7
Şub

1-3 Şubat'ta Uşak'ta düzenlenen 14. Akademik Bilişim Konferansı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da öncesinde düzenlenen 4 günlük eğitimlerle başladı. Bu kurslar her geçen yıl daha fazla çeşitleniyor. Bu sene yaklaşık 250 kişi, 6 farklı alanda (Linux sistem yönetimi, android, güvenlik, libreoffice, postgresql ve python), 9 farklı salonda, 15 eğitmenden toplam 32şer saat kurs aldı. Bu kursların benim açımdan en önemli farkı python kursunu 4 öğrencimin (Mesutcan KurtEngin ManapSerhat Rıfat Demircan ve Ahmet Can Kepenek), Linux sistem yönetimi kursunu ise 2 eski öğrencim, mesai arkadaşımın (Oğuz Yarımtepe ve Kaan Özdinçer) vermesi oldu. Güvenlik kursunu veren Fatih Özavcı, Postgresql anlatan Devrim Gündüz, başkanımız Hakan Uygun, eski başkanımız Doruk Fişek ve Libreoffice anlatan Özgür Yazılım aş. tayfasıyla pek keyifli günler/akşamlar geçirdik. Velhasıl gelebilenlerle çok eğlendik, gelemeyenlerin kulaklarını çınlattık ;)

Benim için bir diğer farklı durum da Uşak eski milletvekili Osman Coşkunoğlu ile tanışma, konuşma fırsatı bulmam oldu. Siyesetçi olmanın ötesinde bir yaklaşımı olduğunu gördüm ve kendisiyle tanışmaktan mutluluk duydum.

Konferans bu yıl gerçekten zorlu hava koşullarında gerçekleştirildi. Buz gibi günler ve daha soğuk akşamlarda Uşak'ta bir bilişim fırtınası estirdi Akademik Bilişim Konferansı. Mustafa hoca her yıl bu hedefe daha fazla yaklaşmak için daha geniş kitlelere ulaşmayı deniyor. Bu yıl Uşak'lı muhtarlar ve meslek odaları temsilcileri de konferansa dahil oldular. Seneye şehrin daha geniş bir katılımını sağlamak için planlar da yaptık.

Konferans 3 gün boyunca 1000'e yakın katılımcıyı ve 30 sponsor firmayı ağırladı. Bazı günler Ankara ve İzmir yollarının kardan kapandığını göz önüne alınca bu sayı oldukça iyi sayılır diye düşünüyorum. Bilişimin her alanında bildiriler sunuldu, seminerler verildi, panellerde konuşuldu. Başta Kemal Karaman ve Şahser Güven olmak üzere yerel organizasyondaki arkadaşlar her şeye yetiştiler. Kemal ve Şahser hocalarla ilerideki ab'lerde de göreşeceğimizi tahmin ediyorum.

Konferansta hakkında en fazla konuşulan konu f@tih projesiydi. Bir belirsizlikler projesi olduğundan bu kadar fazla konuşuldu belki de. Bu konuyla ilgili ayrıca yazmak istiyorum.



Çok yaşa Mustafa Akgül, çok yaşa Ethem Derman, çok yaşa Ufuk Çağlayan diyor, bu duygu ve düşüncelerle gelecek yıl yeni bir akademik bilişim konferansında buluşmak üzere huzurlarınızdan ayrılıyorum.
6
Şub
Hepimiz Pardus'un yarını hakkında bir çalıştay yapılacağını bir şekilde duyduk. Bu çalıştaya bütün Pardus kullanıcılarının çağırılmayacağı çok açık. Tahmin ediyorum eski/yeni geliştiricilerin de önemli bir kısmı bu çalıştayda bulunmayacak. Emin olmamakla birlikte ben bu toplantıya çağrılacağım yönünde şeyler duydum.

Bu toplantıda dile getirilmesini istediğiniz görüşleriniz varsa buraya yazarsanız toplantıda dile getirmeye çalışacağımı henüz vakit varken yazmamın iyi olacağını düşünüyorum. Hakarete varmayan her görüşü imkanlar ölçüsünde toplantıya taşıyacağım.

İşin doğrusu toplantıdan ümitli değilim ama son bir sözümüz varsa onu söyleyip öyle ayrılalım diyorum.
5
Şub
Geçen yıl ilki düzenlenen Ulusal IPv6 Konferansının ikincisi bu yıl 15 Şubat'ta Ankara'da düzenlenecek. Konferans programına buradan ulaşabilirsiniz. Herkese açık ve ücretsiz olan etkinlik için kayıt yaptırmak yeterli. Biz de fi6en ile orada olacağız, bekleriz.
25
Oca

Üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda ilgili grupları biraraya getirerek, bilgi teknolojileri altyapısı, kullanımı, eğitimi ve üretimini tüm boyutlarıyla tanıtmak, tartışmak, tecrübeleri paylaşmak ve ortak politika oluşturmak için bir platform olmayı hedefleyen Akademik Bilişim Konferanslarının 14.sü bu yıl 1-3 Şubat tarihlerinde Uşak Üniversitesinde yapılacak. Her AB öncesi yapılan kurslar bu yıl daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir yelpazede düzenleniyor. Güvenlik, Linux Sistem Yönetimi, Python, PostgreSQL Veritabanı Yönetimi, Android ve LibreOffice/OpenOffice konularında 4 gün sürecek yoğun bir eğitim dönemi yaşanacak.

2002'de Konya'da, 2006'da Denizli'de, 2007'de Kütahya'da katıldığım; 2008'de Çanakkale'de düzenlediğimiz, 2009'da Şanlıurfa, 2010'da Muğla, 2011'de Malatya'da devam eden seri bu sene de yeni arkadaşlar edinme, eski dostları görme ve tecrübelerin paylaşılmasıyla pek güzel geçecektir eminim.

Önceden verilmiş bir sözünüz yoksa sizi de bekleriz.
18
Oca
Google'ın lise öğrencileri için düzenlediği Code-In 8 haftalık yoğun bir çalışma sürecinin ardından dün tamamlandı. Geçen yıl bir ödül alanlar listesi olduğundan bu listedeki iki kardeşimizi yazmıştım. Summer of Code'da olduğu gibi katılımcıların tam adları yazmadığından bu yıl 545 öğrencinin isimlerine bakıp bizim çocukları aşağıdaki kadar görebildim.

Bu genç arkadaşları tebrik ediyor, ileride daha çok görmeyi umuyorum.
16
Oca
Sadece bir sosyal mecrada, sadece tanıdıklarınızla paylaşmak istediğiniz, izin vermediklerinizin görmemesini istediğiniz şeyler var mı? Eğer buna, benim gibi, hayır diyorsanız şu uygulama bilgilerimi kimlerle paylaşıyor diye bir derdiniz yok demektir. Facebook ve twitter ile birlikte kişisel bilgi konusunu yeniden tanımlamak gerekiyor bana kalırsa. Eski kavramlarla düşündüğümüzde çok delice bulduklarımız artık normal şeyler oldu çünkü.

