3
Nis

Şu an Linux camiasının iki parçaya ayrıldığını söylesek yalan olmaz. KDE sevenler ve sevmeyenler. Bu iki taraf da fanatik sayılır. Hele hele KDE  4 ailesi çıktıktan sonra diğer masaüstü yöneticilerinden baya farklılaştıklarını hesaba katarsak…

Ben koyu bir KDE fanatiğiyim ve bunu çoğu kişi de bilir. Neden KDE fanatiği olduğuma gelecek olursak, bunu yazının ilerleyen kısımlarında söyleyeceğim.

Öncelikle KDE hakkındaki en önemli detayı atlamayalım. Kararsız. Ama çoğu kişi bu kararsızlığın nedenini sormadan direkt kararsız diyor. Öncelikle diğer masaüstü projelerinin sadece masaüstü olduğunu unutmayın. KDE ise sadece masaüstü olmaktan çıkalı yıllar oldu. KDE kendi bünyesinde masaüstü dışında, ofis, geliştirme araçları, çokluortam programları, İnternet araçları ve pek çok şey geliştiriyor. Dolayısı ile de KDE bir masaüstü yöneticisi değil, bir yazılım topluluğudur. Zaten KDE firması bir süre önce adını KDE Software Compilation olarak değiştirdi. Yani KDE projesi bir programlar bütünü projesi.

KDE’nin gelişmişliğini anlatmanın en rahat yolu KDE içeriğinin ne olduğudur. Size kısaca kanıtlayabileceğimizi söyleyeyim:

KDE kurulu bir sistemde her içerik mevcuttur. Bu bahsettiğim şey normal yapı değil. Sadece KDE uygulamaları kurulu bir sistem ile her şey yapılabilinir. Örneğin, basit ofis ihtiyaçları için KOffice, web ihtiyaçları için kdenetwork gibi bileşenler’i dikkatlice incelerseniz ne kadar geniş bir proje olduğunu anlarsınız. Hatta ve hatta KDE üzerinde iken ayriyetten bir grafik arayüzlü paket yöneticisine gerek yoktur. Kubuntu gibi pek çok KDE dağıtımının kullandığı paket yöneticisi KDE’nin kendi paket yöneticisidir.

Bunu en iyi biçimde anlamak için, sistemde KDE uygulamalarının dışında bir şey kurulu olmayan bir sistem deneyin. Örneğin, Arch Linux’a KDE kurup KOffice gibi bazı harici KDE bileşenlerini kurun ve bilgisayarı kullanmayı deneyin. Günlük kullanıcının tüm işlerinin görülebileceğini göreceksiniz. Müzik için Amarok, browser için Konqueror, anında mesajlaşma için Lopete ya da kmess… Bu liste uzar da uzar. Ama sanırım demek istediğimi anladınız.

Bu tarz bir yapıyı KDE projesi dışında hangi masaüstü projesi size böyle bir şey sunuyor?

Şimdi diyeceksiniz ki “Ama KDE kararsız!”. Doğru, KDE kararsız. Ama sebebini hiç düşündünüz mü? KDE, diğer projelerin yapmadığı bir şeyi yapıyor, pek çok projeyi tek çatı altında tutuyor. Gnome olsun, XFCE olsun, LXDE olsun, size sadece masaüstü ortamı sunuyor. Diğer yazılımlarımı kendiniz ayriyetten kurmak zorunda kalıyorsunuz.

KDE projesinin gidişatına bakacak olursanız da, hey yeni sürümde kararlılığı bir derece daha artıyor. Dolayısı ile de kısa zamanda XFCE stabilliği ile aynı olacağı kesindir. Hem de tüm yapılar birbiri ile bütünleşik…

Sanırsam KDE’nin neden diğer projelerden üstün olduğunun en önemli etkenini açıkladım. Geri kalanı sonraki yazılara…


Filed under: Özgürlükİçin Gezegenine Tagged: Amarok, Özgür Yazılım, Özgürlükİçin Gezegenine, Big Bang, Eleştiri, Eski Mısır, Gözlem, KDE, KOffice, Linux
4
Şub

