13
Şub
Her şey hakkında bilgi sahibi olmanın mı yoksa bir konuda uzman olmanın mı daha iyi olduğu sürekli tartışılır. Tartışmanın ötesinde bazıları bunu çok ciddiye alıp tersi olursa dünyanın yıkılacağından bile bahsedebilir. Bana soracak olursanız her şey hakkında bilgi sahibi olmak iyi bir şey değil. Beyninizin 10 kapasitesi varsa 1 müzik, 1 resim, 1 siyaset, 1
19
Oca

Cep telefonu ve tabletler gibi taşınabilir cihazlar için Google tarafından geliştirilen Android işletim sistemini iPhone'da çalıştırabildiler!



Android işletim sistemiyle ilgili gelişmeleri oldukça yakından takip etmeye çalışıyorum. Bugün karşılaştığım bir haberde de Android işletim sisteminin Apple iPhone'un 2G modelinde kurulabildiğini ve bir çok özelliğinin kullanılabildiğini öğrenmiş olduk.

Görüntülerden anladığımız kadarıyla OpeniBoot ile cihazda Linux çekirdeğinin çalıştırılması sağlanıyor. Burada aslında izleyip de keyif aldığım nokta, Android'in başka cihazlara da bir şekilde optimize edilebilirliği ve iş görebilecek kapasitede çalışabilmesi. Nokia 5800'da Android kullanmak ilginç bir tecrübe olabilirdi tabii ama cihazı bozmamak en iyisi :)

Artık ülkemizde de Android kullanan cep telefonlarının yaygınlaşması ve daha makul fiyatlarda satılması ümidiyle Android sevdamı gelecek yıllara erteliyorum.
19
Eki

Öncelikle bunu bir inceleme yazısı olarak algılamayın. Onun için Google amcaya başvurun milyonlarcası mevcut. Ben daha çok bu telefonu nasıl Turkcell uygulamalarından kurtulabilir ve nasıl daha fazla verim alabilirsiniz ondan bahsedeceğim.

Öncelikle telefonu aldınız ve farkettiğiniz gibi Turkcell bir sürü uygulama yüklemiş. (Güzel uygulamalar olduğu gibi gereksiz olanları da var. Tabii tercih meselesi.)

Öncelikle bu telefonu alma sebebim; birincisi öğrenci olmam :), ikincisi android işletim sistemine sahip olması (Android 2.3.3). Yalnız bu telefondan çok fazla birşey beklemeyin. Orta bir kullanıcı olarak yeter ve artar bana.

Neyse.. Gelelim Turkcell’den kurtulmaya. Öncelikle telefonun romunu değiştireceğiz. Bunun için telefonu yapan şirket Huawei’nin orjinal romu ya da fabrika çıkışlı desek daha doğru olur onu kullanacağız. Huawei’nin sitesinde kaldırılmış sanırım. Fakat bir kullanıcı dosya paylaşım sitesine yüklemiş romları. Linklerini aşağıda veriyorum. Turkcell’in orjinal romu da mevcut. Ben Avustralya romunu kullanıyorum.

Öncelikle romu indirip SD karta atın. (Telefonla birlikte 4 gb kart veriyorlar. Ne güzel! ) Sonrasında telefon açıkken : ayarlar > depolama > yazılım yükseltme > sd karttan güncelle
seçeneğini seçin. (tavsiye : önce yedek alın) 1-2 dk süren yükseltme işleminden sonra telefonunuz Turkcell’den bağımsız bir şekilde istediğiniz gibi kullanılır hale gelecek. (Özellikle Turkcell romunda iken radyo yokken, orjinal romda radyo uygulaması mevcut.)

Asıl soru garanti. Merak etmeyin kullandığınız rom Huawei’nin kendi çıkardığı rom olduğu için garanti kapsamı dışında kalmıyor olmanız. Zaten herhangi bir problem de Turkcell roma dönebilirsiniz.