Sosyal medya hesaplarını korumalı tutanlar oraya koydukları fotografları sadece görmesine izin verdikleri insanlar mı görüyor sanıyorlar acaba? Günümüzde en yaygın kullanılan iletişim yöntemleri olan eposta ve cep telefonu bilgilerini saklayanlar neden çekiniyorlar bilemiyorum. Çılgıncasına 'size öyle hayranım ki' telefonları almaktan çekinmeyen birinin (kaç kişi var acaba bu durumda) telefonunu bulunur bir yere yazmamasının açıklaması nedir? Benim numaram basit bir google aramasıyla bulunabiliyor (cv'lerine referans olarak beni yazan öğrencilerim iletişim için numaramı da yazıyorlar ve cv'lerini herkesin ulaşabileceği yerlere bırakıyorlar) ama hiç rahatsızlık vermek için arayan olmadı şimdiye kadar. Zaten arayanın numarası görülebildiğinden artık kimsenin aklından böyle şeyler geçmiyor olmalı. En kötü ihtimalle rehberden bulunabildiğine göre (onu da saklamıyorlardır herhalde) telefon numarasının saklanması gereken bir bilgi olduğunu düşünmemek lazım. Eposta adresini yazmayanlar için söyleyecek birşey bulamıyorum doğrusu. Sene 2012 oldu hala spam almamak için eposta adresini yazmayanlar olduğuna şaşırarak şahit oluyorum.

Facebook ve twitter'ın yanı sıra günlüğünüzü, çektiğiniz fotografları, vidyoları, nerede olduğunuzu, beğendiğiniz yemekleri, içtiğiniz ve beğendiğiniz şeyleri, yazdığınız kodları, aldığınız notları, okuduğunuz makaleleridinlediğiniz müzikleri, beğendiğiniz web adreslerini, yapmak istediğiniz şeyleri, düzenleyeceğiniz toplantıları paylaşabileceğiniz bunca alan mevcutken hala buralara yazılan şeyleri saklamaya çalışmamak lazım artık. Bütün bunlar eskiden de sakladığımız şeyler değildi ama duyuracak mecralar yoktu.

Hiç mi özel hayat kalmadı diye soran olmaz ama olursa ;) 10 yaşındaki oğluma verdiğim tavsiyeyi yazayım: birilerinin görmesini istemediğin şeyi paylaşma.
13
Oca
Uzun süredir svn kullanan bir ekip olarak git kullanmaya geçince bazı alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekti. Bundan sonra aramıza katılacak arkadaşlar için de link verebilelim diyerek burada bir kaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Aslında hangi sürüm takip sistemini kullanırsak kullanalım gönderim (commit) mesajları büyük önem taşıyor. Kullandığımız sistem izin veriyor olsa bile boş mesajla gönderim yapmamak lazım. Yaptığımız işi tanımlayan ama kodu da tekrar etmeyen mesajlar yazmak kolayca alışkanlık haline getirebileceğimiz bir şey. İyi gönderim mesajları gözden geçirme sürecini kolaylaştıracağı gibi sürüm notları hazırlarken de en iyi yardımcınız olacaktır. Yazdığınız kodu ileride sürdürmesi gerekecek biri olacaksa ondan (belki de siz olacaksınız bu kişi) alacağınız dualar yazdığınız gönderim mesajları doğrultusunda olacaktır ;)

Hakkında konuştuğumuz mesajlar temelde iki bölümden oluşuyor:

  • Yapılan işin özeti
Bunun gerçekten bir özet olması lazım. 50 veya daha az karakterden oluşan bir mesaj yazamıyorsanız büyük ihtimalle atomik bir gönderim yapmıyorsunuz demektir. Bu gönderim mesajının değil bir sürüm takip sistemi kullanmanın bir konusu olduğundan üzerinde çok durmak istemiyorum ama 'geri alındığında sadece bir yeniliğin/özelliğin/düzeltmenin dışında hiç bir şeyin değişmeyeceği' gönderimler yapmanın önemini de vurgulamadan geçmeyeyim.

Eğer yazdığınız gönderim mesajı bir hata takip sistemiyle bağlantılıysa yaptığınız değişikliğin hangi hatayı kapattığını, iyileştirdiğini de belirtmeniz gerekir.

Özet kısa olacak diye sadece 'bir hata düzeltildi', 'yapılandırma düzeltildi', 'yeni özellik eklendi' gibi anlamsız ve boş mesajla aynı anlama gelen metinler girilmemeli. Bunu insan okuyacak diye düşünüp ona göre 'parola kontrolü hatası düzeltildi', 'yapılandırmada kullanılmayan secenekler temizlendi', 'kaydetmeden cikma ozelligi eklendi' gibi okuyana birşey ifade eden mesajlar yazılmalı.

Mümkün olduğunca kızgın gönderim mesajları yazmamalı. 'Lanet olası hata, lanet olası bir şekilde çözüldü' gibi ifadeleri alt yazı çevirilerinde bırakmak en iyisidir.
  • Bunun neden yaptığınızın açıklaması
Bu ikisi arasında bir satır boşluk olması ve her satırın en fazla 72 karakter uzunluğunda olması uygun olacaktır. 

Yukarıda bir cümle ile özetlediğiniz değişikliği neden yaptığınızın açıklamasını buraya yazmalısınız. Buraya yazdığınız mesajların birlikte çalıştığınız ekibin geri kalanıyla bir iletişim yöntemi (hem de kalıcı) olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız. Hatta ekibin önemli bir kısmının (eğer imkanı varsa) yazdıklarınızı RSS ile bazılarının sadece eposta ile okuduğunu, yazdığınız koddan önce buraya yazdıklarınızı göreceklerini düşünerek yazmalısınız.

Elbette yapılan işin açıklaması olacak diye yazdığınız kodu okuyan birinin açıkça anlayacağı şeyleri (iki değişkenin değerleri birbirine aktarıldı gibi) yazmamak gerekir.

Biraz özen gösterildiğinde çok daha iyi gönderim mesajları yazmak zor olmayacaktır.
10
Oca
Geçen yıl Mart ve Mayıs aylarında masaüstü ortamlarının Türkçeleştirilme oranları hakkında yazılar yazmıştım. Bu yazılımların gelişimi sürdüğünden çevirilerinde sürekli güncellenmesi gerekiyor. Bir masaüstü ortamı bir sefer %100 yerelleştirildiğinde iş bitmiş olmuyor yani ;)

Bakalım şimdi ne durumdayız:

KDE: İki büyükten biri olan KDE'nin Türkçeleştirilme oranı %82.28. Büyük ve hızlı güncellenen bir proje olduğundan yerelleştirilme oranının geçen yıl olduğu seviyede kalması bile üzerinde çalışıldığının bir göstergesi. Yapılacak çok iş var.