Her hâlde forumda, deneyimli kullanıcıların en sinir olduğu olaydır; Daha Pardus hakkında bir şey bilmeyen, Pardus’u tıpkı Windows gibi zanneden kişiler eski alışkanlıklarını devam ettirip bir ‘exe’ uygulamasını kurmayı deneyince başarısız olurlar ve forumda “Bu ne başarısızlık, daha doğru dürüst exe bile çalıştıramayan işletim sistemine kararlı diyorsunuz!” diye sövüp sövüştürür. Biz de insanlık görevimiz olarak “Exe Windows uygulamalarıdır. Linux ile Windows benzer değil, mimari açıdan tamamen farklıdır. Dolayısıyla Linux’ta exe çalıştırmak, 3 tekerli bisiklet ile dağ yamacından aşağı kaymaya benzer.” diye cevaplamaya çalışıyoruz ama nafile… “İlla exe isterim!” diye tutturmuş bu insanlar. Sanki exe bir avantajmış gibi.

Linux ve Windows Arasındaki Farklar:

Pek çok kişi Linux’u (dolayısıyla Pardus’u), Windows’a para vermemek için geliştirilmiş, Windows çakması işletim sistemleri sanmaktadır. Belki günümüzde görünüş olarak Windows’a oldukça benzeyen dağıtımlar mevcuttur. Ama o yapının içlerine indiğimizde en ufak bir benzerlik bile bulunmamaktadır. En başta kök dizin yapısı bile farklıdır. Bu sadece farklardan biridir.

Windows, sizi sadece tek bir masaüstü yöneticisine iter. Fakat Linux, zaten terminal tabanlı olduğu için seçme özgürlüğüne sahiptir. İster KDE, ister Gnome, ister XFCE, ister E17, ister eski usul terminal…

Mimari farklarda ise, Linux’un hem kullandığı çalışabilir dosyaların, hem kütüphanelerinin, hem de ayar dosyalarının uzantıları, Windows’takinden çok farklıdır. Hatta bazılarında uzantı bile yok :D . Bunun dışında Linux, her şeyi tek bir dizin içine zorlamaktansa, birkaç dizine dağıtarak rahatlama sağlar.

Sen Bu Hikâyeleri Geç! Nerede Benim EXElerim?

Kısa ve öz cevap: hiç bir yerde. Demin de anlattığım gibi, exe, tamamen ayrı bir platform olan Windows’un uygulamalarıdır. Dolayısı ile onları çalıştırmak yerine, o uygulanın Linux versiyonunu bulmak, yoks da alternatifini bulmak en sağlıklı çözümdür. Tam tersi durum da geçerlidir. Linux uygulamalarını Windows’ta çalıştıramazsınız.

Ama Şu Şu.EXE Benim İçin Şart…

Özel durumlara gelecek olursak. Windows oyunları ve CAD gibi mevzular. Bu tip olaylarda sorun Linux’tan değil, üreticinin tek platform ısrarındandır. Bunun için elimizde 3 alternatif var:

  1. Çift sistem: Bu yönetimi genelde oyun oynayanlar çok kullanır. Çoğu işlerini Linux üzerinde görüp, oyun oynayacağı zaman Windows’u açmak gibi. Linux bize bu imkânı sunar. Açılışta hangi işletim sisteminin açılacağı da sorularak seçim şansı sunulur.
  2. Emulatör ve Taklitçi: Taklitçi dememin sebebi, pek çok kişi tarafından emulatör olarak bilinen WINE, aslında bir emulatör değilidir. Emulatör mantığı, uygulamanın orijinal platformunun çekirdeğini çalıştıran bir sanal bilgisayar üzerinden uygulamayı çalıştırmak şeklindedir. WINE ise, Windows DLL yöneticileri ve Uygulama çalıştırıcıları, ters mimari ile, yani bir çeşit deneme yanılma ile yeniden yazılarak oluşturulmuş bir uygulamadır. Bu sayede sanal bilgisayar değil de gerçek bilgisayarda çalıştırır. Ama bu yöntem %100  garantili değildir.
  3. Sanal Bilgisayar: Benim favori yöntemim. Özellikle Virtual Box ile birlikte, artık sanal bilgisayarın 3D özelliklerini kullanabilme yeteneği geldiğinden beri sanal bilgisayar oldukça akıllıca bir çözüm olmaya başladı. Oyun dışındaki belli başlı işlerde Windows’a bağımlı olanlar için en ideal çözüm bu olsa gerek.  Hele hele günümüzde sanal bilgisayarların ne kadar gelişmiş olduğunu düşünürsek…

Filed under: Özgürlükİçin Gezegenine, Pardus Topluluk Seçkisi Tagged: Özgür Dünyanın Yolu, Özgür Yazılım, Özgürlükİçin Gezegenine, Eleştiri, Fintows, Linux, Sanal Bilgisayar, WINE
27
Kas

Uyarı: Bu yazı Pardus 2009 üzerinde Bespin kullanan kişileri ilgilendirmektedir!

