıtım işleriyle bundan sonra da benzer sebeplerle ilgilenmeyeceğim; ancak ÇOMAR, PiSi ve Ahenk gibi Pardus teknolojilerinden elimi çekmeyi düşünmüyorum. Listelerde yine karşılaşacağız, her zamanki gibi seyrek de olsa günlüğümde Pardus yazıları görmeye devam edeceksiniz.

UEKAE’den maaş almayacağımdan, bundan sonra sadece yapmak istediğim işlerle ilgileneceğim için mutlu ve heyecanlıyım. Hayalini kurduğum ancak bir türlü koda dökemediğim projeleri, bir süre boyunca aşağıdaki manzaraya sahip ofisimde geliştireceğim. Daha sonra ne yapacağım ve nereye gideceğim, başka bir yazının konusu olsun…

Pardus’la sınırlı olmayan özgür yazılım çalışmalarımı GitHub sayfamda yayınlayacağım, @PardusNG isimli Twitter hesabımda da projeyle ilgili düşünce balonlarımı görebilirsiniz.

Görüşmek üzere.

23
Nis

Merhaba,

Blog yazılarıma bana göre oldukça uzun bir süredir ara vermiştim. “Blogger” sayfalarının “bloke” edilmesi üzerine, blog sayfamı kendi FTP alanım üzerine taşımaya karar verdim ve artık buradan blog yazmaya devam edeceğim. Bundan sonra da başka bir değişiklik yapmayı düşünmüyorum. Blog’uma yazmadığım süreçlerde neler yaptığımı biraz anlatayım. Başlamadan önce şunu belirteyim. Bu blog yazımı Pardus 2011 İşletim Sistemi üzerindeki Blogilo uygulaması ile yazmaktayım.

AKADEMİK BİLİŞİM 2011

Üniversitemizde 2 – 4 Şubat 2011 tarihleri arasında düzenlenen Akademik Bilişim 2011 etkinliğine katıldım. Önce Doruk FİŞEK’in “Pardus Kurumsal 2″ kursuna katılarak, Pardus Kurumsal 2 hakkındaki bilgilerimi tazeledim ve yeni şeyler de öğrendim.

Sonra Ardan EDEN ile birlikte bir LKD Etkinliği olan “Linux ve Müzik” seminerini sunduk.

“Bir Birim Yöneticisinin Gözünden Pardus Kurumsal 2″ seminerimi verdim. Bu arada, “Akademik Bilişim 2011″ vesilesiyle Pardus ekibinden değerli geliştirici dostlarımla, Malatya’da bir araya gelme imkanımız oldu. Hatta, birlikte bir “Malatya Hatırası” fotoğrafı bile çektirebilme şansımız oldu. Aşağıdaki küçük resimdeki kişiler, soldan sağa: Koray LÖKER, Server ACİM, Bahadır KANDEMİR ve Ekin MEROĞLU. Eğer aşağıdaki minik fotoğrafın üzerine tıklarsanız, daha büyük halini, web tarayıcınızın yeni açılacak penceresinde görebilirsiniz. Bu fotoğrafın makinasıyla çekilmesini sağlayan Pardus geliştirici dostum Ekin MEROĞLU’na teşekkürlerimi sunuyorum.

From AB11_ve_Ozgur_Yazilim_Gunleri_2011

Akademik Bilişim 2011 etkinliğinin Malatya – İnönü Üniversitesi’nden yapılmasından dolayı, bu etkinlik için “özel bir jest” yapmayı yaklaşık “Ekim 2010″da tasarlamaya başlamıştım. Açılış Töreni’nde seslendirmek üzere “özel bir beste” hazırladım ve seslendirdim. Müziğin elektronik ortamda hazırlanmış altyapısını, “Pardus Kurumsal 2″ yüklü netbook’umda, konsolu açarak “play dosyaadı.ogg” komutunu vererek başlattım. Sonra, müzik başladı ve bir icracı olarak piyanoda çalınmasını planladığım ve hepsini notaya aldığım müziği çaldım. Netbook’um kulaklık çıkışı, iki adet profesyonel Adam A7 hoparlörlere bağlanmıştı.

