2
Nis

Herşey bundan yaklaşık 1 yıl önce başladı…

Danışmanlık hizmeti aldığım bir kurumdan (Back-up) gelen reklam postalarından birinde bas bas yazılan “destinasyon” kelimesini okuduğumda yaşadığım çöküntüyü anlatamam. Firmadan hizmet alımı karşılığında para ödediğim için kendimde hak olarak görüp bu durumu şikayet etmeye karar verdim. Zira “destinasyon” kelimesi Türkçe değildi, İngilizce (ya da Fransızca) olan “destination” kelimesinin fonetik halinin yazıya dökülmesiydi resmen. Aradım (zaten telefon üzerinden hizmet veren bir firma olduğu için aramak çok zor olmadı), kelimenin yanlış kullanımından ve bu şekilde kullanmaları halinde üyeliğimi iptal edeceğimden, bunun yerine kullanılabilecek kelimeler olduğundan falan bahsettim. Gayet yapıcı bir konuşmanın ardından telefonun ucundaki görevli konuyla ilgileneceklerini ve bana geri dönüş yapacaklarını söyledi. Resmen sevinmiştim. Yarım saat sonra bir arama geldi, kendinden emin ve bilmiş bir konuşma tonuyla öncelikle benim şikayetimi bana geri anlattı ve ardından zaferi kaçınılmazmış gibi bir gazla “ama ama Back-up kelimesi de İngilizceeee, ona niye bir şey demiyorsunuz kiiii” dedi. Ben de karşılığında “Back-up kelimesi İngilizce ve İngilizce’de nasıl yazılıyorsa öyle yazıyorsunuz, bunda bir problem yok, problem Türkçe olmayan bir kelimeyi Türkçeymiş gibi yazmanızda” dediğimde ise karşıdan “south park” sessizliği efekti geldi. Neyse onlar inatlarından ve yaptıkları yanlıştan vazgeçmediler ben ise üyeliğimden vazgeçtim ve konu kapandı.

Bu konu kapandı da benim içimdeki yara bir türlü kapanmadı. Gün geçtikçe sonu -asyon ile biten yeni yeni kelimeler duyuyordum: aplikasyonlokasyonkalifikasyon… Ardı arkası kesilmeyen bu yanlışlar gitgide insanlar için doğru olmaya başlıyordu ve tanıdığım birkaç kişi hariç kimse bu durumdan rahatsız değildi.

Sinir katsayımın tavan yaptığı bir gün bir alan adı satın aldım: asyonturkcedegil.com ve bu isyanımı buradan dile getirmek istedim. Dün bütün günümü bu işe ayırıp sayfayı bitirdim. Siz de isyanım var diyorsanız, bu yanlış kullanımları gördüğünüzde kelime ile ilgili bağlantıları paylaşabilirsiniz.

aplik.asyonturkcedegil.com / lok.asyonturkcedegil.com / destin.asyonturkcedegil.com / kalifik.asyonturkcedegil.com (karşılaştığınız kelimeleri eklemeye çalışacağımdır)

Not: Yukarıda yazdığım yazıda da yazım hataları olabilir, Türkçe olmayan kelimeler olabilir. Benim derdim Türkçe olmayan, Türkçe’de birçok alternatifi olan ve hâlâ ısrarla diğer dillerdeki okunuşları ile Türkçe’ye kazandırılmaya çalışan kelimeler.

16
Mar

Hani Facebook’un meşhur “Like” düğmeleri var ya her yerde, hani hepimiz tıklıyoruz ya beğendiğimiz kedi resimlerini görünce… İşte Flattr işi maddiyata döküyor ve tıkladığınız her kedi resmi için sizin önceden belirlediğiniz bir miktarı kediye gönderiyor. Aylık bir miktar belirliyorsunuz; minimum 2 € ya da 3 $, ve bu miktar ay boyunca beğendiğiniz kedi resmi sayısına bölünerek kedilere dağıtılıyor. Yani artık ufak tefek destekler için, PayPal’a giriş yap, miktarı belirle gibi zahmetlerden kurtuluyorsunuz. Sürekli açık bir oturum da sadece bir “tık” ile desteğinizi göstermiş oluyorsunuz. Özellikle özgür yazılım geliştiricilerinin büyük bir kısmının, yaptıkları işleri kullanıcıların destekleri sayesinde yaptığını düşünürsek bu ufak tefek desteklerin ne çok işe yaradığını tahmin edemezsiniz.

Ayrıca kendi siteniz, günlüğünüz ya da dünyayı yerinden sarsacak projeleriniz için de destek almak üzere siz de Flattr’a üye olup sitenize Flattr düğmelerinden yerleştirebilirsiniz.

Ayda 2 € hiçbirimize zarar vermez dostum.

12
Oca

Geliştirdiğiniz bir yazılımı insanların daha fazla faydalanabilmesi için kodları ile birlikte dağıtmak fikri. İlk duyduğumda biraz garip gelmişti, geçmesi 1-2 dakika sürdü.

Ardından işe koyuldum; önce paylaşımdan faydalanan tarafta yer aldım. Özgür yazılım geliştiren insanların paylaştığı kodları incelendim, bazı değişiklikler yaptım, işime yaramayan kısımları attım, paketledim ve sattım. Para kazanınca, kendimi kodlarından yararlandığım insana borçlu hissettim. Para teklif ettim, istemedi. Onun yerine onun bana yaptığı gibi benim de ona katkı vermemi istedi. Yazılım ile ilgili yanlış olduğunu düşündüğüm kısımları söyledim, birkaç hatayı düzelttim, bazı değişiklikler ile ilgili tartıştım ve bir şekilde yazılımı geliştirdim. Yeri geldi birbirimizi ikna edemedik, bir önceki sürümden sonra yollarımızı ayırdık. Yeri geldi işi gücü bırakıp bira içmeye gittik.

Özgür yazılımı yukarıda anlattığım gibi ele alıyorum ben. Ne üzerinde çalıştığım platformun özgürlüğü, ne de şu anda bu satırları yazdığım yazılım ile ilgili özgürlük detayları ilgilendirmiyor beni. Bugüne kadar yazdığım satır kod şu anda İnternet üzerinden erişilebiliyor, özgürce başkaları tarafından kullanılabiliyor ve yine bir şekilde birilerinin işine yarıyorsa bu benim için yeterli. Biraz daha açıklamak gerekirse; Windows üzerinde dahi uygulama geliştirebilirim (tercih etmem ama zorunda kalırsam geliştiririm) ve o uygulamayı özgür bir şekilde kullanılmak üzere insanlara dağıtabilirim. Bu benim için özgürlük dışı bir davranış olarak gözükmüyor. Hatta eski tartışmalara da taş atmak gerekirse; ben yazılım geliştirirken Jira dahi kullanabilirim; bu Pardus için doğru olmayabilir, projenin gereksinimleri, hedefleri vs. ile ilgili başka durumlar söz konusu olabilir ve özgür olmayan bir yazılım kullanarak özgür yazılım geliştirmek konusu tartışmaya açılabilir. Fakat kişisel olarak geliştirdiğim/geliştireceğim uygulamaları geliştirirken kullanacağım yazılımların özgür olup olmaması beni zerre ilgilendirmiyor.

Bunları buraya geçmişten bir not kalsın diye, 10 yıl aradan sonra kapalı kodlu yazılım geliştirmek zorunda olduğum için yazıyorum. Hiçbir zaman Richard M. Stallman gibi bir bakış açısına sahip olamadım, doğru olduğunu ya da yanlış olduğunu tartışmıyorum, fakat benim özgürlük bakış açımda sadece benim neyi nasıl yaptığım önemli. Ben herhangi bir insanın işine yarayacak bir uygulama geliştirdiysem, bunu özgürce kullanmasını, değiştirmesini ve hatta tekrar dağıtabilmesini garantilediysem bu bana yeterli geliyor.

Yani ben Windows üzerinde özgür bir yazılım geliştirebilir, kullandığım görselleri Photoshop ile hazırlayabilirim. Yine eklemek gerek; tercih etmem ama yapabilirim ve bu yazılımların özgürlüğü konusunda da herhangi bir endişe duymam.

14 Aralık 2011 tarihi itibarı ile Tübitak/Bilgem’den ve en önemlisi hayatımın önemli bir yerinde duran Pardus projesinden çeşitli sebeplerle ayrıldım. Yaşamak için maalesef para kazanmanın şart olması ve benim de çalışmadan durmayı pek sevmeyen biri olmam sebebi ile özel sektöre geri dönmüş bulundum; 19 Aralık 2011′den beri Sigma R&D‘de yazılım geliştiricisi olarak çalışıyorum.

Genelde bilgisayar bilimleri ve bilgisayarlı görsel işleme ile ilgili işler yapıyoruz, %99′u eğlenceli işlerden bahsediyorum. Microsoft’un XBox 360 için geliştirmiş olduğu hareket algılama (derinlik, görsel veri) oyuncağı Kinect ve yakın zamanda birkaç firmanın da sunumunu yapacağı girdi aygıtlarını kullanıyoruz.

