29
Eki

Not: Bu benim Linux ile tanışma hikâyemi anlatan, bilgisayarı gerçek hayata benzeten bir yazıdır. Buradakiler yalnızca benzetmedir. Hayatımda bu kadar kişi ile beraber olsa idim….. :D :D :D Yaklaşık 5 yıl kadar önce idi. Microsotf ailesinin bana göre en saygın üyesi olan Windows 2000 ile bir dostluğum vardı. Ama farkında olmadığım hâlde arkamdan ne işler çeviriyordu… Hem benden izinsiz evime (bilgisayarıma) her kesi sokuyor, hem de en özel sırlarımı anlatıyordu. Bir gün beni ekmesi sonucu artık ona olan tüm güvenim ortadan kalkmıştı. Artık o benim dostum değildi. Zaten hiç dost olmadığımızı anladım. Beni hem kandırmış ve kullanmış biri nasıl dostum olabilirdi? Aslında onun tek düşündüğü Bill Amcasının banka hesap(lar)ı idi. Bir süre yalnızlık içinde dolaşmaya karar verdi. Hiç bir dostum yoktu. Yalnız başıma o bardan o bara (İnternet Kafe) dolaşıp durdum.

Tam bu boşluk esnasında iken Mac OS X adında genç, alımlı bir bayan ile tanışmıştım. Görünüşü ile beni büyülemişti. Onunla tanışayım dedim. Bir süre beraber takıldıktan sonra bir birliktelik ortaya çıktı. Ama maalesef birbirimize uymadığımız için kısa sürede ayrıldık. Bu boşluk içerisinde dolaşırken birden kendimi bir köprüde buldum. Hayatıma (Bilişim hayatıma) elveda diyecektim. Ama bir şey bana engel oldu. Arkamı döndüm. Bu şeyin ne olduğuna baktım. Sevimli bir penguendi. Elimden tuttu ve beni çekiştirerek bir yere doğru götürmeye başladı. Bana bu yerde özgürlüğü bulabileceğimi söyledi. Bu şehrin adı GNU/Linux idi. Bir süre sonra Debra ve Ian adlı bir çift (Debian) ile tanıştım. yalnızdım. Ama beni aralarına kabul ettiler. Hoş bir aile yaşamı idi onlarınki. Ancak sorun şurada idi ki; ben fazla yetersizdim. Çok fazla kültürlü bir çift idi. Onlarla yaşamanın zorluğu işte burada idi. Pek çok konuda deneyimsiz ve bilgisiz kalıyordum. Ama yılmadım, usanmadım, çalıştım, çabaladım. Onlara ayak uydurmak için elimden geleni yaptım. Bir süre sonra daha da rahat etmeye başladım. Ama bir süre sonra bu aile ile arama giren bir kız çıkageldi. Adı Fedora idi. Oldukça sade ve alımlı biri… Open SuseAma bu da tıpkı Mac OS X ile olan ilişkim gibi yürümedi. İstekleri bir türlü bitmiyordu. O dönemde bir süre dostum olan biri ile tanıştım. Open Suse. Hayatıma “Özgürlük Vaadi ile girdi. Aslında bu özgürlüğü sundu da. Ama sorun şurada idi ki, onu anlamakta güçlük çekiyordum. Fazla ilginçti. Gerçi bunu benden duymak biraz saçma gelebilir ama evet, Open Suse bana çok ilginç geliyordu. Ama gerçekten de onunla olduğum süre zarfında ayrı bir özgürlük tattım. İyi bir dosttu. Ancak onunla ayrı yerlere gitmemiz gerekti. O olduğu yerde kalacaktı. Ama ben… ben daha da derin bir özgürlük hissi arıyordum. Aradığımı bulmak için başka ufuklara yelken açmayı denedim. Bu süre zarfında pek çok kişi ile tanıştım. Ama hepsi gelip geçici tiplerdendi. Uzun bir boşluğun arından bir hemşerimi buldum. O da benim gibi bir Türk idi. Adı Pardus’tu. Oldukça esprili (Uygulamaların adı bile Pardus / Özgürlükİçinesprili), ve özgür biri idi. Ama bir sorun vardı. Hiç olgun değildi. 2007 yılının ortalarında, olgunlaştıktan sonra geri dönme sözü ile gitti. Bu süre zarfında Ubuntu, kardeşi Kubuntu, Mandriva ve bir kaç isimle daha tanıştım. Hatta ve hatta Open Suse ve Fedora hayatıma yeniden girmeye çalıştılar. Bir de PcLinuxOs adlı biri ile de tanıştım. Ama hiç biri bana tam olarak aradığım bir özgürlük sunmadı nedense. Bu yüzden Debra ve Ian çiftinin yanına geri döndüm. Kısa bir süre sonra, 2008′in ortalarına yakın, Pardus geri döndü. Bana bas bas bağırarak “Artık daha olgunum!” diyordu. Biraz sohbetin ardından anladım ki gerçekten de daha olgundu. Onunla bir süre, Debra ve Ian’ın evinde kaldık. Ama bu da yetmedi. Bir zaman sonra kendimize Sony marka bir araba (Dizüstü) aldık. Artık yollarda dolaşmaya başladık. Ama 2009′un ortasında bir şey fark ettik. Pardus’un yakışıklılığı artmıştı ve bu yüzden pek çok kız arabamıza otostop çekiyordu (Bilgisayarımı merakla kurcalayanlar). Ama artık Neşeli ve eğlenceli bir hayatımız vardı. Daha da önemlisi: TAMAMEN ÖZGÜRDÜK!!! Pardus 2009 Masaüstüm İşte Masaüstüm