Sevgili Pardus geliştiricisi dostum Koray LÖKER ile Özgürlük İçin – Ajans için, bir söyleşi yaptık ve hem bestelediğim müzik, hem de benimle yapılan söyleşi, Ajans Pardus – 50.Bölüm‘de yayınlandı.

Sözün özü, çok verimli ve hoş bir süreç daha yaşadım.

ÖZGÜR YAZILIM VE LİNUX GÜNLERİ – 2011

1 – 2 Nisan 2011 tarihlerinde, LKD tarafından düzenlenen Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2011 etkinliğinde, LKD ve Pardus ekibi ile yeniden bir aradaydık. Bu etkinlikte de, özgür nota yazma programı LilyPond ve bu programın editörü (düzenleyicisi) Frescobaldi hakkında bir seminer verdim.

Bu etkinlik aracılığıyla, Pardus geliştiricilerinden Gökçen ERASLAN ve Ozan ÇAĞLAYAN ile birebir tanışma fırsatı bulmanın mutluluğunu yaşadım. Uzun zamandır sohbet edemediğimiz PARDUS Proje Yöneticisi sevgili Erkan TEKMAN ile sohbet etme fırsatını yakaladım. O zamanda değin sadece e-postalar ile çok nadiren mesleki konular hakkında yazıştığım Pardus geliştiricisi Semen CİRİT hanımefendiyle tanıştım. Yine KORAY LÖKER, Ekin MEROĞLU ile bir araya gelme ve sohbet etme fırsatını yakaladık. Uzun zamandır yüzyüze görüşemediğimiz genç dehalardan Eren TÜRKAY ile biraz da olsa sohbet etme fırsatını yakaladım.

Malatya’da da görüştüğünüz sevgili Necdet YÜCEL hocamız ile Şenlik’te de görüştük. 1 Nisan hediyesi olarak GNOME Masaüstü’nü taşıyan ÇOMAK sürümünü yayınlamışlardı. Bu sürümü çok beğendim. Aşağıda emektar Escort E-Note dizüstü bilgisayara kurduğum 1 Nisan – COMAK – GNOME’dan bir ekran görüntüsü eklemek istedim. Tüm ÇOMAK ekibi de şenlikteydi (sanırım 1 kişi gelememişti). GNOME3′lü yeni ÇOMAK sürümünü heyecanla bekliyorum. Tüm ÇOMAK ekibinin ve katkı veren Pardus geliştiricilerinin ellerine sağlık!.

From About PARDUS…

Şimdilik anlatacaklarım bu kadar! Yeni girdilerde yine görüşene kadar, “özgür kalın!”.

12
Nis
Geçen yıl Serhat askere gittiğinde benzer bir yazı yazmıştım. Bu sefer aramızdan (coğrafik olarak) ayrılan Kaan Özdinçer oldu. Kaan geçen yıl 64 bit ekibindeki 3M'nin dönem arkadaşıydı. Genellikle derste anlatılanlara karşı çekimser ve sessiz bir öğrenci olduğundan kendisini öğrenciliği boyunca keşfedemedim :( Aslında o kadar da farketmemiş olmamalıyım ki; okul bitti diye tası tarağı toplayıp İstanbul'a gittikten sonra bir akşam üstü telefonla arayıp IPv6 projesinde mühendis olarak çalışır mısın diye ilk onu aradım. O da heyecanla kabul edip geri döndü ve birlikte yaklaşık altı ay çalıştık. Yapacağı şeyin işe yarayacağına inanır ve kendisini geliştirebileceğini görürse her işin altından kalkabileceğini bu süre içinde gördüm.

Kaan birlikte çalıştığım için çok gururlandığım bir öğrencim olmasının yanı sıra, 4 yıl birarada olduğum ama farkedemediğim başka kimler olduğunu düşündürüp beni hüzünlendiren biri olmuştur.