LXDE: Geçen yıl tamamı yerelleştirilmiş olmasına rağmen aradan geçen sürede fazla ilgilenilmeyince bu oran %90'a düştü. Hızlıca eski seviyesine getirilebilir ama çalışmak lazım.

Enlightenment: Neredeyse bir yıldır güncellenmemiş olmasına rağmen çeviri oranı hala %100.

Fluxbox: Henüz yeni bir sürüm çıkmadığından çeviri oranı hala %100.

XFCE: Geçen yıl çıkan 4.8 sürümünün Türkçe çeviri oranı %100. Üzerinde çalışılan 4.10 sürümünün ise %92'si çevrilmiş durumda. 11 Mart'ta duyurulacak 4.10 için %100'lük çeviri hedefi yakalanır diye tahmin ediyorum.

Gnome: Hem kararlı hem de geliştirme sürümlerinin çeviri oranları birbirine çok yakın; hepsi %90 civarında. Bu kadar büyük proje için oldukça başarılı bir durum olsa da çok hızlı güncellendiğinden sürekli çalışma istiyor Gnome da.

Çeviri ekiplerine nasıl katılabilirim diyenler bu serinin eski yazılarına bakabilirler.
7
Oca
Yazılımların nerede, nasıl kullanılabilecekleri, dağıtım ve kopyalamalarının nasıl yapılacağı ile ilgili kısıtlamalar getirilebildiğini biliyoruz. Elbette bu kısıtlama ifadeleri yanlızca yazılımlarla sınırlı değil. Geçen gün 'Yeni Kamusal Mal: Özgür ve Açık Kaynak Kodlu Yazılım' isimli kitabın iç kapağındaki kısıtlama dikkatimi çekti. İçinde Genel Kamu Lisansı'nın Deniz Akkuş tarafından yapılan çevirisi de bulunmasına rağmen yazarın yazılı izni olmadan alıntı yapılmasının yasak olduğu yazıyordu. Bunun üzerine hala elimden çıkaramadığım kitaplığımda kısa bir araştırma yapayım istedim. Diğer kitaplarda bulduğum kısıtlama bilgilerini aşağıdaki gibi sınıflandırmak mümkün görünüyor.