Sigma R&D’de daha önceden geliştirilmiş bir kütüphanemiz var; Sigma Natural Interface Library (SigmaNIL). Bu kütüphaneyi kullanarak kamera ve derinlik bilgisi sunabilen ve şu an için OpenNI tarafından desteklenen herhangi bir aygıttan gelen verilere dayanarak fiziksel hareketlere anlam kazandırabiliyoruz. Bu şu anlama geliyor; herhangi ek bir aygıt kullanmadan sadece hareket ederek bilgisayara istediğinizi yaptırabiliyorsunuz. Ben de genel olarak bu kütüphaneyi kullanabilen uygulamalar geliştirmekle uğraşıyorum. Görsel etkileşim içeren basit uygulamalar ya da oyunlar gibi. Yine Qt ile fakat bu sefer C++ kullanıyorum.

OpenNI açık kaynak bir API sunduğu için SigmaNIL’de OpenNI’ın desteklediği herhangi bir platformda çalışabiliyor. Belki hatırlayanlarınız vardır, Cebit 2011′de Pardus standında Pardus üzerinde bir oyun oynatmışlardı ;)

Şu an için herşey güzel gidiyor, devamında da öyle olmasını umuyorum. Özgür yazılımdan kopmadım fakat işim gereği geliştirdiğim uygulamaların bir kısmı kapalı kodlu olacak. Ekipçe özgür yazılıma pek uzak olmadığımız için zaman zaman geliştirdiğimiz bazı araçların kodlarını açacağımız kesin ;) Hatta geçtiğimiz günlerde ilk adımı ben attım.

5
Oca

Pardus projesi Tübitak/Uekae’de birtakım çalışanlar ve bu çalışanların yaptıkları/yapacakları işlere inanan ya da gönül veren gönüllüler tarafından geliştirilen bir özgür yazılım projesidir. Özgür bir şekilde kullanılabilir, dağıtılabilir ya da değiştirilebilir.  Kendi içinde birçok alt proje barındırır. Dünya üzerinde birçok kaynaktan erişebileceğiniz özgür yazılımların dışında yukarıda bahsedilen insanlar tarafından geliştirilmiş teknolojileri vardır; paket yönetim sistemi, yönetim altyapısı, yönetim arayüzleri vs. [1] adresinden geliştirilmiş teknolojilere, [2] adresinden üzerinde birçok değişiklik/düzenleme vs. gerçekleştirilmiş diğer özgür yazılımların bulunduğu paket deposuna erişilebilir.

Pardus bugüne dek Türkiye’de gerçekleştirilmiş en büyük Özgür Yazılım projesidir.

Özellikle Türkiye’de yaşayan birçok insan için Özgür Yazılım ile tanışmanın sebebidir. Birçok insanın hayatını değiştirmiştir. Birçok yeni iş sahası ortaya çıkartmıştır.

~ * ~

Bir Özgür Yazılım projesi olarak gerçekleştirilmesine rağmen aynı zamanda Devlet desteği ile varlığını ortaya koyabilmiş bir projedir ve bu iki ayrı kavramın birbiri ile çatışmasından dolayı ortaya çıkmış hassasiyetin cezasını çekmiştir. Özgür yazılımın gerekleri ile Devlet’in gerekleri her zaman kesişememiştir.

~ * ~

“Türkçeye çevirmişler, sonra da biz yaptık diyorlar!

“Pardus Linux üstüne kurulmuştur, sıkıyorsa onu da yapsınlar!”

“Yeni bir şeye ne gerek var Debian çok güzel onu geliştirselerdi!”

… gibi söyleyen kişiler için çok büyük manalara gelen, fakat işin içinde olan insanlar için çok da öyle olmayan binlerce kalıp cümle ile eleştirildi Pardus. Eleştirilmesinde bir problem yok, zira eleştiriler insanlara nedenlerini anlatma, kendini düzeltebilme imkanı sağlar. Fakat eleştirmek için bir bilgi, birikim ve bikini gerekir.

~ * ~

Özgür Yazılım geliştirenler bilirler, e-posta listelerinde ya da irc kanallarında her an azar işitebilirsiniz. Bu hiç de sıra dışı bir olay değildir hele Türklere özel hiç değildir. Dünya üzerindeki bütün Özgür Yazılım geliştirenler için geçerlidir. Bunu dahi bilmeden bu tip davranışların sorumlusu bırakılmıştır Pardus ve Pardus Geliştiricileri. Doğru mudur, değil midir, herkes öyle yapıyor diye yapmak zorunda mıyızdır. Bunlar tabi ki tartışılabilir fakat bir şekilde özgür yazılımın doğası gereği bu iş böyledir.

~ * ~

Bunun dışında başka bir kesim daha vardır; tartışmak için gerekli altyapıya, bilgiye, birikime ve hatta bikiniye sahip olan fakat sadece tartışan. İşte bu tip insanlar genelde bizim ülkemize mensuptur. Bir ayrıntıyı da eklemek lazım; “sadece tartışan insanlar”. Dünya üzerinde tartışma kısmına kadar aynı olan fakat tartışma kısmını aştıktan sonra çokça övündükleri bilgi, birikim ve bikinileri ile gerçekten tartıştıkları noktada yeni bir akım yaratabilen insanlar. Biz özgür yazılımda buna çatallama (fork) diyoruz. Beğenmiyor musun? Dediğini yaptırmaya ikna edemiyor musun? O zaman çatallarsın! Bu dünyada bu şekilde çalışır, özgür olmanın dezavantajı ya da avantajı da budur.

~ * ~

Pardus projesinin içinde bulunmuş olmaktan çok mutluyum, kim ne derse desin artık pek umursamıyorum. İleride konuşmak için gerekli altyapıya sahip olsanız bile umursamıyorum. Biz çok güzel işler yaptık, çok yanlış işler de yaptık ama adım gibi eminim ki yaptığımız doğrular, yaptığımız yanlışlardan katbekat fazla.

~ * ~

Tübitak çalışanlarının açıklama yapmaması konusunda da bir not ekleyeyim; çalışanlar da ne olacağını, ne zaman neye karar verileceğini bilmiyor! Bu kararsızlığın sebebi maalesef projenin başarısızlığı ya da başarısı değil, Tübitak’ın kendi iç meselesi. Bu yüzden geriye iki seçenek kalıyor; ya çatallayacaksın Pardus’u ya da birilerinin keyfini bekleyeceksin. Her iki yolda da bekleyen birileri olacaktır, ben bundan eminim. Tabi her durumda yukarıdaki engeller karşınıza çıkacaktır.

~ * ~

Özgür Yazılımlar yok olmaz.

26
Ara

Yaklaşık iki ay önce işlerin yoluna girebileceğini, ayrılmaların Pardus’un gelişimini etkilemeyeceğini anlatan; geçmişten bir çok örnek içeren bir nevi bir moral yazısı yazmıştım. O yazı da yazdıklarım hala geçerli tabi ki. Fakat yazının başlığından olsa gerek insanlar benim de Pardus’tan ayrıldığımı düşünmüş olacaklar dı ki, ayrıca bir de dipnot eklemiştim bir yere gitmediğime dair. Şimdi o dipnot yalan oldu, 14 Aralık 2011, benim Pardus ofisinde çalıştığım son gün oldu.

 

Neden ayrıldığımı soracak olursanız cevabım kısaca “sıkıldım” olacak, cevabımın nedenlerini bilenler biliyordur, bilmeyenler de bilmesin…

Bugün bu yazıyı yazdığımda Pardus ofisinden ayrılışımın ikinci haftasındayım. Neredeyse 6 yıldır aynı insanlarla, aynı konu üzerinde fakat her zaman farklı alanlarda çalıştım. Özgür yazılıma katkım o veya bu şekilde yine olacaktır fakat yeni işim (Sigma RD’de Kinect ile akla hayale sığmayacak teknolojiler geliştiriyoruz, dünyayı ele geçireceğiz) gereği eskisi gibi çalışamayacağım aşikar. Özgür yazılım camiasına, özgür yazılım kullanan insanlara bir yararım dokunduysa ne mutlu bana. Sağlıcakla kalın.

Bu paragraftan sonrakilerin hiçbirini okumasanız da olur, kendi kendime neler yapmışımın notlarını aldım sadece.

Özgür yazılıma elle tutulur ilk katkım 2002 yılında yaptığım ilk şenliğin afişiydi (şimdi bakınca berbat gözüken). Şenliğin devamında LKD sayesinde bir çok yerde standlar kurduk, sunumlara katıldık, insanlara özgür yazılımı anlattık.

O dönemlerde Murat Koç’un yönettiği FrontSite adlı şirkette yarı zamanlı çalışmaya başladım, Barış Metin ve Enver Altın ile birlikte çalışma fırsatı buldum.

