20
May
Türkiye'de İnternet Konferanslarının onyedincisi bu yıl 7-9 Kasım tarihleri arasında Eskişehir'de Anadolu Üniversitesinin ev sahipliğinde yapılacak.

Onbeşinci Akademik Bilişim Konferansı ise 2013 Şubat ayında Akdeniz Üniversitesinde düzenlenecek.

Bilişim camiasının en büyük iki buluşmasını takvimlerinize şimdiden işaretleyin de sonradan keşke haberim olsaydı demeyin.
19
May
Google 8 yıldır sürdürdüğü Summer of Code hakkında detaylı bilgiler yayınladıkça[1], [2] büyük resmi görmek biraz daha kolaylaşıyor. Bu yıl 69 ülkeden 1212 kişinin kabul edildiği gsoc'a en fazla katılım 227 kişiyle geçen yıl olduğu gibi yine Hindistan'dan oldu. Hintlilerin bilişim dünyasında çok aktif olduklarını zaten bildiğimizden ve ülkenin çok kalabalık olmasından bu sonuç aslında kimseyi şaşırtmamıştır eminim.

Hindistan'dan kabul edilen öğrenci sayısı bu yıl gsoc'a öğrenci gönderen ülkeler sıralamasındaki son 50 ülkenin toplamıyla neredeyse eşit durumda. Google'ın yayınladığı istatistiklere göre bu yıl en başarılı 15 üniversitenin 7si yine Hindistandan çıktı. Hindistanı takip eden ilk 10 ülke sırasıyla; Amerika, Almanya, Rusya, Çin, Polonya, Sri Lanka, Romanya, Fransa ve Kanada. Bu ülkeler arasında en dikkat çekici olanı yaklaşık 21 milyon nüfuslu Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti. Geçen yıl en fazla öğrencisi kabul edilen üniversite olan Moratuwa Üniversitesi bu yıl da Sri Lanka'nın kabul edilen 42 öğrencisinden 29unu tek başına çıkararak yine ilk sırada yer alıyor. 8 yıllık süreçte en yakın rakibinin iki katından fazla (164) öğrencisi gsoc'a kabul edilen üniversitenin özgür yazılımı çok ciddiye aldığı ve gsoc'a müthiş hazırlandığı ortada.

Bir diğer önemli bilgi de kabul edilenlerin sadece %8.3'ünün kadın olması. 8 yıllık süreçteki en yüksek rakam olmasına rağmen kadınların bu kadar az sayıda olması üzücü bir durum. Bu yıl kabul edilen 15 öğrencimiz arasında sadece bir kızımız (Simge Sezgin) vardı.

Türkiye bu yıl 15 öğrenciyle ülkeler sıralamasında yirminci sırada yeraldı. Geçen yıl bu sayının 7 olduğu düşünülünce ciddi bir artış görülse de, ben ülkemizin potansiyelinin çok daha yukarılarda olduğunu düşünüyorum. Seminer için gittiğim bir çok üniversitede gsoc'un hiç duyulmadığını şaşırarak görüyorum. Belki de asıl şaşırılacak şey Linux'u ve özgür yazılımı hiç duymamış çok daha kalabalık bir kitle olmasıdır.

Gsoc'un özgür yazılıma katkı vermenin tek yolu olmadığını hatırlatıp, 2013 gsoc'da daha büyük bir gruptan bahsedebilmeyi diliyorum.
16
May

Daha dün Kocaeli Üniversitesinde konuşmuşken bugün de Çanakkale Anadolu Lisesi onuncu sınıf öğrencileriyle Linux ve özgür yazılımlar hakkında konuştuk. Mesutcan ve Engin ile birlikte kısıtlı zamanda eğlenceli bir sunum yaptık. Özellikle oyun yazma konusunda çokça soru aldık ;) Onuncu sınıf öğrencilerinden sadece iki kişinin Linux adını duymuş olduğunu görünce keşke bu yıl liselere daha fazla gidip konuşsaymışız diye düşündük. Belki gelecek yıl Çanakkale civarındaki liseleri sırayla gezip bir tanıtım faaliyeti düzenleyebiliriz.

Bizi davet öğretmen arkadaşım liseli gençler için bir yaz kampı düzenlersek çok fazla taleple karşılaşacağımızı söyledi. Keşke enerjimiz olsa da bir sonraki yaza böyle birşey organize edebilsek.

Dün Kocaeli Üniversitesi Bilişim Günlerinde Linux ve özgür yazılım hakkında konuşmak için 850km yol yaptık. Bu yıl mezun olacak Engin ve Mesutcan çok başarılı birer konuşmacı oldular. İlk konuşmasını yapan Ahmet zaman geçtikçe bu mevzulara alışacaktır eminim. 100 kadar katılımcının olduğu seminerlerden ben memnun ayrıldım. Umarım oradakiler için de yararlı olmuştur. Bizi samimi bir şekilde ağırlayan başta Uğurcan ve Kıymet olmak üzere bütün öğrenci arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Daha önce hiç Kocaeli Üniversitesine gitmeyenler için kısaca okuldan da bahsedeyim istiyorum. Şehir merkezinde üniversite kampüsünü sorduğumuzda bize "arabayı şuraya park edin yürürsünüz" dediler. Biz tembel insanlar olarak okula kadar arabayla gidelim dediğimiz için neredeyse bütün şehri gezdik. Meğer depremden sonra üniversite kampüsünü şehrin dışına, bir dağ başına taşımışlar. Dağ başına diyince mecazi anlamda sanmayın bunu. Cidden dağ başını kasdediyorum. Yoldaki levhada eğim %18 olarak yazıyordu, anlayın artık. Eğer çıkabilirseniz çok büyük ve güzel bir kampüs yapılmış; herşey var içinde. Ama kışın nasıl çıkılıp iniliyordur oradan merak ettim ben.

Dönüş yolunda Bursa'ya uğrayıp Kebapçı İskender'de iskender yedik. Fiyatı pahalı, porsiyonu küçük ama çok lezzetli bulduğumuzu söyleyebilirim.
13
May
Zamanında H.İbrahim Güngör'ün Pardus çevirileri için kurup yapılandırdığı Transifex'i bugünlerde yeniden keşfediyorum. Transifex kendi ihtiyaçlarınız için kurup kullanabilmesinin yanında kendi adresinden de kullanılabilen bir proje. Bu aralar pek severek kullandığım için hakkında kısaca yazmak istiyorum.

Transifex 2008'de Google Summer Of Code projelerinden biri olarak ortaya çıkıyor ve şimdi sadece sekiz kişi tarafından geliştirilen çok büyük bir özgür yazılım yerelleştirme platformu haline geliyor. Katkı vermek için kayıt olmak ve ya google, twitter, facebook ve linkedin hesaplarınızdan biriyle giriş yapmak gerekiyor. 2011 rakamlarıyla 2000 özgür yazılım projesini barındıran, 10000 kullanıcısı olan, 5000000'dan fazla kelimenin çevrildiği ve 30000000'dan fazla insana ulaştığı düşünülen dev bir platform olan Transifex'ten iki türlü faydalanmak mümkün. Kendi projenizi eklemeniz durumunda kayıtlı çevirmenlerin desteğiyle çoklu dil desteğini genişletebileceğiniz gibi (ücretli çeviri yapan çevirmenler de bulunduğundan daha önce neler yaptıklarına bakarak işinizi onlara yaptırma seçeneğiniz de var) siz de diğer projelerin çevirilerine destek olabilirsiniz.