Bu kadar yazıp Kaan'ın Pardus'ta işe başladığını yazmadan bitirecektim az daha yazıyı ;) Yolun açık olsun Kaan.
21
Mar

Ütopya ne zaman başlar?

Fransız gazeteci Andre Gorz, “Ütopya, bir sabah sevgiliyle baş başa kalmak için işe gitmeyi reddetmekle başlar.“cevabını veriyor.

Peki, ya bir ütopya nerede biter?

Gelin, daha fazla uzatmadan sözü, Çetin ALTAN’a bırakalım:

(…)

“Bir tılsımı olmalı hayatın. Genç kızların telefon bekleyişlerinde vardır o tılsım. Birbirleriyle fısıl fısıl konuşmalarında:,

- Önce elimi tuttu, sonra yavaşça kendisine doğru çekti…

O sırdaşlık. O iki sırdaş arasındaki on altı, on yedi yaş konuşmaları… Hayatın tılsımı tıp tıp tıp attırır yüreklerini; kahkahaları başka türlü, saç taramaları başka türlü; anneyle ortak, babaya söyledikleri yalan başka türlüdür.

Ya delikanlıların henüz bir yıllık tiryakiyken, efkarlı içtikleri ilk paket. Bir şey oturmaz içlerinde. Bir kız seviyorlardır. Gerçi kız da seviyordur kendilerini. Ama… Hayatın bir tılsımı vardır o “ama”da… Yüzde yüz kendilerinden geçerek bakarlar gerçekten sevdiklerinin yüzlerine…

Öylesine bakarlar ki, bir daha hiç öyle bakamayacaklardır.

Genç kadınlar hep o tılsımı ararlar, kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde. Ve bir kere o tılsım kayboldu mu, ipi kopmuş bayraklara döner bütün günler. Gün pörsür, güneş pörsür, gece pörsür. Buruşuk bir can sıkıntısı kaplar da kaplar saatleri..

Ya erkekler… Kaybetmeye görsünler o tılsımı. Rakı şişeleri biter de, doldurmaz o tılsımın boş bıraktığı yeri… Kumar bir tılsım dopingidir. Birikmiş ihtiraslarla, çözülmeyen tuhaf bıkkınlıkların kendisini vurmasıdır deste deste kartlara..

Böyle bir tılsım yoksa… İsteksiz isteksiz oluyorsan tıraşı; bir küf bağlamışsa bütün heyecanlarını; bir şey demiyorsa sana Güney Amerika’nın Gerillosları, bir çıplak kadın vücudu düşünmüyorsan en ciddi konferansta ve bir anda çalıştığın yerden istifayı basıp çekip gitmek gelmiyorsa içinden… Bir kapı önünde tozlu bir paspas bile olamazsın.

Bu tılsımın alevlerinde çıkılır tepesine Everest’in… Bu tılsımda yanar söner kandilleri ilk defa baş başa kalınmış gecelerin. Bu tılsımda koklarsın ayaklarını kucağına aldığın ilk çocuğunun… Bu tılsımda:

“Gel, gidip çekelim be”, vardır.

Bu tılsımda sevdiğin evin duvarına bir resim asma vardır.

Bu tılsımda bir kadının kendi göğüslerini yalnızken seyretmesi, bir erkeğin merdiven çıkan bir genç kızın bacaklarına hafifçe bakması vardır…

Cenaze törenlerinde bir ütü geçer bu tılsımın üstünden… Bir sarı, çenesi bağlı, ince vücut uzanır tabutun içine… Ve o dostun değil, yaşarken gördüğün kendi ölündür. Biraz da kendi ölünün peşinden gidersin tanıdık cenazelerinde… Ve çekersin içini:

- Hayat, dersin.

- Sıra yavaş yavaş hepimize gelecek, dersin.