  • Hiç bir kısıtlama metni içermeyenler
Bunlar kitapların çoğunluğunu oluşturuyor. Yayınlanma tarihleri eskiye gittikçe kısıtlama metinlerinin daha seyrek yeraldığını görmek mümkün. Otuz kırk yıl önceki kitapların çok azında böyle ifadeler var. Bir çoğunda yayın haklarının kime ait olduğu bilgisi bile yok. Bazılarında hangi matbaada basıldığı, nerede dizildiği bilgileri var, o kadar. Bunlar o kadar çok ki örnek vermek manasız olacak.
  • Sadece yayın haklarının kime ait olduğu bilgisini içerenler
Bu gruptaki kitaplarda yayın hakkı kime ait bilgisi var sadece. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Beş Şehir' kitabının kapağında şu ifade var sadece:
Beş Şehir'in yayın hakları Dergah Yayınları'na aittir.
Ingvar Ambjørnsen'nin Beyaz Zenciler kitabında biraz daha fazla detay var:
Bu kitabın yayın hakları yazar tarafından Ayrıntı Yayınları'na iki adet lületaşı pipo karşılığında verilmiştir. 
İlk iki gruptaki kitapların yayıncıları, yayın hakkı sahipleri yasaların kendilerine sağladığı hakların dışında birşey istemiyorlar. Hatta bazılarının sahip oldukları bu hakları bile çok önemsemediklerini kabul etmek hatalı olmayacaktır. Yasal hakların dışında bir şey talep etmelerinin imkanı olup olmaması ayrı bir tartışma konusu tabi.
  • Yaşasın FOTOKOPİ
Bu kategoride benim bildiğim/bulabildiğim kitap yayınlayan tek yayınevi Altı Kırkbeş. Bütün kitapların kapaklarında aşağıdaki ifade var. Ben J.R.R. Tolkien'in Güç Yüzüklerine Dair kitabından alıntılıyorum:
Bu çevirinin tüm haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda- izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına ve yasalarımıza göre aykırı sayılmaktadır. Böyle bir harekete kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz.
P.S.: Tüm fotokopi fanzinler, yukardaki açıklamadan bağımsızdır. Onlar istedikleri altıkırkbeş kitabını veya metnini çoğaltabilir, bozup yeniden yaratabilir. Okurlarımızı yasal dergileri değil "fotokopi fanzinleri" izlemeye çağırıyoruz. Onlar sizi uçurumdan aşağı itecek güce sahiptirler ve uçmayı öğrenmenin zamanı geldi. Yaşasın FOTOKOPİ, Yaşasın KAOS.
Okumaya alışık olduğumuz soğuk ve kısıtlayıcı metinlerin çok dışındaki bu ifadeler sadece elinizde tuttuğunuz kitabı ve yayınevinin diğer kitaplarını değil başka türlü bir hayat tarzına işaret etmektedir. 
  • Yardım etmeye çağıranlar
Bunlara örnek olarak Aziz Nesin'in Pırtlatan Bal kitabınından alıntı yapıyorum:
BU KİTABIN TELİF HAKLARI NESİN VAKFININDIR.
Aziz Nesin, Türkiye'de ve başka ülkelerde yayınlanacak kitaplarının, sahnelenecek oyunlarının, filme alınacak eserlerinin, iç ve dış radyo ve televizyonlarda temsil ve yayınlarından elde edilecek telif haklarını tümüyle NESİN VAKFI'na bağışlamıştır. NESİN VAKFI'nın amacı vakfın yurduna her yıl alınacak dört kimsesiz ve yoksul çocuğu, ilkokuldan başlatarak yüksek okulu, meslek okulunu bitirinceye ya da bir meslek edininceye dek, her türlü gereksinimlerini karşılayarak barındırmak, yetiştirmektir. NESİN VAKFI'nın senedi gereğince, bu vakfın amacına uygun olmak koşuluyla, her dileyen her türlü yardım, katkı ve bağışta bulunabilir.
İsteyenlere şu adresten Nesin vakfı broşürü gönderilir.
Burada sadece neleri yaparsanız telif ücreti ödemeniz yerektiği anlatılmamakta, vereceğiniz paranın nereye harcanacağı da belirtilmektedir. Buradaki hedefin yasaların yeterince koruyamadığı hakların insanların ikna edilmesiyle bir nebze de olsun korunabilmesinin sağlanması olduğunu tahmin ediyorum.
  • Alıntı yapılamaz
Buradan sonra kısıtlama ifadelerini görmeye başlıyoruz. Bunlarının en kısaları sadece alıntıya izin vermeyenler. Sadece bu uyarıyı yazanlar izinsiz çoğaltmanın öntanımlı yasal hakları olduğunu düşündüklerinden çoğaltma ile ilgili bir şey yazmaya gerek görmemiş olmalılar. Barış Tut'un Kocaman Bir Adam kitabında sadece şu ifade var:
Yayıncının yazılı izni olmaksınız herhangi bir alıntı yapılamaz.
1974 yılında yayınlanmış Paul Baran'ın Büyümenin Ekonomi Politiği kitabında da aynı manaya gelebilecek şu ifade var:
Türkiye'de yayın hakkı dr. ergin günçe'ye aittir, izin alınmadan kısmen de yayınlanamaz.
IDEA yayınlarından çıkan Felsefe Tarihi'nde ise içeriğe uygun bir ifade var:
Tüm hakları saklıdır. Bu kitabın hiçbir bölümü yayımcının ön izni olmaksızın yeniden üretilemez.
Kitap yayınlamanın da bir üretim, emek işi olduğu vurgusu var burada.
  • Kısa alıntıya izin var ama çoğaltılamaz
Kitabın tanıtılması için kısa alıntı yapılmasına engel olmamak bence çok mantıklı. Zaten kim koca kitabın tamamını alıntı diye yayınlamaya kalkar ki? Sabahattin Kudret Aksal'in Öyküler kitabında bu kısıtlama şu şekilde yeralıyor.
Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
Bir dönem çok moda olan bu kısıtlamanın yayınevlerinin değişen polikitaları gereğince dönem dönem değişiklik geçirdiğini de not edeyim. Örneğin Robert Musil'in Niteliksiz Adam'ının birinci cildi 1999'da yayınlandığında böyle bir metin içermemesine rağmen 10 yıl sonra çevrilen ikinci cildinde bu ifade mevcut. Burada çoğaltma yöntemlerinin detaylarına girilmediğini sadece hiçbir yolla diyerek geçildiğini görüyoruz. Biraz aşağıda daha detaylı kısıtlamalar göreceğiz.
  • Görsellere de izin yok
Bu kısıtlama görsel içeren kitapların bazılarında var. Süleyman Sevinç'in Tübitak popüler bilim kitapları serisinden çıkan Enigma'ında şöyle diyor:
Bu yapıtın bütün hakları saklıdır. Yazılar ve görsel malzemeler, izin alınmadan tümüyle veya kısmen yayımlanamaz.
Kitaptaki görsellerin tamamı başkalarından izin alınarak kullanıldığından yayıncı bu ilave uyarıyı yapması gerektiğini düşünmüş olmalı. Burada metin ve görseller birbirinden ayrı düşünülmeye başlanmış oluyor.
  • Çevirisi de yasaktır
Bazı telif eserlerde görebildiğimiz bu ifade yayımcının sadece yurt içinde değil, tüm dünyadaki baskılar için izin istediğini anlatıyor. Abdurrahman Demirtaş'ın Ansiklopedik Matematik Sözlüğü adlı kitabın iç kapağında şunlar var:
Bu eserin tüm hakları BTK; Bilim Teknik Kültür Yayınlarına aittir. KTK Yayınlarından yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz; teksir, fotokopi, baskı veya herhangi bir şekilde çoğaltılamaz ve tercüme edilemez.
Kitabın bir ansiklopedi olduğu göz önüne alındığında kısmen tekrar edilmemesinin imkanı yoktur gibi görünüyor. Hele başka diller de hesaba katılınca çok sayıda ihlal bulunabilir gibi geliyor bana.
  • Depolanması yasaktır
En çılgın yasaklardan biri bu bence. Ziya Baran'ın 30. baskısını yapmış Başarıyı Keşfedin kitabında bu ilginç kısıtlama var:
Bu kitabın tamamının ya da bir kısmının, kitabı yayınlayan şirketin önceden izni olmaksızın, elektronik, mekanik, fotokopi ya da herhangi bir kayıt sistemi ile yayımlanması ve depolanması yasaktır.
Depolanması nasıl kontrol edilir, niye yasaktır anlamak çok zor. Elimiz değmişken bunu da yasaklayalım demişler herhalde.
  • Derlemeye almak ve sese dönüştürmek yasaktır
Şiir ve hikaye kitaplarına getirilmek istenen yasaklardan biri seçkilere ve antolojilere alınmasının yasak olması. Murathan Mungan'ın Mırıldandıklarım kitabında bu yasak şu şekilde ifade edilmiş:
Kitaptaki şiirlerin herhangi bir derleme ya da antolojide yer alması, kasete okunması, yabancı dile çevirisi ve her tür benzeri kullanımı yazarın iznine bağlıdır.
Getirilmek istenen bu yasakların yeniden üretimin ticari olup olmaması arasında ayrım yapmaması dikkat çekici bir nokta. Bir şairin şiirlerini ancak onun kitaplarından okuyabilmek oldukça kısıtlayıcı bir durum elbette. Günümüzde böyle bir kısıtlamayı kendi kitabına koyan kişi ancak kendini kandırmış olur. Pratikte facebook ve twitter'da yapılan paylaşımlar için izin alınması söz konusu olamaz herhalde.
  • Üretimi yasaktır
Kitapta yazılanları uygulayıp bir üretim yapmanın önüne geçilmek istediği kitaplarda var benzer uyarılar. İbrahim Adnan Saraçoğlu'nun Bitkisel Sağlık Rehberi'nde 
Bu kitabın her türlü yayın hakkı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince, Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu'na aittir. Eser sahibinin, yazılı izni olmaksızın hiç bir yolla çoğaltılamaz ve kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz ve de kullanılamaz. Bu kitapta yayınlanmış olan bilgiler ve bitkilerin hazırlama ve hazırlandıktan sonraki  tüketim şekilleri de uzun araştırmalar sonucunda ortaya konmuş orjinal nitelikte yeni bilgiler ve buluşlardır. Tüm orjinal nitelikteki yeni bilgiler, üçüncü şahıslar tarafından üretim, reklam ve tanıtım amaçlı olarak dahi, eser sahibinin yazılı izni olmaksızın kesinlikle kullanılamaz.
Bu kısıtlamalardan sonra nane-limon hazırladığınızda bile yazanların dışına çıkmış oluyorsunuz aslında. Hem madem kimsenin uygulamasını istemiyorsunuz veya kullanmak için özel tecrübe gerekiyor, bu kitap niye yayınlanıyor anlamak mümkün değil. 
  • İşlenilemez ve kullanılamaz
Nazım Hikmet'in bütün kitaplarını yayınlamış olan Adam Yayınlarının uyarısı şöyle:
Nazım Hikmet'in tüm yapılarının Türkiye'de yayın ve temsil hakları Anadolu Yayıncılık A.Ş.'nindir. Anadolu Yayıncılık A.Ş.'den yazılı izin alınmadan Nazım Hikmet'in hiçbir yapıtı parça ya da bütün olarak yayımlanamaz, tiyatro, film ya da radyo ve televizyona uyarlanamaz ve başka biçimlerde işlenemez ve kullanılamaz.
Bu ülkenin en önemli edebiyatçılarından birinin eserlerinin kullanımı ölümünden neredeyse elli yıl sonra bile bir şirketin iznine bağlı olması kötü bir şaka gibi. Yakın zamanda Yapı Kredi Yayınları bu hakların hepsini satın aldı. Durumun vahameti hakkında A. Murat Eren'in yazısına göz atmak isteyebilirsiniz.