Bunlar da romlar:

U86501V100R001C121B826(Turkey Turkcell-T20).zip (145.42 MB)
http://www.multiupload.com/Y214P6DFZM

U8650-1V100R001C121B828SP01(turkey General).rar (148.04 MB)
http://www.multiupload.com/KISGIWJ9UO

U8650V100R001C223B826(Malaysia General).zip (109.93 MB)
http://www.multiupload.com/3BFFPUZOEO

U8650V100R001C257B823SP03(Australia Channel).zip (102.61 MB)
http://www.multiupload.com/UPAAGEFF8G

Devamı gelecektir…


20
Eyl

Bir süredir hem bulut bilişim hem de mobil sistemler üstünde ilgimi çeken makaleleri takip etmeye çalışıyorum. Son bir kaç senenin havalı sözcüğü bulut – cloud özellikle akıllı cep telefonlarının ve tabletlerin verdiği rüzgarla birlikte bir süre daha bizi oyalamaya devam edecek gibi gözüküyor.

Geçtiğimiz hafta geliştirici sürümü yayınlanan Windows 8 ve ondan önce yayınlanan OsX Lion bildiğimiz anlamda olan masaüstü kavramını değiştirecek gibi gözüküyor. Özellikle Windows 8 arayüzü bugüne kadar Ms’den görmeye alışık olmadığımız kadar radikal bir değişiklik getirirken benim aklıma şu soruyu getirdi:

“Bildiğimiz anlamda olan masaüstü ölüyor mu?

Masaüstü kavramı aslında kişisel bilgisayarın algısını ve kullanımını değiştiren ve şu an için kullanıcıya istediğini yapma özgürlüğünü veren bir kavram. Bilgisayarınızın sadece üreticisi tarafından belirlenen şekilde değil sizin istediğiniz şekilde kullanılmasını sağlamak için vazgeçilmez bir kavram bütünü sunuyor masaüstü.

Son zamanlarda ise insanlar hem tabletlerde hem akıllı telefonlarda masaüstü kavramı yerine uygulama kavramını benimseyerek ve onlara üretici  / geliştirici tarafından sunulan yeteneklerle yetinmeye başladılar gibi gözüküyor. Biraz ayrıntıya indiğiniz zaman durumu daha farklı okumak da mümkün. Ben uygulamaların temeli olan mobil işletim sistemlerinin -Android ve ios vd.- birer masaüstü görevi görmeye başladığını düşünüyorum. Ergonomi ve görünüm farklı olsa bile -özellikle ios için- bu platformlar işlevsel anlamda birer masaüstü ortamı sunacak kadar esnek olmaya başladılar. Bir kaç yıl önce smartphone olarak adlandırığımız cihazlar bu gün yukarıda adı geçen mobil işletim sistemleri sayesinde hızla feature phone olarak adlandırılmaya başladılar. Hatta belki nokia’nın oyunu kaybetmesinin temel nedenlerinden biri de bu esnekliğe zamanında adapte olamaması oldu.

Tabi bu işletim sistemlerinin birer masaüstü haline gelecek kadar esnek olmasının nedeni üreticilerin çok yetenekli ve evladiyelik telefon yapma isteğinden çok internet’in hayatamızda yerinin artması oldu. Bir araştırma bulamadım ama benim gözlem ve öngörüm masaüstünde artık en çok kullandığımız şeyin tarayıcı olduğu yönünde. Yani işlerimizi bilgisayarımızın kendisinde değil ama bir masaüstü uygulaması olan tarayıcı üstünde yapıyoruz. Bu yüzden ben tarayıcıyı tek bir uygulama değil ama sunulan / alınan her bir hizmet için farklı bir masaüstü uygulaması olarak görüyorum.

İşte tam bu noktada aslında bilgisayarınızda yer alan masaüstü ile telefon ve tabletlerinizde yer alan masaüstü birden örtüşüyorlar. Çünkü iki masaüstünde de uygulamalarınızın tek amacı sizi internet üstünden aldığınız hizmete ulaştırmak. Nielsen’in 2011 2. çeyrek uygulama indirme sayılarına bakacak olursanız insanlar cep telefonlarına oyunlardan sonra -ki bunların pek çoğu da aslında sizi online oyun sunucusuna bağlamak istiyor – en çok internet hizmetlerine ulaşım sağlayan uygulamaları yüklüyorlar.