- Daha geçen hafta bizdeydi, dersin…

Hele tabut inerken mezara… Ne de zor gelir oraya inmesi!.. Hele son kürek topraklar atılırken…

Bir ütü geçer tılsımın üzerinden…

(…)

Pardus Projesi’nin başlamasına neden olan gelişmelerin fitilini yakan araştırma dosyasını Görkem Çetin ile birlikte kaleme almamızın üzerinden yaklaşık 8 yıl geçmiş…

2003′ün ilk aylarında, üst seviye komutan ve geniş bir kurmay heyetine özgür yazılımı ve Linux’u anlattığım sunum sonrasında, herkesin bildiği süreç başladı. Genelkurmay, Türkiye’de açık sistemlere dayanan bir platformun yapılabilirliğinin araştırılması için Başbakanlık’a bir yazı yazdı. Başbakanlık, ulusal güvenlik ve teknolojik bağımsızlık bağlamında duyulan gereksinim üzerine, söz konusu çalışmanın fizibilite raporunun hazırlanması için TÜBİTAK UEKAE’yi görevlendirdi.

Alp Öztarhan ve Erkan Tekman’ın bu proje üzerinde çalışmayı başlatmalarını ilk olarak Görkem’den duyduğumda, yaşadığım mutluluk ve heyecanı, bugün bile anlatamam :).

Alp, Erkan, Zerrin, Ayşe ve Barış Metin’den oluşan ilk ekiple o günlerde tanıştım. İşte benim “hayatımın ütopyası” da o günlerde başladı.

Pardus Projesi için gönüllü olarak çalışmam 2005 yılında, profesyonel anlamdaysa yanılmıyorsam 2006 yılının son ayı gibi başladı. 15 Aralık 2006 günü, 18 farklı yayından gelen gazetecilerle yaptığımız Pardus 2007 lansmanı, bugüne kadar gerçekleşen Pardus basın etkinliklerinin “uzak ara” en başarılısıydı.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, dört ay kadar sonra, basınla ilişkiler sürecini bizden sonra gelecek ajanslara (KriptoPR ve Capitol Ogilvy) bırakarak, topluluk süreçlerine yöneldik.

İşimizi “iyi hatta çok iyi” yaptığımızı söyleyebilirim. Hatta bir sır vereyim: 2008 yılının kasım ayında, özgür yazılım pazarlaması ve topluluk süreçleri konusunda dünyanın en önemli danışmanlık firmalarından birine sahip olan Sandro Groganz Türkiye’ye geldiğinde, Pardus Projesi’ni iki gün boyunca 8 ya da 9 oturumdan oluşan geniş kapsamlı bir bağımsız denetim raporlamasına (audit) tabi tutmuştu.

Proje’nin bazı süreçlerinin kırık not aldığı bu audit’te “10 üzerinden 10” not alan tek iş süreci bizdik :). Aynı yıl içinde LKD’den bir ödül aldık. Asıl ödülümüzse, müşterimizden geldi. Pardus Projesi 4 yıl boyunca üstüste dönemlerde bizimle çalıştı, bence asıl ödül de buydu!

(…)

Pardus Projesi ile kullanıcı kitlesi arasında bir “iletişim katmanı” ya da “kolaylaştırıcı” olarak çalıştığımız bu dönem içinde fırtınalı günlerimiz, gürültülü ve sessiz kavgalarımız da olmadı değil. Her şeye rağmen, PR sektöründe uzun denebilecek bir ilişkiye sahip olduk.

Pardus bizler için bir “müşteri” olmaktan çok öte bir kavramdı. Aynı zamanda yaşam biçimimiz de oldu… Suriye sınırındaki Kilis’ten Trabzon’a, Edirne’den Adıyaman’a kar-kış demeden Türkiye’yi dolaşıp, 200′e yakın seminer vermişiz. Her ay en az dört kere stüdyoya girip, Ajans Pardus’u hazırlamışız. 30′un üzerinde e-dergi, on binlerce Pardus kurulum CD ve DVD’si poşetleyip adreslerine göndermişiz.