Kerem Can Karakaş’ın önerisi ve o dönem (2004) Pc World  Genel Yayın Yönetmeni olan Güçlü Aydoğan’ın da desteği ile Pc World dergisinde açık kaynak köşesinde bir süre haber ve inceleme yazıları yazdım.

Bu dönem ve sonrasında da pek sevgili Ümit Bozkır, Arda Çetin ve adını hatırlayamadığım bir çok özgür yazılım gönüllüsü ile birlikte standlar kurduk, fuarlara katıldık, LKD’yi temsil ettik.

Yine bu dönemlerin sonuna doğru Penguen Yazılım bünyesinden Kosgeb desteği alan firmalara Linux’a giriş eğitimi verdim.

Bu arada üniversite bitmek üzereydi, staj yapmam gerekiyordu. 2006 yılında ki Özgür Yazılım günlerinde Erkan Tekman’a Pardus projesinde staj yapıp yapamayacağımı sordum, karşılığında aldığım “stajı boş ver gel yarı zamanlı ekibe katıl” cevabının ardından 2006 Nisan’ında Pardus serüvenim başlamış oldu.

O aralar sıkça ilgilendiğim web teknolojileri konusunda da kendimi geliştirebilmek için aynı zamanlarda Octeth’te PHP ile ilgilendim, Cem Hürtürk’ün de desteği sayesinde Octeth’in amiral gemisi OemPro için bir kaç özellik ekledim.

Sonra okul bitti, artık tam zamanlı olarak bir işe başlamam gerektiğinden 2007 yılında Tübitak Uekae’de Pardus Projesindeki çalışma hayatıma başladım…

2009 Ağustos ayında işe güce kısa bir ara verip 2010 Şubat’ında tekrar işe başladım. 14 Aralık 2011′de ise Tübitak günlerim sona erdi.

Pardus projesinde çalıştığım dönem boyunca bir çok alt projede görev aldım, sahipsiz olan bir çok gereksiz işi de yaptım. Yalı, Yönetici Ailesi, Grafikler, arayüzü olan hemen hemen her Pardus teknolojisine katkıda bulundum. Zaman su gibi geçti gitti. Çok güzel günlerdi, çok güzel insanlarla tanıştım arkadaş oldum. Yaptığım hiç bir şeyden de pişman olmadım. Çoh iyiydi yani.

18
Eki

Pardus projesinde çalışmaya 2006 yılında başladım, Bahadır Kandemir ile birlikte aynı gün işe girdik. Çalışmaya başladığımızda bir çoğunuzun yakından tanıyacağı isimler Barış Metin, Onur Küçük, İsmail Dönmez, A.Murat Eren, A.Erkan TekmanGürer Özen, Görkem Çetin, S.Çağlar Onur, Eray ÖzkuralUmut Pulat, Serdar Köylü, Mehmet D. Akın ve Koray Löker ekipte yer alıyordu. Şu anda iş yerinde sadece Koray Löker ve A.Erkan Tekman var bu ekipten tanıdığım.

Biz işe girdikten sonra bu ekipteki insanlar yavaş yavaş ayrıldı, yerlerine yenileri gelmeye başladı. Faik UygurEkin Meroğlu, Pınar Yanardağ, Ali Erdinç Köroğlu, Gökçen Eraslan, Ozan Çağlayan, Eren TürkayFatih Aşıcı, Mete Alpaslan, Işıl Poyraz, Semen Cirit, Serbülent Ünsal, Ali Ulvi TunçTaner Taş, Gökhan Özkan… Sonra onlardan da bir çoğu gitti, geriye sadece Ekin Meroğlu, Ozan Çağlayan, Eren Türkay, Ali Ulvi TunçSemen Cirit ve askerden döndüğünde aramıza geri dönmeye karar verirse Fatih Aşıcı kaldı.

Ben askere gittim geldim, 2010 başında yeni ofiste işe başladım. İşe başladığımda aramıza yeni insanlar katılmıştı; Renan Çakırerk, H.İbrahim Güngör, Akın Ömeroğlu, Serdar Dalgıç, Mehmet Emre Atasever… İşe başladıktan sonra yeni gelenler de oldu; Yasemin Yiğit Kuru, Hakan Şimşek, Uğur Eke. Sonrasında ekip büyümeye devam etti; Metin AkdereFatih ArslanBeyza ErmişÇağlar KilimciGökhan ÖzbulakMehmet ÖzdemirMeltem ParmaksızErdem Bayer ve Mete Bilgin aramıza katıldılar. Ve en son katılımla Nihan KatipoğluBertan GündoğduKaan Özdinçer ve Pamir Talazan ekipteki yerlerini aldılar.

Ne çok insan geçmiş değil mi Pardus ofisinden? (Sayamadıklarım kusura bakmasın, öptüm kıps)

Neyse, konuya biraz geçmişten başlamış olsam da aslında son durumdan bahsetmek istiyordum. Geçmişi hatırladık fena olmadı ;)

En son sevgili dostum Gökçen Eraslan, akademik dünyanın altını üstüne getirecek genç bilim adamı olmak üzere aramızdan ayrıldı. Ondan önce 10 yıldan fazla zamandır tanıdığım ağabeyim (iki~üç yaş var aramızda ama adam ağabey gibi:)) Onur Küçük, özgür yazılıma başka alanlarda da katkı verebilmek üzere 2004′ten beri çalıştığı Pardus’tan ayrıldı. Daha öncesinde de yine çok sevgili dostum Bahadır Kandemir ve Mete Alpaslan Living in America şarkısını seslendirmek üzere eski ekipten Barış Metin, Gürer Özen ve S.Çağlar Onur‘un da çalıştığı Verivue‘da işe başladılar. Erdem Bayer askere gitti. Meltem Parmaksız Tübitak içerisinde başka bir projede çalışmaya başladı.

Artık ofiste karşı masamda Bahadır yerine Bertan oturuyor. Çözemediğim soruları sorup kafasını ütülemeye gittiğim Onur‘un yerinde Nihan, Gökçen‘in yerinde henüz kimse oturmuyor. Meltem için de durum aynı. Çağlar, Mete‘nin yerine geçmekle kalmayıp bilgisayarını bile sahiplenmiş :)

Hiçbir şey eskisi gibi değil, olmayacak da, olmaması gerekiyor zaten. Bunların hepsi yeni yeni başlangıçlar yapmak, tazelenmek, toparlanmak, ayağa kalkıp geleceğe tekrardan bakabilmek için ortaya çıkan fırsatlar aslında. İşte bu yüzden elimizdeki fırsatları değerlendirmek zorundayız, ne kadar zorlanırsak zorlanalım sonuna kadar mücadele etmeliyiz.

Ben özgür yazılıma inanan biriyim, özgür yazılım ile birlikte insanların daha çok şey keşfedebileceklerine, ulaşamadıkları yerlere ulaşabileceklerine inanıyorum. Ne güzeldir ki yukarıda adı geçen insanların hepsi de öyle ya da böyle özgür yazılıma katkı vermiş, verdikleri katkı sayesinde insanlara yol göstermeyi başarabilmiş insanlar. Hepsi harika insanlar, umarım çok mutlu ve çok başarılı olurlar.

Sözün özü, bu ekip Pardus’u geliştirmeye, özgür yazılıma katkı vermeye, daha çok insana özgür yazılımı sevdirmeye devam edecek. Bu ekip bunu daha önce yaptı yine yapacaktır!

ps. Başlık biraz yanlış anlaşılmış olabilir, ben henüz bir yere gitmiyorum fakat yeni bir başlangıç için bir yere gitmeye gerek yok onu biliyorum ;)

21
Eyl

Teknoloji ile ilgilenen herkesin yoğun bir şekilde ilgisini çeken Cebit bu sene de her zamanki gibi Beylikdüzü’ndeki TÜYAP fuar merkezinde düzenlenecek. Önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da ekip olarak biz de Cebit’te olacağız; kocaman bir standımız, bir sürü Pardus 2011.2 DVD miz ve birçok sürprizimizle birlikte teknoloji severleri, özgür yazılım sevdalılarını bekliyor olacağız. Teknik sorulardan tutun da, özgür yazılım üstüne yapılacak geyiklerden, gelecekte bizleri ne gibi yeniliklerin beklediğini tartışabileceğimiz sohbetlere kadar birçok konu hakkında konuşabiliriz. Özgür yazılıma yeni başlayanların özellikle katılmasını, bizim standı bir ziyaret etmesini ve gönüllü olarak standda görev yapan arkadaşlarla sohbet etmesini şiddetle tavsiye ederim.