Evet, biz Bespin kullanıcılarının ikinci sınıf vatandaş muammelesi görmeye başladığını düşünmeye başladım. Şu an paketlerde gelen Bespin eski sürümlerden biri. Fakat her şey gibi Bespin’in de elbet güncellemesi çıkacaktır. Bu güncellemeyi elle derlemiş biri olarak bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum. Yazının sonunda sizlere bu yeni sürümü nasıl kuracağınızı anlatacağım.

Öncelikle değinmem gereken birkaç şey var:

  • KDE 4.3 kurulduğu taktirde eski sürümün pencere kenarlığı hata veriyordu.
  • Eski sürüm normalde de hata veriyordu.
  • Karnın açken yeni sürümü kaynak koddan derleme
  • Pilav yerken böyle bir yazı yazma.

span style=”font-family: arial, helvetica, sans-serif;”>Tüm maddeleri bizzat deneyerek söyledim. Özellikle de son iki maddeyi :D . Neyse, öncelikle bilmeyenler için Bespin’i, büyük anneye anlatır gibi anlatalım…

Bespin Nedir?

Kısaca açıklamak gerekirse, Bespin temel olarak KDE4 için hazırlanmış, hafif metalik ve Mac OS X vari, stil, pencere kenarı, bir adet plasmoid (xbar), birer adet KDM ve Ksplash temasından oluşan bir arayüz paketidir.

Yeni Sürümde Dikkat Çekenler…

Öncelikle en çok dikkatinizi çekecek şey, Baspin stilinin ayarlarına girdiğinizde sizi karşılayan, daha da kalabalıklaşmış ayar seçeneği sayısı olacaktır. Bunu uzun uzun anlatmaktansa, bir resim ile göstermek isterim. Evet, Bu yeni Bespin ile eklenen pek çok özellik var. Örnek olarak, artık “Dolphin”, “Konqueror” ve “Arora” olmak üzere üç farkı uygulama için özel ayarlarımız var. Bunun yanı sıra butonlar, menüler ve pencereler üzerinde daha fazla ince ayar şansınız var. Ayrıca resimde de dikkatinizi çekmiştir, artık “Air” stili halkalar ile pencerenizi şenlendirebilirsiniz. Bunun yanı sıra “Kısmi Şeffaflık” diye tabir edebileceğimiz bir olay da var. Bu arkadaş tam olarak ne? Tıpkı “Aero” arayüzündeki gibi, gereksiz kısımlar görselliğe katkı için feffaflaşırken, diğer kısımlar olduğu gibi kalıyor. İşte uzun süredir özlemini çektiğim olay… Ama bendeki şansa bak! Sorun ya bende, ya da makinemde! Bu özelliğin ayarlandığı bölüme geldiğimde hiç bir ayar çıkmıyor… Ama “Air” stili halkalar moralimi yerine getirdi doğrusu. Oldukça hoş duruyorlar. Özellikle de Plasma teması olarak Air kullananlar bu seçeneğe bayılacaktır. Bunun yanında, klavyedeki multimedia tuşları ile sesi değiştirirken bir şey dikkatimi çekti; ses değiştirirken çıkan gösterge, o eski ilerleme çubuğu şeklinde değil, tamamen bu iş için özel tasarlanmış, oldukça şık bir stil. bunu göstermek için, Amarok’un bu yeni sürümle birlikte bir bölümündeki görüntüyü kullanacağım. Not: Kırmızı ok ile işaret edilen şey yeni ses göstergemiz…

Son Olarak: NASIL KURULUR!!!!

Öncelikle size linkini veriyim. Ama ben gene de burada da nasıl kurulduğunu anlatacağım.

Öncelikle kaynak kodları indirmelisiniz. iki alternatifiniz var.

