29
Şub
idefix, e-kitap denince akla gelen ilk isimlerden biri ülkemizde. E-kitap adına yaptıkları çalışmalar için teşekkürü hak ediyor. Ama bazı nedenlerden dolayı henüz idefix'i kullanmaya başlayamıyorum. En büyük neden dijital hak yönetimi için kullandıkları sistemin GNU/Linux desteğinin olmaması. Bu durumu kendilerine ilettim ama özgür veya daha az iyisi sadece çok platformlu alternatifler hakkında bir araştırma yapmadığım için ne kadar umutlu olmam gerektiğini bilmiyorum.

Bugün idefix'ten yapacağım ikinci istek de yine kitaplarla ilgili ama, e-kitaplardan daha çok kitap önizlemeleri hakkında.
idefix'te kitapları incelerken ilk birkaç sayfasına bakmak mümkün. Sol bölümdeki Kitabı Aç bağlantısı tıklandığı zaman kitabın ilk yirmi iki sayfası FlashPaper olarak karşımıza geliyor. Fikir olarak güzel, Amazon'da da Look Inside isminde benzeri olan bir uygulama. Ama dediğim gibi fikir olarak güzel olsa da uygulama olarak ne yazık ki pek iyi olmamış idefix'teki kitap önizlemeleri.
Önizlemenin açıldığı sayfa Flash gerektiriyor. Sisteminizde Flash yoksa okuyabileceğiniz bir önizleme filan da olmuyor yani. Umarım sistemde Flash olmaması kimseye uç bir durum gibi gelmiyordur, çünkü öyle değil. Ben ve tahmin ediyorum benim gibi pek çok kişinin Flash'a daha fazla ne kadar tahammül edebileceği belli değil. Flash'tan tamamen kurtulmaya ve bu gerçekleşene kadar da Gnash ve Lightspark gibi özgür alternatiflerini kullanmaya çalışıyorum. Ayrıca idefix'in önizlemeler için kullandığı FlashPaper, Adobe tarafından geliştirimi durdurulmuş (yerinde yeller esen ana sayfasına bakabilirsiniz) bir ürün, yalnızca mevcut sürümlerin satışına ve teknik desteğine devam ediliyor. Geleceği olmayan bir ürünü inatla kullanmanın zannediyorum ki ancak çok az bir mantığı vardır.

Sadece Flash konusu için yazmadım elbette, bu tek başına yeteri kadar rahatsız edici olsa da birkaç motivasyonum daha vardı yazıya başlamak için.

Kısıtlamalarla devem edeyim. Önizleme için gelen sayfa çok dar tutulmuş, bu da kitabı ya %72'de okumanızı ya da %100 yapıp sayfa kenarlarını feda etmenizi zorunlu kılıyor. Diğer bir kısıtlama da sayfayı kaydırmak için yalnızca kenardaki kaydırma çubuğunu kullanabilmeniz veya sayfa içinde tut sürükle bırak yapabilmeniz. Fare tekerleğiyle sayfayı kaydırmak -ki en zevkli ve en kolay sayfa kaydırma yöntemidir- ise mümkün değil.

Şimdi kısaca kalite durumuna bakalım. Hepsinde durumun aynı olup olmadığını kontrol etmedim ama göz attığım birkaç kitap önizlemesinin kalite olarak pek de iyi olmadığını gördüm. Kitaplar tarama şeklinde sunuluyor. Bu da kalite kaybına davetiye çıkaran JPEG biçiminde yapıldığı için her harfin kenarında gürültü oluşuyor.
(Birebir ölçekte değiller)
Tüm kitap önizlemeleri için optik karakter tanıma işlemi çok masraflı olacaktır, umarım tüm kitaplar aynı zamanda e-kitap olarak çıkar ileride ve önizlemeler için bunlardan yararlanılır. Bu zamana kadar da taramaların biraz daha kaliteli bir biçimde kaydedilmesi iyi olacaktır.

Kaliteye dahil edebileceğim bir diğer durumda her sayfanın arkasındaki idefix logosu. Bunu gerçekten çok rahatsız edici buluyorum. Sadece bir kitap dağıtıcısı olan idefix'in -sadece önizlemede de olsa- kitabın içine bu şekilde girmesi bir yazar veya yayın evi yöneticisi olsam asla kabul edemeyeceğim bir durum olurdu, şimdiyse sadece bir okur olarak kabul edilemez bulmakla yetiniyorum.
Unuttuğum bir şey yoksa bu kadardı. Umarım idefix burada kendisi için yararlanabileceği bir iki şey bulabilir ve hizmetinde iyileştirmeler yapabilir.

Şimdi bir okuyucu olarak Yanlış Okumalar'ın önizlemesini okuyabileceğim hale getirebilmek için neler yaptığımdan bahsetmek istiyorum. Söylediğim gibi bunu kendi sayfası üzerinden yapmak en iyi yöntem değil bana göre. Bu yüzden önizleme sayfasının kaynak kodlarına bakarak neyle karşı karşıya olduğumu daha yakından görmek en iyisi. Kaynak kodlara bakarak kolayca benim için anlamlı olan Flash dosyasını buldum böylece.
Kitabı buradan okumak tatmin edici bir deneyim için yeterli sayılabilir çünkü geniş bir ekrandayım ve sayfaları istediğim şekilde kaydırabiliyorum artık. Ama elim değmişken biraz daha iyinin peşinden koşmanın zararı olmayacağını düşünerek devam ediyorum.