Ben Transifex'te ne yaptığımdan bahsedersem ayrıntıları daha kolay anlatacağım galiba. Özelllikle çevirisine katkıda bulunmak istediğim bir proje yoksa rasgele projelere bakıyorum Türkçe desteği var mı diye. Eğer %100 Türkçe çevirisi varsa şansımı başka bir projede deniyorum. Kısmi bir çeviri varsa burada iki farklı durum olabiliyor. Bazı projelerin çeviri grupları oluyor, bunlara katılmak için talepte bulunmak gerekiyor. Projeye ilk dil desteğini eklemek için başvurmuş kişi grubun yöneticisi olduğundan genellikle kısa sürede onay alınıyor. Bazı projeler ise böyle bir mekanizmayı da kullanmıyor ve her isteyene çevirme yetkisi tanıyor. Böyle bir projeye rastlayınca hemen çevirmeye başlayabiliyorum. Eğer projenin Türkçe çevirisi hiç yoksa projenin yukarıda bahsettiğim politikasına bağlı olarak ya yeni dil için izin istemek gerekiyor ya da izin istemeden kendim oluşturuyorum Türkçe çeviriyi.

Bütün çeviri işlerinde olduğu gibi Transifex kullanırken de :
  • Emin olmadığınız yerleri çevirmemeyi,
  • Çevirinin ciddi bir iş olduğunu,
  • Hatalı çevirinin hiç çeviri olmamasından çok daha kötü olduğunu,
  • Çevirdiğiniz metinleri insanların okuyacağınını
akıldan çıkarmamak gerekiyor.

    Transifex'teki projelerin arasında çok kapsamlı olanlar olduğu gibi çok küçük çeviri dosyaları olanlar da var. Yarım saatlik gayretle bir projeye ne kadar katkı verebildiğinizi görünce siz de eminim çok mutlu olacaksınız.
    9
    May
    15-16 Mayıs tarihlerinde Kocaeli Üniversitesinde Bilgisayar Kulubünün düzenleyeceği etkinlikte öğrencilerim Mesutcan Kurt, Engin Manap ve Ahmet Can Kepenek'le birlikte konuşacağız. Etkinliğin ilk gününde "Linux Nedir?", "Üniversitelerde Özgür Yazılım" ve "Özgür Yazılım Öğrencilere Ne Katar" konularında konuşacağız. İlk gün Alternatif Bilişim Derneğinden Ali Rıza Keleş'in de bir konuşması var. İkinci Gün 8 farklı sunum var, ikisini Android hakkında Muharrem Taç yapacak. Etkinlik programına buradan ulaşabilirsiniz.



    Salı günü o saatte daha iyi bir işi olmayanları sohbet etmeye bekleriz.
    6
    May
    Bir yazılıma Türkçe desteği vermek meslekten bilişimci olmayanların da kolaylıkla yapabilecekleri bir şey. Bu konu hakkında yazmak en azından çeviri üzerindeki ilginin azalmamasını sağlamaya yarıyor. Eski yazılarıma [1], [2] ve [3] adreslerinden bakabilirsiniz.

    Bugün biraz daha ayrıntılı inceleyelim durumumuzu:

    KDE: Arayüz çeviri oranı %77.78, belgelendirme çevirileri ise sadece %3.
    GNOME: Arayüz çeviri oranı %88, belgelendirme çevirilerinde oran %0.
    LXDE: Arayüz ve belgelendirme ayrımı yok. Çeviri oranı %100.
    Enlightenment: Arayüz ve belgelendirme ayrımı yok. Çeviri oranı %100.
    Fluxbox: Arayüz ve belgelendirme ayrımı yok. Çeviri oranı %100.
    XFCE: Arayüz ve belgelendirme ayrımı yok. Çeviri oranı %100.

    Büyük masaüstü ortamları aslında iyi durumda değiller. KDE ve GNOME sürekli geliştirilen ve bu yüzden çevirilerinin güncel tutulması için düzenli çaba gerektiren projeler. XFCE ve LXDE için sadece yeni sürümlerden önce sıkı bir çalışma yeterli oluyor. Enlightenment ve Fluxbox uzun süredir yeni sürümü çıkmayan projeler.

    Belgelendirmelerin çevirileri konusunda ne kadar kötü durumda olduğumuzu söylemeye gerek yok aslında. KDE ve GNOME için belgelendirme çevirisi neredeyse hiç yapılmamış duruyor. Arayüz kadar önemli olan belgelendirmelerin çevirileri olmayınca yabancı dil bilmeyen insanlara bu masaüstlerini kullandırmanın ne kadar zor olduğu ortada.

    LibreOffice'deki durumumuz da şöyle: Arayüzün %100'ü, belgelendirmelerin ise %46'sı Türkçeye çevirilmiş durumda. Kullanıcının ilk karşılaştığı şey arayüz olsa da belgelendirmenin tamamen Türkçe olması her işletim sisteminde çalışabilen bir özgür ofis paketi olan LibreOffice'in yaygınlığını mutlaka arttıracaktır. Zeki Bildirici'nin bu konuda neredeyse tek başına yürüttüğü çalışmalara nasıl destek verebileceğinizi buradan okuyabilirsiniz.

    Yapacağınız küçük katkıları küçümsemeyin. Bir kişi fark yaratır.
    3
    May

    Bu yıl 21-24 Haziran tarihlerinde Bozcaada'da 8. Şarap Tadım Günleri düzenlenecek. Program oldukça eğlenceli görünüyor. Daha önce bu etkinliğe katılmış biri olarak Bozcaada'nın özellikle bu günlerde çok hareketli ve neşeli olduğunu söyleyebilirim. Etkinlikten zevk almak için illa şarap içmenin gerekmediğini, denizin ve yemeklerin de çok güzel olduğunu söyleyeyim. 4 gün katılamam diyenler için sadece haftasonu seçeneği de yeterince keyifli olacaktır.