Bunların dışında her sene olduğu gibi, bu sene de Pardus’u görüp denemek, kullanmak isteyen ziyaretçilerimiz için (tabi ki Pardus kurulu) bilgisayarlarımız olacak. Diğer yıllardan farklı olarak bu yıl bilgisayarlar üzerinde oynamaktan zevk alacağınız birçok oyun da yüklü olacak. Hatta bu oyunlar arasında küçük bir yarışma düzenleyebilir, yetenekli oyuncuları Pardus tişörtü ile ödüllendirebiliriz ;) Eğer biraz çalışayım hazırlıklı geleyim derseniz biraz da oyunlardan bahsedelim:

World of Goo, 2D Boy firmasının biz teknolojik kullarına armağan ettiği bu eğlence ve keyif dolu bulmaca oyun, özellikle tüm platformlarda oynanabilmesi ile büyük bir hayran kitlesi yarattı. Kendine has hikâyesi, karakterleri ve eğlenceli tarzı sayesinde büyük ilgi toplayan World of Goo, Goo karakterlerinin kaçışını konu alıyor. Amaç karakterleri birbirine bağlayarak köprüler oluşturmak ve bu köprülerle Goo’ları bulundukları delikten çıkartmak.


Secret Maryo Chronicles, okunuşundan da anlayabileceğiniz gibi Nintendo’nun efsane oyunu Mario Kardeşlerin özgür olarak geliştirilmiş hali. Orjinali ile arasındaki (neredeyse) tek fark bu sürükleyici oyunun özgürce kullanılabilir, geliştirilebilir ve dağıtılabilir olması.

Crayon Physics, bu oyun ben orta okula giderken olsaydı büyük ihtimalle fizik derslerini daha çok severdim. Eğlenceli birçok bulmaca içeren oyunun en önemli özelliği fare kullanarak çizdiğiniz her şeklin gerçek dünyaya ait fizik kurallarına tabi tutulması. Oyunun en zevkli yanı da çözümlerin tamamen sizin hayal gücünüze ve biraz da çizim yeteneğinize kalmış olması; bu özelliği sayesinde oyunun her bölümünü farklı çözümler ile tekrar tekrar oynayabiliyorsunuz.


Open Arena, bu kadar 2 boyutlu oyunun ardından bir de 3 boyutlu bir oyunu araya sıkıştırmadan olmazdı. Yine başka bir efsane olan Quake ailesinin en çok ilgi gören sürümü olan Quake Arena’nın id Software firmasının özgür yazılıma verdiği önem sayesinde, açık olarak geliştirilmiş hali olan Open Arena ile -özellikle- ağ üzerinden arkadaşlarınızla yapacağınız karşılaşmaların orjinalini aratmayacağını garanti edebilirim.

Daha birçok sürpriz ve bahsedemediğim diğer eğlenceleri kaçırmamak için herkesi Cebit‘e bekliyoruz. Eğer gönüllü olarak çalışmak isterseniz de acele davranın bu cuma başvurular için son gün.

23
Mar

Nükleerden Korkuyorum from gokhan okur on Vimeo.

Greenpeace nükleer enerjiye neden karşı ?

Nükleer enerji geçen 60 yılında hiçbir sorununa çözüm bulamadı. Güvenlik açıklarından, atık sorununa, artan maliyet ve inşaat sürelerine kadar pek çok konuda harcanan milyarlarca dolara rağmen nükleer enerji dünyamızın en kirli ve riskli enerji kaynağı olmaya devam ediyor. Aslında çoktan 20. yy’ın işe yaramaz teknolojileri arasında yerini alması gerekirken birileri bize tekrar tekrar nükleer enerjiyi yeni, güvenli ve temiz bir enerji kaynağı olarak tanıtmaya çalışıyor.


Devamı için ve eyleme katılmak için : http://nukleer.greenpeace.org

21
Şub

Fosdem, ilki 2001 yılında yapılan Avrupa’nın topluluk tarafından yürütülen en büyük özgür yazılım etkinliği. Bu yıl 11.si düzenlenen etkinlikte 300 sunum ve bu sunumları izlemeye, bilgi paylaşımında bulunmaya gelen 6000′den fazla katılımcı vardı. Brüksel Halk Üniversitesi‘nde gerçekleştirilen etkinliğe, Pardus’u tanıtmak ve diğer dağıtım geliştiricileri ile görüşmek üzere geçtiğimiz hafta Gökçen ile birlikte Brüksel‘deydik.

Birçok kişi katılıyor olmasına ve paralel birçok sunum olmasına rağmen, kalabalık dışında hemen hemen hiç sorun yoktu..

Ben Cumartesi günü Comar ‘ın teknolojik altyapısı ve yönetici ailesinin gelişimi ile ilgili bir sunum yaptım…

Pazar günü de Gökçen, Pardus ve Pisi hakkında bir sunum yaptı…

Sunumlara genel ilgi çok fazla olmasa da özellikle hedeflediğimiz işler arasında olan, diğer dağıtım geliştiricileri ile olası geliştirme süreçlerinde birlikte çalışmak üzere çok güzel lobi çalışmaları yaptık. Özellikle openSUSE‘den Yast takımının lideri Duncan Mac-Vicar P. Comar ve onun çevresinde geliştirmiş olduğumuz yönetici ailesini hayranlıkla izledi ve Comar ile yaptıklarımızın, gelecekte openSuse’de görmek istedikleri hayallerin gerçekleşmiş hali olduğunu ifade etti.

Ayrıca Paket Yönetim sistemlerinin ortak bir yapıya kavuşması ve paket yöneticileri içerisinde sunulan 3.parti bilgilerin (ekran görüntüsü, kullanıcı yorumları, ikonlar vb.) dağıtımlar arası paylaşılmasını hedefleyen AppStream projesinin geliştiricileri ile Pardus’u bu yapının içerisinde görmek için neler yapabileceğimizi, Pardus Paket Yöneticisi‘nde kullanılmak üzere geliştirdiğim AppInfo projesini paylaştık, tartıştık… Bu konu ile ilgili önümüzdeki haftalarda güzel haberler verebileceğimizi umuyorum.

En büyük üzüntümüz, hemen hemen bütün dağıtımların standı olmasına rağmen bizim standımız olmayışıydı. Stant açmak ve onu bir şekilde idare edebilmek için bir miktar daha insan gücüne ihtiyacımız vardı fakat etkinliğe sadece iki kişi gidebildik…

İlk gördüğümüzde ne olduğunu anlayamadığımız, her Türk gibi bedava ne dağıttıklarını merak ettiğimiz eylemin Key signing (Anahtar İmzalama/Paylaşma) Partisi olduğunu öğrenince çok şaşırdık, ülkemizde pek yaygın olmayan bu etkinlik kullanıcıların birbirlerine PGP anahtarlarını kimlik kartları ile onaylatarak paylaşmasından ibaret. Böylece gelip giden maillerin kaynakları konusunda ortak bir güven sağlanmış oluyor.

Brüksel’den de bahsetmeden geçmeyelim;

Her gün uyandığınızda ne zaman sabah olacak diye beklediğiniz, vücut saatinizi yerle bir eden ve yeri geldiğinde sizi iliklerinize kadar üşütebilecek iç karatıcı bir havası var Brüksel’in. Avrupa şehirlerinin ortak karakteristiği olan sürekli bir durgunluğa, bisiklet yollarına ve yayaların öncelikli olduğu bir trafik hayatına da sahip olduğunu eklemek gerek. Şehir içi ulaşımın metro ve tramvay ile sağlandığını da belirteyim, burada şaşırtıcı olan bu vasıtaları kullanmak için herhangi bir turnikeden geçmiyor oluşunuz. Metronun girişinde öylece duran bilet kontuvarları var, hafta içi birçok insanın iyi niyetle bu kontuvarları kullandığını görsekte, hafta sonu turistler dışında neredeyse kimse biletini kullanmıyor. Tramvayda aynı şekilde bu bedava gezebilme olasılığınız olan araçlardan biri.

Dükkanlarda da Türkiye’de hiç alışık olmadığımız bir durgunluk var, yani Kızılkayalar’ın önündeki o heyecanı, cıvıl cıvıl ışıkları hiçbir yerde görmeniz mümkün değil neredeyse. Henüz siz yeni yeni uyandığınızı hissetmişken 17.00′da kapanıyor, sabah 10.00 gibi de açılıyor dükkanlar Brüksel ‘de.

Biraz bizden değil gibi, nasıl anlatsam, biraz yukarıdalar, lüks gibi değil de daha çok hani saray eşrafından denir ya, öyle işte Brüksel…

Erkan Tekman‘ın ısrarlarına dayanamayarak gittiğimiz Aux Armes de Bruxelles‘de yediğimiz yemeği eklemeden de geçemeyeceğim (Kendisi et oluyor efendim, bildiğimiz dana eti biftek yani öyle birşey)…

Son olarak biraz sanatsal bir çalışma yapalım dedik ve dönüş yolunda “Bir Biletin Başkaldırışı” adlı kısa bir film çektik, afiyet.

