21
Nis
Geçen hafta katıldığım çalıştay'da haberim olan konulardan biri de 'Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu' oldu. 22 Şubat'ta kabul edilen ve 22 Ağustos tarihinde yürürlüğe girecek olan kanun hepimizi etkileyecek değişiklikler getirdiğinden bir kaç önemli noktaya dikkat çekmek istiyorum. Merak edenler belgenin tamamını okuyacakladır ama bazı bölümleri burada alıntılayacağım.

Öncelikle kanunun amacına bakalım:
Bu Kanunun amacı, ülkemizin kültürel varlığı ile bilgi birikimini oluşturan fikir ve sanat eserlerinin basılmış veya çoğaltılmış nüshaları ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca yurt dışında basılan veya çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin etkin, sağlıklı ve eksiksiz bir biçimde toplanması, gelecek kuşaklara aktarılması, elverişli ortamlarda saklanması, korunması, düzenlenmesi ve toplumun bilgi ve yararına sunulmasına ilişkin esasları belirlemektir.
Çoğu zaman olduğu gibi iyi bir şeyin hedeflendiğini görüyoruz. Birşeylerin kütüphanelerde derlenemesi hedefleniyor, peki neler arşivlenecek:
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde basılan veya çoğaltılan, aşağıda belirtilen her türlü eser, bu Kanun kapsamında derlenir:
a) Kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler.
b) Gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli yayınlar.
c) Afiş, kartpostal, gravür, reprodüksiyon, basılı fotoğraf gibi grafik eserler.
ç) Veri içeren her türlü slayt, şerit, film parçası, makara, kaset, kartuş, film ve mikroform gibi materyal.
d) Her türlü bilgisayar, müzik ve video cihazlarında kullanılmak üzere üretilmiş ses, görüntü ve veri içeren optik ve manyetik ortamlara kaydedilerek çoğaltılmış eserler.
e) Prospektüsleriyle birlikte blok veya tek olarak pul ve kağıt paralar.
f) Coğrafik, jeolojik, topoğrafik ya da meteorolojik harita, plan ve krokiler.
g) Yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak, yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler.
ğ) Elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınlar.
Bizi daha çok ilgilendiren madde ğ. Peki bu derleme işlemini kim yapacak? Kanunda yukarıda sınıflandırılan maddelerin her birinin nerelerde nasıl derleneceği tanımlanmış. Ben sadece ğ maddesini ilgilendirenleri alıntılıyorum:

c) 4 üncü maddenin (ğ) bendinde belirtilen eserler sadece Millî Kütüphaneye gönderilir. 
d) 4 üncü maddenin (a), (b), (g) ve (ğ) bentlerinde belirtilen eserlerin 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ek 11 inci maddesi uyarınca hizmete sunulmak amacıyla, elektronik ortama aktarılan bir nüshası görme engellilerin hizmetine sunulmak üzere Millî Kütüphaneye gönderilir.
Buradan anlaşılan elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınların birer nüshasının Milli Kütüphaneye gönderilmesi gerektiği.

Kanunun bundan sonraki bölümlerinde sorumlukluklar ve verilecek cezalar bölümleri var. Bu kanunun görme engellilere hizmet sunulması amacıyla çıkarıldığını tahmin etmek güç değil ama kapsam o kadar geniş tutulmuş ki elektronik dergilerin, gazetelerin, hatta wikilerin içeriğini sürekli olarak Milli Kütüphane'ye görmememiz gerekecek mi merak ediyorum ben. Tabi Milli Kütüphane çalışanı olsaydım f maddesinde yazan meteorolojik verilerin nerede depolanacağı konusunu ayrıca dert ederdim sanırım.

Her zaman olduğu gibi kapsamı hedeflenenden çok geniş tutulmuş bu kanunun hayatımıza girmesine yaklaşık dört ay kaldı.
13
Mar




Bu yıl Belge Özgürlüğü Günü bizim Özgür Yazılım ve Linux Günlerinin hemen öncesinde 28 Mart'ta dünyanın çeşitli yerlerinde, yerel gruplarca, çeşitli etkinliklerle kutlanacak. "Belge Özgürlüğü Günü'nde, ortak organizasyonlar ve gönüllülerle birlikte tüm dünya çapında etkinlikler düzenlenerek, açık belge biçimleri ve açık standartların önemine dikkat çekilecek".

Aslında bu konuda yapılacak çok şey var ama Zeki'nin her fırsatta dile getirdiği konulara yardımcı olarak işe başlamak ve bu konuyu sadece bir günde geçiştirmemek en iyisi olur galiba.
13
Oca
Uzun süredir svn kullanan bir ekip olarak git kullanmaya geçince bazı alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekti. Bundan sonra aramıza katılacak arkadaşlar için de link verebilelim diyerek burada bir kaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Aslında hangi sürüm takip sistemini kullanırsak kullanalım gönderim (commit) mesajları büyük önem taşıyor. Kullandığımız sistem izin veriyor olsa bile boş mesajla gönderim yapmamak lazım. Yaptığımız işi tanımlayan ama kodu da tekrar etmeyen mesajlar yazmak kolayca alışkanlık haline getirebileceğimiz bir şey. İyi gönderim mesajları gözden geçirme sürecini kolaylaştıracağı gibi sürüm notları hazırlarken de en iyi yardımcınız olacaktır. Yazdığınız kodu ileride sürdürmesi gerekecek biri olacaksa ondan (belki de siz olacaksınız bu kişi) alacağınız dualar yazdığınız gönderim mesajları doğrultusunda olacaktır ;)

Hakkında konuştuğumuz mesajlar temelde iki bölümden oluşuyor:

  • Yapılan işin özeti
Bunun gerçekten bir özet olması lazım. 50 veya daha az karakterden oluşan bir mesaj yazamıyorsanız büyük ihtimalle atomik bir gönderim yapmıyorsunuz demektir. Bu gönderim mesajının değil bir sürüm takip sistemi kullanmanın bir konusu olduğundan üzerinde çok durmak istemiyorum ama 'geri alındığında sadece bir yeniliğin/özelliğin/düzeltmenin dışında hiç bir şeyin değişmeyeceği' gönderimler yapmanın önemini de vurgulamadan geçmeyeyim.

Eğer yazdığınız gönderim mesajı bir hata takip sistemiyle bağlantılıysa yaptığınız değişikliğin hangi hatayı kapattığını, iyileştirdiğini de belirtmeniz gerekir.

Özet kısa olacak diye sadece 'bir hata düzeltildi', 'yapılandırma düzeltildi', 'yeni özellik eklendi' gibi anlamsız ve boş mesajla aynı anlama gelen metinler girilmemeli. Bunu insan okuyacak diye düşünüp ona göre 'parola kontrolü hatası düzeltildi', 'yapılandırmada kullanılmayan secenekler temizlendi', 'kaydetmeden cikma ozelligi eklendi' gibi okuyana birşey ifade eden mesajlar yazılmalı.

Mümkün olduğunca kızgın gönderim mesajları yazmamalı. 'Lanet olası hata, lanet olası bir şekilde çözüldü' gibi ifadeleri alt yazı çevirilerinde bırakmak en iyisidir.
  • Bunun neden yaptığınızın açıklaması
Bu ikisi arasında bir satır boşluk olması ve her satırın en fazla 72 karakter uzunluğunda olması uygun olacaktır. 

Yukarıda bir cümle ile özetlediğiniz değişikliği neden yaptığınızın açıklamasını buraya yazmalısınız. Buraya yazdığınız mesajların birlikte çalıştığınız ekibin geri kalanıyla bir iletişim yöntemi (hem de kalıcı) olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız. Hatta ekibin önemli bir kısmının (eğer imkanı varsa) yazdıklarınızı RSS ile bazılarının sadece eposta ile okuduğunu, yazdığınız koddan önce buraya yazdıklarınızı göreceklerini düşünerek yazmalısınız.

Elbette yapılan işin açıklaması olacak diye yazdığınız kodu okuyan birinin açıkça anlayacağı şeyleri (iki değişkenin değerleri birbirine aktarıldı gibi) yazmamak gerekir.

Biraz özen gösterildiğinde çok daha iyi gönderim mesajları yazmak zor olmayacaktır.
6
Oca
  • Gramer ve dil bilgisi hatalarından bahsedin.
Nasılsa eleştiri yazısında ayrı yazılması gereken bir 'de' bitişik yazılmıştır. Olmazsa tam tersi de yapılmış olabilir. Belki hatalı yazılmış bir kelime bulursunuz. Doğrudan ve sadece buna cevap verin. "Ulan sen önce de'yi ayrı yaz dümbük" derseniz muhtemelen konu o tarafa doğru gidecektir. Eğer verdiğiniz cevapta siz de benzer bir hata yaparsanız saldırgan bunun üzerine atlayabilir ve böylece dil bilgisi konuşmaya başlarsınız. Onun da sonu yok nasılsa.
  • Yazım dilini eleştirin.
Eğer eleştiride azıcık bir samimiyet ifadesi varsa yırttınız demektir. Ne bu cıvıklık diyerek cevap verebilir ya da daha iyisi böyle gayrı ciddi eleştirilere cevap vermem diyebilirsiniz. Saldırganı bir kere üslup üzerine konuşmaya çektiniz mi o işin de sonu olmadığından yine yırttınız demektir. Bu konuda çok hassas davranmaya, illa argo kelimeler aramaya gerek yoktur; bir önceki cümledeki "yırttınız" ifadesinin bile üzerine hışımla gidip "gelirsem ağzını sümerbank basması gibi çart diye ikiye ayırırım" havası estirebilirsiniz. İlk maddede olduğu gibi eleştirdiğiniz şeyi kendinizin yapması karşınızdakileri de buna cevap vermeye itecektir.
  • Kaleye sen geç.
En etkili yöntemlerden biri budur. Bir kere "sen yap o zaman" dediniz mi saldırganı savuşturmuş sayın kendinizi. Bu argümanı kullandığınız zaman kaleciyi eleştirenin kaleci, fırıncıya ekmek kötü olmuş diyenin fırıncı olması gerektiğinden çok az kişi sizi eleştirme yeterliliğine sahip olacaktır. Onlara da "işler senin zamanındaki gibi değil" diyerek işin içinden sıyrılmak zor olmayacaktır. "Ulen hatalı gol yendiğini anlamak için illa kalecilik mi yapmak lazım?" diyeceklere "peki, ben yapmıyorum 6 ay sen yap bakalım nasıl olacak" dediniz mi yine cevap vermemiş ama aynı zamanda beceriksizliğinizi tartışmamış olursunuz.
  • Hatasız kul olmaz.
Burada önemli bir incelik var, bunu kaçırmayın. "Elbette bizim de hatalarımız oldu, zaten bu işleri hatasız yapmanın yöntemi yok" dedikten sonra konunun üzerinde durmayın artık. Nasılsa sizin bu kendini bilir halinizden sonra "neymiş o hataların? Benim eleştirilerim de onlardı zaten. Neyi savunuyorsun sen?" diyemezler. Diyelim ki fırıncısınız ve yaptığınız ekmekleri yiyenler zehirlendi. "5 yıldır bu işi yapıyorum elbete benim de pişmanlıklarım, hatalarım var" dediniz mi artık kim üzerinize gelebilir? İlla üzerinize gelen edepsizler olursa onlara da "sen 5 senede hiç mi hata yapmadın?" diyerek son noktayı koyabilirsiniz. 
  • Sen eskiden şunu yapmadın mı, bunu demedin mi?
Saldırganın eleştirilerine cevap vermek yerine onu geçmişiyle vurmayı deneyin. Mutlaka mazisinde, konuyla ilgisi olsun olmasın, bir hatası olmuştur. "sen önce kırmızı ışıkta geçmekten vazgeç sonra gel tartışalım" dediğinizde eğer zamanı geri alıp bu hatasını düzeltemiyorsa, ki bu oldukça zor bir iştir, tartışmayı sürdürmesine imkan kalmamış olur. Hakkında konuşabileceğiniz bir hatasını bilmiyorsanız yine çareler tükenmiş değil: yapmadığı birşeyi neden yapmadığını sorgularsınız o zaman. "sen Amerikanın İncirlik üslerine karşı çıkmayan birisin bundan mı rahatsız oldun?" gibi bir söz elinizi çok güçlendirecektir. "Ne alakası var" diye soran yine kaybeder; artık onu yöntem üzerinde tartışmananın uçsuz bucaksız çöllerinde dolaştırıp durabilirisiniz.
  • Ben o eleştirdiğin şeyi yaptım ama sen ne yaptın?
"Yılardır yediğiniz ekmeği ben yapıyorum, bu arada sen ne yaptın anlat bakalım" cümlesine "ulan ben de ekmeği iyi yapmadın diyorum işte" demek yerine kendi yaptıklarını anlatmaya kalkışacak çok saldırgan bulursunuz. Bir kez paçasından yakaladığınız birini ilk eleştiri noktasına geri getirmeden saçma sapan yerlerde oyalayabilirsiniz.
  • Eleştirinin taraflarından olmayan biri hakkında ileri geri konuşun. 
Belki o da tartışmaya dahil olur ve konu sizin eleştirildiğiniz noktadan başka bir alana taşınır. "Ben bu fırın işine girerken Tarkan da ortak olmak istemişti ama onun yanındaki kurtla iş mi yaparım ben" dediniz mi lafınız mutlaka Tarkan'a ulaşacaktır, malum internette herşey çabuk duyulur. Bir kere Tarkan öyle birşey oldu mu, olmadı mı diye ortama geldi mi tarihin karanlık sayfalarına hep birlikte derinlemesine bir tur atma imkanınız olur ve eleştirildiğiniz konu araya kaynar gider. Bu olmazsa "Yüzbaşı Volkan daha kötü ekmek yapıyor ona birşey demiyorsunuz" diyerek konuyla ilgisi olmayan birini tartışmaya çekmeyi deneyebilirsiniz. Oldu da Volkan da tartışmaya girmezse haklı olduğunuz için söyleyecek söz bulamadığını söyleyebilirsiniz. Böyle olursa hem size yöneltilen eleştiriyle ilgilenmemiş hem de ortada olmayan bir tartışmadan zaferle çıkmış olursunuz.
  • Meyve veren ağaç taşlanır.
Artık sözü, anlaşılmayan dahilerden mi açarsınız, yoksa Seyit Onbaşı ile aranızdaki benzerliklerden mi bahsedersiniz size kalmış. Ne fedakarlıklarla her bu işi yaptığınızı ve eleştirilmenizin de iyi iş yaptığınızın göstergesi olduğunu söylediniz mi lafı gediğine koydunuz demektir. Bu harika argümanı kullanmış ve tartışmayı kazandığını düşünmemiş çok az insan vardır. 
  • Bir konuşursam Türkiye yerinden oynar havası estirin.
İşinizin ne derece önemli olduğundan bağımsız olarak konuşursanız birilerini üzeceğinizi ve bunu istemediğnizi ima edin. Bu sayede hem saygı kazanır hem de eleştirilere cevap vermemenizin haklı bir bahanesi olduğu havasını estirebilirsiniz.
  • Bu girdinin başlığı gibi kendi içinde hatalar içeren bir cevap verin.
Temel hedefinizin saldırganları konudan uzaklaştırmak olduğunu unutmayın. Nasılsa "ulan 42 yöntem demiştin burada şu kadar yöntem var" diyen biri çıkar. Konuyu hemen sayılar teorisine filan getirip sizi eleştiren kötü niyetliyi alakasız sulara çekip boğabilirsiniz.
  • Eleştiri kişisel ise kurumsal alıp öyle cevap verin.
Doğrudan şahsınıza yapılan eleştiriyi savuşturmanın en iyi yöntemlerinden biri budur. "Hatalı gol yedin" diyene "sen koskoca Çemişkezeksporla nasıl böyle konuşursun" çıkışını yaptığınızda saldırgan artık Çemişkezekspor'un şanlı tarihinden filan bahsetmek zorunda kalacaktır. Aslında kastının takıma olmadığına ikna etmeye çalışacaktır insanları. Ama ne gam! Artık o uğraşsın kendini anlatmaya, tartışma sizin üzerinizden gitti bile.
  • Eleştiri kurumsal ise kişisel alıp öyle cevap verin. 
İdareci veya personel olarak çalıştığınız bir kurum hakkında eleştiri varsa bunu sanki şahsınıza yapılmış bir hakaret gibi yanıtlayın. "Takım kötü oynuyor" eleştirisine aslında İspanya'dan teklif aldığınızı ama Çemişkezekspor'a olan aşkınızdan ötürü gitmediğinizi filan söyleyin. "Her hafta puan kaybediyoruz arkadaşım, sen neden bahsediyorsun?" yerine gerçekten teklif alıp almadığınız, alsanız bile orada kaç para alacağınız gibi konular konuşulmaya başladı mı bir meydan muharebesini (mesela buraya muhabere yazarak yukarıdaki taktiklerden biri kullanılabilirdi) daha kazandınız demektir. Artık şahsınıza yapılan bu ağır hakaretler karşısında konuşmaya devam edemeyeceğinizi yazarsınız ve mevzu sizin açınızdan kapanır.
  • Hamaset yapın, alakasız şeyleri bir arada tartışın.
"Peki, benim ekmekler kötüydü ama önce ekmekler bozulmadı mı?" diyerek konuyu ekmekten zehirlenen vatandaşlardan ve kendi beceriksizliğinizden toplumsal yozlaşmaya çekmiş olursunuz. Bir başka çıkış yolu olarak "ellerim kırılsaydı da yapmasaydım o ekmekleri, size yaranılmaz" kozunu kullanabilirsiniz.

Eğer unuttuğum ipuçları varsa yorum olarak eklerseniz sevinirim.
    7
    Mar
    Günümüzde herhangi bir alanda geliştirici olabilmek için mutlaka İngilizce bilmek gerekmesi hoşumuza gitse de gitmese de bir gerçek. Hem dünyada ne yapılıyor anlayabilmek için, hem de yaptığınız şeylerin Türkçe konuşmayan insanlara tarafından da anlaşılabilmesi hatta katkı verilebilmesi için İngilizce okuyabilmek ve yazabilmek gerekiyor. Buraya kadar üzerinde tartışılacak bir şey yok aslında.

    Burada üzerinde tartışmak istediğim konu ise biraz başka: Bir topluluk dağıtımı belgelendirmesini öntanımlı olarak hangi dilde yapmalı?

    Belgeleri önce İngilizce yazıp, ardından Türkçeye bazılarını çevirmenin arkasındaki nedenleri düşündüğümde şunları görebiliyorum (Bunlar bir yerde böyle yazmıyor. Ben düşünüyorum.):
    • Sonuçta yapılan iş evrensel, bu yüzden herkesin okuyup anlayabileceği, katkı verebileceği bir dilde belgelendirme yapılmalı deniyor olabilir.
    • Geliştiricinin mutlaka İngilizce bilmesi gerekmiyor mu? Buradan alışmaya başlasın deniyor olabilir.
    • Geliştiriciler kendilerini İngilizce daha iyi ifade ediyor olabilirler.
    • Projenin katkı verenlerinin hatırı sayılır bir kısmı Türkçe okuyamıyordur, hatta bu belgeleri yazanlar sadece İngilizce biliyor olabilir.
    Madem kendi kendime konuşuyorum, bunlara madde madde değil ama bütüncül bir cevap verebilirim sanırım. Bence Pardus'un ülkemize en önemli katkısı etrafında oluşan özgür yazılım topluluğudur. Elbette bir çok başka katkısı da var ama en önemlisi insanların özgür yazılım konusuna ilgi duymalarını, geliştirme yapmalarını sağlamasıdır bence. Bu açıdan bakınca ikinci ve üçüncü maddeler şaka gibi duruyor farkındayım. Birinci ve dördüncü maddelerin haklılık payı var diye düşünülebilir ama rakamlara bakalım bu konuda isterseniz:

    Ohloh.net özgür yazılım projelerinin ve yazılım geliştiricilerin geçmeişlerini görebilmek için süper bir kaynak. Ohloh'ta Pardus sayfasına baktığımızda başlangıcından bu yana 181 kişinin svn depolarına yazdığını görebiliyoruz. Yeni geliştirici adayları filan da bunun içinde ama sayıları biraz yuvarlak almakta bir sorun olmadığını hepimiz birazdan göreceğiz. Ohloh'taki geliştirici adlarını gerçek isimlere dönüştürmek için de Pardus svn'indeki accounts dosyasını kullanabiliriz. Bu dosyaya ve ohloh'a bugün bakınca toplam 27 kişinin anadilinin Türkçe olmayabileceğini tahmin edebiliyorum. Geliştirici sayısı olarak %15 az değil gibi görünüyor. Şimdi de yapılan commit'lere bakalım. Hatta bu commit'leri bir pasta grafikte gösterelim zamanında Gökmen'in yaptığı gibi. 27 kişi az değil ama kişilerin katkısını sayısal olarak görebileceğimiz tek şey ohloh üzerinde yapılan commit sayısı. Bugün itibariyle 117455 kayıt görünüyor (rakamlar öyle çarpıcı ki üç aşağı beş yukarı farketmiyor göreceksiniz). Bu kayıtların sadece 1878 tanesi yukarıda bahsettiğim 27 kişiden geliyor. Oran 0.016 yani her 100 katkıdan sadece 1'i Türkçe konuşmayan birilerinden gelmiş bu güne kadar. Demek ki bütün belgeleri sanki geliştiricilerin hepsinin İngilizce belgeye ihtiyacı varmış gibi yazmanın kayda değer bir getirisi olmamış Pardus'a. Madem şekil önemli bu da grafiği:

    Önemli olan kişi sayısı ve commit sayısı değil onların toplum üzerindeki olumlu etkisi denebilir. Ben de büyük oranda bu fikre katılırım ama bu fikri grafiklendirmek mümkün olmadığı gibi grafiği çüzülebilseydi bile çok daha acımasız bir oranın Türkçe konuşanlar lehine olduğunu görürdük.

    Bunları Pardus'un yaptığı yanlış demek için yazmadığım anlaşılıyordur ama yine de söylemekte fayda var: Pardus'un kendi dinamikleri ve ona göre aldığı kararlar var. Bence onların bazılarını farklı yapmak daha iyi olabilir ama onları tartışmanın yeri bu blog değil. Bunları olur da bir topluluk dağıtımına başlarsak aklımızda olsun diye yazdım.

    Son söz: Topluluk dağıtımında Türkçesi olmayan hiç bir belgelendirme olmamalı (belgeler İngilizce'ye çevrilmesin mi sorusuna okuyucuya hakaret sayılmasın diye değinmiyorum). Madem ülkemizde bir özgür yazılım ekosisteminin oluşmasını istiyoruz, bunu ancak kendi dilimizde yapabiliriz.
    18
    Mar


    Dün QtTürkiye listesine gelen bir mesajı buradan paylaşayım istedim. Sahalarda görmek istediğimiz hareketler bunlar:

    > Merhaba arkadaşlar,
    > Yaklaşık bir yıldır bu gruba üyeyim. Sorulan sorulara hemen cevap
    > verilmesi gerçekten takdire değer. Yine yaklaşık bir yıl önce ben de
    > Qt'a merak saldım. Ancak yeterli Türkçe kaynak olmadığını düşünerek
    > bahsi geçen kitabı çevirmeye koyuldum. Ve nihayet 12 bölümün
    > çevirisinden oluşan bir dokümanı yayınladım. Dokümanı http://www.qtturk.tk
    > adresinden indirebilirsiniz. Yeni başlayanlar için yararlı bir kaynak
    > olmasını umuyorum.
    >
    > İyi çalışmalar.
    >
    > Ufuk Uzun,
    > Sakarya Üniversitesi -
    > Bilgisayar Mühendisliği(2. Sınıf)
    6
    Mar
    26
    Kas
    Pardus'u 64-bit mimaride çalıştırabilmek için en önemli adımlardan biri PiSi'yi hazırlanan kök dosya sisteminde çalışır hale getirilmesi oldu. PiSi'nin iç yapısı, gereksinimleri ve işleyişi hakkında detaylı bir belge bulunmasına rağmen bağımlılıklarını gösteren böyle bir belge yoktu (veya biz bulamadık). System.base ve system.devel'de bulanan bağımlılıkların da pisi paketlerinde yazılmadığı hesaba katıldığında arkadaşların ne kadar uğraştıkları daha kolay anlaşılabilir.


    Son kullanıcının işine yarayacak bir belge değil ama Pardus'un başka bir portunu hazırlamak isteyenlerin işini çok kolaylaştıracağını tahmin ediyorum.