  • svn co https://cloudcity.svn.sourceforge.net/svnroot/cloudcity komutu işliğinde SVN ile indirmek.
  • Şu Adresten arşiv biçiminde indirip, bir dizine açmak.

Her iki yöntem de aynı kapıya çıktığı için sonraki adımlara geçelim. Dosyaların bulunduğu dizine geldiğinizde Terminali o dizinde açıp sırası ile aşağıdaki komutları yazın:

./configure (bu komut biraz uğraştırıyor. normal alışılmıştan biraz farklı bir etki yaratıyor da :D )

cd build

make

sudo make install (Bu komuttan sonra şifrenizi girin)

Artık yepyeni Bespin’iniz hazır.


Posted in Özgür Dünyanın Yolu, Özgürlükİçin Gezegenine Tagged: Özgür Dünyanın Yolu, Özgür Yazılım, Özgürlükİçin Gezegen, Eleştiri, Gözlem, http://masterlin.wordpress.com/files/2009/11/masam6.png, Linux, pardus 2009, Yeni
29
Eki

Not: Bu benim Linux ile tanışma hikâyemi anlatan, bilgisayarı gerçek hayata benzeten bir yazıdır. Buradakiler yalnızca benzetmedir. Hayatımda bu kadar kişi ile beraber olsa idim….. :D :D :D Yaklaşık 5 yıl kadar önce idi. Microsotf ailesinin bana göre en saygın üyesi olan Windows 2000 ile bir dostluğum vardı. Ama farkında olmadığım hâlde arkamdan ne işler çeviriyordu… Hem benden izinsiz evime (bilgisayarıma) her kesi sokuyor, hem de en özel sırlarımı anlatıyordu. Bir gün beni ekmesi sonucu artık ona olan tüm güvenim ortadan kalkmıştı. Artık o benim dostum değildi. Zaten hiç dost olmadığımızı anladım. Beni hem kandırmış ve kullanmış biri nasıl dostum olabilirdi? Aslında onun tek düşündüğü Bill Amcasının banka hesap(lar)ı idi. Bir süre yalnızlık içinde dolaşmaya karar verdi. Hiç bir dostum yoktu. Yalnız başıma o bardan o bara (İnternet Kafe) dolaşıp durdum.