    Bu yıl Şarap Tadım Günleriyle eş zamanlı bir özgür yazılım etkinliği düzenleyelim diyorum. Adada kalacak çok güzel oteller var. Ben daha önce Ebruli Otel'de kaldım çok da memnun ayrıldım. Başka bir sürü küçük otel de mevcut. Buradan birini beğenip yer ayırtabilirsiniz. Ada çok küçük olduğundan hangi otelde konakladığınızın pek önemi olmayacaktır. Henüz bizim program belli olmadığından sabah 10'da başlayan Şaraphane gezilerinin ardından deniz, kumsal sonrasında da günbatımında müzikle seminerlere hazırlanmış oluruz diyorum ;)

    Bildirili katılımlar için kısa özeti yorum olarak bırakabilirsiniz :)

    Etkinliğe katılmak isteyenlerin facebook sayfasına yazmaları çok iyi olur.
    30
    Nis
    Geçen hafta Harward Kütüphanesinin akademik dergilere yıllık 3.5 milyon $ abonelik bedeli ödemeyi sürdüremeyeceğini açıkladı. Yerli ve yabancı basında çokça yankı bulan bu konuya kısaca dikkat çekmek istiyorum.

    Bilimsel (akademik) dergilerin içeriklerinin neredeyse tamamını üniversiteler ve araştırma kurumları üretiyorlar. Üretilen bu içeriğin değerlendirilmesini, yani hangilerinin yayınlanmaya değer bulunacağını da yine üniversite veya araştırma kurumlarından bilim insanları yapıyorlar. Şaşırtıcı olmayacak belki ama bu dergilerin tek müşterileri de yine üniversite ve araştırma kuruluşları. Bu resme biraz yukarıdan bakınca başka bir sektörde benzerine rastlanması zor bir durum ortaya çıkıyor. Üretenler, denetleyenler ve alıcılar aynı olmasına rağmen bu işin organizasyonundan çok büyük paralar kazanılıyor.

    Burada bir parantez açıp bahsi geçen bu dergilerin hepsinin aynı kalitede olmadığını, dergi çıkaranların hepsinin evliya olmadığını da söylemem gerekir. Küçük bir google araması sizi tahminlerinizin çok üzerinde şaşırtacak sonuçlara götürecektir. Garanti ederim.

    Harward akademik personeline 'bundan sonra kendi yayınlarınızı özgürce erişilebilir yerlerde yayınlayın. Okulun paralı aboneliklerini durduruyoruz' meailine gelecek bir açıklama yaptı ama yukarıda bahsettiğim acayip durumun değişebilmesi için bir (bir kaç) üniversitenin tavrı etkili olmayacaktır elbette. Türkiye'deki yeni kurulan üniversiteler bile yüzbinlerce dolarlara varan yıllık abonelik bedelleri veriyorlar bu dergilere. Akademik dergilerin şu anki yapısıyla devam edebilmesi için bir bedelin ödenmesi gerekiyor (apartman yöneticisine bile para verdiğimizi unutmayalım) ama bu bedel her yıl katlanarak artıp bugünkü rakamlara ulaşmamalı. Bizim gibi kaynakları daha kısıtlı olan ülkeler için bilim üretmek demek yurt dışına daha fazla para vermek demek oluyor.

    Bilgiye açık erişim için bugün Mustafa Akgül hoca'nın duyuru listesine gönderdiği epostada geçen freescienceebooksgoopenscienceocwconsortiumacademicearthonlinecollegeclasseswikibooksopenculture ve acikders adresleri eminim yararlı olacaktır.

    Açık erişim ve açık erişim altyapıları üzerinde söyleyecek sözü olan akademisyenlerden biri olan Özlem Özgöbek'in Akademik Bilişim Konferansında bu konuda bir bildirisini dinlemiştim. Umarım bu konu hakkında daha çok yazılır, çizilir, konuşulur ve bir dönüşüme gidilebilir.
    25
    Nis
    Üniversitelerimizin çoğunluğu derslerde işletim sistemi ve ofis paketi olarak sadece Microsoft ürünlerini anlatarak/öğreterek Microsoft'un parayla yaptıramayacağı bir tanıtım görevini yapıyorlar. Okulda sadece MS Ofis görmüş öğrencilerin önemli bir kısmı başka (daha iyi) alternatifler olduğunu bile bilmiyorlar. Bilişim dünyasında bir yıl sonrasını bile öngöremezken markaya bağımlı öğrenciler yetiştirmek üzerine konuşmayı sonraya bırakarak başka bir konudan bahsetmek istiyorum.

    Kamu kurumları satın aldıkları bütün bilgisayarlarla birlikte mutlaka bir işletim sistemi de satın alıyorlar. Çoğunlukla bu ikisinin ayrı satılabileceği dahi düşünülmediğinden işletim sistemi lisans bedelleri ayrıca faturalandırılmıyor bile. Ayrıca bir başbakanlık genelgesiyle kamuda lisanssız yazılım kullanılmaması üzerinde durulduğundan ve MS'den başka bir işletim sistemi tanınmadığından her yıl ne kadar harcandığı bile bilinmeden lisans bedelleri ödeniyor.

    Microsoft yakın zamana kadar üniversitelerin bu tutumundan çok memnundu. Nasıl memnun olmasın? Her türlü branşta eğitim gören öğrenciler sadece onun işletim sistemini, sadece onun yazılımlarını öğrenerek mezun oluyor ve iş hayatında da bu alışkanlıklarını devam ettirmek istiyorlar. Uzmanlığı bilişimle ilgili olmayan insanların bu konudaki alışkanlıklarını değiştirmek zahmetli bir iş olduğundan üniversiteler Microsoft'un istese de yapamayacağı kadar yaygın bir etkisi olmasında başrolü oynuyorlar. Üniversitelerin bu konumunun farkında olan Microsoft üniversitelerin etkinliklerine sponsor oluyor, öğrencilere ücretsiz yazılımlar sağlıyor ve ilişkileri sıcak tutmak için bir birim dahi bulunduruyordu (bu birim hala mevcut olabilir tabi).

    Başlıktaki savaş kısmına geçmeden önce bir de Microsoft'un lisanslama politikasından bahsedeyim kısaca. Şu an piyasada bulunan Windows 7 işletim sisteminin farklı yetenekleri olan sürümleri oldukça geniş bir yelpazede fiyatlarla satılıyor. Starter Edition (120 TL) ile Ultimate Edition (545 TL) arasında fiyatlandırılan işletim sistemleri mevcut. Herhangi bir Linux'un toplam sahip olma maliyetinin çok daha düşük olacağını hepimiz biliyoruz. Bir bilgisayarla birlikte Windows Starter isimli ve çok kısıtlı yeteneklere sahip olan sürümü alırsanız, her yıl Microsoft'a belirli bir kira ödeyerek daha üst sürümleri kullanma şansınız oluyor. MS bu kiralama işini kurumun bilgisayar sayısıyla değil, çalışan sayısıyla yapıyor. Yani bazı kullanıcılarınız (benim gibi) kesinlikle Microsoft ürünlerini kullanmıyor bile olsalar hatta hiç bilgisayar kullanmayan şoförleriniz için bile her yıl bu bedeli vermeniz gerekiyor. Eğer yıl sonunda anlaşmanızı uzatmazsanız eski kısıtlı sürüme geri dönüyorsunuz. Bu anlaşmayı yaptıktan sonra alınacak bilgisayarlarla birlikte kısıtlı sürüm için lisans parası vermeye devam etmek de gerekiyor.