Şimdiki amacım FlashPaper'ı PDF'ye dönüştürerek önizlemeyi en sevdiğim okuyucu olan Okular üzerinde okuyabilmek. Bunun için Pardus oyunalanındaki cups-pdf paketini yükledim:

sudo pisi bi https://svn.pardus.org.tr/pardus/playground/ozan/any/cups-pdf/pspec.xml -d
sudo pisi it cups-pdf*.pisi
rm cups-pdf*.pisi

Ne yazık ki bu sanal PDF yazıcısını Flash'a göstermeyi başaramadım. Konuyla ilgili olabilecek bir iki hata kaydı buldum ama ne yazık ki yararlanamadım fazla.
Bunun üzerinde SWFTools'u denemeye karar verdim. Bunun için Pardus Kurumsal 2 deposundaki paketi yükledim:

sudo pisi bi https://svn.pardus.org.tr/pardus/corporate2/devel/multimedia/converter/swftools/pspec.xml -d
sudo pisi it swftools*.pisi
rm swftools*.pisi

SWFTools paketinden gelenlere bakarak ihtiyacım olan swfextract'ı buldum ama komut satırı üzerinden kullanımı biraz gözümü korkuttuğu için bir betik olsa ne iyi olurdu dedim içimden. Kısa bir Google araması sonrasında şu sayfa üzerinden aradığımı buldum ve swf-extract.py'yi indirdim. Aşağıdaki gibi kullanarak SWF dosyasının içindekileri çıkardım:

python swf-extract.py 51260.swf

İşime yaramayacak pek çok dosya da çıktı ama bunları kolayca seçip sildim. Kalan JPEG dosyaları önizlemedeki sayfalardan başka bir şey değildi. Tek yapmam gereken bunları bir PDF'ye dönüştürmekti artık. Bunun için de aşağıdaki komut yeterli oldu:

convert *.jpg yanlis-okumalar.pdf

Sonunda rahatça okuyabileceğim bir kitap önizlemesi elde etmiş oldum böylece. İstersem internet bağlantısı olmayan Kindle'ıma atıp orada, istersem doğrudan bilgisayar üzerinde Okular'da okuyabileceğim. Tüm sayfaların arkaplanında beni rahatsız eden logolar görmeyeceğim. Ve bunlar gibi daha birçok rahatlık.
Keşke bu kadar uğraşmak zorunda kalacağıma doğrudan kitaba göz atmaya başlayabilseydim, belki ileride tüm bunlara gerek kalmaz.

Bu arada şunu da hatırlatayım, kitap önizlemelerini PDF olarak okumaya hakkımız olup olmadığından emin değilim. Ama dağıtımı yasal değildir. Bu yüzden bu önizlemeleri dağıtmayınız ve okuduktan sonra silmeyi unutmayınız.
27
Kas

Bu yazımı da bir zamanlar pardus-linux.org un düzenlediği yarışma için yazmıştım. Özgür yazılım adına bir şeyler yazmaya çabalamışım…

Özgürlük Savaşı

Yıl 2019…

“Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş durumda…”

16 Mayıs…

Ankara’ya ayak bastığımda memleketin durumu ile ilgili edindiğim bilgiler şöyleydi: Hükumet, dar görüşlülüğün neticesi olarak kaynağı belli olmayan yazılımları kamu kuruluşlarında kullandırmaya devam ediyordu. Yıllar önce başbakanlığın sessiz sedasız başlattığı özgürlük hareketi birilerinin çıkarları yüzünden daha sonuçlandırılamamıştı. Millet, geleceği görememiş ve herhangi bir yazılımda casus kodların olup olmamasına aldırış etmeden zevkleri uğruna; kişisel bilgilerini ve sohbet kayıtlarını kimliği meçhul kişilerin kullanımına sunmaya devam ediyordu. Ülke güvenliği kaynak kodları okunamayan sistemlerin elinde.

Bu kötü duruma karşın Milli Güvenlik Bakanlığı’nın ASAL’ı devlet destekli olan Pardus Linux dağıtımını kullanmaya yıllar öncesinden başlamıştı. Bazı kurum ve kuruluşlar ise ya özgür yazılımları tercih ettiler ya da yavaş adımlarla bu yolda ilerlemeye çalışıyorlardı.

Özgür yazılımı savunan binlerce insan ise yıllardır sivil toplum hareketleriyle halkı bilinçlendirmeye çalışıyorlardı.

Devlet erkanıyla görüşmelerim oldu ve aldığım yanıtlar hiçte iç açıcı değildi. Kimi siyasi bürokratlar mandasoft yazılımlarını ve yardakçılarını istiyordu, kimileri de kurumlara gereken yazılımların ve teknik desteğin yabancı devletlere bırakılması görüşündeydiler. Bu düşüncelerin hiç biri, özgürlüğe timsal olmuş Atamızın kabul etmeyeceği cinstendi… Son olarak en yüksek makamdaki kişiyle görüştüm.

“Evlat!.. Bu ülkeyi kurtarabilirsin…” dedi. Acaba benim düşüncelerimi mi kastediyordu? Arkasından gelen sözlerle hiçte düşüncelerimle bağdaşmayan bir konuşma dinlediğimi fark ettim.

Ne yapmalıydım?.. Elimdeki imkanlarla özgürlüğü savunan tüm sivil toplum örgütlerini ve halkı ayaklandırmalı, seminerlerle yürüyüşler düzenlenmesine önayak olmalıydım.

Öğleden sonra birkaç yakın arkadaşım ile birlikte Amasya’ ya doğru yola çıktık. Amacımız özgür yazılımın en az kullanıldığı Doğu Anadolu da halkı bilinçlendirmek ve yardım etmekti. Onlara, özgür ve Türk mühendisleri tarafından geliştirilen Pardus’u dağıtacak ve özgürlükleri için çaba sarf edecektik. Amasya’ya yolculuğumuz sırasında bize engel olmak isteyen bir takım çıkarcı kişilerle karşılaştık, ama engelleri kolayca aştık.

Amasya’da bilinçli kişilerle ve meraklı insanlarla beraber bir toplantı yaptık. Toplantı sonucunda aldığımız kararları bir genelge halinde ülke çapına yaydık. Aldığımız kararlar ise şunlardı:

  1. Vatanın bütünlüğü ve milletin özgürlüğü tehlike altındadır.

  2. Çıkarcı hükumetler bu tehlikenin farkına varamamıştır.

