25
Mar

Google bundan yaklaşık 2 ay önce “1 Mart” ‘ta yeni gizlilik politikasına geçeceğini açıklamıştı. [1] Bu yeni gizlilik politikasıyla Google nerdeyse her ürünü için ayrı olan gizlilik politikasını kaldırıp “tek bir politika” haline getirdi.

Ancak ; bu yeni politikayla Google tarayıcımız, işletim sistemimiz gibi bilgilerin yanında bizim için daha özel olan kişisel bilgilerimizi, arama sonuçlarımızı, izlediğimiz videoları, çevirdiğimiz sözleri ve bunun gibi Google’a verdiğimiz bütün bilgileri de toplayacağını açıklıyor. Zaten daha önceden Google’ın bazı bilgileri Amerika Ulusal Güvenlik Teşkilatı (NSA) ‘na verdiği biliniyordu. Hatta ilk kuşkularımın başladığı bu oalyı ben de bazı sitelere bunu yazmıştım. [2] Şimdi Google daha fazla bilgimizi edinebilecek, depolayabilecek ve ne yapacağına kendisi karar verecek. Benim gibi Google kullanıcı bundan kaçabilir ama bu şartlarda Android kullanıcılarının halini düşünmek bile istemiyorum.

Bu durum altında birçok kişi gibi ben de Google’ı bırakıp başka alternatifler aramaya başladım. Bu alternatiflerin en iyisi Türkiye piyasasına yeni girmiş “Yandex” oldu. [3] Ve kullandığım Google hizmetlerini kapatmaya başladım.

Artık;

Arama motoru olarak Google değil Yandex’i kullanıyorum.

Video izleyeceğim zaman Youtube değil alternatiflerini kullanıyorum (vimeo v.s.).

Müzik dinleyeceğim zaman da kullandığım Youtube’u bıraktım. Fizy, GrooveShark gibi alternatiflerin yanında yakında Yandex’in Müzik servisi Türkiye’ye geliyor.

Kullandığım 2 GMail’den birini kapattım. Kapatırken Web Geçmişi gibi verilerimi sildim.Diğeri ne olur ne olamz diye duruyor. Kendime bir Yandex Mail açtım ve Mail’lerimi ona yönlendirdim. Şuan gezegenci@yandex.com ve umut@kodlab.com.tr ‘yi kullanıyorum.

İnternet tarayıcım olan Chrome’u bırakıp eski tarayıcım Firefox’a döndüm. Yeni sürümü 11 gayet iyi olmuş.

Google Analitcs’i bırakıp Yandex ve Alexa alternatifine geçtim.

Google + hesabım da haliyle kapandı. Hala FB ve Twitter kullanıyorum.

Google Reader yerine de Yandex’in yayınlarına geçtim. Bir çok alternatif aksine bu o kadar başarılı değil.

Google’ın bomboş anasayfasından ve tasarımı kötü olan iGoogle’dan sa Yandex’in sade anasayfası çok daha iyi duruyor.

Ayrıca hayatım boyunca toolbar’lardan nefret etmeme rağmen şuan çok iyi tasarlanmış işlevsel Yandexbar’ı kullanıyorum. Bu kadar iyi olacağını düşünmemiştim.

Şimdilik yaptıklarım bu kadar. Bu konuda herhangi bir soru ya da görüşünüz olursa bana ulaştırabilir ya da yazıya yorum yazabilirsiniz. Zaman ayırdığınız için teşekkürler :)

[1] http://www.google.com.tr/policies/privacy/
[2] http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=47116
[3] http://yandex.com.tr

10
Şub
Google'ın lise öğrencileri için düzenlediği Code-In 8 haftalık yoğun bir çalışma sürecinin ardından dün tamamlandı. Geçen yıl bir ödül alanlar listesi olduğundan bu listedeki iki kardeşimizi yazmıştım. Summer of Code'da olduğu gibi katılımcıların tam adları yazmadığından bu yıl 545 öğrencinin isimlerine bakıp bizim çocukları aşağıdaki kadar görebildim.

Bu genç arkadaşları tebrik ediyor, ileride daha çok görmeyi umuyorum.
20 gün sora gelen ekleme:

Google Code-in ile ilgili istatistikleri yayınladı. Buna göre Türkiye 10 katılımcıyla en aktif ilk 10 ülke arasına girmiş. Yukarıda da belirttiğim gibi code-in'de katılımcıların kendi isimlerini kullanmaları gerekmediğinden diğer 3 kişinin kim olduğunu öğrenemiyoruz. Bunda bizim kaybettiğimiz birşey yok ama onlar ileride code-in'de yer almış olmanın şöhretinden faydalanamayacaklar :( 


    19
    Oca

    Cep telefonu ve tabletler gibi taşınabilir cihazlar için Google tarafından geliştirilen Android işletim sistemini iPhone'da çalıştırabildiler!



    Android işletim sistemiyle ilgili gelişmeleri oldukça yakından takip etmeye çalışıyorum. Bugün karşılaştığım bir haberde de Android işletim sisteminin Apple iPhone'un 2G modelinde kurulabildiğini ve bir çok özelliğinin kullanılabildiğini öğrenmiş olduk.

    Görüntülerden anladığımız kadarıyla OpeniBoot ile cihazda Linux çekirdeğinin çalıştırılması sağlanıyor. Burada aslında izleyip de keyif aldığım nokta, Android'in başka cihazlara da bir şekilde optimize edilebilirliği ve iş görebilecek kapasitede çalışabilmesi. Nokia 5800'da Android kullanmak ilginç bir tecrübe olabilirdi tabii ama cihazı bozmamak en iyisi :)

    Artık ülkemizde de Android kullanan cep telefonlarının yaygınlaşması ve daha makul fiyatlarda satılması ümidiyle Android sevdamı gelecek yıllara erteliyorum.
    Yazılım dünyasını takip edenler bilirler ki, Microsoft Office 2007 paketleriyle hazırlanan belgeler ön tanımlı olarak *.docx, *.xlsx, *.pptx gibi dosya türleriyle kaydedilir ve Microsoft Office 2007 veya üst sürüm bir ofis paketi kullanmayan bir kullanıcı bu tür dosyaları açmak bir bir takım taklalar atardı.



    Office Open XML olarak adlandırılan bu yeni dosya türüyle ilgili bir takım güvenlik kaygıları olduğundan olumsuz eleştiriler aldı, hatta Özgürlük İçin topluluğu olarak biz de karşı çıkmış ve bu yeni dosya türünün bir ISO standardı olarak kabul görmemesi için üyelerimizi de "OOXML'e Hayır!" çağrımıza katılmaya davet etmiştik.

    Linux kullanıcıları olarak kısa bir süre öncesine kadar bu dosya türünde kaydedilmiş belgeleri kullanabilmemiz biraz sancılıyken, 2008'in Ekim ayında duyurulan OpenOffice 3 ile bu belgelere rahatlıkla erişebilme imkânına kavuştuk. Şu an Pardus 2009 Alpha ile OpenOffice 3.1.0 (build 9399) ön tanımlı olarak gelmekte. Peki, herhangi bir sebepten ötürü sisteminizde OpenOffice kurulu değilse ve Office Open XML belgelerine erişemiyorsanız ne yapacaksınız? Tabii ki Google Dökümanlar (Google Docs) kullanacaksınız! (Bütün bu tarih dersi bunun için miydi yani? -Ege)

    İnternet sayfası üzerinden kullanılabilen ve işletim sistemlerinden bağımsız olarak çalışabilen bu Google hizmeti artık bu "uyuz" dosya türünü de destekliyor. Bu güzelim Google hizmeti, bir yandan e-postanıza gelen belgeleri herhangi bir ofis paketine ihtiyaç duymaksızın üzerinde değişiklikler yapmanıza ve de başkalarıyla paylaşmanıza olanak sağlarken, bir yandan da belgelerinizi saklayabilmeniz için güzel bir arşiv olabiliyor. Bu hizmetten faydalanabilmek içinse ihtiyacınız olacak tek şey bir Google hesabı.
    (Yoksa siz hâlâ...?)