Yeri geldi, çalışanlarımızı Pardus Projesi’ne transfer ettik. Hatta gün geldi, Artistanbul ailesi olarak Pardus’a kız da verdik, nikah şahitliği de yaptık… Kimbilir, belki bir ikincisi vardır sırada ;)…

(…)

Sanırım, sözün nereye geldiğini anladınız.

Pardus Projesi topluluk süreçleri ve Özgürlükİçin ile olan birlikteliğimizin artık sonuna yaklaşıyoruz.

Nisan ayının başından itibaren Özgürlükİçin artık kendi ayakları üzerinde durmaya, Özgürlükİçin topluluğu doğrudan UEKAE/BİLGEM çalışanı olan yeni topluluk yöneticileri tarafından yönetilmeye başlayacak.

Yeni topluluk yönetimine başarılar diliyoruz.

(…)

Yazının başlangıcındaki sorular çok önemli:

“Ütopya ne zaman başlar ve nerede biter?”

Ben kendi cevaplarımı verdiğimi düşünüyorum.

Hakkınızı helal edin…

 

4
Şub

Bu hafta Malatya İnönü Üniversitesi’nde düzenlenen Akademik Bilişim 2011 Konferansı’ndaydım. LKD adına çeşitli sunumlar yaptık. Seminerler ve sunumlar hakkında herkes birşeyler yazacağı için ben gene yiyip içtiklerimizden bahsedeyim dedim :)

Kahvaltı

Akşam Yemeği

Malatya hakkında ne yazık ki soğuk olması dışında bir şey söyleyemeyeceğim çünkü şehri görmedim. Uçaktan inip doğruca kampüse gittim ve kampüsten de uçağa…

Etkinlikte bulunan herkese çok teşekkür ederim…

14
Eki

Haliç’in ortasında ve rüzgâra açık bir ortamda düzenlenen İstanbul Tasarım Haftası‘nın hemen ardından Beylikdüzü – CeBIT 2010′da da çalışınca, artistanbul çalışanlarının hemen hepsi, yorgunluk ve ani mevsim değişikliğinin de etkisiyle patır patır döküldü.

Ben, Özlem, Gizem Belen, Anıl Özbek, Cansu Franko, Pınar Eskikan, Gökmen Görgen… Aklınıza kim geliyorsa artık, herkes hasta!

Ofiste antibiyotikler, burun damlaları, Kalsiyum C tabletleri, ekinezya bitki kapsülleri, çinkolu pastillerle falan yaşıyoruz. Kendimize henüz gelebilmiş değiliz.

Bu arada CeBIT sonrası, geri kalan işlerin toparlanması var elbet. Sadece biz değil, elimizdeki sarf malzemeleri de tükendi. “Yaklaşık olarak CeBIT’te neler tüketmişiz?” diye düşündüm demin. Karşıma şöyle bir tablo çıktı:

  • 8.000 Pardus 2009.2 Kurulum CD’si
  • 4.000 Pardus şekeri
  • 4.000 Pardus kitapçığı
  • Binlerce poster ve Pardus çıkarması…

(…)

Elimizdeki Pardus 2009.2 CD’leri tükenmeye yüz tutunca, geçen gün Gizem’in de blogunda yazdığı üzere, CD Gönder programımıza ara vermiştik. TÜBİTAK’ta bir yerlerde bulunan bir miktar CD’nin bize bu sabah ulaşmasıyla beraber, CD Gönder formumuz tekrar hizmete girdi.

2009.2 CD’lerini bir süre daha göndermeye devam edeceğiz. Sonrasında ise Pardus 2011 için önsiparişleri toplamaya başlayacağız :).

2
Eki

Birbirimizi mükemmelleştirmenin ya da buna çabalamanın kolay olacağını zaten düşünmüyordum. Zor olacağını ve bir çok şeyin kırılıp dökülebileceğini biliyordum. Beklemediğim ise bu kadar genel kabul noktalarda anlaşamamış olmamız idi.