Bir Biletin Başkaldırışı, asosyal çevrede kendi evrimini tamamlamayı henüz başarmış inek takımından iki kişinin eline geçen çaresiz Brüksel biletinin amansız başkaldırışı… Sürükleyici maceraları ve bitmek tükenmek bilmeyen azmiyle içinde bulunduğu kapalı dünyadan kurtulmak için bilet üstü bir çaba sarf ederken izlediğimiz Brüksel Bileti, bugüne kadar gösterilmiş en iyi bilet performansı ile de büyük keyif veriyor…

Başrollerini Brüksel Bileti ile Gökçen Eraslan’ın paylaştığı bu heyecan dolu macera, birçok ünlü esere can vermiş ünlü Yönetmen ve Senarist Gökmen Göksel’in eseri..

Bir Biletin Başkaldırışı from Gökmen Göksel on Vimeo.

19
Eki

Birçok konuda bu tip tartışmalar yaşanır, bazen sadece fanatiklik bile bir tarafın seçilmesinde etken olabilir (doğru olmayabilir ama olur). Ben bunun dışında biraz gerçeklerden bahsetmek istiyorum:

  • Özellik Kümesi
    • Qt sağladıkları ile birlikte tam bir geliştirme kütüphanesi, sadece grafik arabirim için değil en alt seviyede ihtiyaçlar için bile bir destek sunuyor. Veritabanı, Ağ, Web, XML … uzayıp giden kocaman bir özellik kümesini sunuyor. Öyle ki sadece Qt kullanarak koskoca bir masaüstü ortamı yazmak mümkün. Tam olarak neler içerdiğine [1] adresinden bakılabilir.
    • GTK+ ise Qt’ye göre çok daha az sayılabilecek bir özellik listesine sahip, fakat bu noktada GTK+’ın geliştirilmesindeki asıl sebebin arabirimler olduğu unutulmamalı. Arabirim dışında kalan işler için gerekli özellikler GLib altında geliştiriliyor (GTK+, Glib üzerinde), Qt’nin sunduğu kadar geniş bir yelpazeye sahip olmasa da yeterince uzun bir özellik kümesi var. Daha detaylı bir liste API dokümanlarından [2] incelenebilir.
    • Qt C++ ‘a ek olarak kolayca anlaşılabilecek sinyal slot mekanizmasını beraberinde getiriyor, GTK+ ise C üzerinde nesneye dayalı bir yaklaşım sergilemeye çalışırken anlaşılması zor bir hale geliyor.
  • Görünüm
    • Qt Native QT uygulamaları, QGtkStyle[3] ile birlikte GTK+ temalarını (simge temaları dahil) kullanabilir hale geliyor, bunun dışında Qt Windows ve Mac Os X üzerinde de doğal görünüm sağlayabilen ortak tek kütüphane. QGtkStyle Qt tarafından sağlanıyor.
    • GTK+ Sadece kendi tema stillerini destekliyor, GTK-Qt-Engine [4] ile (GTK dışında geliştirilen gönüllü bir çalışma) bütün Qt temalarının desteklenmesi söz konusu olamıyor. Windows ve Mac Os X için herhangi bir desteği yok, kendi temaları ile çalışmaya devam ediyor. Ayrıca tema noktasında iş sadece görsellik ile bitmiyor, butonların sıralaması, layout düzeni gibi işler de temaya bağımlı olarak değişebiliyor (Qt’de İptal en sağ altta, GTK+’da Tamam en sağ altta gibi) QGtkStyle bu farklılıkları gözetebiliyor, GTK-Qt-Engine’in böyle bir yeteneği yok.
    • Ayrıca tema noktasında iş sadece görsellik ile bitmiyor, butonların sıralaması, layout düzeni gibi işler de temaya bağımlı olarak değişebiliyor (Qt’de İptal en sağ altta, GTK+’da Tamam en sağ altta gibi) QGtkStyle bu farklılıkları gözetebiliyor, GTK-Qt-Engine’in böyle bir yeteneği yok.
  • Altyapı
    • Qt C++ ile geliştirilmiş ve C++ ile tam uyumlu bir API sunuyor. Nesneye Dayalı bir dilin bütün nimetlerinden faydalanıyorlar (bütün objeler QObject nesnesinden, bütün grafik arabirim nesneleri QObject nesnesinden türemiş QWidget nesnesinden türüyor, …)
    • GTK+ Qt’nin aksine C ile yazılmış ve kendine has bir API yapısına sahip. Fakat C++ için yazılmış bir wrapper ile (GTKmm) Qt’nin sahip olduğuna benzer bir hiyerarşi düzenine sahip. GTK+ nesneye dayalı bir yapı için, GObject nesnesinden miras alarak türüyor.
  • Belgelendirme
    • Qt eksiksiz bir API belgesi ve bunu yanında süreçleri profesyonelce yazılmış bir bilişim kitabı tadında anlatan nasıl yapılır belgelerine sahip. Bu belgeler Qt tarafından sağlanıyor ve Qt paketleri ile birlikte erişilebilen Asisstant adlı uygulama ile ya da web üzerinden sunuluyor. Aynı zamanda Qt uygulamaları için doxygen formatında yazılmış açıklama metinlerinen QHelpEngine ile yardım belgesi üretmek mümkün hale geliyor.
    • GTK+ ‘da Qt’de olduğu gibi detaylı bir belgelendirme arşivine sahip değil, API belgeleri GTK tarafından çevrim içi sunuluyor olsa da, çevrim dışı belgelere 3.parti yazılımlar ile erişebiliyorsunuz.
  • Tasarım Araçları
    • Qt Designer adından bir arabirim tasarımcısı ile birlikte geliyor, bu tasarımcı aynı zamanda Qt Creator uygulaması içine gömülü bir şekilde çalışarak tam bir geliştirme ortamı sunuyor. Designer XML tabanlı bir tasarım dosyası üretiyor ve bu dosya hazır araçlar sayesinde desteklenen diller için hazırlanmış kodlar haline getiriliyor. Ayrıca designer mevcut Qt nesneleri dışında dışarıdan geliştirmiş olduğunuz nesnelerin de arabirimi üzerinden kullanılmasına olanak sağlıyor.
    • GTK+ Glade ile birlikte arabirim tasarımı işini hallediyor, Glade GtkBuilder formatında Qt’dekine benzer bir şekilde desteklenen dillere çevirilebilecek bir tasarım dosyası üretiyor, bu dosyalar yine benzer araçlar ile desteklenen diller için üretiliyor.
  • Performans
    • Bu konuda net bir sonuç ortaya koymak pek mümkün olmuyor, bu süreci alt kümelerine; çizim, bellek yönetimi, yüklenme süresi, çözülme süresi vs. şeklinde bölerek değerlendirmek gerek. Zira Qt yapılan iş ile ilgili bir çok bileşeni kendi sağlıyor olsa da GTK+ ile dışarıdan bir çok bileşeni kullanmak gerekiyor. Bu noktada performans değerlendirmesini net bir biçimde yapmak çok zor bir hale geliyor.
    • Genel kanı GTK+’ın Qt’ye göre daha hafif olduğu olsa da Qt’nin özellikle 4.4 sürümünden sonra bellek yönetimi ile ilgili yapmış olduğu yenilikler ile bu durumun geçerliliğini yitirdiği gözleniyor.
    • Daha önce yapılmış polygon çizimleri ile ilgili bir performans testini [5] adresinde bulabilirsiniz.
  • Çeviriler
    • Qt kendi çeviri yönetim sistemine sahip fakat Gettext kütüphaneleri ile birlikte de kullanılabiliyor. Bütün Qt nesneleri Unicode destekliyor ve soldan-sağa <> sağdan-sola diller arası geçiş için bütün arabirim otomatik olarak yön değiştirebiliyor.
    • GTK+ herhangi bir çeviri yönetim sistemine sahip değil fakat Gettext kullanılarak çevirilebilir arabirimler tasarlamak mümkün.
  • Test
    • Qt Arabirim ya da arabirimden bağımsız süreçlerin birim testlerini yapabilmek için bir test kütüphanesi sunuyor (QTestLib)
    • GTK+ için böyle bir özellik mevcut değil
  • Programlama Dilleri
    • Qt C++ ile geliştiriliyor ve doğal hali ile C++ destekliyor. Bunun yanı sıra Qt için hemen hemen bütün dillerde kullanılmak üzere bağlayıcılar (binding) geliştirilmiş. Ayrıca Qt ECMA script (JavaScript) destekliyor. Ayrıca kendine has QML adında hızlıca uygulama geliştirebileceğiniz bir platform daha sunuyor.
    • GTK+ C desteği ile geliyor fakat Qt’de olduğu birçok bağlayıcı GTK+ için de mevcut. Bağlayıcılar konusunda Qt’den hemen hemen bir eksiği olmamasına rağmen, GTK+ ile JavaScript şimdilerde mümkün gözükmüyor.
  • Çokluortam
    • Qt çokluortam işlerini Phonon ile hallediyor (Qt’nin içerisinden geliyor) birçok arkaucu (backend) destekliyor; mplayer, vlc, gstreamer, xine. Phonon arka uçlar için ortak kulanılacak bir katman, arka uçlar sisteme göre değişiyor ve bu arka uçlar Qt tarafından değil, çalıştığı sistem tarafından sağlanıyor. Ayrıca çokluortam dosyaları üzerinde (efekt ekleme gibi) işlem yapmaya da olanak sağlıyor.
    • GTK+ Gstreamer kullanıyor ve arka uç olarak sadece Gstreamer’ı destekliyor. Arka uç Gstreamer’ın kendisi GTK+ tarafından sağlanıyor.
  • İletişim Desteği
    • Qt Dbus ve IPC destekliyor
    • GTK+ sadece Dbus destekliyor
  • Lisans
    • Belki de bu tartışmanın eskiden kullanılan en önemli vurgusu Qt’nin lisans durumydu, fakat Nokia satın aldıktan sonra Qt’nin lisansını LGPL olarak değiştirdi, bu noktada GTK+ ile Qt arasında özgürlük açısından herhangi bir fark bulunmuyor fakat Qt için ücreti karşılığında profesyonel destek alabiliyorken GTK+ için hala böyle bir destek alamıyorsunuz.
    • Ayrıca işin Python tarafında Qt’nin LGPL olmasının ardından pyGtk düşüşe geçmiş.