    Buram buram OOXML'e çamur atan ve Google reklamı kokan bu yazıyı niye yazdığıma gelince, çevremde hâlâ *.docx belgelerini açamayan ve sinirden saç baş yolan onlarca insan var :)

    Sonuç? Bir tarafta OpenOffice var, öteki tarafta da Google Dökümanlar var. Ve ben hâlâ anlayamıyorum; neden bilgisayarınızı göçertebilecek zararlılar içerebilen ve güvenilmez yöntemlerle dağıtılan Microsoft Office'in korsan ("warez" de denilebilir) sürümleriyle bilgilerinizin güvenliğini baltalıyorsunuz veya bu paketlerin lisanslı sürümlerine yüklü miktarda para akıtıyorsunuz (korsan kullanın demiyorum), özgür yazılım dünyasında bu kadar basit ve kullanışlı alternatifleri varken üstelik?
    12
    Kas

    Yine uzunca bir aradan sonra benim için heyecan verici bir konuda blog yazmaya karar verdim. Yakın çevrem tarafından artık gündelik bir olay halinde kanıksanan uykusuzluk krizlerim boyunca geçtiğimiz haftalarda okuduğum bir olayı aktarmak istiyorum.

    Önce sıkıcı özet ve bi çimdik tarih dersi

    Malum Android cephesinde bir yandan özgür yazılım kullanan ve savunan pek çok kişiyi sevindiren gelişmeler olurken bir yandan da kara bulutlar bu büyük yazılım projesinin peşini bırakmıyor. Daha popüler olduğu için sürekli gündemde olan Apple ve OEM üretici davaları bir yana asıl büyük sorunlara gebe olacak kısım özellikle Java ile ilgili konularda Oracle ve Google arasında. Her ne kadar davayı gören yargıç sulhe imkan tanımak amacıyla davayı bir miktar ertelemiş bile olsa Android’in özellikle bu dava sonucunda yara alması kaçınılmaz gibi duruyor.

    Benim ilgimi çeken konuysa Android’in bazı konularda GPL’in etrafından dolaştığı ve GPL’in katı copyleft kuralını ihlal ettiği iddiası oldu.

    Malum Android’in kalbini şu an Linux çekirdeğinin 2.6 ailesi oluşturuyor ve blogu takip edenlerin bileceği gibi bu çekirdek GPLv2 ile lisanslanıyor. Bu sayede hepimiz özgürce bu çekirdeği kullanabiliyor, değiştirebiliyor ve değiştirdiğimiz halini dahi yeniden dağıtabiliyoruz. Çekirdeğin yazıldığı dil gereği çekirdek geliştiricileri yazılımın bütününü oluşturan değişkenleri, sınıfları ve diğer tanımlamaları header -başlık- dosyalarında tanımlayıp daha sonra bu dosyaları yazılımın genelinde kullanarak hem aynı tanımlamaları tekrar tekrar yapmaktan kurtuluyor hem de istedikleri değişiklikleri tek bir noktada uygulayıp tüm yazılım genelinde etkin olmasını sağlıyorlar. Bu teknik zaten yıllardır C, C++ gibi pek çok dilin temel özelliği olarak kullanılıyor.

    Linux çekirdeği de yaklaşık 750 dosyadan oluşan bir header setine sahip. Bu dosyalar tıpkı bağlı oldukları yazılım gibi GPL ile lisanslanmış durumda. Bu header dosyalarında tanımı yapılmış fonksiyonlar ve tanımlamalar aslında bu çekirdeğin üst katmanlarında çalışan yazılımların sistem çağrıları yapması için de bir API sunması açısından son derece önemli. Bir sistem kaynağı kullanmak isteyen yazılımlar bu API’den faydalanarak çekirdeğe ve onun üstünden kullanmak istedikleri sistem kaynağına -örneğin bir donanıma- ulaşabiliyor. Linux dünyasında bu dosyalar “raw headers” olarak isimlendiriliyor ve aslında teamül bu dosyalar yerine başka bir kitaplık ile çekirdeğe sistem çağrıları gönderilmesi üstüne kurulmuş durumda.

    1990lı yılların başında Linux ekibi çeşitli lisans çakışmaları önlemek ve geliştiricilerin daha rahat çalışmasını sağlamak amacıyla zaten bu header dosyalarının oluşturduğu gurubu forklamıştı. Daha sonra FSF tarafından GNU işletim sistemi için geliştirilen ve hepimizin tanıdığı GNU C Libary -glibc- yine bu ekip tarafından forklanıp uzun yıllar bakımı yapılmıştı. 1997 yılında FSF’in glibc 2.0 yayınlamasıyla bu kitaplıkla gelen özellikleri gören Linux ekibinin forklarını öldürmesi ve FSF’in glibc ağacına geri dönmesi ile glibc sistem çağrıları vb. teknik işler için özgür yazılım dünyasının değişmez standardı oldu.

    Glibc’nin kernel header dosyalarının sunduğu API yerine bu kadar çok kullanılıyor olmasının teknik nedenleri bir yana en önemli nedeni GPL yerine LGPL ile lisanlanması. Bu lisans uyarınca bu kitaplığı, kitaplığın kendisinde değişiklik yapmadığınız ve kitaplığın kodunu yazılımla beraber dağıtmanız halinde kapalı kaynak kodlu projelerde de glibc kullanılmasının mümkün olması.

    Hızlandırılmış tarih dersi sonrası günümüze gelelim. Yukarılarda bir yerde Android’in kalbinde Linux çekirdeği olduğunu söylemiştik. İşte bu çekirdeğin yönettiği donanıma kullanıcı seviyesinde çalışan yazılımların ulaşması için çekirdekle bu yazılımların arasında arayüz oluşturacak bir API gerekiyor. Elbette hemen aklınıza Google’ın da glibc kullandığı fikri gelecek olsa bile durun hemen heyecanlanmayın.

    Google üç temel nedenle API sağlamak amacıyla glibc kullanmıyor. Bunun ilki özellikle glibc’nin çok fazla platform için geliştirilmesi nedeniyle gömülü sistemlere uymayan pek çok fonksiyonu bünyesinde barındırıyor olması. Sırf bu yüzden zaten glibc farklı isimler altında bu gömülü sistemler için forklanmış durumda.

    İkinci neden üreticilere özelleştirdikleri Android sürümlerini ve cihazları belirli sürümlere, belirli operatörlere, belirli ayarlara kilitleyebilme özgürlüğünü sağlamak. Glibc her ne kadar LGPL olsa bile kitaplıkta yapılan değişikliklerin yayınlanması zorunlu olduğundan üreticilerin glibc kullanarak cihazları belirli ayarlara kilitlemesi mümkün olmayacak.

    Üçüncü ve son nedense Google’ın bir ilke kararı. Google ileride yazılım geliştiricileri -burada kastettiğim uygulama geliştiricileri- çeşitli lisans ihlalleri iddialarından korumak amacıyla userspace seviyesinde hiç bir GPL -ve copyleft- lisanslı yazılım girmesine izin vermiyor. Bu yüzden glibc Android’de kullanılmıyor.

    Bu adamlar ne yapıyor

    Peki userspace alanında çalışan yazılımların çekirdekle çalışmasını sağlamak amacıyla Google’ın geliştirdiği çözüm ne diye merak ediyorsanız hemen söyleyelim. Çözümün adı -ve belki sorunun adı – Bionic!