Posted in Özgürlükİçin Gezegenine Tagged: Özgür Dünyanın Yolu, Özgür Yazılım, Özgürlükİçin, Özgürlükİçin Gezegen, Bill Amca'nın banka hesap(lar)ı, Debian, Eleştiri, Fedora, Fintows, GPL, Kısa Hikaye, Linux, Mac OS X, Open Suse, İşletim Sistemi

Not: Bu yazıya başlamayı aslında 8 ay önce planlamıştım! :D Ancak yazının şansı şimdiye çıktı. Peki neden erteledim? İlk yazmaya başladığımda asi bir dönemimde idim. O yüzden fazla sivri dilli olmuştu. :D Gerçi şimdi de biraz sivri olabilir… Şimdi bir düşünün, özgürlük nedir? Bu özgürlüğü illa bilgisayarınızda düşünmeyin, günlük hayattaki özgürlük de ele alınabilinir. İstediğin gibi giyinme, istediğin gibi yaşama, istediğini yeme, istediğini içme… Bunları diğer insanları rahatsız etmeyecek şekilde yapmamış özgürlüktür. Şimdi gel gelelim asıl konu olan bilgisayarda özgürlüğe! Ve dolayısı ile asıl sorumuzu sormam gerek? Bilgisayarınızda ne kadar özgürsünüz? %100 diye bir cevap maalesef şimdilik mümkün değil. Ama yavaş yavaş o orana geliyor. Şimdi koyu bir özgür yazılımcı gibi değil de biraz iki taraflı bakacağım işe.

Özgür yazılımın da her şeyde olduğu gibi artıları ve eksileri mevcut. Peki nedir bu artı ve eksiler? Özgür yazılımda hangisi daha ağır basıyor? Özgür yazılım taban olarak kullanıcı refahını düşünen bir felsefedir. Bunun en güçlü temsilcisinin GNU/LINUX olduğunu söyleyebiliriz. Ancak tek temsilci de değildir. Özgür yazılımın Kapalı Kaynaklı olan benzerleri ile arasındaki en büyük farklar nedir.