    Arka planı bile değiştirilemeyen bir işletim sistemine aldığı lisans bedelleri, her çalışan için aldığı yıllık kira bedelleri Microsoft'a yetmemeye başlamış olacak ki mahkeme yoluyla kazancını arttırmaya çalışmaya başladı. Microsoft Corporation adına vekalet eden avukat Ali Aydın üniversitelere birer yazı göndererek kurumlarında bulunan işletim sistemlerinin bir envanterini istedi. Bunun için 14 gün süre verdiği yazı İHTAR VE İHBAR EDERİZ şeklinde sonlanıyordu.

    Nisan ayının başında yukarıdaki haksız lisanslama modeliyle yıllık haraç ödeyen bir üniversiteye Microsoft'un avukatı ve bilirkişi, bir hakimle birlikte gittiler. Yapılan bu baskın sonunda üniversitenin yıllık ödediği miktar arttırılmaya çalışılıyor. Halen bilirkişi raporunun hazırlanması sürdüğünden sonucun ne olacağı henüz belirlenmiş değil. Bu sürecin diğer üniversiteler için de başlamak üzere olduğu ve Microsoft'un hepimizle arasındaki köprüleri yakmak üzere olduğu konuşuluyor.

    Bu acayip durum karşısında elbette çaresiz değiliz. Sahipli yazılımlar bedava bile olsa özgür işletim sistemleri tercih edilmeliler bence. Özellikle üniversiteler gibi bilim öğreten, araştırma/geliştirme yapan kurumlar için kapalı kodlu, sahipli yazılımlar kullanmak en son tercih edilecek şey olmalı. Bunları söylerken bir kurumun yeni bir işletim sistemine göçünün bugünden yarına yapılamayacak birşey olduğunu da biliyorum elbette (eskiden olsa bizim çocukların geliştirdiği Pardus var derdik. Neyse o ayrı bir konu). İşletim sistemi göçü orta vadeli bir planla ve çok iyi planlanarak yapılması gereken bir konu. Kısa vadede, hemen, yapılabilecek şeylerin başında kurumlarımızda kullanıdığımız ofis paketi olarak MS Ofis yerine LibreOffice kullamaya geçiş yapmak geliyor. Dünyanın parasını (çoğu üniversitenin bir kaç bin çalışanı olduğunu düşünürseniz gerçekten dünyanın parası ediyor) MS Ofise vereceğimize LibreOffice'i özgürce kullanabiliriz. Kullanıcı arayüzü tamemen Türkçe olmasına rağmen yardım içeriğinde bazı eksikler var. Onların da üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Sadece ofis paketinden elde edeceğimiz tasarruf ülke bazında milyonlarca doları bulacaktır.

    Not1: Elbette lisans ücreti olan bir yazılımı bedava kullanmayı beklemiyorum/önermiyorum. Kamunun; yani hepimizin, parasını harcadığımızı hesaba katarak bütün ihtiyaçlarımızı karşılayan ücretsiz yazılımlar varken gidip MS'e para vermeyelim diyorum. İlla para vereceksek bile bunu perakende fiyatından yapmayalım bari. Yurtdışı fiyatının onlarca katına bize satılmaya çalışılan yazılımlar karşısında alternatifsiz olmadığımızı bilelim.

    Not2: Ofis paketinin meselenin tamamını çözmeyeceği de çok açık ama kullanıcıları günlük işlerini özgür yazılımlarla yapmaya geçirebilmek işletim sistemi geçişinde büyük kolaylık sağlayacaktır. Orta vadede hedeflememiz gereken şeyin mümkün olan her yerde (bazı kullanıcıların yaptıkları işler dolayısıyla sahipli yazılımlar kullanmaları zorunlu olabiliyor) özgür yazılımlar ve özgür işletim sistemleri kullanmaya geçişi planlamak olduğuna inanıyorum.

    Umarım Microsoft'un bu hamlesini özgürleşme yolunda bir adıma dönüştürebiliriz.
    24
    Nis
    21
    Nis
    Geçen hafta katıldığım çalıştay'da haberim olan konulardan biri de 'Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu' oldu. 22 Şubat'ta kabul edilen ve 22 Ağustos tarihinde yürürlüğe girecek olan kanun hepimizi etkileyecek değişiklikler getirdiğinden bir kaç önemli noktaya dikkat çekmek istiyorum. Merak edenler belgenin tamamını okuyacakladır ama bazı bölümleri burada alıntılayacağım.

    Öncelikle kanunun amacına bakalım:
    Bu Kanunun amacı, ülkemizin kültürel varlığı ile bilgi birikimini oluşturan fikir ve sanat eserlerinin basılmış veya çoğaltılmış nüshaları ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca yurt dışında basılan veya çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin etkin, sağlıklı ve eksiksiz bir biçimde toplanması, gelecek kuşaklara aktarılması, elverişli ortamlarda saklanması, korunması, düzenlenmesi ve toplumun bilgi ve yararına sunulmasına ilişkin esasları belirlemektir.
    Çoğu zaman olduğu gibi iyi bir şeyin hedeflendiğini görüyoruz. Birşeylerin kütüphanelerde derlenemesi hedefleniyor, peki neler arşivlenecek:
    Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde basılan veya çoğaltılan, aşağıda belirtilen her türlü eser, bu Kanun kapsamında derlenir:
    a) Kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler.
    b) Gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli yayınlar.
    c) Afiş, kartpostal, gravür, reprodüksiyon, basılı fotoğraf gibi grafik eserler.
    ç) Veri içeren her türlü slayt, şerit, film parçası, makara, kaset, kartuş, film ve mikroform gibi materyal.
    d) Her türlü bilgisayar, müzik ve video cihazlarında kullanılmak üzere üretilmiş ses, görüntü ve veri içeren optik ve manyetik ortamlara kaydedilerek çoğaltılmış eserler.
    e) Prospektüsleriyle birlikte blok veya tek olarak pul ve kağıt paralar.
    f) Coğrafik, jeolojik, topoğrafik ya da meteorolojik harita, plan ve krokiler.
    g) Yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak, yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler.
    ğ) Elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınlar.
    Bizi daha çok ilgilendiren madde ğ. Peki bu derleme işlemini kim yapacak? Kanunda yukarıda sınıflandırılan maddelerin her birinin nerelerde nasıl derleneceği tanımlanmış. Ben sadece ğ maddesini ilgilendirenleri alıntılıyorum:

    c) 4 üncü maddenin (ğ) bendinde belirtilen eserler sadece Millî Kütüphaneye gönderilir. 
    d) 4 üncü maddenin (a), (b), (g) ve (ğ) bentlerinde belirtilen eserlerin 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ek 11 inci maddesi uyarınca hizmete sunulmak amacıyla, elektronik ortama aktarılan bir nüshası görme engellilerin hizmetine sunulmak üzere Millî Kütüphaneye gönderilir.
    Buradan anlaşılan elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınların birer nüshasının Milli Kütüphaneye gönderilmesi gerektiği.