Sonuç

Açıkçası bu listeyi çok daha fazla uzatmak mümkün. Bir yerde durmak gerekiyordu :).

Benim kişisel görüşüm Qt’den yana; size tam bir çözüm sunuyor ve bu tam çözümü sunarken her süreç birbirine benzer işliyor, Qt içeren bir C++ kodunu çok hızlı bir şekilde Qt içeren bir Python kodu haline getirebiliyorsunuz. Nesneye dayalı geliştirilmiş olmasının verdiği esneklik ve uyum, üstüne bir de çok detaylı belgelendirme, rahat okunabilir kodlar eklenince Qt açık ara lider benim için fakat ikisi ile de mükemmel uygulamalar geliştirmek mümkün.

Bu konu ile ilgili yaptığım araştırma sırasında karşılaştığım/kaynak aldığım bazı yazılara [6] [7] [8] [9] adreslerinden ulaşılabilir.

Not: GTK+ ile ilgili yazdıklarımda eksiklerim/yanlışlarım olabilir, kesinlikle bu konuda yorum bırakmaktan çekinmeyin.

[1] http://doc.qt.nokia.com/4.7/classes.html
[2] http://library.gnome.org/devel/references#api-platform
[3] http://labs.qt.nokia.com/2008/05/13/introducing-qgtkstyle/
[4] http://kde-look.org/content/show.php?content=9714
[5] http://zrusin.blogspot.com/2006/10/benchmarks.html
[6] http://techfreaks4u.com/blog/?p=953
[7] http://ldn.linuxfoundation.org/article/application-development-framework-choices-gtk-vs-qt
[8] http://www.jbkempf.com/blog/post/2007/02/10/Qt4-Interface
[9] http://www.caddd.org/2010/03/qt-vs-gtk.html

10
Tem

TDK diyor ki;

Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu.

Çok sevdiğim ama verdikleri tepkilere anlam veremediğim, söylediklerini ve ima ettiklerini bir türlü anlayamadığım birkaç Pardus Geliştiricisi, bundan böyle projenin içinde olmayacaklarını açıkladılar. Onların arkasından bir kaç kişi daha gitti. Bunun yanında birçok dostumda gidenlerin haklı olduğunu “onlar haklı” pankartları ile desteklediler.

Üzüldüm, hem de çok üzüldüm. İki gündür, bir türlü kendimi toparlayamadım. Yazılanlardan sonra, geliştiricilerin ayrılmasından çok yazılanlara üzüldüm.

UEKAE ‘de çalışan geliştiriciler ile dışarıdan gönüllü destek veren geliştiriciler arasında ortaya çıkan/çıkartılan bu durumun temelinde; -bana kalırsa- sürekli birlikte olan bir ekibin sahip olduğu yoğun iletişimin, sürekli ayrı olan bir ekiple birleştirilememesi yatıyor. Buna bir çözüm bulunabilir mi, bende bilmiyorum.

~ * ~

Yazdığımız bütün kodlar, paket bilgi dosyaları, betikler vb. her şey halka açık, yani biz Özgür Yazılım üretiyoruz. Hem de Türkiye’de hiçbir zaman olmadığı kadar. Ve bunu – emsalleri ile karşılaştırdığınızda – az sayıda insan gücü ile yapıyoruz.

Pardus’un bir Özgür Yazılım olmasının büyük artıları da var tabi;

Evet, Gönüllü çalışanlarımız var \\o/ Yukarıdaki grafikte 2006-2009 yılları arasında uludag deposuna yapılan gönderilerin oranları yer alıyor. Görüldüğü üzere üretilen Teknoloji’nin önemli bir kısmını UEKAE ‘de çalışan geliştiriciler üretiyor. Bu teknolojileri üretebilmek için gerekli paketlerin hazırlanmasında da %76′ya %24 gibi benzer bir oran, pardus deposunda bulunuyor. (Bunları biz daha çok çalışıyoruz demek için yazmadım, sadece durumu anlatabilmek için yazdım. Zira bizim daha çok çalışmamız tabi ki doğru olanı.)

~ * ~

Pardus 2008 ve sonrasında yapılacak işleri yazıp mevcut durumumuzu takip edelim diye ve daha “şeffaf” olabilelim diye, bir “Proje Yönetim” aracı arayışına girmiş idik. O dönemlerde yapılan tartışmalardan bir sonuç çıkmamıştı (ki gelistirici listesinde yapılan tartışmalardan bir sonuç çıkması “mucize). Bizde yine o dönemlerde, tam olarak nerede gördüğümüzü hatırlayamadığım bir yerden esinlenerek, bir yapılacak işler dosyası hazırladık. Belirli bir düzene sahip bu dosya üzerine yapılacak işleri ve işin durumunu giriyorduk vs. Tabii ki 2011 sürecinde, artık bu ilkel yöntemin de işe yaramamaya başlaması ile birlikte, “Proje Yönetim” aracı arayışları yeniden alevlendi. Özgür yazılım projelerinin en büyük sorunu, herkesin her daim konuşması fakat iş bir proje için çalışmak olduğunda sessizce beklemesidir. Herkes konuşur ama bazıları çalışır. Ve biz o bazılarının yaptığı çalışmalara muhtacız. Yine bir çok insan konuştu, bazıları iş yaptı ve Jira adında bir yazılım kullanmaya karar verdik. Yaptığımız araştırmaların sonucunda, Özgür Yazılımlar için kullanılması ücretsiz fakat özgür olmayan bir lisansa sahip olan Jira ‘da karar kıldık. Bu listedeki diğer projeler gibi. (Aralarında Özgür Yazılımların da bulunduğu kabarık bir liste).

Bu kararı verirken bir yanlış yaptıkgönüllü geliştiricilerin de kullanacağı bir yazılım için kendi kendimize karar verdik. Kararı kendi kendimize vermiş olmamızın yanında, bir de Neden Özgür bir alternatifini seçmediğimiz için, geliştiricilerimiz haklı veya haksız olarak şikayetlerini dile getirdiler. Hatamızın farkına varıp bir çözüm üretebilmek adına, ısrarla savunulan, Özgür lisansa sahip Redmine ‘ın gereksinimlerimizi karşılayacak kıvama getirilebilmesi için bir ortam hazırlamaya ve elimizden geldiğince bu konuda destek olmaya, bu süreç işlerken de Jira ile devam etmeye karar verdik.

Bu kararımızı açıklayınca ardı arkası kesilmeyen, bazıları hakaret seviyesinde birçok ithamda bulunarak bazı geliştiricilerimiz projeyi bırakacaklarını açıkladılar.

~ * ~

Hala üzgünüm ve şaşkınlık içerisindeyim ve hala anlayamıyorum.

Özgür Yazılımın bir güzelliği de istediğiniz zaman bırakıp gidebilme özgürlüğü.

Keşke böyle olmasaydı ama herkesin yolu açık olsun..

15
Haz

Pardus’u diğer dağıtımlardan farklı kılan en önemli özelliklerinden biri de PiSi , Pardus’un Paket Yönetim Sistemi.

Bir çok sunumda da savunduğumuz bir argüman var; PiSi sadece paket yönetiminde değil, paketleri geliştirmek için sunduğu kolay kullanım ile de diğer paket yönetim sistemlerinden sıyrılıyor.