Bu yazı kapsamında ben bu uygulamaları sadece çok iyi özelleştirilmiş birer tarayıcı olarak yorumluyorum ve bu sebeple post-pc cihazlarla pc üstünde yer alan masaüstü kavrmaının birbirinden çok farklı olmadığını düşünüyorum.

Masaüstü ölmüyorsa kim ölüyor?

Peki eğer klasik anlamda PC üstünde yer alan masaüstü ile post-pc cihazların üstünde yer alan masaüstü fikir olarak aynıysa neden PC’nin klasikleşmiş hatta tabulaşmış kuralları ile oynamaya başladığımızı merak ediyor olabilirsiniz. Bence bunun cevabı son derece basit. İnsanlar artık her an yanlarında PC taşıyamayacak hale gelmeye başlamış durumdalar. Ofislerinde bir PC, evlerinde bir PC ve evleri ile ofisleri arasında post-pc cihazlar kullanırken her bir PC’nin kendi hafızasında kalan bilgilere ulaşamamak insanları her an yanlarında taşıyacakları post-pc cihazlara yöneltiyor.

Bana kalırsa insanların sorunu masaüstünden çok mobil olamamaktan kaynaklanıyor ve dikkat ederseniz hem Ms hem Apple son güncel sürümlerinde bilginin görünmeden göze batmadan PCler ile post-pcler arasında taşınması ve internet hizmetlerinden kopmamayı öne çıkarmış durumda. Apple bunu icloud ile çözerken Ms daha farklı bir çözümle benzer arayüzler ve aynı SDK’yı kullanan yazılımlarla çözmeye çalışıyor. Her iki firma da klasik anlamda masaüstü görünümünden ve işlevlerinden ne vazgeçmiş ne de vazgeçebilecek durumda.

Eh bu kadar özet bilgiden sonra o halde başlıkta sorduğumuz soruyu tekrar sormanın vakti geldi. Masaüstü nereye gidiyor?

PC için masaüstü kavramı bana kalırsa olduğu yerde sağlam bir şekilde durmaya devam ediyor ve yaşıyor. Bununla birlikte biraz kabuk değiştirerek artık çalışma ortamı olarak kendi üstünde çalıştığın bilgisayarın hafızası ve belleği yerine sizi mobil hizmetleri aldığınız dünyada çalışmaya devam ediyor. Bu arada post-pc olarak adlandırdığımız cihazlarda ise masaüstü, ergonomi nedeniyle farklı bir izdüşüm halinde olmaya devam ediyor.

Peki kim kaybediyor sorusunun yanıtı basit. Sadece olduğu bilgisayarda çalışmaya programlanmış masaüstü işletim sistemi kaybedecekler listesine giriyor ne yazık. İşletm sisteminin artık sadece üstünde çalıştığı bilgisayarda değil kullanıcısının olduğu her yerde olma zorunluluğu büyük bir hızla geliyor. Çalışılan belgelerin, dinlenen şarkıların, bakılan resimlerin sadece çalışan PC’nin hafızasından çok aynı anda başka bir PC’nin ya da hemen yanında duran tabletin de hafızasında olması gerekiyor.

Bu sebeple yapılması gereken artık işletim sistemini tek bir bilgisayarda çalışacak şekilde düşünmekten çok post-pc ve diğer PC’ler ile çalışmaya hazır bir şekilde uyarlamak özellikle mobil olan kullanıcıya her noktada hizmet vermeyi sağlayacak bir temel haline getirmek kalıyor. Bunu yapamayan işletim sistemlerinin bireysel pazarda yavaş yavaş pazar paylarını kaybedeceğine inanıyorum.