    Kanunun bundan sonraki bölümlerinde sorumlukluklar ve verilecek cezalar bölümleri var. Bu kanunun görme engellilere hizmet sunulması amacıyla çıkarıldığını tahmin etmek güç değil ama kapsam o kadar geniş tutulmuş ki elektronik dergilerin, gazetelerin, hatta wikilerin içeriğini sürekli olarak Milli Kütüphane'ye görmememiz gerekecek mi merak ediyorum ben. Tabi Milli Kütüphane çalışanı olsaydım f maddesinde yazan meteorolojik verilerin nerede depolanacağı konusunu ayrıca dert ederdim sanırım.

    Her zaman olduğu gibi kapsamı hedeflenenden çok geniş tutulmuş bu kanunun hayatımıza girmesine yaklaşık dört ay kaldı.
    Özgür bir işletim sistemi kullanmayanların dahi bir lisans bedeli ödemeksizin kullanabildikleri bir ofis paketi olan LibreOffice'in çevirilerini uzun süredir neredeyse tek başına Zeki Bildirici sürdürüyor. Her ne kadar kullanıcı arayüzü özverili çalışmalarla %100 Türkçe'ye çevirilmiş olsa da 'Yardım' çevirileri ancak %60'lara gelebilmiş durumda.

    MS Office kullanıcılarını LibreOffice kullanmaya ikna etmek için onlara kendi dillerinde bir arayüz sunmak kadar okuduklarında anlayacakları bir 'Yardım' içeriği sunmak da çok önemli. Yardım tamamen Türkçeye çevrilince onu kullanıp çeşitli belgeler üretmek de kolaylaşacaktır.

    Türkçe bir ofis paketi bireysel kullanıcılar için de önemli olmasına rağmen en fazla kurumsal kullanıcılar açısından önemli. Özellikle binlerce kullanıcısı olan üniversiteler için lisans maliyetleri onbinlerce dolarları bulabiliyor. Diğer kurumlar; örneğin bankalar, ofis paketinin Türkçeleştirilmesi için kolaylıkla işgücü ayıramazken sayısı 200'e varan üniversiteler bu konuda öncü olabilme ve yükün hemen hemen tamamını üzerlerine alabilme kapasitesindeler.

    ULAKBİM'in geçen hafta düzenlediği çalıştay'da çay kahve aralarında yoğun olarak konuşulan bu konu hakkında bir işbirliğe gitmek üzere anlaştık. Üniversiteler çalıştırdıkları tüm personeli yabancı dil sınavlarından sonra aldıklarından çeviri yapabilecek yeterli kişiyi bulmak sorun olmayaktır sanırım. Öyle her üniversiteden birer kişi filan gibi hesaplara girmeden bu büyük camianın LibreOffice'i sadece bir kere tamamen Türkçeye çevirecek değil, çeviriyi sürekli güncel tutacak gücü de var. Bu konuda istekliyiz ve kısa zamanda koordine olup çalışmaya başlayacağız. Kamunun buna ihtiyacı var.

    Eğer siz de 'ben de varım' diyorsanız aşağıdaki üç belgeyi okuyarak işe başlayabilirsiniz.

    https://wiki.documentfoundation.org/Language/Pootle/tr

    https://wiki.documentfoundation.org/Language/tr

    https://wiki.documentfoundation.org/Language/Pootle/İpuçları_ve_tavsiyeler/tr

    Ayrıca Türkçe kullanıcıları e-posta listemiz var, burada da bazı ipuçları ve tartışmalar var: http://listarchives.libreoffice.org/tr/users/ Listeye üye olmak için users+subscribe@tr.libreoffice.org adresine boş bir e-posta göndermek yeterli.

    Birlikte ne kadar çok ve kaliteli iş yapabileceğimizi gösterelim!
    19
    Nis
    23-24 Mart tarihlerinde gerçekleştirilen Pardus'un Yarını Çalıştay'ının üzerinden neredeyse bir ay geçti. Çalıştay'ın ardından konuluşanlar detaylı olarak yazmıştım [1], [2], [3].  Geçtiğimiz haftasonu Türkiye'deki bütün üniversiteleri internete bağlayan kurum olan ULAKBİM'in bu yıl 6.sını düzenlediği bir çalıştay düzenlendi. Aynı zamanda ULAKBİM'in de başkanı olan Ahmet Kaplan ile danışma kurulu başta olmak üzere Pardus genelinde konuları konuşma fırsatım oldu. Pardus'la ilgili gelişmeleri proje yöneticisinin kendi blogunda yazmasının en doğrusu olduğunu düşünüyorum ama ben yine kendi gördüklerimi yazayım.
    • Pardus projesinin ULAKBİM'e geçişinin evrak işleri ancak geçen hafta tamamlanabilmiş. Ahmet hoca bahsi geçen danışma kurulunun resmiyet kazanabilmesi için yazışmaları başlattığını ve bu ayın sonuna yetiştirilmesini hedeflediğini söyledi.
    • Pardus kullanan en büyük kurum olarak her yerde söylenen MSB bir süredir destek alamadığı TÜBİTAK ile sözleşme yenilemek istiyormuş. F@tih projesinde etkileşimli tahtalarda Pardus kullanılacağı zaten konuşuluyordu, MEB de bir protokolle bu birlikteliği başlatmak istiyormuş. Ahmet hoca başka kamu kurumlarının da göç planları yaptığını, görüşmelerin sürdüğünü söyledi. 
    • Bu hareketlilik Pardus'un rafa kaldırılmayacağını göstermesi açısından ümit verici ama projenin geliştiricisinin bulunmadığı gerçeği de aklımızın bir köşesinde duruyor. Ankara'da çalışacak yeni geliştiricilerin işe alınacağını söyledi Ahmet hoca ama zamanla ilgili bir konu konuşulmadı.
    • Beni çok şaşırtan konulardan biri çalıştayda tahmin edemeyeceğim kadar fazla kişinin Pardus'a göç hakkında soru sorması oldu. Üniversitelerin önemli bir kısmı olan bitenden haberdar değil ve hala şaşırtıcı bir heyecan var Pardus konusunda. Mevzuyu takip edenlerin hemen hepsi bu projenin ülke yararına devam etmesini temenni ediyor.
    • Danışma kurulu temsilcilerinin seçimleri konusu kimse için net değil işin doğrusu. STK'ların ve iş ortaklarının seçimleri işini Doruk Fişek organize edeceğini söylemişti. Bu kurul için bir üniversite temsilcisi seçilmesi gerektiği çalıştayda bir toplatı öncesi duyuruldu. Ben de bu sürecin içinde yeralmak istediğimi söyledim. İtiraz eden olmadığı gibi başka aday da çıkmadı. Tübitak çalışanı geliştirici kaldı mı bilemiyorum ama o kadronun seçimi işin en kolay tarafıdır herhalde. Maaşlı çalışmayan geliştiriclerden (var mı hala böyle birileri bilemiyorum ama) bir temsilci nasıl seçilecek bilemiyorum doğrusu. Kamu temsilcisi için de görüşmelerin sürdüğünü duyduk. TÜBİTAK danışma kurulunun resmileştiğini duyurduğunda bu temsilcilerin seçilmiş olmasının işleri hızlandıracağı hepimizin malumudur.
    Camia (ben de dahil) Pardus'un devam edeceğine innamak için birşeyler duymak değil görmek istiyor. Geçirdiğimiz bu bulanık dönem sona erecek mi, nasıl erecek birlikte göreceğiz.
    13
    Nis
    Çocuklardan ilkokulda çeşitli konuları araştırıp yazıya dökmeleri isteniyor. Bu sayede hem yazma, çizme becerilerini arttırmaları hem de kaynak okuma, anlama, özetleme becerileri geliştirmeleri hedefleniyor. Oğluma ikinci sınıfta bilgisayar öğretmeni bir konuyu araştırıp düz metin dosyasına kaydedip getirmesi ödevini verdiğinde google'dan yaptığı aramada ilk çıkan sonuca tıklayıp, ilk paragrafı kopyalayıp kendi belgesine yapıştırdığını gördüm. Hatta bana "baba böyle ödev yapmak çok güzelmiş, okumamız bile gerekmiyor" demişti.