Paketlerin sisteme kurulması, güncellenmesi, kaldırılması ya da daha derinlerde bağımlılıklarının çözülmesi, paketlerin sıkıştırılması gibi işleri yaparken ne kadar hızlı ve verimli olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Paket geliştiricileri için ise Python ve XML sayesinde paket geliştirme sürecinde diğer paket yönetim sistemlerine göre büyük avantajlara sahip.

Python’un tartışılacak pek bir yanı yok, hali hazırda kendisine rakip olabilecek pek bir ürün de yok zaten (ruby’nin vs. nin başımızın üstünde yeri var ama Python daha bi can yani :)) Fakat paketlerin önemli bilgilerini içeren dosyaların hepsi XML formatında. Bu dosyaların XML olmasının birçok avantajı var; herhangi başka bir formata dönüştürmek, hali hazırda bir çok kütüphane kullanarak bu dosyaları işlemek, dosyanın denetimlerini gerçekleştirebilmek ya da dosyanın tasarımında bir değişiklik yapmak oldukça basit. Gelgelelim XML’in çok önemli bir dezavantajı var; insanlar için yazması ve okuması zor bir format XML. Günümüzde henüz paketleri geliştiren mükemmel makinelerimiz olmadığına göre, insanlar önem sıralamasında en üstte :)

Bu problemi çözmek için XML düzenleyecek araçlar yazmak üzere tarihi birçok projemiz mevcut. Fakat ne bu projeler bir türlü mutlu bir sona ulaşabildiler, ne de çoğu “geek” dediğimiz sınıfa giren paketçilerimiz bu araçları kullanmaya sıcak bakmadı. Paket bakıcılığı ile pek uğraşmıyor olsam da bende bu araçlar yerine Vim kullanmayı tercih ediyorum. Bu kadar paket varken ve PiSi ile paket geliştiren bir çok paketçi varken, bu konuda bir değişiklik yapmakta pek kolay değil. Ayrıca değiştirmeye karar verdiğinizde XML’in sağladıklarını sağlayacak birşey bulmak ve PiSi’nin bu formattan anlayacak hale gelmesini sağlamak (PiSi ile birlikte buildfarm ve arkadaşları gibi büyük bir topluluk da bu değişimden nasibini almalı) pek kolay bir iş değil.

Konuyu bir-iki haftadır birazda geyik unsuru olarak aramızda konuşurken (daha sonra geliştirici listesinde de konuşuldu bir kuple), kullanabileceğimiz alternatif veri taşıyıcı formatları araştırdık; JSON, YAML ve hatta şahsen ben kendim Google’ın kendi işlerinde kullanmak üzere tasarladığı protobuf projesini dahi inceledim. Fakat aralarında en mantıklısı ve XML’e en yakın özellikleri sağladığı gibi asıl problemimize (kolay okunan ve yazılan bir format istiyoruz !) de tam çözüm olacak tek alternatif YAML gibi gözüküyor (evrenin herhangi bir yerinde daha iyisi varsa yorum olarak ekleyin). PiSi’nin proje lideri Fatih ve Pardus 2009 Sürüm Yöneticisi Onur ile birlikte konuyu konuşurken çok daha eğlenceli dosya formatları geliştirdik lâkin Dünya henüz buna hazır değil :)

Mevcut bir pspec.xml ile yeni ortaya çıkan pspec.yaml arasındaki okunulabilirlik ve yazılabilirlik ise sanırım gayet net;

YAML vs. XML

YAML gibi bir formatı seçmekle iş bitmiyor ne yazık ki; PiSi’nin YAML anlayacak hale getirilmesi, bu işin (deyim yerindeyse) en “pis” yeri. Bu işi şu anki iş yükümüzle ve düşündüğümüz şekli ile (PiSi’nin XML ile ilgili kısımlarını tamamen YAML’a geçirmek) yapmak neredeyse imkansız olduğu için bu konu geyik olarak kapandı diye düşünüyordum ki; bir bardak mojito imdadıma yetişti;

XML’in avantajı kolay olarak başka formatlara çevirilebilmesi ve XML için kullanılabilecek en hızlı Python kütüphanelerinden Piksemel ve YAML için gerekli PyYaml kullanarak, pspec.yaml gibi bir dosyayı PiSi’ye işlemesi için vermeden önce PiSi’nin anlayabileceği XML formatına çevirmek gayet kolay olacaktı oysa ki :)

Biraz over-engineering gibi gözükse de uygulanabilecek en hızlı çözüm ve PiSi’nin sağladığı mevcut yapıdan tamamen izole olarak geliştirilebilir. yaml2xml dönüşümü için yazdığım kod pek baştan savma bir kod (hatta çok kötü bir kod bile diyebilirim). Fakat buradaki amacım kısa ve hızlı bir şekilde sonuca ulaşabilmek olduğundan, biraz da “deneysel” diyebileceğim pisi-yaml ortaya çıktı.

pisi-yaml‘ın kendisi burada, denemek için örnek bir paket ise burada mevcut. Tabi bunlardan önce PyYaml paketini kurmanız gerek. Gerekli dosyaları çektikten sonra kde-odf-thumbnailer paketini pspec.yaml‘dan derletmek için kde-odf-thumbnailer dizininde;

# ./pisi-yaml.py build pspec.yaml

Derleme bittikten sonra pspec.yaml dosyasının XML’e çevirilmiş haline .pspec.xml dosyasından göz atabilirsiniz.

Pardus 2011′de YAML ile yazılmış paketlerimiz olur belki kim bilir ?

İyi eğlenceler.

Post to Twitter Post to Delicious Post to Digg Post to Facebook Post to Reddit

21
Mar

Bildiğiniz gibi Pardus, Tübitak desteği ile hatta daha doğrusu Tübitak bünyesinde geliştirilen güzide bir proje. Aynı zamanda Pardus bir “Özgür Yazılım” projesi yani dışarıdan da destek alıyor. Bir çok güzide insan kendi gönüllerinden, kendi ellerinden gelen ne varsa yapmaya çalışıyor.

Peki Pardus geliştiricileri genelde ne zaman geliştiriyorlar Pardus’u ? Normal şartlar altında; yani Tübitak çalışanlarını işçi olarak ele alırsak ve bu iş için Tübitak tarafından ayrılan mesai zamanlarına bakarsak; Pazartesi-Cuma günleri arasında saat 08:00′dan 17:00′a kadar olan süre ortaya çıkıyor. Pardus sadece bu süre zarfında geliştiriliyor olsaydı şimdi nerede olurdu ?

Çok soru sordum açıkçası biraz da “bilimsel“* gerçeklere bakalım;

Yukarıdaki grafikte 2006-2009 yılları arasında uludag deposuna yapılmış tüm gönderilerin (commit) gün içerisinde gönderim sıklıkları ifade ediliyor. Grafiğe göre özellikle mesai saatlerinde gerçek bir yükseliş var fakat önemli nokta hemen hemen her günün her saatinde Pardus ofisinden birilerinin çalıştığını gösteriyor. Mesai saatleri ile diğer saatlerin oranına bakarsak;

Sanırım dediklerim daha iyi anlaşılıyor :) Aynı incelemeyi Pardus deposu için yaptığımızda olayın çok daha güzel bir yanı ortaya çıkıyor;

Evet, mevcut paketlerin çoğunu mesai saatleri dışında, yani çalışanların kendilerine ait olan saatlerde yapmışız. Çıkardığım grafiklerden daha bir çok ilginç sonuçta çıktı tabi;

  • Uludag ve Pardus deposuna en çok 2009 yılında gönderi yapmışız.
  • Katkıcı deposuna en çok gönderi ise 2007 yılında yapılmış.
  • 2006 ve 2007′de Pardus deposunu neredeyse sadece mesai saatleri dışında kullanmışız
  • Her yıl git gide mesai saatlerindeki çalışma performansımız gözle görülür bir şekilde artmış
  • Katkıcı deposu 2009 yılında diğer gün ve saatlerden çok farklı olarak en çok Çarşamba günleri saat 22 ‘de kullanılmış
  • Uludag deposuna yapılan gönderilerin %82.24′ünü Tübitak çalışanları, %17.76’sını gönüllü çalışanlar yapmış
  • Pardus deposuna yapılan gönderilerin %76.53′ünü Tübitak çalışanları, %23.47’sini gönüllü çalışanlar yapmış
  • Katkıcı deposuna yapılan gönderilerin %62.84′ünü gönüllü çalışanlar, %37.16’sını Tübitak çalışanları yapmış
  • Tüm depolarda ortak olarak en çok gönderiler 16 sularında mesai bitiminden hemen önce yapılmış
  • Tüm depolarda ortak olarak en az gönderi 6 ile 7 sularında yapılmış (doğal olarak)
  • Tübitak çalışanlarının en verimli olduğu saatler mesai içerisinde 14,15 ve 16 saatleri

Tüm bu veriler ile ilgili ayrıntılı grafikler [1] [2] [3] adreslerinde. Sayfalarda alttaki açılır kutulardan değişik depo/yıllara göre grafik ürettirebilirsiniz. (Kullandığım Svg çizim kütüphanesinde bazı problemler olabiliyor; sayfayı yenilemeniz yeterli)

* İşin bilimsel kısmı bu verilerin hepsini “svnlog” çıktısından aldım, kullanılabilecek hale getirmek için bir betik yazdım ve grafik kütüphanesinin anlayabileceği şekle çevirdim.