Tam bu boşluk esnasında iken Mac OS X adında genç, alımlı bir bayan ile tanışmıştım. Görünüşü ile beni büyülemişti. Onunla tanışayım dedim. Bir süre beraber takıldıktan sonra bir birliktelik ortaya çıktı. Ama maalesef birbirimize uymadığımız için kısa sürede ayrıldık. Bu boşluk içerisinde dolaşırken birden kendimi bir köprüde buldum. Hayatıma (Bilişim hayatıma) elveda diyecektim. Ama bir şey bana engel oldu. Arkamı döndüm. Bu şeyin ne olduğuna baktım. Sevimli bir penguendi. Elimden tuttu ve beni çekiştirerek bir yere doğru götürmeye başladı. Bana bu yerde özgürlüğü bulabileceğimi söyledi. Bu şehrin adı GNU/Linux idi. Bir süre sonra Debra ve Ian adlı bir çift (Debian) ile tanıştım. yalnızdım. Ama beni aralarına kabul ettiler. Hoş bir aile yaşamı idi onlarınki. Ancak sorun şurada idi ki; ben fazla yetersizdim. Çok fazla kültürlü bir çift idi. Onlarla yaşamanın zorluğu işte burada idi. Pek çok konuda deneyimsiz ve bilgisiz kalıyordum. Ama yılmadım, usanmadım, çalıştım, çabaladım. Onlara ayak uydurmak için elimden geleni yaptım. Bir süre sonra daha da rahat etmeye başladım. Ama bir süre sonra bu aile ile arama giren bir kız çıkageldi. Adı Fedora idi. Oldukça sade ve alımlı biri… Open SuseAma bu da tıpkı Mac OS X ile olan ilişkim gibi yürümedi. İstekleri bir türlü bitmiyordu. O dönemde bir süre dostum olan biri ile tanıştım. Open Suse. Hayatıma “Özgürlük Vaadi ile girdi. Aslında bu özgürlüğü sundu da. Ama sorun şurada idi ki, onu anlamakta güçlük çekiyordum. Fazla ilginçti. Gerçi bunu benden duymak biraz saçma gelebilir ama evet, Open Suse bana çok ilginç geliyordu. Ama gerçekten de onunla olduğum süre zarfında ayrı bir özgürlük tattım. İyi bir dosttu. Ancak onunla ayrı yerlere gitmemiz gerekti. O olduğu yerde kalacaktı. Ama ben… ben daha da derin bir özgürlük hissi arıyordum. Aradığımı bulmak için başka ufuklara yelken açmayı denedim. Bu süre zarfında pek çok kişi ile tanıştım. Ama hepsi gelip geçici tiplerdendi. Uzun bir boşluğun arından bir hemşerimi buldum. O da benim gibi bir Türk idi. Adı Pardus’tu. Oldukça esprili (Uygulamaların adı bile Pardus / Özgürlükİçinesprili), ve özgür biri idi. Ama bir sorun vardı. Hiç olgun değildi. 2007 yılının ortalarında, olgunlaştıktan sonra geri dönme sözü ile gitti. Bu süre zarfında Ubuntu, kardeşi Kubuntu, Mandriva ve bir kaç isimle daha tanıştım. Hatta ve hatta Open Suse ve Fedora hayatıma yeniden girmeye çalıştılar. Bir de PcLinuxOs adlı biri ile de tanıştım. Ama hiç biri bana tam olarak aradığım bir özgürlük sunmadı nedense. Bu yüzden Debra ve Ian çiftinin yanına geri döndüm. Kısa bir süre sonra, 2008′in ortalarına yakın, Pardus geri döndü. Bana bas bas bağırarak “Artık daha olgunum!” diyordu. Biraz sohbetin ardından anladım ki gerçekten de daha olgundu. Onunla bir süre, Debra ve Ian’ın evinde kaldık. Ama bu da yetmedi. Bir zaman sonra kendimize Sony marka bir araba (Dizüstü) aldık. Artık yollarda dolaşmaya başladık. Ama 2009′un ortasında bir şey fark ettik. Pardus’un yakışıklılığı artmıştı ve bu yüzden pek çok kız arabamıza otostop çekiyordu (Bilgisayarımı merakla kurcalayanlar). Ama artık Neşeli ve eğlenceli bir hayatımız vardı. Daha da önemlisi: TAMAMEN ÖZGÜRDÜK!!! Pardus 2009 Masaüstüm İşte Masaüstüm


Posted in Özgürlükİçin Gezegenine Tagged: Özgür Dünyanın Yolu, Özgür Yazılım, Özgürlükİçin, Özgürlükİçin Gezegen, Bill Amca'nın banka hesap(lar)ı, Debian, Eleştiri, Fedora, Fintows, GPL, Kısa Hikaye, Linux, Mac OS X, Open Suse, İşletim Sistemi

Not: Bu yazıya başlamayı aslında 8 ay önce planlamıştım! :D Ancak yazının şansı şimdiye çıktı. Peki neden erteledim? İlk yazmaya başladığımda asi bir dönemimde idim. O yüzden fazla sivri dilli olmuştu. :D Gerçi şimdi de biraz sivri olabilir… Şimdi bir düşünün, özgürlük nedir? Bu özgürlüğü illa bilgisayarınızda düşünmeyin, günlük hayattaki özgürlük de ele alınabilinir. İstediğin gibi giyinme, istediğin gibi yaşama, istediğini yeme, istediğini içme… Bunları diğer insanları rahatsız etmeyecek şekilde yapmamış özgürlüktür. Şimdi gel gelelim asıl konu olan bilgisayarda özgürlüğe! Ve dolayısı ile asıl sorumuzu sormam gerek? Bilgisayarınızda ne kadar özgürsünüz? %100 diye bir cevap maalesef şimdilik mümkün değil. Ama yavaş yavaş o orana geliyor. Şimdi koyu bir özgür yazılımcı gibi değil de biraz iki taraflı bakacağım işe.

Özgür yazılımın da her şeyde olduğu gibi artıları ve eksileri mevcut. Peki nedir bu artı ve eksiler? Özgür yazılımda hangisi daha ağır basıyor? Özgür yazılım taban olarak kullanıcı refahını düşünen bir felsefedir. Bunun en güçlü temsilcisinin GNU/LINUX olduğunu söyleyebiliriz. Ancak tek temsilci de değildir. Özgür yazılımın Kapalı Kaynaklı olan benzerleri ile arasındaki en büyük farklar nedir.