Bu kısıtlama heveslerinin neredeyse hepsi yayıncılara ait. Çok az durumda yazarın duruma müdahalesi var. Aslında yazara sorulsa o en geniş kitlelere ulaşabilmek için en kısıtlamanın olmasını tercih edecektir muhtemelen.

Yayımcıların özgür yazılım dünyasından öğrenecekleri çok şey var. Ticari olarak yeniden üretimin izne bağlı olması, aksi durumlarda türetmeye ve dağıtmaya izin verilmesi yakın gelecekte daha fazla karşılaşacağımız bir tavır olacak.
6
Oca
Pardus'un kurulan ve çalışan iso kalıplarını bulundurduğumuz ftp yansısı ve paket depolarının comu yansıları bundan böyle hizmet vermeyecektir. Eğer bu sunucuları kullanıyorsanız paket yöneticinizde gerekli düzenlemeleri yapmanız güncellemeleri kaçırmamanız açısından faydalı olacaktır.

Paket yöneticisini öntanımlı ayarlarıyla kullanan Pardus kullanıcılarını etkileyen bir şey olmayacaktır.
  • Gramer ve dil bilgisi hatalarından bahsedin.
Nasılsa eleştiri yazısında ayrı yazılması gereken bir 'de' bitişik yazılmıştır. Olmazsa tam tersi de yapılmış olabilir. Belki hatalı yazılmış bir kelime bulursunuz. Doğrudan ve sadece buna cevap verin. "Ulan sen önce de'yi ayrı yaz dümbük" derseniz muhtemelen konu o tarafa doğru gidecektir. Eğer verdiğiniz cevapta siz de benzer bir hata yaparsanız saldırgan bunun üzerine atlayabilir ve böylece dil bilgisi konuşmaya başlarsınız. Onun da sonu yok nasılsa.
  • Yazım dilini eleştirin.
Eğer eleştiride azıcık bir samimiyet ifadesi varsa yırttınız demektir. Ne bu cıvıklık diyerek cevap verebilir ya da daha iyisi böyle gayrı ciddi eleştirilere cevap vermem diyebilirsiniz. Saldırganı bir kere üslup üzerine konuşmaya çektiniz mi o işin de sonu olmadığından yine yırttınız demektir. Bu konuda çok hassas davranmaya, illa argo kelimeler aramaya gerek yoktur; bir önceki cümledeki "yırttınız" ifadesinin bile üzerine hışımla gidip "gelirsem ağzını sümerbank basması gibi çart diye ikiye ayırırım" havası estirebilirsiniz. İlk maddede olduğu gibi eleştirdiğiniz şeyi kendinizin yapması karşınızdakileri de buna cevap vermeye itecektir.
  • Kaleye sen geç.
En etkili yöntemlerden biri budur. Bir kere "sen yap o zaman" dediniz mi saldırganı savuşturmuş sayın kendinizi. Bu argümanı kullandığınız zaman kaleciyi eleştirenin kaleci, fırıncıya ekmek kötü olmuş diyenin fırıncı olması gerektiğinden çok az kişi sizi eleştirme yeterliliğine sahip olacaktır. Onlara da "işler senin zamanındaki gibi değil" diyerek işin içinden sıyrılmak zor olmayacaktır. "Ulen hatalı gol yendiğini anlamak için illa kalecilik mi yapmak lazım?" diyeceklere "peki, ben yapmıyorum 6 ay sen yap bakalım nasıl olacak" dediniz mi yine cevap vermemiş ama aynı zamanda beceriksizliğinizi tartışmamış olursunuz.
  • Hatasız kul olmaz.
Burada önemli bir incelik var, bunu kaçırmayın. "Elbette bizim de hatalarımız oldu, zaten bu işleri hatasız yapmanın yöntemi yok" dedikten sonra konunun üzerinde durmayın artık. Nasılsa sizin bu kendini bilir halinizden sonra "neymiş o hataların? Benim eleştirilerim de onlardı zaten. Neyi savunuyorsun sen?" diyemezler. Diyelim ki fırıncısınız ve yaptığınız ekmekleri yiyenler zehirlendi. "5 yıldır bu işi yapıyorum elbete benim de pişmanlıklarım, hatalarım var" dediniz mi artık kim üzerinize gelebilir? İlla üzerinize gelen edepsizler olursa onlara da "sen 5 senede hiç mi hata yapmadın?" diyerek son noktayı koyabilirsiniz. 
  • Sen eskiden şunu yapmadın mı, bunu demedin mi?
Saldırganın eleştirilerine cevap vermek yerine onu geçmişiyle vurmayı deneyin. Mutlaka mazisinde, konuyla ilgisi olsun olmasın, bir hatası olmuştur. "sen önce kırmızı ışıkta geçmekten vazgeç sonra gel tartışalım" dediğinizde eğer zamanı geri alıp bu hatasını düzeltemiyorsa, ki bu oldukça zor bir iştir, tartışmayı sürdürmesine imkan kalmamış olur. Hakkında konuşabileceğiniz bir hatasını bilmiyorsanız yine çareler tükenmiş değil: yapmadığı birşeyi neden yapmadığını sorgularsınız o zaman. "sen Amerikanın İncirlik üslerine karşı çıkmayan birisin bundan mı rahatsız oldun?" gibi bir söz elinizi çok güçlendirecektir. "Ne alakası var" diye soran yine kaybeder; artık onu yöntem üzerinde tartışmananın uçsuz bucaksız çöllerinde dolaştırıp durabilirisiniz.
  • Ben o eleştirdiğin şeyi yaptım ama sen ne yaptın?
"Yılardır yediğiniz ekmeği ben yapıyorum, bu arada sen ne yaptın anlat bakalım" cümlesine "ulan ben de ekmeği iyi yapmadın diyorum işte" demek yerine kendi yaptıklarını anlatmaya kalkışacak çok saldırgan bulursunuz. Bir kez paçasından yakaladığınız birini ilk eleştiri noktasına geri getirmeden saçma sapan yerlerde oyalayabilirsiniz.
  • Eleştirinin taraflarından olmayan biri hakkında ileri geri konuşun. 
Belki o da tartışmaya dahil olur ve konu sizin eleştirildiğiniz noktadan başka bir alana taşınır. "Ben bu fırın işine girerken Tarkan da ortak olmak istemişti ama onun yanındaki kurtla iş mi yaparım ben" dediniz mi lafınız mutlaka Tarkan'a ulaşacaktır, malum internette herşey çabuk duyulur. Bir kere Tarkan öyle birşey oldu mu, olmadı mı diye ortama geldi mi tarihin karanlık sayfalarına hep birlikte derinlemesine bir tur atma imkanınız olur ve eleştirildiğiniz konu araya kaynar gider. Bu olmazsa "Yüzbaşı Volkan daha kötü ekmek yapıyor ona birşey demiyorsunuz" diyerek konuyla ilgisi olmayan birini tartışmaya çekmeyi deneyebilirsiniz. Oldu da Volkan da tartışmaya girmezse haklı olduğunuz için söyleyecek söz bulamadığını söyleyebilirsiniz. Böyle olursa hem size yöneltilen eleştiriyle ilgilenmemiş hem de ortada olmayan bir tartışmadan zaferle çıkmış olursunuz.
  • Meyve veren ağaç taşlanır.
Artık sözü, anlaşılmayan dahilerden mi açarsınız, yoksa Seyit Onbaşı ile aranızdaki benzerliklerden mi bahsedersiniz size kalmış. Ne fedakarlıklarla her bu işi yaptığınızı ve eleştirilmenizin de iyi iş yaptığınızın göstergesi olduğunu söylediniz mi lafı gediğine koydunuz demektir. Bu harika argümanı kullanmış ve tartışmayı kazandığını düşünmemiş çok az insan vardır. 
  • Bir konuşursam Türkiye yerinden oynar havası estirin.
İşinizin ne derece önemli olduğundan bağımsız olarak konuşursanız birilerini üzeceğinizi ve bunu istemediğnizi ima edin. Bu sayede hem saygı kazanır hem de eleştirilere cevap vermemenizin haklı bir bahanesi olduğu havasını estirebilirsiniz.
  • Bu girdinin başlığı gibi kendi içinde hatalar içeren bir cevap verin.
Temel hedefinizin saldırganları konudan uzaklaştırmak olduğunu unutmayın. Nasılsa "ulan 42 yöntem demiştin burada şu kadar yöntem var" diyen biri çıkar. Konuyu hemen sayılar teorisine filan getirip sizi eleştiren kötü niyetliyi alakasız sulara çekip boğabilirsiniz.
  • Eleştiri kişisel ise kurumsal alıp öyle cevap verin.
Doğrudan şahsınıza yapılan eleştiriyi savuşturmanın en iyi yöntemlerinden biri budur. "Hatalı gol yedin" diyene "sen koskoca Çemişkezeksporla nasıl böyle konuşursun" çıkışını yaptığınızda saldırgan artık Çemişkezekspor'un şanlı tarihinden filan bahsetmek zorunda kalacaktır. Aslında kastının takıma olmadığına ikna etmeye çalışacaktır insanları. Ama ne gam! Artık o uğraşsın kendini anlatmaya, tartışma sizin üzerinizden gitti bile.
  • Eleştiri kurumsal ise kişisel alıp öyle cevap verin. 
İdareci veya personel olarak çalıştığınız bir kurum hakkında eleştiri varsa bunu sanki şahsınıza yapılmış bir hakaret gibi yanıtlayın. "Takım kötü oynuyor" eleştirisine aslında İspanya'dan teklif aldığınızı ama Çemişkezekspor'a olan aşkınızdan ötürü gitmediğinizi filan söyleyin. "Her hafta puan kaybediyoruz arkadaşım, sen neden bahsediyorsun?" yerine gerçekten teklif alıp almadığınız, alsanız bile orada kaç para alacağınız gibi konular konuşulmaya başladı mı bir meydan muharebesini (mesela buraya muhabere yazarak yukarıdaki taktiklerden biri kullanılabilirdi) daha kazandınız demektir. Artık şahsınıza yapılan bu ağır hakaretler karşısında konuşmaya devam edemeyeceğinizi yazarsınız ve mevzu sizin açınızdan kapanır.
  • Hamaset yapın, alakasız şeyleri bir arada tartışın.
"Peki, benim ekmekler kötüydü ama önce ekmekler bozulmadı mı?" diyerek konuyu ekmekten zehirlenen vatandaşlardan ve kendi beceriksizliğinizden toplumsal yozlaşmaya çekmiş olursunuz. Bir başka çıkış yolu olarak "ellerim kırılsaydı da yapmasaydım o ekmekleri, size yaranılmaz" kozunu kullanabilirsiniz.

Eğer unuttuğum ipuçları varsa yorum olarak eklerseniz sevinirim.
    3
    Oca
    Pardus ülkemizdeki en geniş özgür yazılım topluluğunu bir araya getirmiş bir projedir. Kitlelerin linux ve özgür yazılımla tanışmalarına ve kullanmalarına önemli ölçüde katkısı olmuştur. Buna rağmen ne kamuda ne de özel sektörde yaygın şekilde kullanıldığını söylemek mümkün değildir.

    Pardus kendi kullanıcı kitlesini kucaklayan bir özgür yazılım projesi olmamıştır. Gelinen noktada maaşlı çalıştırdığı geliştiricileri haricinde gönüllü geliştiricisi yok denecek kadar aza inmiştir.

    İlk yıllarında (ne kadar gerekli olduğu tartışılabilir olmasına rağmen) ortaya konan inovatif teknolojilerin yerine/yanına yenilerinin eklenmediği açıkça görülmektedir. İki Pardus sürümünü birbirinden ayıran Pardus'un kendi yazılımlarından bahsetmek mümkün değildir.

    Pardus iş yapış şekliyle de bir kamu kurumu olmanın bürokrasisinden sıyrılamamıştır. Kendi internet sayfasını yıllarca yenileyememesi, gönüllü geliştiricilere (ki proje ekosisteminin en önemli parçası olması gereken kısımdır) en kısıtlı şeyleri bile yıllarca sunmaması gibi konular herkesin bilgisi dahilindedir. Kurumun kendi sürdürmek zorunda olduğu işlerin yapılmasının getirdiği alışkanlıkla çalışanlarının kendi aralarında aldıkları kararların gönüllülere tebliğ edilmesi çokça yaşanan ve rahatsız edici konuların başında gelmektedir. Hatta bazı konular şifaen toplantılarda söylenmesine rağmen yazılı olarak (eposta, blog, twit vb.) hiç bir zaman geliştiricilere iletilmemiştir.

    Benim başını çektiğim iki proje haricinde dışarıdan herhangi bir geliştirici grupla birlikte iş yapılmamış olmasının nedeni memlekette Pardus'la birlikte üretmek isteyen kimse olmaması değil; bu işe kalkışacak kişilerde evliya sabrı olmamasıdır. Geliştirici ekiple iletişim kurmak son derece kolayken idari taraftan cevap alabilmek bile ciddi sabır işidir.

    Sene 2012 olmuşken Pardus teknolojisi dediğimiz şeylerin hiç biri başka bir dağıtımda bulunmayan şeyler değildir. Zaten özgür yazılımın doğası onun bir sadece bir dağıtımda varolmasına imkan vermez. Peki o zaman Pardus temelli bir dağıtım fikri nereden çıktı? Bu konu üzerinde konuştuğumuz arkadaşlarımı bağlamadan kendi fikirlerimi yazdığımı not düşerek cevap vereyim buna: Her ne kadar Pardus'un gönüllü aktif katılımcısı kalmamış olsa bile projeye veya ekibe küsmüş/küstürülmüş/küsmeden ayrılmış insan sayısı hiç de az değil. Geliştirici olma hevesiyle çalışan genç bir grup var. Tübitak ekibi Pardus dağıtımının sürdürülmesi işini hala yürütürken onu temel alıp üzerine bir şeyler koyan yeni bir dağıtımın sürdürülebilir ve verimli olduğunu düşündüm. Başlangıçta üzerine çok fazla yenilik koyamasak bile en azından iş yapış yöntemindeki beğenmediğimiz şeylerin yerine yenilerini koyabilirdik. Eğer yapabilseydik eminim önemli bir iş olurdu. Hala bu işe kalkışmak isteyen olursa onlara kolaylıklar diliyorum.

    Tübitak/Pardus tarafıdaki belirsizlikler/belli olan şeyler nedeniyle artık Pardus temelli bir dağıtımın ne sürdürülebilir ne de verimli olacağını düşünmüyorum. Başka bir dağıtımı temel alan yeni bir dağıtım işine kalkışmanın da gerekli olduğunu düşünmüyorum. İlla bu işe girmek isteyenler için gerekenden fazla başlamış proje var, birine dahil olmak sıfırdan başlamaktan iyi olur bence. Tabi parlak bir fikir varsa baştan da başlanabilir elbette.

    Geliştici olarak Pardus'la ilişkim 'müzikal ayrılıklar nedeniyle' bir süre önce bitmişti. Bu hafta içinde kullanıcı olarak da yollarımızı ayırıyorum (soran olursa: debian).

    Hadi selametle...

    not1: Küfür yoksa her yorumu yayınlıyorum.
    not2: Yazdığım herşeyi detaylandırabilirim ama kime faydası olur bunun? Amacımın birşeylere suçlular bulmak olmadığı anlaşılmıştır diye umuyorum. Durum tespiti olarak yazdım bunları.
    not3: 'Pardus tarafında hiç mi iyi şey yapılmadı?'diye soracak olanlara bundan önce yıllarca blogumda yazdığım yazılarımın, listelerdeki epostalarımın, seminer konuşmalarımın filan linklerini vermek isterim. Sadece eleştirilerimi yazmaya hakkım var.
    28
    Ara
    Bugün Necdet Hoca pardusun 64 bit üzerinde çalışan sürümünün olmadığını Gebze'de yaptıkları toplantıda bu görevi almayı düşündüklerini ve önümüzdeki dönem bu konu üzerinde çalışacağımızı söyledi.
    Bunun için piside paket kurma üzerinde çalıştım.
    Öncelikle paketleme yapılacak olan programı çok iyi bilmemiz gerekiyor.Hangi kaynaktan indirildiğini,sha1sum numarasını ve kullanılacak olan dosyanın kullandığı başka programlar varsa eğer(buna bağımlılık deniyor.) bunları bilmeliyiz.Programın kaynak kodundan ve internet sitesinden araştırma yaparak bunları bulmamız mümkün.
    İnternetten araştırma yaparak actions.py ve pspec.xml dosyalarını oluşturmam gerektiğini öğrendim.
    *actions.py içerisinde programın setup,build ve install aşamasında programın kurulumu için yapılacak olan aşamalar yazılır.
    *pspec.xml içerisinde ise paketin nerden geldiği,oluşturan kişinin adı soyadı iletişim bilgileri vs. bulunmaktadır.
    Yama eklemek istediğimiz takdirde yapılan değişiklikleri diff komutu ile bulup .patch isimli bir dosyaya atıyoruz actions.py ve pspe.xml dosyalarının bulunduğu dizine files isimli yeni bir dizin açıyoruz.Patch uzantılı dosyamızı buraya atıyoruz.
    Bu yamaların pisi tarafından eklenebilmesi için pspec.xml dosyamızda da değişiklik yapmamız gerekiyor.Bu yüzden "source" takısının altına takısı açıyoruz.
    yama.patch şklindeki eklemeyi yapıp patches takısını kapatıyoruz.
    Tüm bunları yapmak için uğraşırken en fazla actions.py dosyasının yazımında zorlandım.Bu konuda http://tr.pardus-wiki.org/Pardus:ActionsAPI adresinde bulunan fonksiyonları kullanmak zorundayız.
    pspec.xml yazarken dikkat etmemiz gereken nokta ise bilgilerin doğruluğu.Özellikle sha1sum konusunda önemli hatalar meydana gelebiliyor.
    Bugün örneği kullanarak bir pisi paketi oluşturdum.
    Sırada xten-xlite uygulamasının paketi var.
    Pardus 64 bit projesinde paketçi olarak çalışıcağımız için paketleme konusunda deneyim kazanmamız gerekmekte.Bu yüzden bize dendiği üzere Pardus paket deposundan 10 paket seçerek uğraşmaya başladık.Madplay isimli bir paket seçmiştim.Bir audio decode imiş kendileri.Bu paketi yapmaya çalışırken aşağıda ki hatayı aldım ve çözümü ilgimi çektiği için burdan da paylaşmak istedim.

    Kurulum dizini (/var/pisi/paketadı/install) altında terkedilmiş dosyalar var:
    şeklinde bir hata alırsak eğer.

    - pspec.xml dosyasında "Files" bölümünde yolunu belirtmediğiniz dosyalar
    olabilir,
    - kaynak kodda "authors", "readme*" gibi dosyalar olup bunlar
    pisitools.dodoc ile gerekli yerlere gönderilmemiş olabilir,
    - doc veya man gibi klasörlerin pakete alınmaması gibi durumlar olabilir.
    Pspec.xml dosyasında yollar eksiksiz yazılmalı,
    actions.py dosyasında pisitools.dodoc ile dosyalar sahipsiz
    bırakılmamalı, gereksiz dosyalar yine de varsa pisi actionsapi'deki diğer
    yollarla silinmeli imiş.İlgili arkadaşlara faydalı olur umarım.
    API:Application Programming Interface kelimelerinin kısaltmasıdır. 'Uygulama programlama arabirimi' olarak çevirilebilir, uygulama programlamak için sağlanan arabirimlere denir.API bir yazılım tarafından programının diğer yazılımlarla iletişimde olmasına imkan tanıyan bir arayüzdür.