  • Öncelikli olarak Özgür yazılımın geliştiricileri maaşa bağlanmış bir avuç insanla sınırlı değildir. Dünya üzerinde bir çok insan her hangi bir Özgür yazılımın gelişimine katkı sağlayabilir. Bu yüzden Özgür yazılım hem daha geniş bir hitap kitlesine sahip, hem de daha geniş bir geliştirici kitlesine. Peki, madem bir insan rahatlıkla katkı sağlayabiliyor, başka bir insan da kasıtlı olarak zararlı bir kod sokamaz mı? Teknik olarak mümkün. Ancak düşünürsek destekçi sayısı ile kontrol eden kişi sayısı doğru orantılı. yani 5.000 insan yazıyor ise, bir 5.000 insan da kontrol ediyor demektir. Bu yüzden kasıtlı olarak zararlı bir kod sokmak çok zor bir iştir.
  • İçerikteki kısıtlama oranı da farklı. Kapalı kaynak camiasında işler daha çok banka hesaplarına baktığı için kullanıcıya fazla bir hak tanınmaz. Hatta isterseniz Windows lisansına bir göz gezdirin. (şimdiki cümle yalnızca bu lisansı kabul etmiş olanlar için) Nasıl bir antlaşmayı kabul ettiğinizi göreceksiniz. Bu lisansa göre işletim sistemi size ait değil, siz sadece bu işletim sistemi üzerinde işlerinizi yapmak için yetki almışsınız. sistem üzerinde hak sahibi olan tek kişi Bill Amca. Ancak Özgür yazılım camiasında en yaygın lisanslardan biri olan GPL (Genel Kamu Lisansı) için durum farklı. Eğer bu lisansı okuduysanız aslında bu lisansı kullanan yazılımlar üzerinde tam bir söz hakkında sahip olduğunuzu görürsünüz.
  • Bir yanını beğenmediniz mi? Açın bir metin editörü, beğenmediğiniz kodları değiştirin… Peki ben neden böyle bir şeyi kapalı kaynak kodlu arkadaşlarda göremedim?
  • Evet, gel gelelim şimdi Muhafazakâr (Kapalı kaynak kod üzerine bir espri yapmaya çalıştım. Umarım fazla kaçmamıştır :D ) arkadaşların avantajlı olduğu konulara. Öncelikli olarak Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı. Evet, acımasız bir gerçek. Şu an pek çok yazılım firmasının Kapalı kaynağa destek vermesinin başlıca sebebi bu. Ancak bu durum da yavaş yavaş değişmeye başladı. Örnek olarak Nvidia’nın Linux için yaptığı atılımları ele alabiliriz. Veyahut Google ağabeyimiz. Gerçi o en başından beri Özgür yazılıma destek verdi ama…
  • Diğer bir Kapalı kaynak avantajı ise reklam. Aslında bunu da Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ına bağlayabiliriz. Sonuç olarak bunların reklamını yapan para nereden suyunu alıyor? Bu arada yandaki resmi nasıl buldunuz? Ben ilk gördüğümde bayıldım…
  • Son bir Muhafazakâr avantajı olarak olarak Oyun Sektörünü ele alabiliriz. peki bunun sebebi ne? Bill Amca‘nın banka hesap(lar)…

Evet, heme göze çarpıyordur. Kapalı kaynak kodun avantajlarını, ve doğal olarak Özgür yazılımın dezavantajlarını oluşturun genel etken Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı! Hatta resimde bile görebileceğiniz üzere adamın cepleri bayağı şişkin… Ancak yavaş yavaş Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı söz geçirme oranını kaybediyor. Ve bu durum gelecekte de yükselecek. Son bir soru: Kim kimin efendisi? Siz mi bilgisayarın, Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı mı sizin? Not: Bu “Bill Amca‘nın banka hesap(lar)ı “esprisinin suyu çıktı gibi gelmeye başladı…


Posted in Özgürlükİçin Gezegenine Tagged: Özgür Yazılım, Özgürlükİçin, Özgürlükİçin Gezegen, Bill Amca'nın banka hesap(lar)ı, Eleştiri, Fintows, Gözlem, GPL, Komedi, Parakoliklik