  • Öncelikli olarak Özgür yazılımın geliştiricileri maaşa bağlanmış bir avuç insanla sınırlı değildir. Dünya üzerinde bir çok insan her hangi bir Özgür yazılımın gelişimine katkı sağlayabilir. Bu yüzden Özgür yazılım hem daha geniş bir hitap kitlesine sahip, hem de daha geniş bir geliştirici kitlesine. Peki, madem bir insan rahatlıkla katkı sağlayabiliyor, başka bir insan da kasıtlı olarak zararlı bir kod sokamaz mı? Teknik olarak mümkün. Ancak düşünürsek destekçi sayısı ile kontrol eden kişi sayısı doğru orantılı. yani 5.000 insan yazıyor ise, bir 5.000 insan da kontrol ediyor demektir. Bu yüzden kasıtlı olarak zararlı bir kod sokmak çok zor bir iştir.
  • İçerikteki kısıtlama oranı da farklı. Kapalı kaynak camiasında işler daha çok banka hesaplarına baktığı için kullanıcıya fazla bir hak tanınmaz. Hatta isterseniz Windows lisansına bir göz gezdirin. (şimdiki cümle yalnızca bu lisansı kabul etmiş olanlar için) Nasıl bir antlaşmayı kabul ettiğinizi göreceksiniz. Bu lisansa göre işletim sistemi size ait değil, siz sadece bu işletim sistemi üzerinde işlerinizi yapmak için yetki almışsınız. sistem üzerinde hak sahibi olan tek kişi Bill Amca. Ancak Özgür yazılım camiasında en yaygın lisanslardan biri olan GPL (Genel Kamu Lisansı) için durum farklı. Eğer bu lisansı okuduysanız aslında bu lisansı kullanan yazılımlar üzerinde tam bir söz hakkında sahip olduğunuzu görürsünüz.
  • Bir yanını beğenmediniz mi? Açın bir metin editörü, beğenmediğiniz kodları değiştirin… Peki ben neden böyle bir şeyi kapalı kaynak kodlu arkadaşlarda göremedim?
  • Evet, gel gelelim şimdi Muhafazakâr (Kapalı kaynak kod üzerine bir espri yapmaya çalıştım. Umarım fazla kaçmamıştır :D ) arkadaşların avantajlı olduğu konulara. Öncelikli olarak Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı. Evet, acımasız bir gerçek. Şu an pek çok yazılım firmasının Kapalı kaynağa destek vermesinin başlıca sebebi bu. Ancak bu durum da yavaş yavaş değişmeye başladı. Örnek olarak Nvidia’nın Linux için yaptığı atılımları ele alabiliriz. Veyahut Google ağabeyimiz. Gerçi o en başından beri Özgür yazılıma destek verdi ama…
  • Diğer bir Kapalı kaynak avantajı ise reklam. Aslında bunu da Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ına bağlayabiliriz. Sonuç olarak bunların reklamını yapan para nereden suyunu alıyor? Bu arada yandaki resmi nasıl buldunuz? Ben ilk gördüğümde bayıldım…
  • Son bir Muhafazakâr avantajı olarak olarak Oyun Sektörünü ele alabiliriz. peki bunun sebebi ne? Bill Amca‘nın banka hesap(lar)…

Evet, heme göze çarpıyordur. Kapalı kaynak kodun avantajlarını, ve doğal olarak Özgür yazılımın dezavantajlarını oluşturun genel etken Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı! Hatta resimde bile görebileceğiniz üzere adamın cepleri bayağı şişkin… Ancak yavaş yavaş Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı söz geçirme oranını kaybediyor. Ve bu durum gelecekte de yükselecek. Son bir soru: Kim kimin efendisi? Siz mi bilgisayarın, Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı mı sizin? Not: Bu “Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı “esprisinin suyu çıktı gibi gelmeye başladı…


Posted in Özgürlükİçin Gezegenine Tagged: Özgür Yazılım, Özgürlükİçin, Özgürlükİçin Gezegen, Bill Amca'nın banka hesap(lar)ı, Eleştiri, Fintows, Gözlem, GPL, Komedi, Parakoliklik