    Bionic temel olarak yazılımla çekirdek arasında sistem çağrılarını sağlamak amacıyla kullanılan arayüzü oluşturan bir kitaplık. Bu kitaplık yine bir özgür yazılım lisansı olan BSD lisansı ile yayınlanıyor. BSD lisansı bir copyleft lisansı olmadığından isteyenler bu kitaplığı kaynak kodunu vermeden ve ister açık isterse kapalı kaynak kodlu yazılımlarda kullanabiliyor.

    Buraya kadar herhangi bir sorun yokken asıl dert burada başlıyor. Bionic, Google’ın sıfırdan başladığı bir proje değil aslında. Google ekibi Linux çekirdeğinin raw header dosyalarını alıyor ve bu dosyaları kendi tabirleri ile bir temizliğe tabi tutuyor. Bu “temizlik” neticesinde Google header dosyaları içinde yer alan ve konusu fikri mülkiyete dahil olabilecek -dolayısı ile GPL lisanslı – tüm içeriği  temizliyor ve geri kalan dosyaları bir kitaplık haline getirip Bionic ismiyle BSD lisansı ile yayınlıyor.

    Bu temizleme betiği tüm header dosyalarını dolaşıp Android platformunda kullanılmayacak tüm tanımlama ve fonksiyonları, aynı zamanda header’lar içinde yer alan tüm yorumları, lisans bilgilerini siliyor. Bununla birlikte Android’in kullandığı tanımlamaları ve header dosyası içinde yer alan bazı makro ve fonksiyonlara ise dokunmuyor.

    Lisans ihlali mi?

    Bir fikri ürünün – örneğin yazılım- korunması ve eser sayılması için taşıması gereken temel özelliklerden birisi onu meydana getiren insanın özelliğini -kanun terimi ile hususiyetini- taşıması. Bu yüzden herhangi bir fikri çaba sarfedilmeden ortaya çıkan ürünler eğer onu meydana getirenin özelliğini taşımıyorsa eser sayılmazlar.

    İşte bu noktada GPL ile lisanslanmış bir yazılımın, BSD ile yayınlanabileceğini ve bunun bir lisans ihlaline yol açmayacağını iki temel nedene dayandırılıyor. Tabi hemen bu söylenenlerin Google’ın resmi görüşü olmadığı sadece meraklı hukukçuların düşüncüleri olduğunu söyleyelim

    Bunlardan ilki Google’ın temizlik betikleri ile hususiyet gösteren ve dolayısı ile eser olan bütün kodun, yorumların header dosyalarından çıkarması. Bu sayede geri kalan parçanın herhangi bir hususiyet göstermeyeceği ve bu yüzden lisanslanamayacağı düşüncesi.

    İkincisi ise Amerika da konu ile ilgili daha önce verilmiş mahkeme kararları doğrultusunda oluşturulan bir kanı. 1992, 93 ve 2004 yıllarında farklı konularda verilen kararlar bu düşüncenin temelini oluşturuyor. En yeni karar olan 2004 kararında Lexmark yazıcılar için OEM kartuş üreten bir firma ürettiği kartuşlarda Lexmark’ın kartuş yetkilendirme kodunu -kartuşun orijinal olup olmadığını yazıcıya söyleyen 55 byte uzunluğunda kod- aynen kopyalamış ve kendi kartuşlarında kullanmıştı. Lexmark telif hakkı ihlali gerekçesi ile açtığı dava açmış ve dava kartuş üreticisi lehine sonuçlanmıştı.

    Mahkeme temel olarak, üretilen bir kartuşun yazıcı ile çalışması için gerekli arayüzün oluşturulabilmesi için tek bir yol varsa bu yolun kullanılması için gerekli yazılımın kopyalanmasının adil kullanım olacağını ve telif ihlali yaratmayacağı kararını vermişti. Bu karar 1993 yılında ünlü -kime göre neye göre- Atari vs Nintendo davasında da benzer bir şekilde çıkmıştı.

    Bu noktada Linux çekirdeği ile arayüz oluşturulması için mümkün olan tek yolun bu dosyaların kullanılması olduğu düşüncesiyle bu dosyaların GPL’e aykırı bir şekilde kopyalanması ve dağıtılmasının adil kullanım olacağı iddiası ortaya atılabilir.

    İşte iş bu noktada benim diyecek yazılım uzmanı avukatı zorlayacak o güzel noktaya geliyor. Burada olası bir lisans ihlali söz konusu mu yoksa değil mi?

    Aslında bionic’in her satırının tek tek incelenerek bu dosyalarda konusu fikri mülkiyete ait bazı kod parçalarının olup olmadığını incelemek gerekiyor. Özellikle bazı dosyalarda performansı arttırmak için header dosyalarında yer alan makroların korunması bana göre dosyalarda hala onu oluşturan kişinin hususiyetinin korunduğunun göstergesi.

    Daha önemlisi ise tek tek dosya bazında incelemek yerine genel olarak yapılacak bir inceleme. Günümüzde artık sunduğunuz API’nın yazılımınızın ve hatta şirketinizin bir değeri haline geldiğini ve çoğu şirketin özel API’lerini korumak için önlem aldığını düşünecek olursak genel olarak tüm header dosyalarının oluşturduğu API’nın bir eser değeri taşımadığını söylemek çok doğru olmayacaktır.

    GPL’in etrafından dolaşmak aslında herkes için son derece tehlikeli sonuçlar oluşturuyor. Bu sonuçlardan ilki isteyen birinin bionic kitaplığında yer alan tanımlamaları gerçekleyen bir yazılım geliştirmesi halinde Android’de yer alan çekirdeğin kapalı kaynak kodlu bir eşini oluşturması mümkün. Bu son derece teorik bir hikaye gibi görünse de pazarın büyüklüğünü düşünürsek neden olmasın dedirtecek bir durum.

    İkinci tehlike elbette GPL ve onun kapsama alanı. GPL ile bu detayda oynamak onu workaround etmek için çeşitli yöntemler aramak bana kalırsa gelecekte özgür yazılım açısından gelecekte sıkıntılar doğurabilir.

    Üçüncü tehlike ise elbette Android geliştiricileri için. Her ne kadar Google Bionic’i onlara korumak için üretmiş olsa bile bir gün Bionic’in GPL’i ihlal ettiği kanısına varılır ve doğal olarak Bionic GPL olmak durumunda kalırsa şu ana kadar Bionic’i kullanan tüm yazılımlar GPL olmak zorunda kalacak.

    LKML listelerini takip edenler çekirdeğe yapılan sistem çağrılarının ve bu çağrıları yapan yazılımın GPL olması gerekmediğini bilirler fakat burada bu çağrıları yapan kitaplığın GPL olması durumunda bu kitaplığı kullanan yazılım GPL olmak durumunda kalacaktır.

    Google şu anda belki yukarıda bahsettiğim belki başka nedenlere dayanarak “temiz” Boinc dosyalarının GPL olması gerekmediğine yönelik bir kumar oynamış durumda. Bu kumarın sonucu hepimiz için sürpriz sonuçlara yol açacak. Özellikle Oracle vs Google davasında mahkeme Oracle’ın Java API’sinin genel bir eser olarak korunabileceğine hükmederse benzer bir sonucu olası bir FSF vs Google davasında görebiliriz.

    30
    Haz

    Çok güzel olmuş, çok da iyi olmuş.

    Google Buzz ve Google Wave‘den sonra çok şükür kıvamı tutturabilmişler, Google+ ile de çok güzel bir iş çıkarmışlar, değil mi?

