Topluluk Dağıtımı fikri çok anlamlı destekler de aldı toplantıda. Pardus proje yöneticisi Erkan Tekman; teknik danışmanlık, marka için uygun izinler, %10'a varan geliştirici katkısı ve gerekirse altyapı desteğinde bulunacaklarını söyledi. Artistanbul'un sahibi Ali Işıngör ekip olarak ellerinden gelen bütün desteği vereceklerini söyledi. LKD yönetim kurulu başkanı Hakan Uygun dernek olarak bütün özgür yazılım projelerine olduğu gibi bize de destek olmak istediklerini iletti. Toplantıya katılamamış olsa da Ali Erdinç Köroğlu da, daha önceki konuşmalarımızda bir grup çalışma arkadaşıyla birlikte bu projenin içinde yeralmak istediğini söylemişti.
Bu projenin başarıya ulaşması halinde daha çok insanı özgür yazılıma geliştirici ve kullanıcı olarak kazandırması, ortaya ürünler çıkarması, bilgi birikiminin ve belgelendirmenin arttırılması gibi yararları olacaktır. Peki ya başarısız olursa: bir süre sonra yeterince geliştirici bulamaz ve sürdürülemezse, ortaya yeterince kaliteli ürünler çıkaramazsa ne olur? Yine çokça bilgi biriktirmiş ve birilerin ellerini bu işe bulaştırmış oluruz, kimsenin bir şeyi eksilmez. Hayatta başarıya ulaştıramadığımız ilk şey de bu olmaz.
Neden Pardus'a destek olmak yerine yeni bir mecrada çalışmayı tercih ediyoruz? Zamanında Pardus neden Debian'a destek olmayı seçmemiş ve kendi dağıtımını çıkarmayı seçmişse o nedenden. Türkiyede özgür yazılım adına yapılacak herşeyi Pardus bünyesinde yapmayı planlamak mümkün olmadığı gibi verimli de olmadığından.
Sonuç olarak Topluluk Dağıtımı projesine başlıyoruz. İlk yapacağımız iş Pardus'la ilgili bütün platformlara ulaşıp onların görüşlerini alarak proje için bir sosyal sözleşme ortaya koymak ve projenin çerçevesini çizmek olacaktır.
- Sonuçta yapılan iş evrensel, bu yüzden herkesin okuyup anlayabileceği, katkı verebileceği bir dilde belgelendirme yapılmalı deniyor olabilir.
- Geliştiricinin mutlaka İngilizce bilmesi gerekmiyor mu? Buradan alışmaya başlasın deniyor olabilir.
- Geliştiriciler kendilerini İngilizce daha iyi ifade ediyor olabilirler.
- Projenin katkı verenlerinin hatırı sayılır bir kısmı Türkçe okuyamıyordur, hatta bu belgeleri yazanlar sadece İngilizce biliyor olabilir.
Önemli olan kişi sayısı ve commit sayısı değil onların toplum üzerindeki olumlu etkisi denebilir. Ben de büyük oranda bu fikre katılırım ama bu fikri grafiklendirmek mümkün olmadığı gibi grafiği çüzülebilseydi bile çok daha acımasız bir oranın Türkçe konuşanlar lehine olduğunu görürdük.
2007 yılında bir derginin (büyük ihtimalle Pc Net’ti) verdiği Pardus cd’sini bilgisayarıma kurarak Linux macerama başlamıştım. Pardus’un 2007.1 Felis Chaus sürümüydü. Ekran kartını tanıtmak için kodlar arasında boğulmak, sisteme kırk takla attırmak gerekiyordu. Ekran kartını kurmayı hiçbir zaman başaramadım
Ama 2007 serisinden de hiç vazgeçmedim. Sonra Pardus 2008 geldi. Ekran kartınızı yapılandırmanıza yardımcı olan görüntü yöneticisi ile birlikte…Compiz Fusion’u keşfetmiştim ilk…Hatırlamıyordum. Windows en son ne zaman açılmıştı?
Sonra, Pardus’la yola çıkan pek çok kullancıya olan şey bana da oldu. Kabak çiçeği gibi açıldım. Farklı masaüstü ortamlarını ve onları kullanan, şekli şemali farklı bir sürü Linux dağıtımının olduğunu öğrendim. Bu çeşitlilik sepeti içinde ilk önce Ubuntu çarptı gözüme. Gnome’u tanıdım. Hem Pardus’u hem de Ubuntu’yu birlikte, kardeş kardeş kullanıyorken KDE4′ü kullanan en iyi dağıtım olduğu söylenen Mandriva ilişti gözüme. Okuduklarım bende Mandriva’nın sanki KDE4 ile uyumunun harika olduğu, Pardus’a kıyasla daha fazla performans alabileceğim izlenimi uyandırdı. Mandriva Türkiye’nin forumu ile wikisini baştan sona okuduktan sonra kararımı verdim. Ver elini Mandriva!
İnternet üzerindeki araştırmamda Mandriva’nın 1998 yılında Red Hat tabanlı olarak çıkan Mandrake adı Linux dağıtımının yeni adı olduğunu öğrendim. Bu isim değişikliği Conectiva şirketiyle olan bir evlilikten kaynaklanıyormuş. Nev-i şahsına münhasır yönetim araçları ve Türk ekibin gayretleriyle sağlanmış Türkçe’leştirme oranı dikkatimi çekti.
Dünya genelinde Ubuntu gibi tanınan ve yaygın olarak kullanılan bir dağıtım olmasına rağmen Mandirva’nın çok fazla Türk kullanıcısı yok gibi görünüyor. Forumlarda, bir kullananın bir daha vazgeçemeyeceği söyleniyor. Herhalde zaman içinde kullanıcı sayısı da artacaktır. Yaklaşık 2 yıldır faaliyet gösteren bir forumu ve wikisi mevcut. Belki foruma ek olarak Mandriva Türkiye’nin Özgürlükiçin.com benzeri bir siteye de sahip olması, göze görünürlüğünü arttırabilir. Sizin yerinize kendime “Boş lafa karnımız tok Bir ucundan tut da everelim şu işi.” diyorum.
Uzaktan bakınca, paket deposu henüz yeterince içeriğe sahip olmayan Pardus, KDE4′le hayli sorunlu olduğu söylenegelen Kubuntu, azıcık da olsa sabır ve yetkinlik isteyen Arch Linux ve diğer alternatiflere göre bana daha sıcak gelen Mandriva ile maceram bakalım nasıl olacak. Deneyimlerimi, bu sayfalardan ve mandrivaturkiye.com forumundan paylaşıyor olacağım.
