19
Tem

Geçtiğimiz haftanın önemli gelişmelerinden biri -en azından benim için- Asya’nın en büyük ikinci telefon üreticisi HTC’nin Apple’ın açtığı patent ihlali davasında ilk raundu kaybetmesi oldu. Her ne kadar bu sıradan bir şirket haberi sayılsa da aslında hem biz Android kullanıcıları hem de yazılım patentlerine karşı olan insanlar için önem taşıyan bir gelişme. Yazılım patentinden konuyu açmışken ilk etapta belki yazılım patenti nedir meselesinde biraz bakmak gerekiyor.

Meseleyi biliyorum diyenler biraz daha aşağıdan devam edebilir. Yok böyle iyi diyenlere iki dakikada tarih dersi geliyor. Efenim bildiğiniz gibi insanoğlu/kızı özellikle sanayi devrimiyle birlikte alet işler el övünür sözünün kavramını biraz daha net olarak kavramış olacak ki icatlarını korumak, hayatlarını vakfettikleri çalışmalarının kendileri adına tescil edilmesini arzulamışlar. Zamanla bu arzuların etkisiyle güdülenen insanlar bunun için hem uluslararası hem ulusal düzeyde fikri mülkiyeti koruyacak kurumlar geliştirmişler. Bu kurumlar temelde iki dala ayrılıyor. İlki fikri mülkiyet başlığı altında toplanırken bugün HTC’nin başını ağırtan diğer kurumsa patentler olmuş. Patent mevcut tekniği ileri götüren yeni bir icat yeni bir buluş meydana getirildiğinde bu buluştan belirli bir yıl süresince sadece buluş sahibinin ve onun yetki verdiği insanların yararlanmasını sağlayan bir koruma yolu. Patentlerin Amerika ve Avrupa’da birbirlerinden en çok ayrılmasını sağlayan şey ise Amerika’nın yazılım konusunda patentlerin olabileceğini kabul ederken Avrupa’nın bunu kabul etmemesi.

Yazılımın doğası gereği patentle korunması son derece manasız. Zira örneğin bir ilaç formulünün patentini aldığınızda bir hastalığı belirli bir metodla tedavi eden belirli bir formül elde ediyorsunuz ve bu formül korunuyor. Bununla birlikte ne yazık ki yazılımda yazdığınız kodun değil ama yazılan koddan daha önemli bir şeyi bu kodu yazma nedeninizi yani çalışma metodunuzu patentliyorsunuz. Bu durumda hangi kodu yazarsanız yazın ya da hangi dilde olursa olsun bir işi çözme metodu olarak bir yazılım patentine konu olan yöntemi uygularsanız o patenti ihlal etmiş olursunuz. Şimdi bu konuyu bir örnekle somutlaştıralım. Örneğin bir firma internet üstünden satış yaparken tek tuşla satın alma diye bir metod geliştiriyor. Bu sayede kredi kartınızı ve adresi önceden kaydedip istediğiniz ürünü tek tuşa basarak kapınıza kadar getiriyorsunuz. Bu metodu Amerika Patent Ofisi’nde bir yazılım olarak patentliyor. Bunun akabinde her ne kadar farklı bir kod yazılmış olsa bile Amerika’da başka bir kişinin aynı metodu kullanarak satış yapması patent sahibinin iznine bağlanıyor. Bu yüzden bu metodu kullanan bir firma açılan dava sonucunda sırf patenti ihlal etmemek için bir adım daha eklemek zorunda kalmıştı zamanında. Bu kısa tarih dersinden sonra şimdi gelelim konumuza.

Efenim bildiğiniz gibi HTC Android ile birlikte Samsung’un ardından Asya’nın ikinci en büyük telefon üreticisi konumunda. Bununla birklikte HTC’nin bir diğer özelliğiyse aynı zamanda Google tarafından piyasaya sürülen Nexus One’ın üreticisi olması. Apple geçtiğimiz aylarda Nexus One üstünden HTC’nin Apple’a ait iki patenti ihlal ettiğine dair Amerika’da bulunan ITC (Uluslarasası Ticaret Komisyonu) nezninde bir soruşturma başlatılmasını istedi. ITC son zamanlarda özellikle patente ilişkin konularda olan uyuşmazlıklara bakan bir kurum haline gelmiş durumda. Her ne kadar bir mahkeme olmasa da ITC’nin elinde özellikle büyük üreticileri son derece korkutan bir güç var. ITC Amerika’ya ithal edilen her bir ürünün ülkeye ithalat iznini veren kurum olduğu için eğer bir fikri mülkiyet ihlali olduğu kararına varırsa o ürünün ülkeye sokulmasını engelleme / ürünlerin ülkeye sokulduğu durumda satıştan menine karar verebiliyor.