    Peki, sizce de biraz Friendfeed‘e benzemiyor mu? Benziyor, üstelik benzerlikleri çok. Gel gelelim ki Facebook, FriendFeed’i satın aldğı tarihten bu yana FriendFeed’de en ufak bir yenilik belirtisi görmemiştik.

    Google Buzz, zaten Twitter benzeri bir servis olarak çok da bir yenilik sunmuyordu, Gmail’in içinde yer alması haricinde bir albenisi yoktu. Kaçımız Twitter’dan vazgeçip yolumuza Buzz ile devam ettik ki? Etmedik…

    Google Wave ise kağıt üzerinde oldukça güzel duran bir projenin yanlış zamanda yanlış biçimde sunuluşuna kurban oldu. Alıştığımız e-posta mantığından farklı bir yapıya sahip olan Wave’i hem anlamamız biraz uzun sürdü, hem de herkes farklı bir zaman diliminde Wave ile tanıştığından, kalabalık bir kullanıcığı trafiğinde aslında ne kadar kullanışlı olabileceğini çoğu kimse tecrübe edemedi.

    Google+ ise biraz daha farklı göründü gözüme. Temelde FriendFeed’den bir farkı yok, ancak artılar var. Öncelikle henüz emekleme aşamasında olan bir servis ve buna karşın başarılı görünüyor. Hali hazırda kullanımda olan PicasaWeb ve Google Buzz gibi hizmetlerde yer alan içeriği kullanıyor ve bu adreslere de kolayca ulaşabiliyorsunuz.

    Sayfanın sağ üst köşesinde, Facebook’ta yer alan “Bildirimler”  gibi burada da bir panel var ve sizi alâkadar eden olayları buradan kolayca takip edebiliyorsunuz. Aynı zamanda, Gmail’de olduğu gibi burada da Google Talk kullanıcılarıyla aynı anda sohbet edebiliyorsunuz ve web kamerası aracılığıyla gerekli eklentiyi sistemine kuranlarla karşılıklı görüntülü sohbet edebiliyoruz, ki görüntülü sohbet olayını henüz deneyemedim.

    Google+ üzerinden görüntülü sohbet edebilmek için Google Voice and Video eklentisinin işletim sisteminizde kurulu olması gerekiyor. Linux, Mac OS X ve Windows platformları için bu eklenti mevcut, ancak Anıl Özbek’in yazdıklarını yanlış yorumlamıyorsam, bu eklenti henüz Pardus depolarında yer almıyor. Ancak yakın bir tarihte bu durumun değişmeyeceği anlamına da gelmiyor.

    Google’ın cicilerinden +1 olayı burada da yer alıyor. Terazimiz yok, ama artık +1 yazmak zorunda değiliz, çünkü +1 düğmesi var. N’aaaayıııııııııırrr….. :) (Forumlarda ve sosyal platformlarda sadece +1 yazanlara gıcık olan biriyimdir az biraz)

    Son olarak, Google+‘a akıllı cep telefonlarından da erişebilmek mümkün. m.google.com/plus adresinden şimdilik sadece Android cihazınıza söz konusu uygulamayı kurabilmek mümkünken, google.com/plus adresinden de sağlıklı bir şekilde sayfaya erişebilmek mümkün.

    Ancak Samsung Galaxy 551 kullanan birisi olarak, Google+ Android Uygulaması‘nı cep telefonuma kuramadım çünkü bu uygulama uygulama henüz Türkiye’yi desteklemiyor. Ben de çözümü uygulamanın kurulum dosyasını internetten bulup telefonuma kurmakta buldum ve sorun yaşamadan da kullanabiliyorum. Uygulama henüz için Türkçe dil desteğine sahip değil ancak anlaşılması da zor değil ve oldukça basit bir arayüze sahip. Facebook uygulamasından da basit olduğunu söyleyebilirim.

    Eğer siz de Google+ uygulamasını Android Market üzerinden telefonunuza kuramadıysanız, buradan gerekli APK dosyasını indirebilirsiniz.

    Tabii, eğer listenize beni de eklemek isterseniz egetun.com/plus adresini ziyaret etmeniz yeterli :)

    15
    Şub
    Google kasım ayında bütün dünya çapında 13-18 yaş arası öğrencileri hedef alan yeni sosyal etkileşim projesini duyurmuştu. Aynı zamanda bir yarışma olan Code-In'de sona gelindi ve ödül alan 14 kişi açıklandı. 14 kişi arasında bizim çocuklardan ikisini görmek beni çok mutlu etti. Umarım bu genç arkadaşları ileride aramızda görürüz:
    18
    Tem

    Adım adım neler yaptık anlatacağım demiştim, blog yazma konusunda istikrarsız olduğumu bildiğinizden inanmamışsınızdır tahminen. Yarı dönem değerlendirme formuna birkaç paragraf yazarken bile araya türlü türlü aktiviteler sokarak “yazma” işinden kaytaran ben, artık “macroblogger” olduğuma göre oturum adam gibi bir değerlendirme yazısı yazmak zorunda oluyorum değil mi? Evet, buyrun:

    GSoC koordinatörü (yine) Renan hızlı, temiz ve sessiz bir iş çıkararak 3. kez yaz stajına kabul edilmemizi sağladı. Biz onu kod yazıyor ya da birileriyle yazışıyor sanıyorduk, meğer teklif metni yazıyormuş gizli gizli. Yaz döneminin büyük bir kısmında ofis dışında olmayı planlayan (ilk aylarda iş, sonraki aylarda tatil için) bir geliştirici olarak bu sene de GSoC danışmanlığı yapmayacağını düşünen ve yanılan bendeniz, 2. kez danışman olarak buldum kendimi. Danışman olduğum Jain Basil‘in ilgisi ve proje gözden geçirmenin en az kod yazmak kadar eğlenceli gelmeye başlaması, 2 aya yakın zamanı keyifli geçirmemi sağladı.

    Proje, ev dizinindeki (şimdilik sadece KDE) ayar dosyalarındaki değişiklikleri takip etme, değişiklikleri yedekleyebilme, paylaşabilme ve geri alabilme için gerekli altyapının hazırlanmasını ve arayüzlerin yazılmasını kapsıyor. Detaylar için Jain Basil’in günlüğüne göz atabilirsiniz. “Bir ayar değiştirdim ama neredeydi unuttum, nereden geri alıyorduk bunu?” diyenler için kurtarıcı olacağından eminim.

    Jain başvuruda bulunmadan, kodlamaya başlamadan önce yapılması gereken herşeyi yapmış, bunu başvuru mektubunda göstermiş ve başvuruları değerlendiren geliştiricilerin “E sadece kod yazmak kalmış, seçelim bu arkadaşı” demesini sağlamıştı. Aktif geliştirme süreci boyunca Jain iyi bir geliştirici olduğunu gösterdi, takvime uydu ve ilk dönemde geçer notu aldı.

    SVN kayıtlarını ve Jain’in İngilizce günlüğünü takip etmeyenler için yaptıkları hakkında bir özet şöyle:

    • ~/.kde dizinini kullarak bir yerel GIT deposu oluşturan bir servis yazdı.
    • Dizindeki her değişikliği KDirWatch ile takip etme ve değişiklikleri GIT deposuna gönderme desteği ekledi.
    • Değişiklikleri görme ve geri almak için gerekli kitaplık metodlarını yazdı.
    • 2. dönem geliştireceği arayüz için örnek bir tasarımı depoya gönderdi.