  3. Devlet daireleri ve tüm kamu kuruluşları bir an önce özgür yazılımlara yönelmelidir.

  4. Milli güvenliği sağlayan bütün uçak, radar vs. araçların yazılımları özgürleştirilmelidir.

Yıl 2023 Cumhuriyetin 100. yılı…

Ülke çapında yapılan seçimlerle beraber hükumeti kurduk ve özgürlüğün temellerini sağlamlaştırmak için çalışmalara başladık. Öncelikle kamu kuruluşlarında kullanılan yazılımların açık kaynak ve özgür alternatiflerini araştırdık ve personellere gerekli eğitimleri verdikten sonra geçiş işlemini başardık. Alternatifi olmayan yazılımların ise devlet için proje geliştiren firmalar sayesinde kısa sürede alternatifini geliştireceğiz. Bilgisayar ve vs. sistemlerde GNU/Linux dağıtımı olan Pardus işletim sistemine geçtik. 2003 yılından beri üzerinde çalışılan proje bu süre zarfında ihtiyaçlarımızı karşılayacak şekle geldiği için pek fazla problem yaşayacağımızı sanmıyorum…

Mandasoft’un işletim sistemlerinin tekelini kırabilmek için gerekli kanuni düzenlemeleri kısa sürede gerçekleştirip, bilgisayar satışlarında işletim sistemi satılması zorunluluğunu kaldıracağız. Bilgisayardan bağımsız satılan işletim sisteminde de tekeli kırabilmek için şirketlerin GNU/Linux dağıtımlarının da beraber satımı ve/veya ücretsiz verimi zorunluluğunu getireceğiz…

GNU/Linux dağıtımları hızla gelişmesiyle pazar payını artırdı. Lakin büyük oyun firmalarının tek bir işletim sistemi için oyun çıkartma alışkanlığı son bulmadıkça Linux daha uzun süre arka planda kalabilir. Ümit ediyorum ki o şirketlerin bulunduğu ülkeler gerekli kanuni düzenlemeleri gerçekleştirir. Bu sayede daha fazla özgür yazılım kullanıcıları artacaktır.

3 Kasım

Gereken kanuni düzenlemeleri gerçekleştirmiş bulunmaktayım. Bununla beraber yol arkadaşlarımında yardımları sayesinde bu günleri görmüş oldum…

Gençliği de yazılımcılığa yönlendirmek için gerekli her şeyi yapmak için çalışmalara başlamak üzereyim… Yedi gün sonra Atamızın ölümünün 85. yıl dönümü ve O’nun karşısına alnı dik olarak çıkacağım için mutluyum. Çünkü, özgürlüğe timsal olmuş biriydi ve bugün yaşasaydı çok önceleri, benim bugün yapabildiğim şeyleri çoktan başarmıştı…

Mustafa Kemal


Bu yazı Creative Commons-BY-SA ile lisanslanmıştır. Bu yazıyı ilk sahibini belirtmek ve aynı lisansla dağıtmak koşuluyla kullanabilirsiniz.

Benzer yazı yok.

24
Kas

Bir yılı geçen bir zamanda yazdığım öykümü yayınlamaya karar verdim. Hep kod, hep kod nereye kadar :) Umarım beğenirsiniz…

SAVAŞ

Terliyordu… Elleri titriyor ve sabit duramıyordu. İsrail’ in son saldırısında ailesini kaybetmişti ve ailesinin ölümüne yol açan kişilerden; biri kadın, iki kişi elindeydi. Az sonra kapalı oldukları odaya gidecek ve yapması gerekeni; onları kurtarmak için gelmelerinden önce ailesinin intikamını alacaktı… Sonrada yaşamına bir son verecekti; artık yaşamasının bir anlamı yoktu…

Mustafa; ölmeden, öldürmeden önce; o, insan demeye ağzının varmadığı canilere, yaşadığı acıyı tattırmalıydı. Onlara; ailesini kaybettiği zaman yaşadığı acıyı, en azından bir kısmını tattırmalıydı. Peki, ne yapacaktı? İşkence mi etmeliydi? Onları hayal dahi edemeyecekleri şekilde yavaş ve acılı bir ölüme mi götürmeliydi? Ama elleri, kalbi veya dürtüleri bunları gerçekleştirmesine müsaade edecek miydi? Sanmıyordu… O hiçbir zaman acımasız ve kana susamış biri olamazdı. Hayatında bir başka birini dahi incitememişti çünkü. Şimdi düşününce bile, kapalı odada elleri kolları bağlı duran iki insanı öldürebileceğini sanmıyordu. Yapmalıydı…

Silahını aldı, şarjörü kontrol etti ve birazdan öldürmeyi umduğu İsraillilerin bulunduğu odaya seğirtti. Kapının kilidini açtı ve içeri girip arkasından kapıyı kapattı, kilitledi. Eline düştüklerinde kendini kontrol edememiş ve bilinçlerini yitirene kadar dayak atmıştı onlara. Bu yüzden sandalyeye bağlı askerlerin suratları dağılmıştı.

Karşılıklı göz göze geldiler ve nefretle birbirlerine baktılar. Yalnız askerlerin saklayamadıkları korkuları, anlaşılabiliyordu. Mustafa, askerlere yaklaşıp ağzını tıkayan bezleri çözdü. Onları öldürmeden önce konuşmalıydı… Geri çekildi ve gözleri her iki askere sırayla baktı.

“Beni anladığınızı biliyorum,” dedi sakin tutmaya çalıştığı sesiyle. “Hemde çok iyi… Ailemi öldürdünüz ve bende sizi öldüreceğim… Gerçekleştiremeyeceğiniz hayaller yüzünden binlerce masum insanı katlettiniz ve bu soykırıma devam ediyorsunuz. Ne kadarda mutlusunuz… İnsanlarım acılar içinde ölürken; bir tepeye çıkmışsınız ve bir gösteri izler gibi mutlu ve gülümseyerek ölümümüzü izliyorsunuz… Çünkü rahat bir hayat sürdürürken bu durumda olmanın hayalini bile kurmuyorsunuz. İnsanlarımı öldürürken, ailemi katlederken, bu duruma düşeceğinizi hayal dahi etmemiştiniz… Şimdi kafanıza silahı dayamış bulunuyorum ve benim yaşadığım acıları yaşamanızı istiyorum…”

Askerler tedirginlik ve korkuyla birbirlerine baktılar. Mustafa silahını erkek olan askere doğrulttu ve sol ayağına bir mermi sıktı. Adam merminin etini delmesiyle acı dolu bir çığlık attı. Yanında bağlı olan kadın bağlı olduğu sandalyede sıçraya bildiği kadar sıçradı ve korkudan sessizce ağlamaya başladı.

Bu sefer sağ ayağına ateş etti ve daha ilk merminin yol açtığı acı dinmeden yenisi eklendi. Adam çığlıklar atıyor ve acı içinde kıvranıyordu. Kadın ise sıranın yavaşça kendine geldiğinin farkındaydı. Kendi dilinde yalvardı ve bağışlanmayı diledi, ama Mustafa ne dediğini anlamıyordu.

Şarjörde iki mermi kalana kadar, adamın hayati olmayan yerlerine ateş etti ve kan kaybından ölmeye bıraktı. Adama yavaş bir ölüm sunsa da, katilde olsa bir kadına işkence edemeyecekti. Bir kurşunu ona, son kurşunu ise kendine ayırmıştı.

Kadın korku içinde ölümü beklerken arkadaşının ölümünü izliyordu. Kafasını çevirdiğinde ise Mustafa müdahale ediyor ve bu olayı izlemesini sağlıyordu. Adam son nefesini vermeden önce kadına bir şeyler söylemeye çalıştı, ama bitiremeden sesi kesildi ve gözleri kaydı.

Sıra kadındaydı… Mustafa silahı direk kadının kafasına dayadı ve silahın horozunu kaldırdı. Kadın kendi dilinde haykırıyordu hala, ama parmağı tetiğe dokunduğunda Mustafa’nın geri adım atmasına yol açarak onun dilinde yalvarmaya başladı.

“Ne olur öldürme… Ailem var, çocuklarım var… Yalvarırım acı bana…”

Bu sözler üzerine Mustafa aniden sinirlendi.

“Sen benim ailemi öldürürken onlara acıdın mı? Ha! Acıdın mı? Çocukları, kadınları öldürürken hiç düşünmedin mi? Hiç onların ailelerini düşündün mü? Can çekişerek ölen insanları hiç kendi yerine koydun mu? Annesiz kalan bir çocuğun çaresizliğini, gözyaşlarını gördün mü? Sapkınca hayalleriniz uğruna, acımadan ve umursamadan katlettiniz insanları… Ta ki; kendi başınıza gelene kadar bu duruma düşeceğinizi düşünmediniz bile…”

“Yalvarırım… Bizi zorladılar, başka seçeneğimiz yoktu… Size karşı bizi doldurdular…”

“Her zaman başka bir seçenek vardır… Şimdi seni bıraksam, arkanı sağlama alınca benim peşime düşecek ve öldüreceksiniz. Ama seni burada öldürürsem-”

“Hiç bir şey değişmeyecek… Beni öldürsen, eline ne geçecek?”

“Sadece masum hayatlar… Eğer seni öldürürsem, senin işleyebileceğin cinayetleri de önlemiş olacağım…”

“Sonra ne olacak? Ben olsam da, olmasam da bu devam edecek… Eğer beni affedersen yemin ediyorum bir daha elime silah almayacağım…”

“Evet, sen olmasan da böyle devam edecek… Hayır, seni affetsem de yeminini tutacağını sanmıyorum…”

Parmağı tekrar tetiğe değdi ve kadının gözlerinin içine baktı. O gözlerde karısının gölgesini gördü, gözleri yaşardı. Eli daha şiddetli titredi ve parmağını tetikten uzaklaştırdı. Yapamayacaktı… Kadında anlamıştı ve suratında umudun izleri gözüküyordu. Mustafa silahını indirdi ve kadının bağlarını çözdü. Kadın ellerini ovuştururken gidip kapının kilidini açtı ve kapıyı araladı.

“Git! Sadece git!” dedi bağırarak. Kadın, tedirgin bir şekilde hareketlendi ve adamın her an kendisini vurmasını bekleyerek kapıya yöneldi. Adama arkasını dönmek istemiyordu, ama tek kurtuluş, kapıdan çıkmaktı. Hiçbir engelle karşılaşmadan odadan çıktı ve odanın bulunduğu harabeden dışarı çıktı. Sonra arkasından tek el bir silah sesi duydu ve anladı… Sevgi uğruna, bu dünyadan bir insan daha ayrılmıştı.

Bu yazı Creative Commons-BY-SA ile lisanslanmıştır. Bu yazıyı ilk sahibini belirtmek ve aynı lisansla dağıtmak koşuluyla kullanabilirsiniz.

Benzer yazı yok.

5
Eki
Birden fazla bilgisayar üzerinde e-kitap okuyor ve bununla da kalmayıp okuduğunuz bazı satırların altını çiziyor, sayfa üzerinde notlar alıyorsanız işinize yarayabilecek bir konudan, e-kitaplar üzerindeki işaretlemelerin eş zamanlanmasından bahsedeceğim. İhtiyacınız olan sadece Okular ve Dropbox.

Yapılacaklar fazla karmaşık değil, yine de basitçe takip edilebilmesi için işlem basamakları şeklinde vermek daha iyi olur:
  • İlk önce Okular'da dosyalar üzerinde yaptığınız tüm işlemlerin saklı olduğu ilgili dizini yedekleyin. Çünkü işlem sırasında bunları yanlışlıkla silebilirsiniz. Pardus 2011.2 üzerinde bu dizinin yolu /home/kullanıcı-adı/.kde/share/apps/okular oluyor. okular dizinini ev dizininizin içine kopyalayabilirsiniz. Bu geçici olarak duracak sadece, her şeyin yolunda gittiğinden emin olduktan sonra silebilirsiniz.
  • Şimdi Dolphin üzerinde yeni bir sekme açın ve Dropbox dizininize gidin burada. Önceki (/home/kullanıcı-adı/.kde/share/apps/okular dizininin açık olduğu) sekmeye dönün, bir üst dizine çıkın ve buradan okular'ı seçerek Dropbox dizini sekmesine sürükleyin. Burada karmaşık anlattığıma bakmayın yaptığımız sadece bir sembolik bağ koymak. Komut satırından ln ile nasıl yapacağınızı şuradan görebilirsiniz.
  • Diğer bilgisayarda Dropbox dizinini açın. Eğer burada okular dizinini sembolik bağ olarak görüyorsanız her şey tamam demektir. Ama bende ne yazık ki böyle olmadı. Bu yüzden ek bir işlem daha yapmam gerekti. Sizdeki durum da böyleyse ilk önce ikinci bilgisayardaki Dropbox'u kapatın. Dropbox dizini içindeki okular'ı silin. Onun yerine bu bilgisayarın /home/kullanıcı-adı/.kde/share/apps/okular dizininin sembolik bağını ekleyin. Dropbox'u tekrar açın. Şimdi iki bilgisayarın Dropbox dizininde de sembolik bağ olarak bulunması gerekiyor okular'ın.
Bu işlemlerin ardından bir bilgisayarda yaptığınız işaretlemeleri diğer bilgisayarlarla eş zamanlayabilirsiniz, aynı anda dosyalar üzerinde işaretleme yapmayacağınızı ve internet bağlantınızın olduğunu varsayarak bunu söylüyorum tabii. Bir bilgisayarda e-kitap üzerinde işlem yapar ama bu değişiklikleri Dropbox sunucusuyla eşitlemeden (örneğin o an bağlantınızın olmaması gibi bir durumla) diğer bilgisayarda e-kitap üzerinde işaretleme yaparsanız ve Dropbox sunucusuyla eşitlerseniz bir önceki değişiklikler kaybolacaktır, buna dikkat edilmeli.



İlgili Bağlantılar
23
May
İstanbul'u yüklüyorum, terminalden,
Önce hafiften bağımlılıklar iniyor,
Yavaş yavaş kuruluyor,
Paketler depolardan,
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Geliştiricilerin hiç durmayan commit'leri
İstanbul'u yüklüyorum, terminalden.

İstanbul'u yüklüyorum, terminalden.
Kurulum bitiyor derken;
Güncellemeler, sürü sürü, büyük küçük;
Yeni sürümlere geçiliyor depolarda;
Bir paketçinin eli değiyor actions.py'e;
İstanbul'u yüklüyorum, terminalden.

İstanbul'u yüklüyorum, terminalden;
Renk renk masaüstü
Cıvıl cıvıl KDE
Heyecan dolu kullanıcılar
Tuş tıkırtıları geliyor bilgisayarlardan
Güzelim liste mesajlarında troll kokuları;
İstanbul'u yüklüyorum, terminalden;

İstanbul'u yüklüyorum, terminalden;
Başımda eski ekran kaydedicilerin sarhoşluğu
Boş umutlarıyla bir ben
Başarısız olmuş kaydetmelerin üzüntüsü içimde
İstanbul'u yüklüyorum, terminalden;

İstanbul'u yüklüyorum, terminalden;
Bir paket yapılıyor bir yerde;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir yama olmalı;
İstanbul'u yüklüyorum, terminalden;

İstanbul'u yüklüyorum, terminalden;
Bir uygulama yazılıyor geliştiricisinin ellerinde
Bug'lu mu bug'suz mu, bilmiyorum;
İşe yarar mı yaramaz mı, bilmiyorum;
İlk sürümü çıkıyor haftalar sonrasında
Kalbimin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u yüklüyorum.



Not: Orhan Veli'nin İstanbul'u Dinliyorum'unu bir kez de ben mahvettiğim için üzgünüm ama ekran kartı sürücüm yüzünden sesli ekran kaydı yapamamam gibi bir saçmalığı uzun zamandır çeken biri olarak İstanbul'u ne umutlarla yüklediğim daha iyi anlaşılabilir sanırım bu şiirle. Biliyorum İstanbul da olmayacak ama o bir anlık umut bile yetiyor.
25
Mar
Bir zamanlar ormanda yaşayan bir yazıcı varmış. Yalnız, tek başına yaşayan bir yazıcıymış çünkü hiç kimse onun nasıl yapılandırılacağını bilmiyormuş. Yazıcı her zaman ama her zaman oynayacak birini bulmayı umuyormuş.

Bir gün, rüzgar yazıcının kulübesinin önünden geçmiş. "Vhuuuuuu" demiş rüzgar. Yazıcı heyecanlanmış. Belki de rüzgar arkadaşı olurmuş, kim bilir!

"Arkadaşım olur musun?" diye sormuş yazıcı.

"Vhuuuuuu" demiş rüzgar.

"Bu ne anlama geliyor?" diye sormuş yazıcı.

"Vhuuuuuu" demiş rüzgar tekrar ve sonrasında gitmiş.

Yazıcının kafası karışmış. Günün geri kalan kısmının tamamında olanları düşünmüş ve kağıtları sıkıştırmış (çünkü küçük yazıcılar kafaları karıştığında böyle yaparmış).

Ertesi gün bir fırtına gelmiş. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmış, pırıl pırıl sabah gökyüzü kararmış ve yazıcının bahçesi mahvolmuş. Küçük yazıcı üzülmüş. "Neden bana karşı bu kadar kötü davranıyorsun?" diye sormuş.

"Pıt pıt pıt, şip şip şip" demiş yağmur.

"Arkadaşım olur musun?" diye sormuş yazıcı utangaçça.

"Pıt pıt pıt, şip şip şip" diyerek gitmiş yağmur ve tekrar güneş çıkmış.

Yazıcı üzgünmüş. Tüm gününü kulübesinde hıçkıra hıçkıra ağlayarak ve ışıklarını kimsenin anlamını bilmediği bir şekilde yakıp söndürerek geçirmiş (çünkü küçük yazıcılar üzgün olduklarında böyle yaparmış).

Sonra bir gün, küçük bir kız, yazıcının ormandaki açıklığına gelmiş. Yazıcı bu ilginç manzaraya bakakalmış. Ne düşüneceğini bilememiş.

Küçük kız ona bakmış ve "Arkadaşım olur musun?" diye sormuş.

Yazıcının verdiği cevap "Evet" olmuş.

"Adın ne?" diye sormuş küçük kız.

"HP 4100TN" diye yanıtlamış yazıcı.

"Benim adım gnome-cups-manager" demiş küçük kız da.

Yazıcı mutluymuş. Tüm gününü oyunlar oynayarak ve belgeler basarak geçirmiş, çünkü küçük yazıcılar mutlu olduklarında böyle yaparmış.

-o-  -o-

Eski dizinleri düzenlerken Metapixel ile ilgili bir yazıdan, bir günlüğe, bir günlükten de bu hikayeye ulaştım. GNOME Cups Manager'ın geliştiricilerinden biri README dosyasına yazmış bu hikayeyi. Daha önce gezegende de gördüm diye hatırladığımdan hem onu hem de yapılmış bir çevirisi olup olmadığını kontrol ettim ilk önce. Hatırladığım yazıyı buldum ama bir çevirisini göremediğimden ben yapmaya karar verdim.

README dosyalarında böyle hikayeler ve eğlenceli şeyler olabileceğini bilmek sanırım onların daha çok okunmalarına vesile olacaktır. Belki herkes şöyle bir model oluverir. Okumak isterseniz kendilerini /usr/share/doc dizininde bulabilirsiniz genelde.
Pardus için şiir yazın diye bir şeyler söylemiştim birkaç gün önce, az önce de başka bir konuyla ilgili Google'de bir araştırma yaparken karşıma Pardus Şiirleri çıkınca paylaşmadan geçemedim. Bir kaç aylık bir konuymuş ama benim daha yeni haberim oldu. Bu kadar büyük bir şey kesin bir yerlerde geçmiştir ama ben kaçırmışımdır.

Öğrencilerinin onu Özgül Hoca olarak çağırdığı bir öğretmen, Açık Kaynak İşletim Sistemi dersinde, Pardus'u anlatan şiir ödevleri veriyor, hem eğlence hem de derste işlenilen konuların tekrarı için ve olaylar gelişiyor.

Öğrencileriyle birlikte bu çok güzel çalışmayı gerçekleştiren Özgül Hoca, çok olumlu sonuçları olduğunu söylemiş Pardus için şiir yazmanın ve hem öğretmenlere derslerinde benzer faaliyetler yapması hem de öğrencilerin kendi kendilerine böyle çalışmalar yapması için tavsiyede bulunmuş.

Bu çalışmanın eserlerini şuradan görebilirsiniz. Yeniden dağıtımı / paylaşımı hakkında bir bilgi olmadığı ve eser sahibi öğrenciler veya Özgül Hoca'dan izin almadığım için çekinsem de şiirlerin daha çok kişiye ulaşabilmesi için buraya da koyacağım, eğer isterlerse hemen kaldırabilir ve sadece bağlantıyı bırakabilirim.



PARDUS
Özgür yazılım,
yenilikçi yaklaşım,
2003 yılı güzünde,
Linux temelli
Açık kaynaklı,
Zemberek pardus.


Çok geniş çaplı,
Kde masaüstü bileşenli,
Konqueror sistemli,
Amarok ile eğlenceli,
Zemberek pardus.
(Aslı)




PİSİ PİSİ ettik gelmedin
Sen bizi hiç sevmedin
Paneli yapılandırsak da
Windows gibi olmadın
(Gülçin Ç.)




PARDUS ŞİİRİ
Değişik özelliklerinle
Kendine has renklerinle
Kalbimize taht kurdun
Benim sevimli kaplanım
(EDA A.)




PARDUS
Panel özellikleri gelişmiş
Arka planı değişmiş
Renkli dünyasıyla
Dolaşmış ve sevilmiş
Ulusumuzun gururu
Seviyoruz seni bi dolu :))))
(Gizem N.)




Kaplan çomar tasma pisi
Özellikleri pardus’un hepsi
Kullanınca bu sistemi
Gel tebrik et bizi
(Hatice Ö.)




PARDUS DÜNYASI
Tübitak’la geldin evimize
Hayatı kolaylaştırdın hepimize
Masaüstüne aldık bütün resimleri
“Amork” ile dinledik güzel radyonu


“Open Office” ile yaptık bütün işlerimizi
Çok kolaylaştırdı “writer” işimizi
F11 ile açtık biçimlendirmeyi,
Araçlardan bulduk özelleştirmeyi.
(ELA NUR & KUBRA NUR)




“Kde” masaüstüne attım resmini
“Amarokla” dinledim senin sesini
Çok yardım etti bana pisi
“Open Office” ile yazdım ismini
(Merve)




PARDUS
Geliştridi pardusu Tübitak
Bırak “Windows”u al buna bak
Kurulumu kolay, kullanım kılavuzu var
Zorlanmayacaksınız ilk defa başlayanlar!!


İmla denetimi zemberekte
Masaüstü ortamı KDE de
Var burada disk bölümlendirme de
Haydi gel denesene :)


“Kanqueror”la yönet dosyalarını
Değiştir masaüstünün arka planını
Yap internete bağlantını
Kullan klavye kısa yollarını.


Dinleyeceksen “Amarokta” müzik
“KmPlayer”dan da kalma eksik
Çalışmaların için Openoffice verdik
Writerda yazma cümleleri devrik devrik :D
(NAGİHAN G.)




PARDUS ŞİİRİ
CANIM PARDUSUM BENİM
BİRİCİK İŞLETİM SİSTEMİM
SENİ BEN ÇOK AMA ÇOK SEVERİM
SEN BİR KEDİ SEN BİR PİSİ
XP GİBİ OLDUN ARTIK BANA


ORJİNALİ HEP PARASIZ
TÜRK MALI OLMASI DA CABASI
TUBİTAK’ IN ARMAĞANI
BİLGİSAYARLARIN BAYRAMI…
(ELANUR G.)




PARDUS
Patlıcan gibi yardın beni
Ah pardus vah pardus
Reklâm ettin elaleme beni
Deliye döndürdün
Uykularımı kaçırdın
Sende Allah’ından bul
Ahhh Pardus Vahh Pardus…
(SEMİHA A.- DİLAN S.)