Giden kim olursa olsun aklı diğerinde kalmayacak mı sanıyorsun? Öyleyse yanılıyorsun.

Gerçekten de Serdar Ortaç’ı yoran hayat bize acı koydu..

16
Ağu

barber-shopHikâye bu ya, Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.

İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder.

Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendi’nin baş ağrısı artarak sürer.

Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya baslar. Başka doktorlar çağrılır… Osman Efendi ağrıyı kesene servet vaat eder. Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendi’yi İstanbul’a götürmeye karar verirler.

İstanbul’da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır… Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.

Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zürih’e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.

(…)

Osman Efendi’ye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman Efendi’ye ağrı kesici iğneler verilir, ülkesine dönüp “dinlenmesi”, daha doğrusu son günlerini -evinde- geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile perişan. “Kader” denilir, Uşak’a dönülür.

Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar. Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendi’nin eski berberi Berber Mehmet çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendi’yi tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.

Berber Mehmet bir an düşünür. “Beyim?” der, “Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın.” Bir bakar, “Hah işte” der. “Kıl dönmüş.” Osman Efendi’nin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar.

Berber Mehmet, Osman Efendi’nin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu 20 santimlik kılla kapı dışarı edilir.

Osman Efendi’nin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet’i çağırtır ve ona bir servet bağışlar.

(…)

Hikâye böyle işte..

Gelelim bu kıssadan çıkarılacak hisseye…

Üç hisse çıkarılabilir hikâyede:

1) Berber Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.
2) Empati eksikliğiniz varsa, yorum yapmayın. İnsanları küçümsemeyin, çözümün parçası olun.
3) Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.

28
Tem

Sevgili Bahadır Kandemir, bir süredir gayet arsızca “blog yazın eyyy Linux taifesiii” şeklinde çemkirdiğinden, onu utandırmak için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Sanırım bir sürü hayırlı gelişmenin ve güzel yazının da habercisi olacak bu yazı :)…

Yaklaşık iki yıldır soluksuz ve dinlenmesiz bir şekilde devam eden topluluk yöneticisi görevime bir-iki hafta ara vermeye ve tatile gitmeye karar verdim. Ama Pardus’tan uzak kalmanın mümkün var mı? Pazartesi günü üzerimdeki “İçinde Pardus Var” t-shirt’üm, Pardus’a hevesli iki genç kızın yanıma gelmesiyle sonuçlandı. Hanım da yok yanımda, allah kahretsin!

Neyse, “karda yürürüm izimi belli etmem” hesabı, eyleme giriştim. Kendimi kızlara “genç kızların sevgilisi” Erkan Tekman olarak tanıttım. “Erkan ve manitaları” şeklinde mutlu mesut yaşıyoruz burada.

Erkan’ın adı çıkmış dokuza, inmez sekize zaten… Yarın laf çıksa “Erkan Tekman bilgisayar mühendisi genç kızları kandırıyor, onların saf ve temiz duygularıyla oynuyor” diye, bunun inananı bol olacağından, benim burada karnım bile ağrımaz!

(…)

Bugün, Bozcaada’dan Çanakkale’ye geçtim ve sevgili Necdet Yücel ve Mete Bilgin ile gizli bir sabah kahvaltısı organize ettik.

Aslında bu toplantıların gizli bir ajandası var. “Derin Pardus“a alternatif bir yapılanma olarak kurulan ve toplantılarını tatil beldelerinde düzenlediğimiz “Serin Pardus, herkesi itinayla çekiştiriyor, masada olmayan herkesin arkasından sırayla bok atıyor. İşin tek kötü yanı, masada iki kişi kalıncaya kadar, sürekli don lastiği gibi uzayan bir gerilim yaşamanız.

“Ulan şimdi kalkarsam arkamdan konuşacaklar” gerilimi, gün boyunca sürüyor. Günün sonuna doğru allahtan Mete dayanamayıp da masadan kalktı da, Necdet Hoca ile onu çekiştirmeye başladık. Tek dersten çakmış sıpa! Hem de “mimari” dersinden! 64 bit mimari kimlere kalmış, yarabbi…

Necdet Hoca “Gözüm tutmamıştı zaten sıpayı, şimdiki aklım olsa kesin bırakırdım” diyor.

Bu arada nedensiz bir şekilde, Onur KÜÇÜK‘e, Renan ÇAKIRERK‘e ve İşbaran‘a da diş biliyoruz fena halde. Necdet Hoca bir hırsla “Kıstıralım oğlum şunları bir kuytuda ve eşek sudan gelinceye kadar dövelim…” diyor ama sonra cüsselerini aklımıza getirince bu projeden vazgeçiyoruz. Bizi fena harcayabileceklerini düşününce, “aslında o kadar da fena çocuklar” olmadıklarına kanaat getiriyoruz.

Sonrasında Mehmet Emre ATASEVER ve Eren TÜRKAY gibi “ekonomik boy” arkadaşları gözümüze kestirip, hain planlar yapmaya devam ediyoruz…

(…)

Son tartışmalardan sonra, dışarıya böyle bir görüntü verdiğimizin farkındayım.

Şaka bir yana, Pardus geliştiricileri kendi aralarında e-posta listesinde çok sert bir şekilde tartışsa da, birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi anlıyoruz.

“Hani” diyoruz, “Tekman da olsa masada…” diyoruz. Koray ve Doruk’un çok sağlam birer meze sever olduğu düşüyor aklıma. Gürer’in muhteşem bir rakı sofrası arkadaşı olduğunu; Meren’in eser miktarda alkolle sarhoş, Gökmen Göksel’in ise içmeden sarhoş olabilmesini anımsıyorum.

Birbirimize Pardus ekibinin komik hikayelerini, İsmail’e yaptığımız eşek şakalarını, “sözümona avukat olan” Akın’ın apartmanındaki asansörün programını değiştirerek hep yedinci katta durmasını sağlamasını falan anlatıp, saatlerce gülüyoruz. Bütün yemek boyunca, hep iyi şeylerden bahsediyoruz.

Ulan! Birbirimizi fena halde özlüyoruz galiba!

Sonra bir anda, birbirimize ne kadar benzediğimizi ve ne kadar az kişi olduğumuzu anlıyoruz…

Biz işte böyle bir ekibiz…

19
Tem

Cumartesi günü Türkiye’de bir ilk gerçekleşti : İnternet Sansürden Daraldı Sokağa Çıktı!

Sansürsüz İnternet

Bin kişi kadar Taksim Meydanı’ndan Galatasaray Meydanı’na kadar yürüdük. Talebimiz ise internet sansürlerinin kaldırılması ve insanların kendilerini özgürce ifade edebilmelerinin engellenmemesiydi.

Basın açıklamasının tam metnini Sansürsüz İnternet sitesinden okuyabilirsiniz. Diğer paylaşımları ise tüm sosyal medya üzerinde bulabilirsiniz. Eğer “şimdi kim uğraşıp arayacak” diyorsanız,  buyrun FriendFeed‘e bir bakın…

Fotograf : Hasan Ümit Ezerçe

TÜBİTAK MAM Kampüsü bomboş, 5000+ çalışanın %90′ı 2 haftalık toplu (bazı işkoliklere göre “zorunlu”) izinde. Ben dahil birçok Pardus geliştiricisi ise, UEKAE binasındaki ofiste mesaide. Proje çalışanlarının, farklı zamanlarda izne çıkmasının çalışmaları olumsuz yönde etkilemesi sebebiyle böyle bir karar alınmış MAM kampüsünde. Tatile çıkanlar alınan bu karardan memnun, geride kalanlar ise ıssız koridorlarda vahşi batı kasabalarında yuvarlanan çalılar gibiler: Yalnız ve mutsuz.

Schindler’s List OST dinlerken okursanız halimizi biraz olsun anlayabilirsiniz :)