    SVN kayıtlarına, kodlara, geliştirici günlüğüne ya da yukarıdaki özete bakarak “ne var bunda, ben de yaparım bunu” diyenlerdenseniz, sizi bir sonraki sene yapılacak olan yaz stajına bekleriz. Proje geliştirmek zor değil. Enerjiniz, hevesiniz, zamanınız ve bu işi yapmak için tutkunuz varsa bu ekipte size de yer var. Selamlar.

    23
    Nis

    Cep telefonu ve tabletler gibi taşınabilir cihazlar için Google tarafından geliştirilen Android işletim sistemini iPhone'da çalıştırabildiler!


    Android işletim sistemiyle ilgili gelişmeleri oldukça yakından takip etmeye çalışıyorum. Bugün karşılaştığım bir haberde de Android işletim sisteminin Apple iPhone'un 2G modelinde kurulabildiğini ve bir çok özelliğinin kullanılabildiğini öğrenmiş olduk.

    Görüntülerden anladığımız kadarıyla OpeniBoot ile cihazda Linux çekirdeğinin çalıştırılması sağlanıyor. Burada aslında izleyip de keyif aldığım nokta, Android'in başka cihazlara da bir şekilde optimize edilebilirliği ve iş görebilecek kapasitede çalışabilmesi. Nokia 5800'da Android kullanmak ilginç bir tecrübe olabilirdi tabii ama cihazı bozmamak en iyisi :)

    Artık ülkemizde de Android kullanan cep telefonlarının yaygınlaşması ve daha makul fiyatlarda satılması ümidiyle Android sevdamı gelecek yıllara erteliyorum.

    Cep telefonu ve tabletler gibi taşınabilir cihazlar için Google tarafından geliştirilen Android işletim sistemini iPhone‘da çalıştırabildiler!

    [youtube=http://www.youtube.com/watch?v=5yO2KQHkt4A&hl=en_US&fs=1&]
    http://www.youtube.com/watch?v=5yO2KQHkt4A

    Android işletim sistemiyle ilgili gelişmeleri oldukça yakından takip etmeye çalışıyorum. Bugün karşılaştığım bir haberde de Android işletim sisteminin Apple iPhone’un 2G modelinde kurulabildiğini ve bir çok özelliğinin kullanılabildiğini öğrenmiş olduk.

    Görüntülerden anladığımız kadarıyla OpeniBoot ile cihazda Linux çekirdeğinin çalıştırılması sağlanıyor. Burada aslında izleyip de keyif aldığım nokta, Android’in başka cihazlara da bir şekilde optimize edilebilirliği ve iş görebilecek kapasitede çalışabilmesi. Nokia 5800‘da Android kullanmak ilginç bir tecrübe olabilirdi tabii ama cihazı bozmamak en iyisi :)

    Artık ülkemizde de Android kullanan cep telefonlarının yaygınlaşması ve daha makul fiyatlarda satılması ümidiyle Android sevdamı gelecek yıllara erteliyorum.

    {lang: 'tr'}
    16
    Mar

    Last week has mostly been taken up with QCon London. I really had a great time and I would like to give a big thanks to Google for supporting my travel and registration costs.

    QCon is a conference focusing on 19 different tracks. Some to mention: Architectures You’ve Always Wondered About, Software Craftsmanship, Functional programming Irresponsible Architectures and Unusual ArchitectsPragmatic Cloud Computing, Agile Evolution, How do you test that? and Browser as a Platform. I attended to one or two talks from almost every track except .Net and Java oriented ones. Keynotes from Dan Ingalls (Forty Years of Fun with Computers), Ralph Johnson (Living and working with aging software) and Robert Martin, aka Uncle Bob (Bad Code, Craftsmanship, Engineering, and Certification) were inspring.

    I also got the chance to chat with Dan Ingalls (principal architect of five generations of Smalltalk). I asked him if he follows a method while working (like Pomodore that Dan North recommended in his “Simplicity – the way of the unusual architect” talk). Hopefully, we share a similar characteristic: we can’t work if we don’t like the job but when we like it, we can’t stop working from morning till night.  He recommended me to go where I think I would have the most fun. If something bothers you, it is ok: “If it’s hot, it is hot. If it’s not, it is not!” There’s always something to do when you can’t work; empty the rubbish or wash the dishes. And when you concentrate, start to work again -but know yourself very well.


    Me and Dan Ingalls

    We also talked about the lack of women in computing. He shared some of his observations; for example in a conference about Wikipedia, he observed there are almost same number of women and men. But when it comes to more technical and less social conferences and events, there are really very few women participating. He also added maybe there’s a genetic factor about this. He has two boys who cannot stop being “boys” –always breaking/fixing things but in fact, that’s what all about the computers!

    There are lots of ideas and keys to share, here are some main ideas:

    From Uncle Bob’s keynote (slides are available here):

    • Follow the Boy Scout rule: Always leave things a little better than you find.
    • Methods should be less than 20 lines.
    • Don’t have a function that takes a boolean. It is clear that it does two things; one if its false, another if its true.
    • Cut/Paste is bug replication
    • Extract until you drop! Keep extracting until all functions only do one thing
    • Source code represent the design -not the UML tools.

    Architectures You’ve Always Wondered About was one of the tracks I wondered about =] Some gems from (Facebook: Architecture and Design) by Aditya Agarwal (Director of Engineering at Facebook):

    • Services of philosophy: choose the tool for the right task. They use Thrift, a lightweight software framework for cross-language development (C++, PHP, Python, Ruby, Erlang, Haskell, etc.)
    • Most important thing in their engineering team: How quickly can you move?

    Agarwal said despite being a small team (over 1 million active users per engineer) they do great because of the Facebook culture. There are three very important things in FB:

    • Move fast and break things
    • Huge impact with small teams
    • Be bold and innovate

    Agarwal also gave some important tips for MySQL. They have about 6k server-years of runtime experience without data loss or corruption (can you believe it?!) Here are my notes:

    • Don’t ever store non-static data in a central database
    • Data driven schemas make for happy programmers and difficult operations.
    • Logical migration of data is very difficult. Create a large number of logical databases, load balance them over varying number of physical nodes.

    There are 1,200,000 photo requests a second in Facebook and scaling takes iteration. They serve 20 billion photos in 4 resolutions =  80 billion photos (which would wrap around the earth more then 10 times!)

    • They use cachr: cache the high volume smaller images to offload the main storage systems, and only cache 300 million images in 3 resolutions. Then disribute these through a CDN to reduce network latency

    There are 400 million unique home pages and 50 million operations per second in Facebook. They have a love-hate relationship with memcache; it is easy to corrupt and has a limited data model. But it is simply crucial and it does what it does, really good.

    At the end of the talk, I asked to Agarwal about their operating system choice and he told me they are probably  going to use Centos.

    One of the most interesting talks was Building Skype. Learnings from almost five years as a Skype Architect by Andres Kütt (architect of Skype). First, some stats:

    • There are about 650 employees at Skype (which makes 800k users per employee)
    • 27.2 billion minutes of Skype to Skype calling per quarter.
    • 210k minutes of calls each minute (71k contains video)

    Points Kütt made:

    • Rules of thumb does not apply: It is always tempting to use patterns that have worked previously but they should be used as a starting point for discussion – not as a solution.
    • Functional architecture is important. You neglect how the functionality of your system is organized at your own peril.
    • Simply things work. The simplier things are the more intelligent they are.
    • Buzz words are dangerous: They are both dangerous as carriers of meaningless chance but also as a catalyst for breaking down relationships.
    • Architecture needs to fit your organization. There’s no such thing as a beautiful system design. The design either fits what your organization needs or it doesn’t.

    Dan Ingalls keynote was very entertaining. He showed his early codes and he made all the demonstration in Squeak and also shared demonstrations of lively kernel. One wise quote from Ingalls talk:

    We’re bad at learning the lessons from the past because:

  • we don’t have enough storytellers and
  • our generation doesn’t listen very well.
  • I have a lot more notes in my Moleskine but I need to take some time to transfer them into the blog.

    I also had the chance to visit the gorgeous O’Reilly stand and buy some books (I even have Erlang Programming and 97 Things Every Project Manager Should Know signed by the authors!)

    I had a great time and I look forward to being back the next time. Thanks to Google, again!

    11
    Şub
    Biz Google Wave davetiyesi bulabilmek için yırtınıyorduk ama Google gene yapacağını yaptı, yeni eğlencemiz Buzz artık Gmail'de! Üstelik ayarlamalar gerektirmeden, yeni bir hesap edinmeden; tüm Gmail kullanıcıları halihazırda artık birer Buzz kullanıcısı oldu bile...

    Buzz için FriendFeed veya Twitter gibi sosyal paylaşım servislerinden pek de bir farklı bir servis olmadığını söyleyebilirim; mesajlarımızla beraber aynı zamanda fotoğraf ve videolarımızı da ekleyerek takipçilerimizle paylaşabilmemiz mümkün. Şu an için Gmail üzerinden Google Talk aracılığıyla sohbet ettiğim veya sık sık e-posta gönderip aldığım çoğu Gmail kullanıcısı, aynı zamanda birer Buzz kullanıcısı olarak da takip ettiğim kişiler arasına eklemiş durumda. Aynı durum benimle sık sık iletişim kuran diğer Gmail kullanıcıları için de geçerli.

    Tabii aklıma bir yandan da "Peki Google Wave ne olacak?" sorusu geldi. Google Wave için "E-Posta bugün -yeniden- keşfedilmiş olsaydı nasıl olabilirdi?" sorusuna güzel bir yanıt olacağı söyleniyordu, ama biz henüz Wave'in tadını alamamışken karşımıza Buzz çıktı. Gmail kullanıcılarının bir kısmı arayüze eklenen Buzzy etiketini, sorgusuz sualsiz etkinleştirilmesini ve de okunmamış Buzz girdilerinin "Gelenler Kutusu"nda okunmamış birer e-posta misali görüntülenmesini olumsuz karşılayacaklardır. Ancak kişisel görüşüm, Google'daki bazı beyinlerin "tüm kullanıcılarını yeni internet deneyimleriyle tanıştırma" konusunda oldukça güzel bir adım atmış olduğu.

    Eğer Buzz girdilerimizi sorunsuz bir biçimde RSS beslemesi üzerinden yayınlayabilirsek (ki şu an için "Buzz by Deniz Ege Tunçay from Buzz" şeklinde yayınlanıyor benim becerebildiğim kadarıyla), bu girdileri aynı anda hem FriendFeed, hem Twitter, hem Facebook üzerinde de yayınlanabilir. Gmail gibi her an kontrol edebileceğiniz ve alışılmış bir arayüzü olan noktadan diğer servislere elimizin uzanabildiğini düşünmek hiç de fena bir fikir değil doğrusu.

    Gönderileri takip etmek oldukça basit, Gmail sayfamızda "Gelen Kutusu" altında yer alan Buzz etiketine tıkladığımızda FriendFeed'e oldukça benzer bir arayüz karşımıza çıkıyor.

    Buzz servisinin bir diğer güzel özelliği ise desteklenen diğer servislerden de veri alabilmesi. İsterseniz YouTube'ta favorileri görüntülerinizi, PicasaWeb'e eklediğiniz fotoğraflarınızı, Blogspot ile yayınladığınız blog girdilerinizi ve Google Reader'da beğendiğiniz veya paylaştığınız haberleri de buradan arkadaş listenizle paylaşabilirsiniz. Üstelik, diğer servislerden alınan verileri herkesin de burnuna dayamıyor; dilerseniz sadece belirli kişilerin veya grupların görebileceği şekilde de ayarlayabilmeniz mümkün. Bu da oldukça güzel düşünülmüş bir detay.

    Eğer Gmail hesabınızda Buzz hizmeti henüz etkinleştirilmemişse telaşlanmaya gerek yok; okuduklarıma göre Gmail kullanıcılarının sadece %1'lik bir dilimi için bu servis etkinleştirildi, önümüzdeki hafta içerisinde de herkesin kullanımında olacak. Her ihtimale karşın http://www.google.com/buzz adresinden "Buzz'ı Gmail'de Deneyin" düğmesine tıklayarak şansınızı da deneyebilirsiniz.

    Android işletim sistemli cep telefonları için de Buzz servisini kullanabilmek sanırım yakın bir tarihte mümkün olacak. Aynı durum iPhone için de geçerli sayılır, bunun için ücretsiz bir uygulama duyurulacakmış.

    Yahoo'nun da http://buzz.yahoo.com adresinden erişilebilen bir hizmeti kullanılabilir durumda. Açıkçası çok kurcalayabilme fırsatı elde edemedim. Eğer Yahoo'nun ne yapmak istediğini anlayabilmiş, çözebilmiş birileri varsa ve beni de aydınlatırsa oldukça mutlu olurum.

    Tüm bunları da yazdıktan sonra, aslında bu kadar fazla sosyal paylaşım servisinin olmasının olmasının iyi olup olmadığını düşünüyorum. Twitter şu ana kadar adını en sık duyduklarımızdan, FriendFeed de onun arkasından geliyor ve Buzz'la tanışana kadar benim en sık kullandığım sosyal paylaşım servisiydi. Buzz ise gördüğüm kadarıyla iddialı geliyor ve doğrudan Gmail üzerinden erişilebilirliği sayesinde herkesin elinin altında olacak. Bunlar çoğunluğun sıkça duydukları isimlerden... Peki, Yahoo Meme servisini kaç kişi kullanıyor? Bunların ardından gelen bir de identi.ca ve Mozillaca var, bunları kullanıyor muyuz? Bu kadar çok sosyal paylaşım servisinin iyi olması sizce ne kadar gerekli veya olumsuz yönleri de var mı? Sizce Buzz'ın Twitter'a veya FriendFeed'e sıkı birer alternatif olabilme şansı nedir? Sosyal paylaşım servislerini kullananların bu konu hakkında neler düşündüklerini açıkçası merak ediyorum...

    Yazıyı sonlandırıyorken sizlerle Çağlar Onur'un bizimle Twitter'dan paylaştığı hoş bir görüntüyü ben de sizlerle paylaşmak istiyorum. Aşağıdaki fotoğrafın üstüne tıklayarak daha büyük ebatlarda görüntüleyebilmeniz mümkün, kendisi aslında bir Google Street View incisi :P


    Benim Buzz gönderilerimi ayrıca http://buzz.egetun.com adresine okuyabilmek mümkün, bunu da söylemeden edemedim :)
    1
    Kas

    Last week I attended to Google Summer of Code Mentor Summit at Googleplex, Mountain View. It was definitely one of the best time I had in recent years.

    First of all, thanks to Leslie, Ellen, Cat, Chris DiBona and Google Open Source program office and everyone who made this happen (I should also thank to Sam Lantinga (writer of SDL) who let me to use his travel stipend.)

    My adventure started at Los Angeles; thanks to my Google Summer of Code t-shirt, I met with Fridrich (from Go OpenOffice project) at Los Angeles and we made all way to Sunnyvale from San Francisco with Thorsten (also from Go-OO). After travelling for 20 hours, I went to the opening party at Wild Palms on Friday. It was really nice to see some familiar faces from last year’s summit; Donnie Berkholz (Gentoo), Sam Lantinga (SDL), Selena Deckelmann (PostgreSQL), Jacob Appelbaum (Tor), Gary (Pidgin), Marty (Etherboot) and many others that I cannot name now.


    Women in Open Source session (bottom + left)

    On Saturday, the sessions got started and everybody who wanted to lead a session wrote their ideas and proposed them for vote: the more people add badges to your session, the bigger conference room you get. I proposed a session; Reversing the Trend: Women in Open Source and hopefully, there was quite a lot interest for the session and I found the chance to lead it at the biggest conference room, Tunis. There were really interesting ideas and experiences about the topic and we continued the session on Sunday, too. (I will write about the session and share the notes and thoughts in another blog post, soon.)


    Photo by John ‘Warthog9′ Hawley.

    When I got tired of participating to technical sessions, I spent some time at Casablanca session :) Casablanca is a room with full of Play-dohs, toys and this kind of things (as appears in the picture above) and it’s for discussing things while playing with toys =)

    Also I should mention Sam’s Solar System session, which we discussed solar system and astronomy applications under Linux and examined some stars and build a solar system with play-dohs for Sam’s daughter =)

    During the summit I had the chance to meet with awesome people (I wish I could mention all of them, but thanks to jet-lag!), Ryan and Lionel (GNOME \m/), Alistair and Erik (WorldForge), Jason (Limesurvey), Lydia and Leo (KDE), Jon, Josh and his wonderful wife Erin (Inkscape) and Nicolas (GIMP) and many others.

    After two days of hacking, summit ended on Sunday and we took the traditional group photo together:


    Photo by John ‘Warthog9′ Hawley.

    I really appreciate to Leslie and other Googlers who made me to have that awesome time.

    Also thanks to everyone who participated to write Google Summer of Code Mentoring Guide, so we can read the fraking manual instead of asking the same questions to Leslie. ;)

    I also had awesome time after the summit with Lionel, Ryan and Jason. Maybe I can write about that trip later, but here’s our awesome photo with Android and its releases: cupcake, donut and eclair. \m/

    27
    Eyl

    Bugün Google’ın Android işletim sistemini test etme fırsatım oldu. Hem de Android yüklü bir cep telefonu olmadan. Nasıl mı? Live Android projesi sayesinde. Öncelikle şuradan live cd’nin iso.001 ve iso.002 dosyalarını indiriyoruz. İndirdiğimiz dizinde

    cat liveandroidv0.3.iso.001 liveandroidv0.3.iso.002 > liveandroidv0.3.iso

    komutunu çalıştırıyoruz. Oluşan iso dosyasını CD’ye yazabilir, ya da VirtualBox ile test edebilirsiniz. Ben VirtualBox ile çalıştırdım. Sistem ilk açıldığında sizi şöyle bir ekran bekliyor:

    Android Ana Ekranı

    Ekranın üst tarafındaki arama bölümü hızlı bir web araması yapmanızı sağlıyor:

    Android Google Arama Ekranı

    Sağdaki barı kullanarak menüye erişebiliyorsunuz.

    Android Menü

    Örnek olarak birkaç uygulamaya bakalım. Mesela çalar saat:

    Android Çalar Saat

    Hesap makinesi:

    Android Hesap Makinesi

    Arama yapma:

    Android GSM Arama

    Mesaj yazma ekranı:

    Android SMS

    Müzik Çalar:

    Android Müzik Çalar

    Sistem Ayarları:

    Android Ayarlar Menüsü

    Web Tarayıcısı:

    Android Web Tarayıcısı

    Sonuç olarak, Android bence son derece güzel tasarlanmış bir sistem. Özellikle büyük simgeler dokunmatik ekranlar için ideal. Menü dizilimi, web tarayıcı ve telefon ekranı alışık olduğumuz Google sadeliğinde. Ana ekranın bir bilgisayar masaüstüne benzeyen görüntüsü ise her gün görmeye alıştığımız cep telefonu görünümünden oldukça farklı. Google Android’in daha birçok özelliği var, siz de kendiniz test edip diğer özelliklerini keşfedebilirsiniz.

    29
    May

    Geçtiğimiz günlerde San Francisco’da Google I/O etkinliği düzenlendi. Bu etkinlikte Google teknolojilerini kullanan yazılım geliştiricilere Google’ın ve web’in yeni teknolojileri tanıtıldı. Google etkinliğe katılan herkese birer adet Android yüklü cep telefonu da hediye etti.

    google-wavegoogle-wave-2

    Google’ın bu etkinlikteki asıl sürprizi yaklaşık 2 yıldır geliştirilen ve halen geliştirmesi devam eden Google Wave oldu.

    Google Wave is a new tool for communication and collaboration on the web, coming later this year.

    Yukarıdaki tanımı Wave’in kendi sitesinden aldım. Kısaca yeni iletişim, paylaşım ve ortak çalışma aracımız Google Wave olacak. Google Wave ile artık arkadaşlarınızla çok daha kolay ve canlı bir şekilde iletişim kurabileceksiniz.

    Google Wave’de HTML5‘in yeteneklerinden sonuna kadar faydalanılmış. Bu arada HTML5 de geliyor ! Web geliştiricilerini çok güzel günler bekliyor.

    Aşağıdaki videolar varken ne kadar yazsam boş. En iyisi siz videoları izleyin. 1 saatlik videonun önemli (izlediğinizde Google Wave’in neye benzediğini görebileceğiniz) yerlerini sizin için seçtim.

    Beni rss’ten takip edeceklere not; evet bu yazının ilk halini daha önceden yanlışlıkla yayınladım :)

    12
    Nis


    google-chrome-logo

    Bugün amcamın bir arkadaşının evine bilgisayar tamirine gittim. Sorun internet bağlantısının durup dururken kesilmesiydi. TTNet yetkilileri aranmış, işlemler yapılmış ancak en sonunda TTNet yetkilisi “siz bir bilgisayarcı çağırın en iyisi” demiş.

    Gittim ve sorunu hemen buldum, çünkü Internet Explorer sağ olsun problemi açık açık söylüyordu: “Çevrimdışı çalışıyorsunuz”. Hemen çevrimdışı çalışma modunu kapattım ve sorun 1 dakika içinde giderildi :)

    Windows’un belli bir süre sonra kaçınılmaz sonu olan yavaş çalışma bu bilgisayarda da yaşanıyordu. Bu yüzden gitmişken “Bu program ne işinize yarıyor? Bu ? Bu ? diyerek bir kaç programı kaldırdım.

    Sonra her başına oturduğum bilgisayara yaptığım gibi bu bilgisayarı da Internet Explorer tekelinden kurtarayım dedim ve Google Chrome yükledim.

    Bilgisayarı kullanan 3 kişi Google Chrome’un hızlı açılmasından çok etkilendi, IE ile aralarında en az 5 sn açılma hızı farkı vardı. Ayrıca hızlı açılan tab’lar, eskiden en çok girilen sayfalar ve yeni öğrendikleri “sık kullanılanlar” özellikleri çok hoşlarına gitmişti. Tabii bir de adres çubuğuna yazdığınız kelimenin hemen Google’da aranıyor olması…

    mozilla-firefox-logo-1

    Peki eğer Mozilla Firefox yükleseydim bu etkilenme olur muydu ? Sanmıyorum. Çünkü son kullanıcıya “bir sürü eklentisi var” demek pek anlamlı değil. Mozilla Firefox’un Google Chrome’dan fazla eklentisinin bulunmasından  başka bir iyi yanı yok bildiğim kadarıyla, varsa öğrenmek isterim. Daha yavaş olduğu kesin.

    Bu arada Google Chrome’un halen bir Linux versiyonunun yayınlanmamasından dolayı Google Chrome yetkililerini kınıyoruz.

    Size önerim, oturduğunuz her bilgisayara Google Chrome yükleyin ve ne kadar hızlı olduğunu ve arama çubuğuna yazdığınız şeyin hemen Google’da arandığını söyleyin. İnsanları iyi tarayıcılarla tanıştıralım.

    19
    Oca

    Whenever I try to be a stable blog writer (one post each month seems fine, huh? =)) I just FAIL. So I’ll write a summary of last few months, ..

    • A couple of days ago, I got the following e-mail from Google Diversity Team that was saying I am one of six award winners to attend linux.conf.au:

      Thank you for your application to the Google-Linux.conf.au Diversity Delegates Programme. After careful review by a committee made up of Linux.conf.au organizers, Linux Chix, and representatives from Google – your application has been selected as one of the 6 award winners!

      I had a list of talks in mind to attend @linux.conf.au. But unfortunately, it seems I can hardly get the visa on time (remember the MySQL case -and other side of the coin.. *click*)

      Wonderful news.. but,.. well.. just news. =)

    • * It’s 19th of Jan. but I forgot to tell you Project 366 was succesfully finished! I started Project 366 just for want of trying, but lately it became a long-year album. I see how Photojojo was right. It’s an amazing way to document travels and accomplishments, relationships, .. and so on. Time moves surprisingly fast.

      Btw, i made a video from all Project 366 photos:


      Project 366 (2008) from Pinar on Vimeo.

    • I have some supercalifragilisticexpialidocious plans about school, ah.. frak school.
    • And at last, I started to use KDE4 on my daily system, but it’s more like a mutant (using Nautilus as a file manager is enough?)
    10
    Kas

    Since I successfully unlocked & signed into my Google account last week (it was only one step further: an edge or 3g connection! :)), I am happly using Android. It has nice features and geeky enough–except it rapidly drains battery (i turned brightness down to 0% as a workaround, but still sucks).

    I am currently writing this entry via its browser. But I get bored.. Let’s be a bad girl ;P

    *pinar hits enter*
    *pinar types “reboot” to address bar*
    *pinar hits enter*
    …………………………………………………………………………….

    Wha? What happened? Why my phone restarted? Aww, did it evaluate everything i write as a system command? I must kiddin’, huh? :)

    But unfortunately, I’m not kiddin’… It is really the most bizarre flaw I’ve ever seen.. You can read more from here.

    PS#1: Note that, only Android 1.0 TC5-RC29 or earlier are vulnerable and a patch has released already.
    PS#2: Don’t even try to type “rm -rf /” :P
    PS#3: Oh, and there’s that, too.
    PS#4: Aomm, and there was that, too.

    3
    Kas

    Finally, I returned to hometown after a painful roadmap (San Jose -> Denver -> Frankfurt -> Istanbul). But the only thing that makes those hours quickly spendable is the people I met –hopefully I can always find some interesting people to talk with :)

    This time, at my last transit flight (after 4 + 9 hours on air) I met with two men, it was really funny. In fact I just asked if they want a dark Twix or not, but one of them told me he’s just too tired to eat. So I wondered if they’re from CA, too.. Then we started to talk. After a while, I realized one of them was wearing a Microsoft t-shirt :)

    - Uhmm.., you’re working for Microsoft?
    + Yes, we are.
    - Oh, I’ve just attended to a summit in Google. Actually.. I am working for a Linux distribution.

    Then we started to laugh.. and some kind of funny fan stuff. Then it went like that:

    + So what are you doing exactly?
    - I am from the security team, I am tracking vulnerabilities and fixing them. And you?
    (they started to laugh, and I was trying to figure out why :))
    - Hey, what’s wrong? :)
    + We’re from Microsoft’s security team!

    I think it was a really nice conjunction, think about that: you find somebody to talk -> you’re colleagues -> and you’re working in the same specific area + they are from a very different point of view.. So we talked about security, open source, Microsoft & Novell and so on. And Android! Damn, despite unlocking it successfuly, I still can’t sign in my Google account.. They were really nice people and shared their knowledge about unlocking phones :) So I realized I have some extra things to do rather than just network unlocking.

    And at last.. the funniest part of our conversation:

    + So why are you working for open source anyway?
    - For freedom! :)

    PS: I spent my Halloween in California’s Great America and had a lot of fun. :) Picturezz ->

    31
    Eki


    photo by Austin Ziegler

    I was at Google Mentor Summit this weekend. It was at Google Headquarters in Mountain View, California. It was really amazing to meet with other FOSS developers.

    It took 22 hours to arrive CA but hopefully I was strong enough to directy go to the welcome party. :)

    First of all, I’d like to thank Chris DiBona, Leslie Hawthorn, Cat Allman, Ellen Ko and any other Googlers who participated to organize such a wonderful summit. I really had a great time.

    During the summit, I attended several sessions including Android related ones (which made me to buy a TMobile G1 yesterday!) and Distro Leader’s summit that Donnie (from Gentoo) proposed (Karsten Wade from Fedora, Joe Brockmeier from OpenSuse, Steve McIntyre from Debian showed up) and we talked about how to get introduced more people with Linux. And of course, Sam’s Open Souce Game Development session was one of the greatest ones.


    pic. from open source security session

    I also led a session called Open Souce Security. It took much more time than I thought (90 minutes instead of 30′). A lot of participants from various level of security showed up– Google Network Security Team Leader, Eugene Teo from Redhat Security Team, developers from Tor project (you can remember Jacob Appelbaum from his Cold Boot Attack Research) and so on. At first minutes, I got really excited because there were a lot of security experts who have much more knowledge and experience than me. :) But the session went quite good and we mostly discussed about tracking vulnerabilities, disclosing security flaws, patches to OSS projects that possibly have security vulnerabilities and criterions of accepting them, and GSoC students’ secure coding.

    I’d like to thank some of my friends that I met at the event -in order of appearance :)

    * Eugene Teo from Redhat Kernel Security Team. I knew and respect him from OSS security society- it was really nice to meet and talk about security with him.

    * Donnie Berkholz from Gentoo. He’s currently Gentoo council member and maintains X.org–which I think is a quite hard job :)

    * Sam Lantinga, lead software engineer and leader of the group of gameplay programmers on World of Warcraft, Blizzard Entertaintment. *cool* He’s also the creator of fabulous library, SDL. He became one of my closest friends during these two days. I’m really so lucky to meet with him. :)

    * Nils Kneuper and Mark de Wever from Wesnoth. We used to know each other with Nils but I totaly forgot that he’ll attend to this event. But thanks God, we met at lunch by chance! :) Mark is also a cool guy from Wesnoth and *i think* he had a great time while watching me when I was drinking *natural* Green Tea (it was the worst thing i’ve ever drunk. ahh.).

    * Austin Ziegler, from Ruby Central. He is a cool photographer and ruby person and I am looking forward to see his group girl photos.

    * Selena Deckelmann, from PostgreSQL. I always glad to meet with other women in computing. I am looking forward to participate in a WiC project with her.

    * Mike Melanson, Justin Ruggles, Reimar Döffinger from ffmpeg team. They were really funny people and we had a great time while Mike was talking about the times that Ismail‘s complainings on Turkish support :)

    * Alisson Yagi Costa, from Umit. We went to San Francisco and Santa Cruz with him and his words to describe me were quite remarkable :“you’re not normal, but you’re not strange” :)

    Of course there are much more people to mention here. I’d like to see all of them in the next summit!

    PS#1: There are some photos (the giant anroid, too!) on my Flickr set: Mentor summit, San Francisco, Santa Cruz, Stanford, Palo Alto.

    PS#2: To Turkish readers: I merged my Turkish blog (and RSS’ also) with this blog address, so from now on all my entries will be in English. Thanks! :)