Yapılan soruşturma kapsamında ilk etapta kurumun ilgili yetkilisi HTC’nin iki patenti ihlal ettiğine karar verdi. Bu kapsamda Apple’ın hem donanımın seri gelen verileri paralel işlemesi hem de verilerin belirli bir sistematik ile parelel işlenmesine dair olan iki patentine ait fikri mülkiyetin HTC tarafından izinsiz kullanıldığına dair bir öngörü oluşmuş durumda. Kurum ise kesin kararını altı kişilik komisyonun toplanacağı Aralık ayında verecek.

Yazılım uzmanları özellikle video / ses işleme ve Android’e eklenen hesaplar arasında etkileşime izin veren metodun patentleri ihlal ettiğini ve bunların Android’in neredeyse kalbinde olduğu için çevresinde dolanılmasının zor olacağını söylüyorlar. HTC her ne kadar yaptığı açıklamada Aralık ayına kadar bir çözüm bulunacağını söylüyor olsa bile durum hala çok karmaşık gözüküyor.

İlgililerin bileceği gibi daha önce Microsoft’da bir patentinin ihlal edildiği gerekçesi ile HTC ile anlaşmak istemiş ve bu kapsamda HTC sattığı her bir Android cihaz için lisans bedeli olarak MS’e 5$ ödemeyi kabul etmişti. Sırf bu sayede MS’in HTC’den yıllık 150 milyon $ gibi bir lisans parası alacağı kulislerde konuşulurken Apple’ın daha farklı bir plan içerisinde olduğu konuşuluyor. Son dedikodular Apple’ın bu patentlerin lisansını ya çok yüksek bedellerle HTC’ye vereceği ya da hiç vermeyeceği yönünde. Bu durumda eğer HTC yıl sonuna kadar bu patentlerde belirlenen metodların etrafından dolaşmanın bir yolunu bulamazsa Amerika piyasasınından tamamen çıkmak zorunda kalabilir. Daha korkutucu olan nokta ise Apple’ın bu davayı herhangi bir Android üreticisine yönlendirmesinin önünde herhangi bir engel kalmayacak olması. Her ne kadar bu durum doğrudan bizi ilgilendirmeyecek olsa bile -zira bu patentler ülkemizde ve Avrupa’da tanınmıyor.- Amerika gibi büyük bir piyasada bu denli bir darbe almak hem HTC ve üreticiler hem de Android açısından son derece yaralayıcı olacaktır.

Gelişmeleri takip edip aktarmaya çalışacağım. Bu arada merak edenler ilgili patentlerde neyin ihlal edildiğine dair bir tabloya bu adresten erişebilirler.

28
Haz

Android cep telefonları ve tabletler için özelleştirilmiş ROM’lar duyuran Cyanogen topluluğu, CyanogenMod’un 7.1.0-RC1 sürümünü duyurmuş.

Cyanogen topluluğunun yaptığı sürüm duyurusuna göre, CyanogenMod 7.1.0 hem Android 2.3.4 güncellemesini içeriyor hem de yeni cihazları destekliyor. Bu yeni cihazlar arasında

marka-model cihazlar yer alıyor. Aynı zamanda Mayıs ayında yapılan duyuruyla da beraber Advent Vega P10AN01 Tablet desteği de geldi.

Peki, P10AN01 model adı size hiç tanıdık geldi mi? Eğer ne olduğu konusunda bir fikriniz yoksa, size bunun aynı zamanda Exper Easypad P10AN olduğunu da söyleyebilirim. En azından Exper EasyPad kullanıcılarının özelleştirilmiş ROM’larla da olsa Android’in güncel sürümlerinden geri kalmayacak olması iyi bir haber.

Cyanogen topluluğundan duymayı beklediğim bir diğer haberse, Samsung’un Galaxy 551 ve Galaxy 5 gibi düşük fiyat Android telefonları için de uygun sürümlerin duyurulması. Zira CyanogenMod’un desteklediği cihazlar arasında HTC Tatoo ve HTC Wildfire gibi nispeten eski modeller dahi var. Samsung, bence iyi cihazlar piyasaya sürüyor ama en gözde modeller haricinde yazılımsal güncellemeler konusunda oldukça duyarsız kalıyor.

{lang: 'tr'}
9
Şub
Merhaba arkadaşlar, uzun zamandır bloga yazı yazamıyordum ama dönüşüm muhteşem oldu bence:) Bugün sizlerle Text to Speech algoritmalarının nasıl çalıştığından ve eksik, hatalı yönlernden bahsedeceğiz. Yazıyı okurken bazı cümlelerin biraz havada kaldığını düşünebilirsiniz. Örneğin "Kullandığımız Android uygulaması" falan gibi. Proje raporlarım üzerinden alıntı yaptığım için bu vb cümlelerle karşılaşabilirsiniz ama bu cümlelerin konumuzun anlaşılmasını etkilemeyeceğini düşündüğüm için tekrar düzenleme yoluna gitmedim.  Daha fazla laf kalabalığı yapmayalım ve konumuza başlayalım...

Konusma Sentezleme(Speech Synthesis)


Konuşma sentezleyici yazılı(text) bir veriyi alır ve bunun konuşma dilinde çıktısını verir. Ayrıca konuşma sentezleyici literatürde text to speech (TTL) olarakta bilinir.
Yazılı bir metinden konuşma sentezlemenin ana adımları aşağıdaki gibidir

1)Yapı Analizi(Structure Analysis):

Yazılı metni işler ve paragrafların nerede başladığına, cümlelerin nerede başlayıp nerede bittiğine karar verir. Bir çok dilde noktalama işaretleri ve tarih formatları bu adımda kullanılır.

2)Metin Önişleme(Text pre-processing):


Dilin özel yapısına karşı girdi metni analiz edilir. İngilizce ‘de kısaltmalar, akronimler, tarihler, zamanlar, numaralar, para miktarları, e-mail adresleri ve diğer birçok veri türü için özel bir işleyiş gereklidir. Diğer diller de bu tür veriler için özel bir işleyişe ihtiyaç duyarlar ve birçok dil farklı özel gereksinimlere ihtiyaç duyar.

İlk 2 adım sonrasında yazılı metni konuşma formatına çevirir. Aşağıdaki örnekler yazılı metin konuşma formatı arasındaki ilişkiyi gösterir.

St. Mathews hospital is on Main St.

“Saint Mathews hospital is on Main Street”

Add $20 to account 55374.

”Add twenty dollars to account five five, three seven four.”

Leave at 5:30 on 5/15/99

“Leave at five thirty on May fifteenth nineteen ninety nine.”

Diğer adımlar yukarıdaki çıktıları konuşmaya çevirmek içindir.

3)Yazılı Metinden Ses Birimine Çevirme(Text-to-phoneme conversion):

Her bir kelimeyi ses birimlerine çevirir. Ses birimi(hece-phoneme) bir dildeki seslerin en basit birimidir. Amerikan İngilizcesinde yaklaşık 45 adet ünlü ünsüz dahil ses birimi bulunur. Örneğin, “times” sözcüğü 4 adet ses biriminden yararlanılarak seslendirilir(t ay m s). Farklı diller de farklı ses birimleri vardır.