Post to Twitter Post to Delicious Post to Digg Post to Facebook Post to Reddit

15
Şub

Siz hareket ettikçe sizin hareketinizden enerji alan ve yapıldığı teknolojiye bağlı olarak ya içerisindeki pili şarj eden ya da içindeki zemberek sayesinde mekanik olarak kurma işlemini gerçekleştirerek çalışmaya devam eden saatler. İngilizcesi “Automatic Watches” olunca Türkçesi biraz anlam karmaşasına yol açıyor olsa da başka mantıklı bir çeviri gelmedi aklıma..

Mekanik olanlar ortalama 1-2 gün boyunca durdukları yerde çalışmaya devam edebilirler. Pil şarj eden modeller ise genelde 1-2 gün sonrası uyku konumuna geçerek mekanik aksamı çalıştırmak yerine sadece saatin bilgisini dijital olarak tutarlar ve herhangi bir hareket ile şarj edilmelerini takiben mekanik aksamı gerçek zamana göre güncellerler.

Eski işlerimi toparlarken, okunmamış maillerimi okurken fark ettim ki Türkiye’deki otomatik özgür yazılım saatini harekete geçiren ve onu sürekli olarak şarj eden bir ekip ile çalışıyorum (Zorunlu hizmetin ardından bugün işte ilk günüm..) Sadece bu ofiste çalışan insanlardan bahsetmiyorum; hata giren, yorum yapan, saati çok hızlı şarj edeyim derken hızını alamayan ama her yönüyle bir şekilde bir sonraki adım için enerji üreten insanlardan bahsediyorum.

Özgürlükİçin‘in hazırladığı PodCast‘i dinledim biraz önce; resmen duygulandım yahu -arada Pardus Piyango talihlileri de açıklandı – :) Sonrasında Beyin‘de gezindim bir süre; gerçekten ele alınabilecek o kadar güzel yeni fikir var ki..

Sevgili Necdet Yücel‘e ve 64bit ekibindeki tüm arkadaşlara da 64bit Pardus sürümü için gösterdikleri müthiş çaba içinde ayrıca büyük bir teşekkür etmek istiyorum, zira özgür yazılımlarda yapılacak işler için konuşmak çok kolaydır fakat bir şeyler yapmak, işleri sonuca bağlamak her zaman sıkıntılı olur.

Bakalım ilerleyen günlerde zembereği gerebilmek için neler yapacağız..

28
Oca

Hani şu anda bu yazıyı okuduğunuz o plastik kutunun içindeki her şey. Her gün değişiyor teknoloji. Bazen tekrarlıyor kendisini bazen yeniliyor..

Bakış açılarımız değişiyor, alışkanlıklarımız değişiyor, teknoloji bazen ayak uyduruyor bazen bize yön veriyor.

3 sene öncesine kadar dokunmatik cihazlar yanlış tasarımlarının kurbanı kalemlerle birlikte pek bir kullanışsızdılar ama teknolojiktiler (!). Sonra birileri dokunmatik bir cihazın gerçekten dokunulabilir bir şey olmasını akıl etti ve gerçekleştirdi. iPhone mobil dünyayı sağdan sola geçirdi. Sadece o incecik, dokunulabilir, kompakt donanımı ile değil, üzerinde çalıştığı müthiş donanımın hakkını veren yazılımları ile de çok büyük bir değişime sebep oldu.Mobil dünyanın donanım üreticileri iPhone‘a bakarak donanım üretmeye başladılar. Yazılım üreticileri mobil MacOsX ‘i temel aldılar. Büyük abiler mobil yazılım pazarına girmeye karar verdi vs. vs.

Mobil pazarın en önemli oyuncusu Nokia bile Apple‘ın mükemmel bir şekilde gerçeğe dönüştürdüğü bu yaklaşımı yeni yeni keşfetmeye başladı.. Binlerce modele sahip olmasına rağmen hiçbir Nokia modeli iPhone’un yakaladığı başarıyı yakalayamadı.. Hatta birkaç yüz tanesi bile tek başına iPhone ile başa çıkamadılar..

Teknoloji durmuyor ya yerinde hani değişiyor, yeniliyor ya kendini.. E-book (elektronik kitap) denilen, başta pasif monochrome ekranları, elektronik mürekkebi ile geldi. Önce gerçek kağıttan kitapların en büyük oyuncusu Amazon el attı e-book işine.. Kindle’ı çıkarttı kısmen başarılı oldu.. Ekran okuma için gerçekten çok başarılıydı, müzik dinleyebiliyordunuz ve internete girebiliyordunuz siyah-beyaz.

Apple ?

Durmadı tabi, tablet bir bilgisayar çıkaracağı söylentileri dolaşmaya başladı.. Bir sürü tasarımcı olası iTablet tasarımlarını ortaya attılar (isim bile çelişkili idi iTablet, iSlate ..). Artık Apple’ın tasarım yaklaşımını anlamış olacaklar ki (sadece basit) ortaya atılan olası tasarımların hemen hemen hepsi dün Steve Jobs‘ın biz Dünyalılara duyurduğu iPad ile hemen hemen aynıydı.

Yine yaptılar. Steve Jobs efsanevi tanıtımı sırasında iPad’in yerini şu şekilde tarif etti; “herkesin telefonu ve dizüstü bilgisayarı var, biz bunların yanına üçüncü bir teknoloji yerleştirmeyi hedefledik ve sanırım başarılı olduk“.

Steve Jobs işe geri döndükten sonra ilk olarak büyük yanlışı düzeltti Intel‘e geçti. Masaüstü ve Dizüstünde çok değerli olan bu adımı yenilenmiş gri-siyah tasarımlı iMac‘ler izledi. iPod‘un başarısını ve gelişimini söylemeye gerek yok herhalde :) Arada o müthiş tasarımcılarının elinden MacBook Air çıktı.. iPhone ile dokunulabilen efsaneyi yarattıktan sonra yine yeni bir efsane ile aramızda. FSF‘nin dediği gibi iBad olabilir özgürlük için; ama teknolojinin bu kadar gelişmiş olması heyecan verici.. Hep Apple yapıyor olsa da ben mutlu oluyorum :)

22
Oca

Evet, “saçma” ydı askerlik, bitti. Pek söylenebilecek bir şey yok aslında; hala gereksiz bence, hala yanlış ve hala “saçma”. Bitti işte ;) Geride kalanlara sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor, gelemiyor.. Geride kalanlar derken; hem askerden sivile dönmek için bekleyenler hem de “sabırsızlıkla” askere gitmek için bekleyenlerden bahsediyorum ;)

Bakalım yeni günlerde bizleri neler bekliyor olacak ;) Artık içtima yok..

Güncelleme: “saçma” nın TDK sözlükteki karşılığı : “Mantık kurallarını bozan, tersine çeviren.” Böyle yani =)

10
Ağu

Birlikte çalışmaktan çok mutlu olduğum arkadaşlarımdan ve sevdiklerimden zorunlu olarak bir süreliğine ayrı kalıyorum; 5-6 aylığına Jandarma Er olarak, aşağıdaki bu güzel evleri ile ünlü olan Safranbolu’ya gidiyorum ;)

Safranbolu Evleri, Yücel Ünlü - Nisan 2007

Görüşmek üzere…

3
Tem

Bu yıl KDE ve Gnome vakfının birçok sponsorun da desteği ile birlikte düzenlediği Desktop Summit ’09 için biraz önce Kanarya Adaları‘na geldik Gökçen ile birlikte. 03-11 Temmuz arasında olacak, Akademy ve GUADEC katılımcılarının bir arada yer alacağı etkinliğin son günleri ise İspanyolca sunumlar ile öncelikli Kanarya Adaları sakinleri ve İspanyol ziyaretçilere adanmış olacak.

KDE 4 ile bu seviyede bütünleşmiş başka bir Linux dağıtımının olmadığını düşünürsek, Pardus’un bu etkinliğe katılıyor olması gayet heyecan verici ;)

28
May

Ekibin ve özellikle sürüm yöneticisinin özverili çalışmaları ile harika bir iş çıktı yine :) Buradan da görebileceğiniz gibi Pardus 2009 Alpha kullanıcıların denemesi için ftp sunucularında yerini aldı, birçok yeni Pardus aracı ve en iyi özgür yazılımların en güncel sürümleri ile gelen Pardus 2009 Alpha ‘yı bu adresten indirebilirsiniz ;)

Asıl sürüme ne kaldı ki :)

Yenileri de geldi: