25
Nis
Üniversitelerimizin çoğunluğu derslerde işletim sistemi ve ofis paketi olarak sadece Microsoft ürünlerini anlatarak/öğreterek Microsoft'un parayla yaptıramayacağı bir tanıtım görevini yapıyorlar. Okulda sadece MS Ofis görmüş öğrencilerin önemli bir kısmı başka (daha iyi) alternatifler olduğunu bile bilmiyorlar. Bilişim dünyasında bir yıl sonrasını bile öngöremezken markaya bağımlı öğrenciler yetiştirmek üzerine konuşmayı sonraya bırakarak başka bir konudan bahsetmek istiyorum.

Kamu kurumları satın aldıkları bütün bilgisayarlarla birlikte mutlaka bir işletim sistemi de satın alıyorlar. Çoğunlukla bu ikisinin ayrı satılabileceği dahi düşünülmediğinden işletim sistemi lisans bedelleri ayrıca faturalandırılmıyor bile. Ayrıca bir başbakanlık genelgesiyle kamuda lisanssız yazılım kullanılmaması üzerinde durulduğundan ve MS'den başka bir işletim sistemi tanınmadığından her yıl ne kadar harcandığı bile bilinmeden lisans bedelleri ödeniyor.

Microsoft yakın zamana kadar üniversitelerin bu tutumundan çok memnundu. Nasıl memnun olmasın? Her türlü branşta eğitim gören öğrenciler sadece onun işletim sistemini, sadece onun yazılımlarını öğrenerek mezun oluyor ve iş hayatında da bu alışkanlıklarını devam ettirmek istiyorlar. Uzmanlığı bilişimle ilgili olmayan insanların bu konudaki alışkanlıklarını değiştirmek zahmetli bir iş olduğundan üniversiteler Microsoft'un istese de yapamayacağı kadar yaygın bir etkisi olmasında başrolü oynuyorlar. Üniversitelerin bu konumunun farkında olan Microsoft üniversitelerin etkinliklerine sponsor oluyor, öğrencilere ücretsiz yazılımlar sağlıyor ve ilişkileri sıcak tutmak için bir birim dahi bulunduruyordu (bu birim hala mevcut olabilir tabi).

Başlıktaki savaş kısmına geçmeden önce bir de Microsoft'un lisanslama politikasından bahsedeyim kısaca. Şu an piyasada bulunan Windows 7 işletim sisteminin farklı yetenekleri olan sürümleri oldukça geniş bir yelpazede fiyatlarla satılıyor. Starter Edition (120 TL) ile Ultimate Edition (545 TL) arasında fiyatlandırılan işletim sistemleri mevcut. Herhangi bir Linux'un toplam sahip olma maliyetinin çok daha düşük olacağını hepimiz biliyoruz. Bir bilgisayarla birlikte Windows Starter isimli ve çok kısıtlı yeteneklere sahip olan sürümü alırsanız, her yıl Microsoft'a belirli bir kira ödeyerek daha üst sürümleri kullanma şansınız oluyor. MS bu kiralama işini kurumun bilgisayar sayısıyla değil, çalışan sayısıyla yapıyor. Yani bazı kullanıcılarınız (benim gibi) kesinlikle Microsoft ürünlerini kullanmıyor bile olsalar hatta hiç bilgisayar kullanmayan şoförleriniz için bile her yıl bu bedeli vermeniz gerekiyor. Eğer yıl sonunda anlaşmanızı uzatmazsanız eski kısıtlı sürüme geri dönüyorsunuz. Bu anlaşmayı yaptıktan sonra alınacak bilgisayarlarla birlikte kısıtlı sürüm için lisans parası vermeye devam etmek de gerekiyor.

Arka planı bile değiştirilemeyen bir işletim sistemine aldığı lisans bedelleri, her çalışan için aldığı yıllık kira bedelleri Microsoft'a yetmemeye başlamış olacak ki mahkeme yoluyla kazancını arttırmaya çalışmaya başladı. Microsoft Corporation adına vekalet eden avukat Ali Aydın üniversitelere birer yazı göndererek kurumlarında bulunan işletim sistemlerinin bir envanterini istedi. Bunun için 14 gün süre verdiği yazı İHTAR VE İHBAR EDERİZ şeklinde sonlanıyordu.

Nisan ayının başında yukarıdaki haksız lisanslama modeliyle yıllık haraç ödeyen bir üniversiteye Microsoft'un avukatı ve bilirkişi, bir hakimle birlikte gittiler. Yapılan bu baskın sonunda üniversitenin yıllık ödediği miktar arttırılmaya çalışılıyor. Halen bilirkişi raporunun hazırlanması sürdüğünden sonucun ne olacağı henüz belirlenmiş değil. Bu sürecin diğer üniversiteler için de başlamak üzere olduğu ve Microsoft'un hepimizle arasındaki köprüleri yakmak üzere olduğu konuşuluyor.

Bu acayip durum karşısında elbette çaresiz değiliz. Sahipli yazılımlar bedava bile olsa özgür işletim sistemleri tercih edilmeliler bence. Özellikle üniversiteler gibi bilim öğreten, araştırma/geliştirme yapan kurumlar için kapalı kodlu, sahipli yazılımlar kullanmak en son tercih edilecek şey olmalı. Bunları söylerken bir kurumun yeni bir işletim sistemine göçünün bugünden yarına yapılamayacak birşey olduğunu da biliyorum elbette (eskiden olsa bizim çocukların geliştirdiği Pardus var derdik. Neyse o ayrı bir konu). İşletim sistemi göçü orta vadeli bir planla ve çok iyi planlanarak yapılması gereken bir konu. Kısa vadede, hemen, yapılabilecek şeylerin başında kurumlarımızda kullanıdığımız ofis paketi olarak MS Ofis yerine LibreOffice kullamaya geçiş yapmak geliyor. Dünyanın parasını (çoğu üniversitenin bir kaç bin çalışanı olduğunu düşünürseniz gerçekten dünyanın parası ediyor) MS Ofise vereceğimize LibreOffice'i özgürce kullanabiliriz. Kullanıcı arayüzü tamemen Türkçe olmasına rağmen yardım içeriğinde bazı eksikler var. Onların da üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Sadece ofis paketinden elde edeceğimiz tasarruf ülke bazında milyonlarca doları bulacaktır.

Not1: Elbette lisans ücreti olan bir yazılımı bedava kullanmayı beklemiyorum/önermiyorum. Kamunun; yani hepimizin, parasını harcadığımızı hesaba katarak bütün ihtiyaçlarımızı karşılayan ücretsiz yazılımlar varken gidip MS'e para vermeyelim diyorum. İlla para vereceksek bile bunu perakende fiyatından yapmayalım bari. Yurtdışı fiyatının onlarca katına bize satılmaya çalışılan yazılımlar karşısında alternatifsiz olmadığımızı bilelim.

Not2: Ofis paketinin meselenin tamamını çözmeyeceği de çok açık ama kullanıcıları günlük işlerini özgür yazılımlarla yapmaya geçirebilmek işletim sistemi geçişinde büyük kolaylık sağlayacaktır. Orta vadede hedeflememiz gereken şeyin mümkün olan her yerde (bazı kullanıcıların yaptıkları işler dolayısıyla sahipli yazılımlar kullanmaları zorunlu olabiliyor) özgür yazılımlar ve özgür işletim sistemleri kullanmaya geçişi planlamak olduğuna inanıyorum.

Umarım Microsoft'un bu hamlesini özgürleşme yolunda bir adıma dönüştürebiliriz.
24
Nis
23
Nis
SFML topluluğunca en çok istenenlerden biri Android desteği. SFML forumlarında ve hata takip sisteminde bu desteğin eklenmesine yönelik istekleri her zaman görmek mümkün. SFML geliştiricisi Laurent Gomila ise Android desteğini henüz düşünmediğini çünkü böyle bir çalışmaya başlamadan önce SFML'nin içinde bazı temel değişikliklerin yapılması gerektiğini söylüyor.
Geçtiğimiz perşembe SFML forumunda Beuc isimli kullanıcı Android üzerinde SFML'yi çalıştırma konusunda denemeler yaptığını duyurdu. Beuc'un çalışması SFML'nin 1.6 sürümünü temel alıyor ama 2.0'ın sürüm adayının çıkmasıyla çalışmaların 2.0 için güncellenmesi olası. Şu anki çalışma ekrana bir Android uygulama penceresi getirebiliyor ve bağımsız görüntüleri gösterebiliyor.

Proje sayfasına GitHub üzerinden ulaşılabiliyor, yapılmış bir örnek uygulama www.beuc.net/tmp/sfml-android/sfml-test-debug.apk adresinde ve örneğin kaynak kodları da www.beuc.net/tmp/sfml-android/test-sfml.tar.gz adresinde bulunuyor.

Çalışma Android 2.3 veya sonraki sürümlerini destekliyor ve NativeActivity tabanlı olduğu için geliştirme yapmak için tek satır Java gerekmiyor. Çalışmada yer alan başlıca değişikler arasında EGL kullanıma hazırlamaları ve glVertex'in GLES1'ın glDrawArray'ine dönüştürülmesi bulunuyor.
SFML şu anda sadece masaüstü sistemleri destekliyor, Android gibi çok kullanıcısı olan bir platformun da desteklenmesi SFML'nin yaygınlığının artmasına katkı sağlayacaktır. Konuyla ilgili gelişmeleri takip etmek için projenin beslemelerini veya forumdaki SFML on Android - proof of concept başlığını izleyebilirsiniz.


21
Nis
Geçen hafta katıldığım çalıştay'da haberim olan konulardan biri de 'Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu' oldu. 22 Şubat'ta kabul edilen ve 22 Ağustos tarihinde yürürlüğe girecek olan kanun hepimizi etkileyecek değişiklikler getirdiğinden bir kaç önemli noktaya dikkat çekmek istiyorum. Merak edenler belgenin tamamını okuyacakladır ama bazı bölümleri burada alıntılayacağım.

Öncelikle kanunun amacına bakalım:
Bu Kanunun amacı, ülkemizin kültürel varlığı ile bilgi birikimini oluşturan fikir ve sanat eserlerinin basılmış veya çoğaltılmış nüshaları ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca yurt dışında basılan veya çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin etkin, sağlıklı ve eksiksiz bir biçimde toplanması, gelecek kuşaklara aktarılması, elverişli ortamlarda saklanması, korunması, düzenlenmesi ve toplumun bilgi ve yararına sunulmasına ilişkin esasları belirlemektir.
Çoğu zaman olduğu gibi iyi bir şeyin hedeflendiğini görüyoruz. Birşeylerin kütüphanelerde derlenemesi hedefleniyor, peki neler arşivlenecek:
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde basılan veya çoğaltılan, aşağıda belirtilen her türlü eser, bu Kanun kapsamında derlenir:
a) Kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler.
b) Gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli yayınlar.
c) Afiş, kartpostal, gravür, reprodüksiyon, basılı fotoğraf gibi grafik eserler.
ç) Veri içeren her türlü slayt, şerit, film parçası, makara, kaset, kartuş, film ve mikroform gibi materyal.
d) Her türlü bilgisayar, müzik ve video cihazlarında kullanılmak üzere üretilmiş ses, görüntü ve veri içeren optik ve manyetik ortamlara kaydedilerek çoğaltılmış eserler.
e) Prospektüsleriyle birlikte blok veya tek olarak pul ve kağıt paralar.
f) Coğrafik, jeolojik, topoğrafik ya da meteorolojik harita, plan ve krokiler.
g) Yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak, yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler.
ğ) Elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınlar.
Bizi daha çok ilgilendiren madde ğ. Peki bu derleme işlemini kim yapacak? Kanunda yukarıda sınıflandırılan maddelerin her birinin nerelerde nasıl derleneceği tanımlanmış. Ben sadece ğ maddesini ilgilendirenleri alıntılıyorum:

c) 4 üncü maddenin (ğ) bendinde belirtilen eserler sadece Millî Kütüphaneye gönderilir. 
d) 4 üncü maddenin (a), (b), (g) ve (ğ) bentlerinde belirtilen eserlerin 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ek 11 inci maddesi uyarınca hizmete sunulmak amacıyla, elektronik ortama aktarılan bir nüshası görme engellilerin hizmetine sunulmak üzere Millî Kütüphaneye gönderilir.
Buradan anlaşılan elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınların birer nüshasının Milli Kütüphaneye gönderilmesi gerektiği.

Kanunun bundan sonraki bölümlerinde sorumlukluklar ve verilecek cezalar bölümleri var. Bu kanunun görme engellilere hizmet sunulması amacıyla çıkarıldığını tahmin etmek güç değil ama kapsam o kadar geniş tutulmuş ki elektronik dergilerin, gazetelerin, hatta wikilerin içeriğini sürekli olarak Milli Kütüphane'ye görmememiz gerekecek mi merak ediyorum ben. Tabi Milli Kütüphane çalışanı olsaydım f maddesinde yazan meteorolojik verilerin nerede depolanacağı konusunu ayrıca dert ederdim sanırım.

Her zaman olduğu gibi kapsamı hedeflenenden çok geniş tutulmuş bu kanunun hayatımıza girmesine yaklaşık dört ay kaldı.
SFML'nin ana geliştiricisi Laurent Gomila geçtiğimiz günlerde SFML 2.0 sürüm adayının hazır olduğunu duyurdu. Gomila herkesten bu sürüm adayını deneyerek karşılaştıkları durumları bildirmelerini istiyor, böylece kararlı sürüm çıktığında aşağıdakilerle ilgili hiçbir sorun kalmamış olacak:
  • Kritik hatalar
  • Genel UPA sorunları (SFML 3'e kadar değişmeyecek)
  • Paketleme sorunları
  • Bulduğunuz herhangi başka bir şey
SFML 2.0 için eğitseller henüz hazır değil ama Laurent Gomila şimdi bunlarla ilgilenmeye başlayacağını söylüyor sürüm adayı duyurusunda ve bu sürümü nasıl kuracağı ve kullanacağı hakkında hiçbir fikri olmayanlara kararlı sürümü beklemelerini tavsiye ediyor.

GNU/Linux sürümü bir kurulum betiği içermiyor, bu yüzden arşiv içeriğini elle tercih ettiğiniz kurulum konumuna (genellikle: /usr/local) kopyalamanız gerekiyor. GNU/Linux, Mac OS X ve Windows için derlenmiş sürümleri SFML yükleme sayfasından bulabilirsiniz. Pardus kullanıyorsanız Happy Kitty kaynak deposu üzerinden yükleme yapabilirsiniz.

SFML 1.6'dan bu yana nelerin değiştiğini öğrenmek için değişim listesini okuyabilirsiniz.


Kaynaklar:


19
Nis
23-24 Mart tarihlerinde gerçekleştirilen Pardus'un Yarını Çalıştay'ının üzerinden neredeyse bir ay geçti. Çalıştay'ın ardından konuluşanlar detaylı olarak yazmıştım [1], [2], [3].  Geçtiğimiz haftasonu Türkiye'deki bütün üniversiteleri internete bağlayan kurum olan ULAKBİM'in bu yıl 6.sını düzenlediği bir çalıştay düzenlendi. Aynı zamanda ULAKBİM'in de başkanı olan Ahmet Kaplan ile danışma kurulu başta olmak üzere Pardus genelinde konuları konuşma fırsatım oldu. Pardus'la ilgili gelişmeleri proje yöneticisinin kendi blogunda yazmasının en doğrusu olduğunu düşünüyorum ama ben yine kendi gördüklerimi yazayım.
  • Pardus projesinin ULAKBİM'e geçişinin evrak işleri ancak geçen hafta tamamlanabilmiş. Ahmet hoca bahsi geçen danışma kurulunun resmiyet kazanabilmesi için yazışmaları başlattığını ve bu ayın sonuna yetiştirilmesini hedeflediğini söyledi.
  • Pardus kullanan en büyük kurum olarak her yerde söylenen MSB bir süredir destek alamadığı TÜBİTAK ile sözleşme yenilemek istiyormuş. F@tih projesinde etkileşimli tahtalarda Pardus kullanılacağı zaten konuşuluyordu, MEB de bir protokolle bu birlikteliği başlatmak istiyormuş. Ahmet hoca başka kamu kurumlarının da göç planları yaptığını, görüşmelerin sürdüğünü söyledi. 
  • Bu hareketlilik Pardus'un rafa kaldırılmayacağını göstermesi açısından ümit verici ama projenin geliştiricisinin bulunmadığı gerçeği de aklımızın bir köşesinde duruyor. Ankara'da çalışacak yeni geliştiricilerin işe alınacağını söyledi Ahmet hoca ama zamanla ilgili bir konu konuşulmadı.
  • Beni çok şaşırtan konulardan biri çalıştayda tahmin edemeyeceğim kadar fazla kişinin Pardus'a göç hakkında soru sorması oldu. Üniversitelerin önemli bir kısmı olan bitenden haberdar değil ve hala şaşırtıcı bir heyecan var Pardus konusunda. Mevzuyu takip edenlerin hemen hepsi bu projenin ülke yararına devam etmesini temenni ediyor.
  • Danışma kurulu temsilcilerinin seçimleri konusu kimse için net değil işin doğrusu. STK'ların ve iş ortaklarının seçimleri işini Doruk Fişek organize edeceğini söylemişti. Bu kurul için bir üniversite temsilcisi seçilmesi gerektiği çalıştayda bir toplatı öncesi duyuruldu. Ben de bu sürecin içinde yeralmak istediğimi söyledim. İtiraz eden olmadığı gibi başka aday da çıkmadı. Tübitak çalışanı geliştirici kaldı mı bilemiyorum ama o kadronun seçimi işin en kolay tarafıdır herhalde. Maaşlı çalışmayan geliştiriclerden (var mı hala böyle birileri bilemiyorum ama) bir temsilci nasıl seçilecek bilemiyorum doğrusu. Kamu temsilcisi için de görüşmelerin sürdüğünü duyduk. TÜBİTAK danışma kurulunun resmileştiğini duyurduğunda bu temsilcilerin seçilmiş olmasının işleri hızlandıracağı hepimizin malumudur.
Camia (ben de dahil) Pardus'un devam edeceğine innamak için birşeyler duymak değil görmek istiyor. Geçirdiğimiz bu bulanık dönem sona erecek mi, nasıl erecek birlikte göreceğiz.
18
Nis
Uzun zamandır Penguenler de Oynar'da yazamadım. Oyunlar hakkında beni heyecanlandıran pek çok gelişmeyi de bu yüzden aktarma şansım olmadı. Ama en sevdiğim ve bitirdiğim ilk oyunlardan Prince of Persia hakkındaki bu haberi vermek için zaman bulamayacak değildim.

Takip etmiş olabileceğiniz gibi bir süre önce yıllardır kayıp olduğu sanılan Prince of Persia’nın kaynak kodları, oyunun yapımcısı Jordan Mechner’in babası tarafından bulunmuştu. Az önce de Hack a Day'den öğrendiğime göre oyunun kaynak kodları yayınlanmış.

Şimdi sözü yazarına bırakıyorum:
Biraz arkaplan: bu arşiv 1985 - 1989 arası Apple II üzerinde 6502 assembly dilinde yazdığım orijinal Prince of Persia'nın kaynak kodlarını içeriyor. Oyun ilk olarak 1989'da Broderbund Software tarafından yayınlandı ve şimdi devam etmekte olan Ubisoft oyun serisinin başlangıcı oldu. 
Prince of Persia'nın 25 yıllık tarihinin epey özlü bir özeti ve onun oluşumu hakkındaki ilişkim için jordanmechner.com/prince-of-persia ve jordanmechner.com/bio adreslerine bakabilirsiniz. 
Bu kaynak kodların oluşturumu hakkında yaratım, iş, kişisel ve teknik bağlamda daha detaylı bilgi edinmek isteyeyenler için geliştirim günlüklerimin bu döneme ait kısımlarını basılı kitap, e-kitap ve blog olarak yayınladım. Seçiminizi jordanmechner.com/ebook'da yapabilirsiniz. 
Kaynak kodları kendi başına kurcalamak isteyeyenler için yardımcı olacağını düşündüğüm http://jordanmechner.com/wp-content/uploads/1989/10/popsource009.pdf adresindeki açıklayıcı teknik belgeyi göndermiştim. Bu 1989'da POP'u PC, Amiga, Sega, Genesis gibi çeşitli platforma port edenlerin yararlanması için bir araya getirdiğim bir paket. 
Bunların dışında lütfen bana kaynak kodlar hakkında açıklamam için bir şey sormayın çünkü hatırlamıyorum! 6502 programlama savaş takımlarımı Ekim 1989'da bıraktım ve sonraki yirmi yıl boyunca öncelikli olarak yazar, oyun tasarımcısı ve yaratıcı yönetmen olarak çalıştım, kodlama yeteneklerimin paslı olduğunu söylemek en hafif ifade olacaktır. 
Kaynak kodları 22 yıllık 3.5" floppy disk arşivinden başarıyla aktarmayı başardıkları için Jason Scott ve Tony Diaz'e teşekkürler, günün büyük bir bölümünü ve geceyi alan bu görev Tony'nin inanılmaz uzmanlığı, azmi ve iyi korunmuş eski Apple donanım koleksiyonu olmasa çok daha uzun sürebilirdi. 
6502 kaynak kodlarını aktarıp yayınladık çünkü bu bilgisayar tarihinin pek çoklarının ilgisini çekebilecek bir parçası ve yapmasaydık sonsuza kadar kayıp olarak kalabilirdi. Bunu eğlence için yaptık, herhangi bir kar elde etmek için değil. Kaynak kodların yazarı ve telif hakları sahibi olarak benim için birilerinin onun üzerinde çalışmasında, onu değiştirmesinde ve çalıştırmaya çalışmasında vs. bir sorun yok. Lütfen bunun devam etmekte olan Ubisoft oyun serisinden Prince of Persia'nın herhangi bir hakkının hibesi olmadığını unutmayın. Yalnızca Ubisoft, Prince of Persia oyunları yapma ve yayınlama haklarına sahiptir. 
Bildiklerim böyle. Ek bilgiler olursa yayınlayacağım ve/veya hakkında twitter'da (@jmechner) yazacağım. Bu arada teknik, hukiki veya başka konularda sorularınız olursa bunları tamamen topluluğa yöneltmenizi tavsiye ederim, kolektif bilgi ve uzmanlıkları benimkini çokça aşacaktır... 
Bana gelince, yeni oyunlar yapmak ve hikayeler oluşturmak için günlük işime geri dönme zamanım geldi. 
İyi eğlenceler! 
-- Jordan Mechner
Darısı diğer klasiklerin başına diyerek sizleri Prince of Persia'nın kaynak kodları, oyun içi videosu ve zaman ne çabuk geçiyor ya düşünceleriyle baş başa bırakıyorum.

13
Mar




Bu yıl Belge Özgürlüğü Günü bizim Özgür Yazılım ve Linux Günlerinin hemen öncesinde 28 Mart'ta dünyanın çeşitli yerlerinde, yerel gruplarca, çeşitli etkinliklerle kutlanacak. "Belge Özgürlüğü Günü'nde, ortak organizasyonlar ve gönüllülerle birlikte tüm dünya çapında etkinlikler düzenlenerek, açık belge biçimleri ve açık standartların önemine dikkat çekilecek".

Aslında bu konuda yapılacak çok şey var ama Zeki'nin her fırsatta dile getirdiği konulara yardımcı olarak işe başlamak ve bu konuyu sadece bir günde geçiştirmemek en iyisi olur galiba.
18
Şub
8 Haziran 2011'de Dünya IPv6 Günü'nü organize eden Internet Society bu yıl da 6 Haziran'da Dünya IPv6 Lansmanını organize edecek. İsteyenler bu adresteki formu doldurup katılabilecekleri gibi, sayfalarına görselleri koyarak da destekleyebilirler.
10
Şub
Google'ın lise öğrencileri için düzenlediği Code-In 8 haftalık yoğun bir çalışma sürecinin ardından dün tamamlandı. Geçen yıl bir ödül alanlar listesi olduğundan bu listedeki iki kardeşimizi yazmıştım. Summer of Code'da olduğu gibi katılımcıların tam adları yazmadığından bu yıl 545 öğrencinin isimlerine bakıp bizim çocukları aşağıdaki kadar görebildim.

Bu genç arkadaşları tebrik ediyor, ileride daha çok görmeyi umuyorum.
20 gün sora gelen ekleme:

Google Code-in ile ilgili istatistikleri yayınladı. Buna göre Türkiye 10 katılımcıyla en aktif ilk 10 ülke arasına girmiş. Yukarıda da belirttiğim gibi code-in'de katılımcıların kendi isimlerini kullanmaları gerekmediğinden diğer 3 kişinin kim olduğunu öğrenemiyoruz. Bunda bizim kaybettiğimiz birşey yok ama onlar ileride code-in'de yer almış olmanın şöhretinden faydalanamayacaklar :( 


    5
    Şub
    Geçen yıl ilki düzenlenen Ulusal IPv6 Konferansının ikincisi bu yıl 15 Şubat'ta Ankara'da düzenlenecek. Konferans programına buradan ulaşabilirsiniz. Herkese açık ve ücretsiz olan etkinlik için kayıt yaptırmak yeterli. Biz de fi6en ile orada olacağız, bekleriz.
    25
    Oca

    Üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda ilgili grupları biraraya getirerek, bilgi teknolojileri altyapısı, kullanımı, eğitimi ve üretimini tüm boyutlarıyla tanıtmak, tartışmak, tecrübeleri paylaşmak ve ortak politika oluşturmak için bir platform olmayı hedefleyen Akademik Bilişim Konferanslarının 14.sü bu yıl 1-3 Şubat tarihlerinde Uşak Üniversitesinde yapılacak. Her AB öncesi yapılan kurslar bu yıl daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir yelpazede düzenleniyor. Güvenlik, Linux Sistem Yönetimi, Python, PostgreSQL Veritabanı Yönetimi, Android ve LibreOffice/OpenOffice konularında 4 gün sürecek yoğun bir eğitim dönemi yaşanacak.

    2002'de Konya'da, 2006'da Denizli'de, 2007'de Kütahya'da katıldığım; 2008'de Çanakkale'de düzenlediğimiz, 2009'da Şanlıurfa, 2010'da Muğla, 2011'de Malatya'da devam eden seri bu sene de yeni arkadaşlar edinme, eski dostları görme ve tecrübelerin paylaşılmasıyla pek güzel geçecektir eminim.

    Önceden verilmiş bir sözünüz yoksa sizi de bekleriz.
    21
    Ara
    AB 2012 Uşak Üniversitesi

    Akademik Bilişim Konferanslarının 14.sü 1-3 Şubat 2012 tarihleri arasında Uşak Üniversitesinde düzenlenecek. Konferans öncesinde yapılacak eğitimlerin konuları şöyle: Güvenlik, Linux Sistem Yönetimi, Python, Postgresql ve Libreoffice.

    Kayıt olmayı unutmayın!


    17
    Ara
    Hiç anlam veremediğim reklamlarla, kampanyalarla karşılaşıyorum. Şu kadar şişe kapağı getirirseniz bir firma şu kadar tekerlekli sandalye verecek gibi şeyler bunlar. Firmaya götürdüğümüz şey geri dönüşümden firmaya gelir getirici bir şey olsa arada bir bağlantı kurmak zor olmayacak ama şişe kapağı nedir? Hadi şişe kapağı fiziksel bir şey, facebook sayfamızı beğenen her kişi için şu kadar bağışta bulunacağım diyen bile çıkmıştı hatırlarsınız.

    Az önce Renkler Herkes İçindir başlıklı bir sayfa gördüm. Burada kısa bir film var, filmi her seyreden için bir görme engelliye mobil cihazlar üzerinde çalışan bir uygulama ücretsiz verileceği anlatılıyor. Yazılım; görenlerin aklına gelmeyecek ama görme engelliler için faydalı bir iş yapıyor: telefonu bir şeye doğru tuttuğunuzda onun rengini söylüyor.

    Sayfanın altında da bir not var: "Türkiye'de 700.000 görme engelli var. Film, şu ana kadar 1.574.278 kere izlendi"

    Bir yazılım müşterilerinin iki katı kadarına bedava verilecek hale gelmiş (sponsor tarafından) ama hala ondan özel bir yazılım, ucuz değil filan diye bahsediliyor. Çünkü çoğunluk hala yazılımın parayla satılması zorunluymuş, parasız olanı ya lisanssız ya da kalitesiz olurmuş gibi düşünüyor.

    Kamu için faydası bu kadar yüksek, yaygın etkisi büyük bir programın (eğer yoksa) bir özgür alternatifini yazmak eminim zor bir iş olmayacaktır. Bir buçuk milyon kere izlenmeden önce haberimiz olsaydı bütün mobil ortamlarda başarılı bir şekilde çalışan sürümlerini yazmış olurduk. Hatta program bütün dünya dillerini konuşuyor olurdu.
    25
    Ağu
    Donkey ya da daha genel olarak bilinen ve kendi dosya isminden aldığı ismiyle DONKEY.BAS, 1981 yılında yazılmış ve IBM bilgisayarlarla dağıtılan PC-DOS işletim sisteminin erken sürümleriyle birlikte gelen bir bilgisayar oyunudur. Oyundaki amacınız çayıra salınmasına rağmen yola çıkarak canına susayan eşeklere çarpmamaya çalışarak F1 aracınızla yolunuza devam etmekten başka bir şey değil.

    DONKEY.BAS, daha sonraki oyunlarla ve hatta kendi dönemindeki diğer sistemlerin oyunlarıyla karşılaştırıldığında epey basit bir oyundu. Peki böyle basit ve eski bir oyunu Penguenler de Oynar sayfalarına taşıyan özellik ne ola ki diye soranlar vardır sanırım. Oyunu dikkat çekici kılan yazarlarından birinin Microsoft'un kurucularından Bill Gates olması.

    70'lerin sonu ve 80'lerin ilk yıllarında bilgisayar üreten IBM, yeni bilgisayarlarla birlikte dağıtılmak üzere bir işletim sistemi ve BASIC'in bir sürümünü yazması için Microsoft ile anlaşma yapmıştı. Bu anlaşma sonucu PC-DOS, IBM bilgisayarlarla dağıtılmaya başlandı, MS-DOS ise Microsoft tarafından satılan ayrı bir ürün olarak sunuldu piyasaya. Bu iki işletim sistemi de Microsoft BASIC'in bir sürümünü içeriyordu.

    DONKEY.BAS, IBM bilgisayarların ve BASIC programlama dilinin renkli grafikler ve sesler içeren etkileşimli programlar üretmek hakkındaki yeteneklerini göstermek için Bill Gates ve Neil Konzen tarafından yazılmıştır. Oyuna ilgi hala devam etmektedir bu yazının size ulaşmasından da anlaşılacağı üzere. Şimdi panhaema'daki donkey.bas ve patent ihlalleri'nden kısa bir alıntıyla devam edelim (alıntıdaki alıntının çevirisini ben yaptım varsa yanlışları bana aittir):
    Aradan yıllar geçer. DONKEY.BAS'ın programcılarından Bill Gates o yılları şöyle anar: 
    "Ben ve Neil Thompson, sabahın dördünde küçük bir odanın içinde prototip bir IBM bilgisayarın başında oturuyorduk. IBM kapıda bir kilit olmasında ısrar etmişti ve biz de sadece kapısında bir kilit bulunan bu gizli odaya sahiptik, bu yüzden tüm geliştirmemizi burada yapmak zorunda kaldık ve sıcaklık neredeyse 40 dereceydi. Fakat gecenin geç saatlerine kadar IBM ile yerleşik olarak gelen BASIC'in yapabileceklerini gösteren küçük bir uygulama yazdık. Ve bu DONKEY.BAS'tı. Bu çok heyecan verici bir zamanda olmuştu." 
    Hatta o programcının bu açıklamaları yaptığı yıllarda DONKEY.BAS, .NET uygulamalarının performansını göz önüne koymak adına tekrar ele alınır. 
    Aradan geçen yıllara rağmen çeşitli yazılım geliştirme platformlarını meşhur etmeye/tanıtmaya devam eden bu küçük oyun kodu, açık mavi bir gezegenin yollarında direksiyon sallayan yalnız bir F1 pilotu olduğunuzu varsaymanızla başlar. Kabaca (?) yola fırlayan eşeklere çarpmamak için mücadele verdiğiniz bu oyunda, çarptığınız eşekler, puan almaktadır... 
    Yıl 2007 oldu, çarptığımız eşekler hala puan alıyor demek geliyor ama daha retorik yazmak lazım: 
    Şimdi bu oyunun yaptığı patent ihlallerini gözden geçirelim:
    1. Mavi ambians. Dolayısıyla, Venus akla geliyor. İleriye dönük gezegensel bir patent ihlali olabilir.
    2. F1 aracı. Kesinlikle affedilmez bir ahlaksızlık. F1 aracı tasarlayanların, 80'lerdeki maddi durumunun yegane nedenlerinden biri olması kuvvetle muhtemel.
    3. Eşek. Yaradana patent borcunuz var...
    4. Kontrol tuşları.
    5. Yol çizgileri.
    6. Puanlama sistemi.
    7. Eşeğe çarpınca arabanın parçalanması. Fizik kuralları dahilinde bir ihlal...
    DONKEY.BAS'ın oynayışından da biraz daha detaylıca bahsedip yazıyı sonlandırma aşamasına geçeyim. Oyunda iki şeritli bir yolda sadece şerit değiştirerek karşınıza çıkan eşeklere çarpmamaya çalışıyorsunuz. Araç hızlanmak için gaza ve yavaşlamak için bir frene sahip değil, sadece bir direksiyonunuz var sağa ve sala hareket etmek için. Oyunda derin anlamlar da aranmaması gerekiyor, öne çıkan eşeklerden kaçmaktan başka hiçbir amaç yok, dünyayı kurtarmıyoruz bu oyunda.

    Oyun, IBM bilgisayardaki tek renkli ekran kipi olan CGA'yı kullanıyordu. Bu kip dört rengin kullanılmasını sağlasa da DONKEY.BAS genellikle sadece üç renk gösteriyordu ekranda. Oyunun düşük çözünürlüklü grafikleri ise çok basit görünümlüydü.

    Oyunda yol, araç ve eşekler dışında, talimatlar ve puan durumu da gösteriliyor. Eğer bir eşeğe çarparsanız hem siz hem de eşek patlıyorsunuz bilgisayar hoparlöründen gelen bir ses efektiyle birlikte ve siz etaba yeni baştan başlarken eşekler bir puan kazanıyor. Oyuncu ise etap tamamladıkça puan kazanıyor.

    Oyunun kaynak kodlarını ve Macintosh camiasının oyun hakkındaki görüşlerini kaynaklardaki yazılardan okuyabilirsiniz isterseniz. Bu yazı epey uzun olduğu için daha fazla uzatmak istemiyorum.

    DONKEY.BAS'ın Gambas ile yazılmış bir yeniden yapımı da bulunuyor DONKEY.GB isminde. Sanıırm şurada da Assembly ile yazılmış bir yeniden yapım bulunuyor.

    Bu yazının yayına girmesini takip eden yirmi dört saati kapsayacak özel teklifim de şu: DONKEY.BAS'ın pygame ile bir yeniden yapımını yazıp Pardus için paketleyecek kişi Happy Kitty'de paketçi olacak. Bence yeterince eğlenceli bir teklif :) En azından esas oyunun sunduklarının tamamını sunmalı bu yeniden yapım. Bu yüzden oyunu oynamanızı veya en azından YouTube üzerindeki videolarına iyice bakmanızı tavsiye ederim. Eşek teması yerine penguenlerin (TUX), otoyol yerine kutupların kullanılması daha iyi olacaktır. Oyun yine de DONKEY.BAS'ın hissiyatını vermelidir. Sadece bu güne özel bir teklif olduğu için şuraya yazmıyorum, ileride Happy Kitty'de paketçi olmak isterseniz bu sayfayı kontrol edebilirsiniz.

    İyi oyunlar. Bol şanslar. Belki bir gazete de sizin için İlk PC Oyununu Bir Gecede Geliştirdi başlığını atar bir otuz sene sonra kim bilir.


    Kaynaklar:
    Hürriyet - İlk PC oyununu bir gecede geliştirdi
    Wikipedia - DONKEY.BAS
    panhaema - donkey.bas ve patent ihlalleri
    Coding Horror - Bill Gates and DONKEY.BAS

    İlgili Yazılar:
    Gorillas
    3
    Ağu
    The Humble Indie Bundle 3 kampanyası kelimenin tam anlamıyla tam gaz devam ediyor. Hatırlayacağınız gibi dün pakete Steel Storm: Burning Retribution da dahil olmuştu. Ayrıca her ne kadar ben bahsetmeyi unutmuş olsam da Zeki'nin hatırlattığı gibi paketi alanlara 15 günlük Minecraft oynama hakkı da verilmekte.

    Az önce de haber merkezimize gelen yeni bilgilere göre The Humble Indie Bundle 2 oyunları da The Humble Indie Bundle 3 paketine dahil edildi. Bu önceki pakete ait oyunları hatırlatmak gerekirse:
    Humble Indie Bundle 3 paketini bugün PST 10:30'dan önce alanlar yeni oyunları internet sayfasında otomatik olarak görecekler. Paketi bu saatten sonra alanlar ise yeni oyunlara ulaşmak için şu anki ortalamadan (4.82 dolar) yüksek bir ödeme yapmalılar. Bu arada dolar lafı geçmişken şunu da belirteyim, en zengin ya da daha doğrusu en cömert olanlar GNU/Linux kullanıcıları. Bunu paketi alanların ödediklerine bakarak rahatlıkla söyleyebiliriz sanırım :)
    • Genel ortalama: 4.82 $
    • Windows kullanıcıları ortalaması: 3.84 $
    • Mac OS X kullanıcıları ortalaması: 6.66 $
    • GNU/Linux kullanıcıları ortalaması: 11.65 $
    Kampanyaya katılan ve hazırlayan herkese teşekkür ve tebrik ederim. Harika bir iş çıktı yine ortaya. Kampanyaya katılmak isteyenler de fazla geç olmadan Humble Indie Bundle 3 sitesini ziyaret edebilir.

    Her zamanki gibi bu duyuru için de eğlenceli bir video sunum hazırlanmış durumda, aşağıdaki oynatıcı sayesinde izleyebilirsiniz:



    Daha ne sürpriz olacak diye de düşünmekle birlikte az da olsa daha fazlasını beklemiyor değilim. Belki birinci paket oyunları da bizlerle olur veya birkaç oyun açık kaynak hale getirilir, belli mi olur. Bekleyip göreceğiz.


    Kaynak:
    Bundle In A Bundle: HIB2 now in HIB3!
    1
    Ağu
    The Humble Indie Bundle 3 çok kısa bir sürede 1,000,000 dolar elde etti ve geliştiriciler de bunu kutlamak için pakete yeni bir oyun daha dahil ettiler.

    Pakete dahil edilen yeni oyunumuz: Steel Storm: Burning Retribution. Aşağıda bu gelişmeye ilişkin hazırlanmış video sunumu izleyebilirsiniz:



    Paketi daha önce aldıysanız şimdi Steel Storm'u da indirmeyi unutmayın. Eğer henüz paketi almadıysanız ne duruyorsunuz :) Ayrıca oyunu arkadaşlarınıza da hediye edebilir ve onları sevindirebilirsiniz. Bunu da hatırlatmış olayım ve bu vesileyle bir kez daha teşekkürler Zeki Bildirici.

    İftar heyecanından kaynak belirtmeyi unutmuşum, şudur: Steel Storm added to HIB3.
    27
    Tem
    Bizlere bağımsız, çok platformlu ve DRM'siz beş oyuna istediğimiz fiyattan sahip olma imkanı sunan Humble Indie Bundle üçüncü (Nisan ayındaki Frozenbyte paketini de sayarsak dördüncü) kez karşımızda.

    Bu kez ağırlıklı olarak fizik temmelli oyunları içeren paketin üyeleri şöyle:
    Kampanya yaklaşık iki hafta sürecek ve daha önce olduğu gibi herkes bu beş oyunluk pakete istediği fiyattan (istediğiniz oranda geliştiricilere ve istediğiniz oranda da yardım kuruluşlarına aktarabiliyorsunuz) sahip olabilecek. Bu beş güzel oyunu satın alıp bir an önce oynamaya başlamak için Humble Indie Bundle'ın resmi sitesini ziyaret edebilirsiniz.



    Türkçe Kaynaklar:

    Yabancı Kaynaklar:
    25
    Tem

    Bir süredir sessizliğimi koruyordum. Çünkü baya yoğun bir çalışma temposu arasında değil blog yazmak, oturup kahve içecek vaktim yoktu. Ama ortaya çıkan, tüm yorgunlukları unutturacak cinsten oldu. Ve işte karşınızda yeni kedimiz:

    TeknoKedi

    TeknoKedi, hepimizin hayaliydi diyebiliriz. Türkiye’de istediğimiz kalitede haber yapan bir teknoloji portalının olmaması, olanların haber kaynağının güvenirliğine ya da görsellerinin lisanslarına dikkat etmemesi bizi üzen şeylerdi. Her tartışmamızın sonu “Keşke kaliteli haber yapan, ve haber yaparken kimseden korkmayan bir teknoloji portalı Türkiye’de de olsa” diyorduk ve sonunda yaptık, oldu :)

    TeknoKedi‘de haberlerin kaynağı önemlidir dedikodu ya da asılsız haber yoktur. Basın bülteni olduğu gibi kopyalanmaz. Kimsede korkumuz yoktur, “Aman ne derler” diye lafımızı esirgemeyiz. Haber görsellerinin lisanslarına dikkat ederiz, kaçak görsel kullanmayız. “En iyi 10 oyun” haberine çıplak kadın görseli koymayız!

    Özgür yazılımdan olan tarafımızda bir değişiklik yok. Ama Apple, Windows ya da diğer teknolojilerin haberlerini de bulabileceğiniz bir portal olarak ortaya çıktık ve bu “özgür yazılım taraflı” duruşumuzu da değiştirmeye niyetimiz yok :)

    Hem isim annesi olarak, hem de projelendirmesinden ortaya çıkmasına kadar her adımında eli olan biri olarak diyorum ki kedimizi sevin, sevdirin :)

    http://twitter.com/TeknoKedi

    http://facebook.com/TeknoKediClub

     

    15
    Tem
    Sıcaklar mıdır bilmiyorum yazmamı bu kadar zorlaştıran ama bu aralar çok az şey yazabiliyorum hem günlüklere hem de hayata. Bugün de açıkçası Penguenler de Oynar'a gireyim de bir şeyler yazayım gibi bir hevesim, isteğim yoktu. Ta ki telefonum çalana dek. Ne telefonu ya, bu devirde telefon mu kaldı. Choqok'u açana dek.

    Choqok'u açtığımda on bin beş yüzüncü kez şu hatayla karşılaştım ve yine bu sorundan ne zaman kurtulacağımı düşündüm. O güzel günleri biraz daha bekleyebileceğim kararımda bir değişiklik yapmadan, hem identi.ca hem de Twitter üzerinden gelen yeni girdilere bakmaya başladım.

    Ülgen Sarıkavak'tan gelen şu Twitter girdisi hemen dikkatimi çekti. Ülgen sağolsun, PCnet'in bu ay çıkan sayısındaki Piri Reis köşesinde Penguenler de Oynar'dan bahsedildiğini haber vermiş yazısında. Kendisi ayrıca istemem üzerine sayfanın güzel bir fotoğrafını da gönderdi bana :)
    PCnet'te Penguenler de Oynar'dan bahsedilmesi, yabancı filmlerde Türkiye ismi geçince çoğumuzun hissettiği duyguya benzer bir duygu oluşturdu bende sevincin dışında.

    PCnet ekibine ve okurlarına merhaba ve teşekkürler (teşekkürler kısmında Penguenler de Oynar yazarları da var, araya ekleyemedim ama parantezler ne güne duruyor). Sanırım bu işte Merve Gülbiçim'in payı da var, ona da ayrıca teşekkürlerimi iletirim :)

    Çok daha güzel bir yazı olmalıydı bu ama eriyorum anlasana.