3
Şub

Bugün telefonda kız arkadaşımla oldukça ilginç bir tartışmaya girdik. Adını koymamışsak da konu, Türkiye’deki ortalama bir insanın Internet ve Internet’in sunduklarına bakışı ile, batılı toplumların bakışı arasındaki farklılıktı.

Örnek vermek gerekirse; Diyelim ki sağlığınızla ilgili aklınıza takılan birşey var ve “bir sorup soruşturalım, neyin nesiymiş öğrenelim” diyorsunuz. Bu soruyu Internet’te tanıdığınız insanlara sorar mısınız? Sormanızda sakınca var mı? Diyeceksiniz ki nerde sorduğuna bağlı. Takip edenler bilirler xkcd‘yi. xkcd’nin en abartısız haliyle “devasa” bir de forumu var. Forumda karikatürden bilişim dünyasına, siyasetten evrenin oluşumuna, insan ilişkilerinden beslenmeye kadar aklınıza gelebilecek her türlü konu, “geek” bir kitle tarafından tartışılıyor. Orada “Men thread” (erkekler başlığı) adlı bir başlık var, erkekler ve erkeklere özgü “sorunları” tartışıyorlar. Burada sorununuzu dile getirir misiniz? Ben olsam getirirdim, en azından bunu orada da paylaşma fikrini garipsemezdim. Arkadaşım ise Internet’in bu tip işler için “uygun” ve “güvenli” olmadığını, insanların Internet’te bu tip şeyleri paylaşmalarının garip ve yanlış olduğunu, yüzyüze konuşulacak şeyleri Internet’ten tanıdığımız bir kitleyle paylaşmamamız gerektiğini söyledi. Döneceğiz bu konuya.

Şimdi bunu yazarken aklıma geldi, hani bir GSM operatörünün reklamı var, oğlan annesine bilgisayarda birşeyler yaptırmaya çalışıyor, kadın kalkıp pencereyi açıyor, fareyi söküyor v.s. İşte arkadaşımın fikri bana reklamdaki anne konumundaki insanların bakış açısıymış gibi geliyor. Bence bu insanlar Internet’i sadece “MSN’e girilen, Google’da arama yapılan, haberlere bakılan, bazen de alışveriş yapılan yer” olarak görüyor, Internet’in bir de “sosyal yönü” olabilmesine ihtimal vermiyor, olsa bile bunun yanlış olduğunu düşünüyor.

Döneceğiz dediğim yere dönelim. Mesela xkcd forumlarında sordunuz, “ben şöyle şöyle biriyim ve 100 şınav testi‘ni denemek istiyorum, sizce deneyeyim mi?”. Birisi de “ben de öyle biriyim ve denedim, zor oldu ama yaptım” dedi. Siz de denediniz ve diyelim ki sakatlandınız. Şimdi alternatif senaryoya bakalım. Bu soruyu forumda değilde tanıdığınız bir arkadaşınıza sordunuz, o da “dene canım ne olcak” dedi, denediniz, sakatlandınız. Şimdi bu iki sakatlanma arasında bir fark var mı? Bence yok. Arkadaşım ise Internet’ten tanıdığın birinin cevabına güvenmenin çok büyük bir risk olduğunu, onun yalan söylemediğinin ne malum olduğunu ve Internet’ten duyduğunuz birşey üzerine harekete geçmenin, birşeyler yapmanın çok riskli olduğunu düşünüyor.

Bence bu durum Internet’teki bir kişiye duyulan güvensizlikle alakalı değil. Bilenler bilir, xkcd forumları son derece oturmuş, insanların açıkça aklından geçenleri paylaştıkları bir forumdur, kimsenin size yalan söylemek, sizi dolandırmak için bir sebebi yoktur, onlarda sizin gibi insanlardır. O yüzden bence durum güvensizlik hissiyle değil, “reklamdaki anne” bakışıyla alakalıdır. Yani klasik bir “anlamadığı, bilmediği şeyden korkma ve o şeyi kötüleme” davranışıdır. Yanlış anlaşılmasın, küçümsemek için söylemiyorum, sadece bunun yaygın bir davranış biçimi olduğunu vurgulamaya çalışıyorum. Batılı toplumlar gündelik hayatın konularını Internet’te tanıdığı insanlarla paylaşmaktan çekinmiyorlar, biz ise çekiniyoruz. Bence bunun “tek” sebebi de yukarıda bahsettiğim durumdur.