Pardus piyasayı haklar
Knazar kemgözlerden saklar
Çoklu masaüstü sistemi bana kaybettirir kendimi
Yapanlara iletirim teşekkürlerimi
(Şeymanur Y.)




Open office e döktüm aşkımı satırlara
amarokla dinlettim kalbimin sesini sana
hep durur bir kopyası sisteminde
bekçiye emanettir sana olan aşkım
(Zehra)




Severim hep işletim sistemimim
Çeşit çeşit panel seçenekleri
Open Office’nin pdf özelliği
Pardus’a iyice bağlar beni
(Zeynep K.)

Okuduğunuz üzere Pardus, bir kaç öğrenciye çok çektirmiş :) ama çoğu öğrenci, Pardus'u çek sevmiş görünüyor.

Bu güzel çalışma için hem Özgül Hoca'ya hem de tüm öğrencilere teşekkür ederim. Bir saattir yüzümde tebessüm durur şekilde bunları yazmamı sağladınız ki gecenin bu saatinde bu normalden daha da zordur :).

PDF Sayfalar'a bakanlar belki görmüştür, ben de şiir yazıyorum arada. Bundan sonra da Pardus ile ilgili şiirlerimi bu günlük kaydına yorum olarak ekleyeceğim. Ayrıca sanırım bir kaç şiir daha var internette Pardus hakkında. Onları da toparlayıp bir Pardus külliyatı çıkarmaya çalışacağım. Sizin de kendi eserleriniz veya başkalarının bildiğiniz eserleri varsa söyleyebilirsiniz.
13
Kas

Olay, bir gün, bir köşe başında, gelip giden kalabalığın ortasında oldu.

Durdum, gözlerimi kırpıştırdım, hiçbir şey anlamıyordum. Hiçbir şey hakkında hiçbir şey. İnsanları, nesneler hangi nedenle böyleydiler, anlamıyordum, her şey son derece anlamsız ve absürttü. Gülmeye başladım.

Bana garip gelen şey, neden bunu daha önce anlamadığım oldu. O zamana kadar her şeyi olduğu gibi kabul etmiştim; trafik ışıkları, arabalar, posterler, üniformalar, anıtlar, dünyadan tamamen kopmuş şeyler; hepsini sanki bir gereklilik sonucu ortaya çıkmışlar, bir neden-sonuç zincirinin halkasıymışlar gibi benimsemiştim.

Sonra gülmem dudaklarımda dondu, yüzüm kızardı, utandım. Ellerimi kollarımı sallayarak kalabalığa “Durun! Bir dakika!” diye bağırdım, “Bir yanlışlık var. Her şeyde bir terslik var. Dünyanın en saçma işlerini yapıyoruz. Nereye varır bu işin sonu?”

Etrafta insanlar durdu, merakla beni süzdüler. Orada, ortalarında durdum, kollarımı sallaya sallaya, ümitsizce anlatmaya, bir anda aydınlanmamı sağlayan ilhamımı açıklamaya çalıştım.. ve hiçbir şey demedim. Hiçbir şey demedim, çünkü kollarımı kaldırıp ağzımı açtığım anda, aydınlanmam geri gitti, ağzımdan bildik, eski kelimeler çıktı.

- Eee, ne demek istiyorsun, diye sordu insanlar. “Her şey yerli yerinde. Her şey olması gerektiği gibi. Her şeyin bir sebebi var. Her şey diğerleriyle uyum içinde. Yanlış veya saçma bir şey göremiyoruz.”

Orada öylece durdum, çünkü şimdi her şeyi yerli yerinde görüyordum, her şey doğal, olması gerektiği gibi görünüyordu; trafik ışıkları, anıtlar, üniformalar, gökdelenler, tramvay yolları, dilenciler, geçit törenleri; ama bu beni rahatlatmadı, tersine bana acı verdi.

“Pardon”, dedim. “Galiba benim hatam. Bir an öyle gibi geldi. Her şey yolunda elbette. Kusura bakmayın.” Ve kızgın bakışların arasında yürüyüp gittim.

Yine de, şimdi bile, sık sık bir şeyi anlamadığım zaman, ister istemez, aynı umuda kapılıyorum; yeniden o anı yaşayacağımı, yine hiçbir şeyden hiçbir şey anlamayacağımı, bir anda bulup kaybettiğim öteki bilgiye ulaşacağımı umuyorum.

- italo calvino

1
Haz
Başlık insanı nasılda kandırıyor. Şimdi böyle bir başlığın üstüne Linux ile Edebiyat arasındaki ilişkiyi anlatan uzun ve ciddi bir şey bekliyorsunuz. İlk paragraftan yola çıkarak sizi kandırdığımı düşüneceksiniz ama ilerledikçe bu adam ciddi olabilir mi sorusu aklınızı kurcalamaya başlayacak ve dayanamayıp yazının sonuna kadar devam edeceksiniz, etmelisinizde!

Bugün bilgisayarı ilk açtığımda karşıma Google'ın güzel hizmeti igoogle geldi. Bu sayfada çeşitli eklentiler mevcut. Gmail, haberler, bloxoo, bazı arkadaşlarımın rssleri... bloxoo da puanım birden artmış merak ettim biraz ayrıntılara baktım pagerank 4 olmuş. Şaşırmadım da bu kadar erken artmasını beklemiyordum. Yazılarım genelde alıntı olmadığı için(1-2 tane karışmış olabilir 200 üzerinde yazı var tek tek baktırmayın bana) blog'un değeri biliniyor. Gerek ziyaretçiler gerekse google beni sevindirmeye inşallah devam ederler.

Özgün olmak, her zaman dikkat ettiğim bir husus olmuştur. Yanlış hatırlamıyorsam İstanbul Üniversitesinde kurduğumuz Bilim Kurgu ve Fantazi Kulübü'nün ilk etkinliğinde konu başlığımız özgün olmaktı. Çeşitli misafirlerimiz özgünlüğün öneminden bahsetmişlerdi. İşte bende gerek blog girdilerimde gerekse gün itibariyle başlamak üzere olduğum ilk kitap denememde özgün olmaya çalışıyorum. İyiler ve kötüler arasında her zaman bir mücadele olur ama ben iyileri kötü, kötüleri iyi yapabilirim(daha güzeli benim gibi kararsızlar). Duygusallığı, yalnızlığıyla çaresiz bir karakterin nasıl bir kahramana dönüşeceği sorusu aklımı kurcalayıp durdu. Üçlemenin ilk adımı olan "Özgürce İlk Adım" aslında ne kadar özgür olduğumuzu bulmaya çalışacak. Özgürlük için güç gerekli mi? Sevdiklerimiz bizi sınırlandırıyor mu? Özgürlük için illa yalnız mı olmak zorundayız? sorularına cevap vermeyi planlıyorum.(yuh)

Gelelim Linux ile alakalı kısmına. Buraya kadar okuyanları hayal kırıklığına uğratmak istemem. Windows üzerinde yazı yazarken kullandığım çeşitli editör programları vardır. Office türevlerinden ziyade yazarlara özel hazırlanmış ufak programları tercih ederim. Karmaşık sistemlerin çökmesi basit ve hafif sistemlere göre daha büyük bir risk. Geçmişte başıma çok geldi. Kaptırmış yazıyorsunuz, oda ne? Programa bir şey olmuş kaydetmediğiniz için tüm yazdıklarınızdan veda edemeden ayrılmışsınız. Ya da kaydettiğiniz dosya çalışmaz olmuş, sürpriz bilgisayara virüs bulaşmış! Bunlar çekilir mi be?!?

Dün gece bilgisayara Pardus kurdum. Windows üzerinde deneyeceğim şeyleri denedim artık ihtiyacım kalmadı dedim ve tüm bölümleri sildiğimi düşünerek kuruluma geçtim. Bilgisayarı yeniden başlattığımda Grub ekranında Windows'u görünce biraz kızdım. Pardus kendisine ufacık bir yer ayırmıştı. Neyse, her zamanki usb modem ayarlarını yaptım internete bağlandım ama yok bağlandı demesine rağmen girmedi. 1,2,3 dene dene olmuyor. Haliyle Pardus'um internetsiz kalınca Windows tarafından blogluyorum. Bir yandan kötü oldu diye düşünürken sonradan bunun bir işaret olduğunu kabul etmenin sağlığım açısından daha yararlı olacağını farkettim. Anlaşılan o ki eserimi yazarken internete girmemem gerekiyor! Kimse dikkatimi dağıtmamalı! Yaaa Linux işte böyle bir sistem, edebiyata o kadar önem veriyor ki kendinize zarar vermeyin diye internete girmenizi engelliyor. ;)
2
Ara
26
Eki

[…]
Gerçekten sevdiğimiz, ama uzun zamandır karşılaşmadığımız birisiyle karşılaştığımızda, bir yeraltı treni gibi hızla kendi yolunda gitmekte olan içinde bulunduğumuz an, şaşalayarak yavaşlar. Bir şeylerin değişmesini o kadar çok isteriz ki, değişmemesi olasılığının düşüncesi bile bizi çok üzeceği için, bazen bu şaşalama anında durmak istesek bile yolumuza devam ederiz. Onun için, bazen soğuk davranırız. Yüzeysel oluruz. Şakaya vururuz. Duygularımız taşmasın diye ilgisiz kalırız. Duygulara sadakat az rastlanan bir yetenektir. Kendi duygularımıza sadakat. Ona çok çalışmak gerekir.
[…]

Daha çok Radikaldeki haftalık sinema yazılarından tanıdığım Fatih Özgüven, ilk hikaye kitabı Bir Şey Oldu‘dan sonra arayı açmadı, Hiç Niyetim Yoktu‘yu da yayınladı - yukarıdaki alıntı da bu kitaptaki iki kişili hikaye‘den.
İki kitap da bir solukta okunuyor, bu kadar kısa olmaları fena halde hayal kırıklığı yaratıyor; kaçırmayın…

16
Tem

Dil yaşan ve kendi kendine gelişen bir şey kabul ediyorum. Zamanla kendi içine yeni kelimeler alacak, türetecek, kullanım biçimi değişecektir. Ama zaman zaman düşünüyorum : Acaba ben mi çok yaşlandım? Benim kullandığım dil mi çok değişti? Artık gençler gözlük takmak yerine giyiyor olabilir mi?

Bir okur olarak kendimi doğru değerlendiremiyorum ama iyi bir okur olduğumu zannetmiyorum. Bir çok şeyde olduğu gibi okuduklarımda da belli takıntılarım var. Bilim kurgu ve fantastik kurgu, okumaktan ( hatta izlemekten - film, anime, çizgi-roman v.s. ), pek bir hoşlandığım iki kurgu türüdür. Bu türün ne yazık ki Türkçe çevirileri genellikle oldukça kötü olmakta fakat derdim bu türü eleştirmek değil.

Genel olarak ülkemizde çeviriler bir şekilde özensizleşti. Bir çevirinin bir dilden başka dile değil bir kültürden başka bir kültüre olması gerektiği artık pek umursanmıyor.

Örneğin bir kitapta National Geographic Magazine’i Ulusal Coğrafya Dergisi diye çevirmeye özen gösteren bir çevirmen, gezegen yerine planet kelimesini kullanabiliyor.

Her karşılaştığımda ( ki bu sıralar çok karşılaşıyorum ) homurdadığım bir başka örnek ise “Amerikan Sivil Savaşı” terimi. Türkçe’de savaşın soğuk olanı var ama sivil olanı yoktur. Hangi internet sözlüğüne1 “civil war” yazarsanız size karşılık olarak “iç savaş” getirecektir.

Çözüm var mı? Yoksa “faylları opın etmeden rikortları sörçemezsin” şeklinde bir jargonla konuşan iş kolunda çalışan biri olarak acaba hiç konuşmasam ( yazmasam ) daha mı iyi?

Notlar :
1- Tembeliz ya o yüzden İnternet sözlüğü.
2- Verilen örnekler ne yazık ki bilim kurgu ya da fantastik kurgu kitaplardan değildir.