    Üniversitede ödevler temel olarak iki farklı kategoride veriliyor. Uygulamalı ödevlerde ya bir soruyu/sorunu çözmeleri ya da kendi yaratıcılıklarını kullanmaları isteniyor. Bu tip ödevleri değerlendirmek dersi veren için problem olmuyor genelde. Bir konunun araştırılıp yorumlaması istenilen ödevlerin değerlendirilmesi genellikle çok zor oluyor.

    Kağıtta alınan ödevler en zor değerlendirilenleri. Onlarca sayfa yazıyı her öğrenci için ayrı ayrı okuyup, birbirinden kopya çekenleri bulmak, alakasız yerlerden aynen yazılmış yazıları ayırt etmek çok emek isteyen işler. Hepimiz öğrencilik yıllarında ödevin arasında Fenerbahçe-Galatasaray maçı anlatımı yazan birilerini duymuşuzdur. İşin doğrusu bu tip ödevlerin büyük çoğunun okunmadığını söylemek yalan olmaz.

    Elektronik ortamda alınan ödevleri değerlendirmek için hazır araçlar var. Bir satırı kopyalayıp google'da aratmak bile kopyalanmış ödevleri bulmaya büyük ölçüde yardımcı oluyor. Bu tip ödevleri çok iyi hazırlayan öğrencileri gördükçe bunları başkalarıyla paylaşmak istiyor insan. Ama adı üzerinde ödev olarak hazırlandıklarından zamanla eskiyor ama güncellenmiyorlar. Hem aramalarda da çok gerilerde çıktığından hakettikleri kitlelere ulaşamıyorlar.

    Tüm bunları bir araya getirince; yani ödev okumadan önce bir ön değerlendirmeden geçse, eskidikçe güncellense ve ihtiyacı olan önce onu okuyabilse denilince Vikipedi'den başka bir alternatif gelmiyor benim aklıma. Bir kaç yıldır uygulamalı olmayan ödevleri Vikipedi'ye bir madde girilmesi şeklinde veriyorum. Öğrenciler yazdıklarının herkes tarafından okunacağını bildiklerinden fener-galatasaray maçı yazamıyorlar, yazsalar bile çok kısa süre içinde vikipedi'den siliniyor. En önemlisi yapılan çalışma kalıcı oluyor, başkalarının da işine yarıyor.

    Her aramada ilk baktıpğımız yer olan Vikipedi'ye daha çok destek olmamız lazım.
    12
    Nis
    Dün (11 Nisan) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi'nin İnternet Haftası etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen etkinlikte "Türkiye'de Linux'un gelişimi" konusunda konuştum. Neredeyse tamamen dolu bir salona özgür yazılım hareketinin çıkışından bugüne geçirilen aşamaları anlattım. Çoğunluğu mühendislik bölümlerinden dinleyicilerin ilgisi tahminimin üzerindeydi. Osmaniye Üniversitesi internet haftasında 2 hafta boyunca seminerler düzenlediğinden etkinliğin duyurulması ve konuşmacılarla ilgilenilmesi işini çok başarılı bir şekilde düşünmüşlerdi. Başta Bilgi İşlem Daire Başkanı Kadir Uludağ olmak üzere Enformatik ve Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinden hocalar hem konuşma sırasında hem de dışarıda çok ilgiliydiler. Hepsine tekrar teşekkür ediyorum.

    Yemeklerin pek lezzetli olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı? ;)
     
    8
    Nis
    Türkiye'de İnternet'i genel kullanıma açıldığı gün olan 12 Nisan'ı (1993) kapsayan 2 hafta 1998'den bu yana İnternet Haftası olarak kutlanıyor. Bu yılın doğum günü pastası 12 Nisan'da Yaşar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenecek etkinlikte kesilecek.

    Türkiye İnternet Kamuoyunu, 9-22 Nisan'da gerçekleşecek 15. İnternet Haftasını, tüm ülkede internete verdiğimiz öneme yakışır bir şekilde; interneti savunmaya, interneti konuşmaya ve bu doğum gününü kutlamaya çağırıyoruz. Tüm kesimlerden; Üniversiteler, Ticaret ve Sanayi Odaları, Çiftçi Birlikleri, Ziraat Odaları, Mühendis Odaları, Barolar, Tabip Odaları, Bankalar Birliği, Noterler Birliği, Organize Sanayi Bölgeleri, Yerel Yönetimler, İnternet Cafeler, Okullar, Kaymakamlıklar, Valilikler, Bakanlıklar, tüm kamu yönetimi, özel sektör, internet şirketleri, Bilişim/Bilgi/İletişim STK'ları, Demokratik Kitle Örgütleri, Bilişim Klüpleri, Tüm Medya Kuruluşlarını, Bireyleri bu İnternet Haftasını tüm ülkeyi saran bir İnternet Şenliğine, Bilgi Toplumu, e-dönüşüm, e-türkiye ve e-devlet kavramlarının geniş kitlelerle tanıştırıldığı bir İnternet ve Bilişim Fırtınasına döndürmeye çağırıyoruz.

    İnternet Yaşamdır!
    6
    Nis
    Ubuntu'nun Unity masaüstü ortamı ve Gnome projesinden Gnome 3, sıradan masaüstü ortamlarından çok daha farklı bir görünüm ve kullanım sunuyor. Bu değişiklikleri seven de var, yerin dibine geçiren de. Fark ettiğim bir durum ise, sevmeyenler (hatta nefret edenler) XFCE, LXDE gibi görece daha hafif ve daha geleneksel masaüstü ortamlarına yöneliyorlar.