Siz ne dersiniz? İnsanlar “bilinmeyene duyulan korku”dan dolayı mı böyle davranıyorlar? Yoksa gündelik hayatın da tartışıldığı Internet toplulukları gerçekten zararlı oluşumlar mı?

Yorumlarınız dört gözle beklenmektedir.

27
Oca

Son birkaç günümü, Bursa yolunda geçirdiğim bir zincirleme trafik kazası nedeniyle evde istirahat etmekle geçirdim. Esas olarak Python’u öğrenme çabalarım, deneyimlerim ve ikinci bir programlama dili seçerken nelere göre seçim yapacağımız üzerine karşılıklı fikir alışverişi yaparak bir yazı yazmayı planlıyordum; ama son zamanlarda gezegende ortaya atılan “Gezegende illa ki bilgisayar, programlama ve ilgili deneyimleri paylaşma gibi bir şartımız yok; bu programcıların, bilgisayarla ilgilenen insanların hayatlarıyla ilgili bir yazı da olabilir” düşüncesiyle hareket ederek ben de çok fazla ayrıntıya girmeden kendi yaşadıklarımla ilgili bir şeyler anlatacağım.

Tahmin edebileceğiniz gibi kaza geliyorum demez. O an emniyet kemerinizi taktıysanız ve hızınız da kaza yapmayı engelleyebilecek kadar az değilse, kendinizi en minimum zararla arabayı durdurup kenara çekmeye odaklamalısınız. Kaza anında bir onbeş saniyelik şaşkınlıkla boğuşur, sonraki birkaç dakika da yavaş yavaş çözülüp ne yapmanız gerektiğini düşünmeye, önleminizi almaya başlarsınız.

Ama gelin ki ben o an ne düşündüm. Çok lüks bir arabam olsaydı, çok daha fazla masrafım olacaktı. Eğer arabanın içinde gerekli gereksiz bir sürü eşyam olsaydı, onları feda etme olasılığım çok daha fazla olacaktı. Arabanın içinde hızla koltuğa çarpmış olan laptopum pahalı bir şey olsaydı, üzülebilirdim. Oysa 160 gb’lik harddiskimin sadece 16 gb’lik kısmını kullanıyorum diye şaşıran arkadaşlarıma inat, çok fazla ve lüks şeylere sahip olmamanın bir mutluluğu vardı içimde.

Hatta o an, apart odamı ziyaret edip “Ne kadar az eşyan varmış?” diyenlere inat ayrı bir zenginliği içimde barındırdığımı farkettim. Deprem olsa, kaybedebileceğim en önemli şey -para açısından değil-, basgitarımla analog pedallarım olur herhalde. Onu da kısa zamanda telafi edebilirim diye umuyorum. İnsanın asıl zenginliği, sahip olduklarında, yaşadığı çevrede, popülaritesinde; kravatında, ceketinde; okuduğu, yaşadığı yerde, kariyerinde vb. hiçbir yerde değildir. İnsanın asıl zenginliği kendi içindedir.

O an, bir iki eğitim sertifikası alıp, bunları ceket ve kravatla pekiştirip kendi adına kartvizit bastıran; ama içleri bomboş olan fakir insanlara bir kez daha acıdım. Kendi zenginliklerinin ve fakirliklerinin farkında olmayan o kadar çok insan var ki..