    ABI:Application Binary Interface kelimelerinin kısaltmasıdır. İşletim sistemi ile uygulama arasında düşük seviye arabirimi tanımlar. Assembly dili seviyesinde , daha alt seviyeli tanımlamalarla ilgili detaylardır.Bir ABI bir uygulama veya programın diğer programlarla veya işletim sistemiyle alt-seviye arayüzüdür.

    Kaynak:Pardus Wiki
            Bugün çıkacak sürüm ile ilgili blog yazma görevi bana verildiği için arada kendi bloguma da bir şeyler karalama isteğinden kendimi alıkoyamadım. Bir kaç saat içinde çıkmasını planladığımız sürüm çıkarken bilgi işlemde bir yoğunluk hakim. Herkes kendi işini en iyi şekilde ve bir an evvel bitirmek için uğraşıyor. Bazıları kodlarla bazıları hatalarla ve geri kalanlarda gerekli olan paketlerle boğuşurken benim işim de pek kolay sayılmaz :)
    Olaylar zaman içerisinde proje üyeleri tarafından benimsenirken yapılanları dışarıdan bizi izleyenlere anlatmak görüldüğü kadar kolay değil.Sömestr tatilinden 3 haftasını tatile değil çalışmaya ayırarak bu kadar hızlı ilerleyebildik diyebilirim.
    Sömestr tatilinde Boot Manager ile ilgilendim.Boot manager'ın Kde bağımlılıklarının giderilmesi Pds kullanılarak saf Qt ile yeniden yazılması ile uğraştım. İconları görünmedi , çeviri sorunlarıyla boğuştuk .Bir takım ilerlemeler ile Boot Manager'ı LXDE ve Enlightenment üzerinde çalıştırdık ve Bonobo sürümüne ekledik.
    Sürüm değerlendirilirken belirtmem gereken en önemli konulardan biri bütün bunların bizim için gerçek bir öğrenme süreci olmasıdır. Hiç bilmediğimiz bir sürü konuyu çalıştık ,denedik ve yapmak için uğraştık. Pardus geliştiricilerinden Gökmen Göksel'in yazdığı  Pds ve Paket yöneticisi Managerlar ile uğraşan bütün arkadaşlar için çok yardımcı oldu.
    Umarım bugün çıkartacağımız sürümü severek kullanırsınız.Necdet Hocanın önderliğinde Alper , Gökhan , Engin , Kaan , Merve , Özge , Sertaç ve tabiki ben :) bunun için çalışıyoruz.

    Bildiğiniz gibi Özgür Yazılım ve Linux günleri 1-2 Nisan tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde. Çomak ekibi olarak biz de  1 Nisan 16:45-17:30 saatleri arasında Salon D' de olacağız. Projenin gidişatı hakkında bilgi almak ve soru sormak isteyen herkesi bekliyoruz.
    Yaklaşık bir sene önce bitirme projesine başladığımız zamanlar , Necdet Hoca yaptığımız işin geliştiricisi olmamız konusunda bizleri cesaretlendirmişti. Biz de bu gazla Pardus geliştiricisi başvurusunda bulunmuştuk. Quiz sorularını cevaplayıp gönderdikten sonra junior job dönemi başladı . Mentor ataması konusunda 1 ay bir sorun yaşadıktan sonra Pardus geliştiricilerinden Serdar Dalgıç mentor olarak atandı ve bu yolda bize (Merve ve Ben :) destek oldu.


    Zaten yabancısı olmadığımız pisi paketleme işiyle ilgilendik. Bitirme projemizin[Çomak] de başarıyla sonlanmasıyla beraber hızlanan geliştiricilik sürecimiz [1] mailiyle sonlandı ve ben de artık Pardus geliştiricisi oldum.

    Bu süreçle ilgili ; ilk adımı atmamızı sağlayan ve her adımda destek veren Necdet Yücel'e , junior job sürecinde her türlü yardımı yapan , bilgilendiren Serdar Dalgıç'a ve tshirt konusunda benimle dalga geçse de Kaan Özdinçer'e teşekkür ederim.




    [1]http://liste.pardus.org.tr/gelistirici/2011-October/056955.html
    21
    Ara
    AB 2012 Uşak Üniversitesi

    Akademik Bilişim Konferanslarının 14.sü 1-3 Şubat 2012 tarihleri arasında Uşak Üniversitesinde düzenlenecek. Konferans öncesinde yapılacak eğitimlerin konuları şöyle: Güvenlik, Linux Sistem Yönetimi, Python, Postgresql ve Libreoffice.

    Kayıt olmayı unutmayın!


    17
    Ara
    12-13 Aralık'ta Mesutcan Kurt ile birlikte Kayseri'de Erciyes Üniversitesinde LKD adına Linux ve özgür yazılımlar hakkında konuşmalar yaptık. Erciyes Üniversitesi yılda 180 öğrenci alan çok büyük bir Bilgisayar Mühendisliği bölümüne sahip. Bizim konuşmalarımıza yaklaşık aşağıdaki fotoğraftaki kadar katılım oldu. Mesutcan'la bizim tahminlerimizin oldukça üzerinde ilgi olduğunu söyleyebilirim. İki gün boyunca Linux ve Özgür yazılım dünyası, program geliştirme, sunucu servisleri, python ile yazılım geliştirme hakkında konuşmalar yaptık. 


    Mesutcan'ın da öğrenci olması dinleyicilere daha yakın geldi diye tahmin ediyorum. Benim yapabilirsiniz dediğim şeylerin olabileceğine daha fazla inandırdı orada arkadaşlarını. Onun giderek daha iyi bir konuşmacı olması da ayrıca gururlandırdı beni. Elbette her zamanki gibi konuşmaların aralarında yapılan sohbetlerin sadece bizim konuştuğumuz bölümlerden daha fazla faydası oldu. İkinci günün sonunda bir kaç kişiden duyduğumuz 'bizi yeni bir dünya ile tanıştırdınız' sözleri bizim açımızdan bin km gidip gelmenin karşılığı oldu.

    Bu etkinliğin düzenlenmesinde başrolü oynayan Ömür Erdem'e buradan da bir kere daha teşekkür etmek isterim. Yolculuğumuzun ve konaklamamızın her aşamasını bizim yerimize düşünüp bizim sadece gevezelik etmeye yoğunlaşmamızı ve etkinlikten keyif almamızı sağladı. Topluluk da çok yeni olmasına rağmen çok başarılı bir iş çıkardı. 

    İki gün içinde Kayseri'de ne yenebilirse hepsinden yedik ;) Hatta pazartesi öğle arasında Erciyes'e bile çıktık. Velhasıl benim iyi ki gittim diye hatırlayacağım bir etkinlik oldu, umarım katılanlar (en azından bazıları için) işe yaramıştır.