    KDE masaüstü ortamının 4.0 sürümüyle girdiği tartışmalı durumun tekrar yaşandığını görebiliriz. KDE 4 serisiyle çok köklü değişiklikler yapmıştı. KDE'nin 4.0 sürümü KDE API'sinin sonlandırılmasını ve artık uygulama geliştiricilerin KDE 4'e geçiş yapması gerektiğini ifade ediyordu. Bence yanlış olan bu sürümlendirme stratejisi, pek çok kişiyi ve dağıtımı KDE'nin en son sürümü olan 4.0'a geçmeye yönlendirdiği. Halbuki KDE -yaklaşık- 4.3 sürümüne kadar eski KDE 3'den özellik ve kararlılık bakımından geriydi. Bu dönemde KDE'yi deneyip eksik özelliklerden ve sık yaşanan çökmelerden ağzı yanan pek çok kişi oldu. Unity ve Gnome 3'ten uzaklaşanların KDE'yi bir seçenek olarak değerlendirmemelerinin sebebi, belki de bu kötü deneyim yüzündendir.

    Ancak KDE'nin son bir kaç sürümü bu kötü ünü hiç haketmiyor. Gayet sağlam çalışıyor ve ayarlanabilirlik konusunda sınır tanımıyor. Size geleneksel görünümlü bir masaüstü sunarken, isterseniz çok farklı şekillere de bürünebiliyor. Unity'de uygulamaların yer aldığı çubuğu hareket ettirmek bile ek program kurulmasını gerektiriyorken, KDE'nin sunduğu özelleştirilebilirlik buharlı araba - jet uçağı ilişkisini andırıyor.

    Örneğin Unity ve Gnome 3'te komut satırından ya da ek programlarla etkinleştirebileceğiniz "klasik" masaüstünü (masaüstünde bir klasör içeriğini göstermek), KDE'de masaüstünüze sağ tıklayıp ulaşabileceğiniz masaüstü ayarlarından "Layout: Folder View" seçeneğini seçerek elde edebiliyorsunuz. "Search and Launch" türündeki bir masaüstünde ise tüm masaüstünü bir uygulama başlatıcısı olarak kullanmanız mümkün. Her tür masaüstünde çeşitli programcıklar (widget) çalıştırıp, onu istediğiniz gibi özelleştirebiliyorsunuz.

    "Activity" kavramı ise KDE'nin masaüstü ortamlarına getirdiği yeniliklerden biri. Çoklu masaüstü özelliğinin bir adım ilerisi olan Activity'ler, çalışan uygulamaları, masaüstü ve görünüm ayarlarıyla bilgisayardaki çalışmalarınızı kavramsal bölümlere ayırmanızı sağlıyor. İstediğiniz zaman çalışan programlarla birlikte bir activity'i kapatabiliyorsunuz. Kapalı bir activity ve içindeki programlar hiç kaynak harcamıyor. Activity tekrar çalıştırıldığında ise tüm ayarlarıyla masaüstü, ve activity içinde çalışan programlar tekrar yükleniyor. Hatta destekleyen uygulamalarda programın içindeki durum da kaydedilip tekrar yükleniyor. (Örneğin activity kapatıldığında gwenview resim yöneticisinde açık olan klasör, activity yeniden başlatıldığında hatırlanıyor) Activity kavramıyla ilgili iki ingilizce günlük girdisi burada ve burada.

    KDE'yi tekrar denerseniz ilginizi çekecek bir özelliğini bulabilirsiniz. Belki görsel güzelliği, belki özelleştirilebilirliği. Ama 4 serisinin ilk sürümlerinden çok daha iyi olduğunu göreceksiniz.
    27
    Mar
    Pardus kullanıcılarının önemli bir kısmının hatırlamadığı bu davadan bahsedeyim önce. 26 Haziran 2008'de (yani neredeyse 4 yıl önce) Pardus Kullanıcıları Derneği kuruldu. O dönemde TÜBİTAK resmi topluluk sayfası olarak özgürlükiçin.com'u destekliyordu. Kullanıcıların kendi insiyatifleriyle kurdukları bu derneğin logosu yanda da gördüğünüz gibi Pardus'un logosunun ve bir penguenin birleşiminden oluşuyordu. Ben de derneği ilk duyduğumda konu hakkında blog'da yazmıştım.

    Konu tahmin ettiğimiz gibi gelişmedi. Proje yöneticisi günlüğünde aşağıdaki ifadeleri TÜBİTAK Hukuk Müşavirliği'nin duyurusu olarak yazmıştı.
    Pardus Kullanıcıları Derneği adı altında faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların Pardus sisteminin yaratıcısı olan TÜBİTAK-UEKAE ve TÜBİTAK-UEKAE çalışanları ile hiçbir fiili veya hukuki ilişkisi veya işbirliği bulunmamaktadır.  556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve meri mevzuat hükümleri çerçevesinde doğabilecek olası hukuki ihtilaflara mahal vermemek adına bu tür oluşumlar ve bu oluşumlar altında Pardus markası kullanılmak suretiyle yürütülecek faaliyetler öncesinde TÜBITAK-UEKAE'den izin alınması gerekmektedir.  Aksi durumda ilgili kişiler hakkında cezai ve hukuki süreçlerin başlatılması yoluna gidilecektir.
    TÜBİTAK-UEKAE'nın izni dışında kurulan oluşumlardan ve bu oluşumların yürütmüş olduğu hiçbir faaliyetten TÜBİTAK-UEKAE sorumlu tutulamaz.

    Kamunun bilgisine saygı ile arz olunur.
    Beklenmedik bu çıkış karşısında PKD başkanı Av. Nihat Karslı bir röportajda "Suçum Pardus’u sevmekse cezamı idam isterim!" demişti. TÜBİTAK derneğin logosunun yarısında bulunan Pardus logosunun kaldırılması ve Pardus isminin kullanılmaması için dava açtı. Mahkeme logodaki pardus logosunun kaldırılmasına hükmederken pardus isminin kullanılması konusunda derneği haklı buldu. Her iki taraf da kendi adına temyize başvurdu. Dava hala Yargıtay'da incelenmeyi bekliyor.

    Bu davayı açanlar Linux Kullanıcıları Derneği kurulurken Linus Torvarlds'tan izin mi alındı ki şimdi bizden izin alınmasını istiyoruz diye düşünseler bu konuyu hiç açmazlardı sanırım. Ayrıca Pardus Nakliyat gibi firmalar konusunda hiç birşey yapılmazken bu dava proje yönetimiyle topluluğun bir bölümü arasında ciddi problemlere yol açtı. TÜBİTAK'ın desteklediği özgürlükiçin.com ile TÜBİTAK'ın dava ettiği pardus-linux.org arasında yıllarca süren düşman kardeşler durumu TÜBİTAK'ın özgürlükiçin tayfasından da desteğini çekmesiyle değişmeye başladı. Topluluklar kendi başlarına kalınca aslında düşman olunacak birşey olmadığını görerek hızlıca birlikte hareket etmeye başladılar. Birlikte edergiler çıkardılar, haberler yaptılar. Ama bu birliktelik tam da ortada bir Pardus kalmadığı zamana denk geldi. Şimdi topluluklar birlikte çalışabiliyor ama Pardus yok ortada. Tam; yağ olsa un olmaz, un olsa yağ olmaz durumu :(

    Pardus yönetiminin değiştiği bu dönemde topluluğa güven verilmek isteniyorsa PKD ile karşılıklı anlaşılarak bu davanın düşürülmesinin sağlanması yerinde bir adım olacaktır. Dava hangi taraf lehine sonuçlanırsa sonuçlansın kazananın olmayacağı bir konuma gelinmiş durumda. Pardus'un Geleceği Çalıştayı'nda konuşulan konulardan biri de bu konuydu ve proje yöneticisi Ahmet Kaplan bu konuya çok sıcak yaklaştı. Umarım ivedilikle hareket edilerek Pardus bu acayip durumdan kurtarılır.

    Linux Kullanıcıları Derneği ve Bilgi Üniversitesinin birlikte düzenledikleri Özgür Yazılım ve Linux Günleri bu yıl 30-31 Mart tarihlerinde Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsünde düzenlenecek. Özgür Yazılım insanlarının en önemli buluşma yeri olan etkinlikte sabahtan akşama seminerler dinlemek, camiadan arkadaşlarla görüşmek, yenileriyle tanışmak imkanı olacak. Her yıl olduğu gibi bu yılda Çanakkale'den oldukça kalabalık bir grupla etkinliğe (eski adıyla şenliğe) katılmayı planlıyoruz.

    Ben bu tip etkinliklerde seminerlerden çok (doğruyu konuşmak lazım) kahve aralarında gevezelik etmeyi, yeni insanlarla tanışmayı değerli buluyorum. Hele etkinlik İstanbul'da olunca orada çalışan eski öğrencilerim ve arkadaşlarımın sayısı hayli kabarık oluyor.

    Ayrıntılı program etkinlik sayfasında var ama benim özellikle katılmak istediklerim şunlar:
    • Chris Stephenson, "Bilgisayar Bilimcileri Haklıymış: Programlama Dillerindeki Son Gelişmeler". Chris hoca her yıl oldukça eğlenceli ve ilginç konuşmalar yapıyor, hem öğrenciler hem de çalışanlar için kaçırılmaması gereken bir sunum olacaktır eminim. Aynı sırada arkadaşım Fatih Uluçam ayrıldığı Batman Üniversitesinde yaptıklarını anlatacak. Üniversitesine ne kadar emek harcadığını bildiğimden kurumsal olarak bir işi nasıl yapacağını merak edenlere yardımcı olacağını tahmin ediyorum.
    • İkinci oturumda Eray Arslan "Kerberos'a Giriş" anlatırken, Hakan Uygun da "Maven Derleme Sistemi ile Proje Hayat Döngüsü" anlatacak. Ben bu oturumda muhtemelen dışarıda gevezelik ederim. 
    • Üçüncü oturumda eğer öğleden sonra da dinlemeye devam edecekseniz Gökşin Akdeniz'den FreeBSD dinlemek iyi fikir olabilir. Ben salonların önünde olurum.
    • Yemekten sonra Yaşar Safkan'dan "Yazılımcı Seçimine Mühendisçe Yaklaşım" dinlenebiir ama ben Serdar Dalgıç'tan "Linux’ta Paket/Yazılım Yönetim Sistemleri" dinlemeyi tercih edeceğim. PiSi, deb ve rpm'nin çözemediği hangi sorunları çözüyor gibi sorulardan bahdesilecek teknik bir seminer olmasını ümit ediyorum.
    • Teknik bir seminer dinlemek isteyenler Devrim Gündüz'den "RPM Paketi Hazırlamanın İncelikleri"ni dinlerken ben Roy Büyüksimkeşyan'dan "Bir Proje Yöneticisinin Günlüğü: Son Projemi Nasıl Batırdım?" oturumuna katılacağım. Artık ihtiyarladığımdan mıdır nedir, böyle tecrübelerin anlatıldığı oturumlar daha cazip geliyor bana.
    • Teknik konuları dinlemek isteyenler için son oturumda Yaşar Safkan!ın "Açık Kaynak Test Kütüphaneleri ile Birim Testi Yapmak" semineri iyi bir seçenek olabilir. Ben bu vakti de gevezelikle değerlendiririm.
    İkinci gün için programda işaretlediklerim de şöyle:
    • iki oturum peşpeşe dinlerim diyenler için Devrim Gündüz "PostgreSQL’de Uygulamalı Gömülü Replikasyon" anlatacak. Benim bildiğim Devrim bu iki oturumu blok olarak yapar, hatta bir sonraki seminerden de vakit çalmaya kalkar. Dinlemesi zevkli olur ama temponun böyle olacağını bilerek gidin ;) Özhan Karaman'dan "Btrfs Dosya Sistemi Teknolojisi ve Kullanımı" ve Bünyamin Demir'den "Güvenli Kod Geliştirme" de değerlendirilebilir diğer alternatifler. Cuma gecesinin nasıl geçeceğine bağlı olarak bu oturuma yetişemeyebilirim gibi geliyor bana;)
    • İkinci oturumda Erek Göktürk ve Onur Küçük birlikte "Al Ruby'i vur Python'a" diyecekler. Eğlenceli bir sunum olacağını düşünüyorum. Bilgisayar Mühendisliği öğrencilerine python anlatan biri olarak tam benlik bir oturum olacak. Paralel bir salonda da Akın Ömeroğlu "Özgür Yazılımda Patentler ve Davalar" hakkında konuşacak. Teknik olmayan bir şey dinlemek isteyenler için bu oturumdaki tek seçenek de o olacak sanırım.
    • Yemekden önceki son oturum da Eren Türkay çoğumuzun yabancı olduğu bir konudan "Linux ile Amatör Telsizcilik"den bahsedecek. Paralel bir oturumda da Doruk Fişek "MariaDB vs MySQL Karşılaştırması" yapacak. Seçimi hava şartlarına göre yaparım diye düşünüyorum.
    • Öğleden sonra Oğuz Yarımtepe yıllar önce yaptığı "Linux-DO: GNU/Linux ve Uzak Doğu Felsefesi" sunumunun genişletilmiş halini yapacak. O zaman da çok eğlenceliydi şimdi daha da eğlenceli olacak sanırım. Onur Küçük "Linux Açılış Süreci"ni başka bir oturumda anlatsaydı da Linux-Do seminerini anlatanlar ve dinleyenlerde ona katılabilselerdi isterdim ama paralel oturumlar olunca böyle çakışmalar kaçınılmaz oluyor.
    • Son iki oturumda diğer seminerlerin yanı sıra "Pardus: Topluluk Olarak Ne Yapıyoruz?" paneli var. Belki birincisine katılıp Pardus Çalıştayı ile ilgili sorulara katkıda bulunabilirim.
    Hepimiz etkinliğe giderken programda bazı oturumları işaretleyip gidiyoruz. Benim yukarıda yazdıklarımı da öyle kabul etmenizi isterim.