Not: İyi denebilecek bir üniversitenin iyi denebilecek bir bölümünde okuyan arkadaşımın (ismi bende kalsın), salsa biliyorum diyebilmenin (salsa umurunda değil yani) benimle paylaştığı sevincine ortak olmasaymışım keşke. Bize Recep gibi salsacılar lazım, yaptığı işin hakkını verebilen insanlar lazım.. Ayrıca bkz: http://www.gokmengorgen.net/gunluk/?p=102

26
Oca

Başlamadan önce: Bir Greenpeace aktivisti olarak bu yazının olabildiğince çok kişiye ulaşması gerektiğine inandığım için üyesi olduğum tüm gezegenlerde görünecek şekilde etiketledim.

“Airplot!”u duydunuz mu? Sanırım duymadınız. “Airplot!” bir Greenpeace eylemi. Kısaca anlatayım; İngiliz hükümeti Londra’daki Heatrow havaalanına yeni bir pist yapmak istiyor ve Greenpeace bununla mücadele ediyor. Neden mi?

  • Pistin yapılması için bir kasabanın yıkılması gerekiyor. Bu yaklaşık 700 kişinin evlerinden ve işlerinden olması demek.
  • 3. pistin inşası ile Heatrow, İngiltere’nin küresel ısınmaya en çok katkıda bulunan varlığı haline geliyor.
  • Bu pistin çevresinde yer alan 114 okul inip kalkan uçaklar nedeniyle işlevselliğini yitirecek ve verimsizleşecek.
Airplot!

Airplot!

Peki Greenpeace ne yaptı? 3. pisti çevreleyecek arazinin tam ortasında bir arsa satın aldı! Evet yanlış duymadınız, arazinin ortasında bir arsası var Greenpeace’in! İşin hukuksal boyutu burada devreye giriyor. Yasal olarak tapunun üzerinde 4 gerçek veya tüzel kişinin adı yazabiliyor. Bunlar Emma Thompson, komedyen Alistair McGowan, İngiliz parlamenter adayı Zac Goldsmith ve Greenpeace UK. Bunlar dışında bir de “beneficiary owners” diye birşey var ki biz(ler) de orada devreye giriyoruz. Bir arsanın sınırsız sayıda “hak sahibi” sahibi olabiliyor yasal olarak!

Peki hükümet bu “sorunu” nasıl çözmeyi düşünüyor? İstimlak ederek. Şanslıyız ki bu iş göründüğünden çok daha zor olacak onlar için zira bir arsanın “kamu yararına” istimlak edilebilmesi için tüm hak sahiplerine bizzat ulaşılması ve yazılı izinlerinin alınması gerekiyor. Yani siz Türkiye’den biri olarak hak sahibi olursanız oraya pist yapmak için sizin de yazılı izniniz gerekecek!

Bu durum pist inşaatının en az yıllarca ertelenmesi ve hatta iptalinin gündeme gelmesi demek!

Pek siz ne yapabilirsiniz? Greenpeace’in arsası üzerinde hak sahibi olabilirsiniz! Bunu nasıl yapacaksınız peki? Sadece şu adresteki formu dolduracaksınız ve arsanın bir parçası sizin olacak!

Heatrow'un yeni pisti ve çevresi

Heatrow'un yeni pisti ve çevresi

Sağdaki resim durumun ne kadar kötü olduğunu biraz daha iyi açıklıyor. Tek tek inceleyelim:

  • Kırmızı dikdörtgen yeni pistin yapılacağı alanı gösteriyor.
  • Mavi alan içindeki herşey yerle bir edilecek çünkü o alan pisti çevreleyen çitlerin içinde kalacak.
  • Soldaki kırmızı ünlem çitin içinde kalacağı için yıkılacak yerleşim birimlerinin yerini gösteriyor.
  • Sağdaki alan ise çitin dışında kalmasına rağmen iniş yönünde yüksek bina olmaması gerektiği için yıkılacak yerleşimleri simgeliyor.

İşte bu kadar. Çevremize yapılan bu saldırıya lütfen sizler de duyarsız kalmayın, formu doldurun, eylemdeki yerinizi alın ve en önemlisi gezegeninize sahip çıkın!