4)Vezin (Ölçü) Analizi(Prosody Analysis):
Cümle yapısı süreci, kelime ve sesleri cümle için uygun vezni(aruz) bulmak için kullanılır. Vezin kelimeyi söylerken ağızdan çıkan seslerden ayrı olarak daha fazla konuşma özelliği içerir. Bunlar; ses perdesi(pitch or melody), zamanlama(timing or rhythm), duraksama(pausing), konuşma oranı(speaking rate), kelimeler üzerindeki vurgu ve diğer bir çok özellik. Doğru vezin doğru konuşma seslerini bulmak için ve doğru anlamı verebilmek için önemlidir.

5)Dalga Üretimi(Waveform Production):
Son olarak, fonem ve vezin bilgisi her bir cümle için ses dalgası üretmek için kullanılır. Fonem ve vezin bilgisinden ses dalgası üretmenin birçok yolu vardır. En güncel sistemler bunu iki yolla yaparlar. Bunlardan biri kayıtlı insan sesi parçalarını birleştirerek diğeriyse sinyal işleme tekniklerini kullanarak yapar.

Konuşma Sentezi Sınırlamaları

Konuşma sentezleyiciler yukarıdaki adımları uygularken bazı hatalar yapabilirler ve insan kulağı bu hataları yakalamada çok başarılıdır. Geliştiriciler tarafından iyi geliştirilmiş bir konuşma sentezleyici bu tür hataları en aza indirebilir ve konuşma kalitesini artırabilir.

Android in kullandığı Java konuşma Apisi(Java Speech API) ve java konuşma işaretleme dili (Java Speech Markup Language(JSML)) geliştiricilere konuşma kalitesini artırmak için birçok olanak sunar.

Java sentez işaretleme dili(Java Synthesis Markup Language) girdi yazısının nasıl işaretleneceğini belirler. Özelliklerinden bazılarından kısaca bahsedelim:

* Paragrafın ya da cümlenin işaretleme başlangıcını ve bitişini belirleme yeteneği.

* Herhangi bir kelimenin telaffuzunu belirleme, sözcük veya cümle kısaltma ya da diğer özel, yazı ifade etme yeteneği

* Vezin geliştirmek için aleni duraksama kontrolü, sınırlama, vurgulama, ses perdesi, konuşma oranı ve yükseklik.

Bu saydığımız özellikler geliştirici ve kullanıcılara birazdan bahsedeceğimiz aşağıdaki gibi hataların üstesinden gelebilme olanağı verir. Şimdi hata kaynaklarını ve bu hata kaynaklarını nasıl minimize edeceğimizi inceleyelim.

1)Yapı Analizi(Structure Analyses):Noktalama ve formatlama kesin olarak bir cümlenin ya da paragrafın nerede başlayıp nerede bittiğini gösteremeyebilir. Örneğin “U.S.A.” kısaltması yanlış çevrilerek bir cümle sonu olarak algılanabilir.

Çözüm: JSML de paragraf ve cümlelerin açık biçimde işaretlenmesi bu tür yapısal hataları engelleyebilir.

2)Metin Önişleme(Text pre-processing): Sentezleyicinin bütün cümle ve kelime kısaltmalarını bilmesinin ihtimali yoktur. Ayrıca bütün tarih ve zamanları da bilmesinin imkanı yoktur. Örneğin: 8/5 bizim yazımızda 5. Ayın 8’i kastedilirken 8/5 sonucunu okuyabilir ya da 1998 tarihi İngilizcede “nineteen nınety eight” olarak okunması gerekirken “one thousand nine hundred ninety eight” olarak okunabilir. Bu da anlam karmaşasına yol açabilir.

Çözüm: JSML in SAYAS elementi yazı kısaltmaları için değişiklikler sunar.

3)Yazılı Metinden Ses Birimine Çevirme(Text-to-phoneme conversion): Birçok sentezleyici yüz binlerce kelimeyi doğru olarak telaffuz eder fakat her zaman tahmin edilmesi gereken değişik ve olağandışı isim, şirket ismi vb. şeyler ya da yazılışları aynı ama okunuşları farklı sözcükler vardır ve bunların tahmin edilmesi büyük bir sorundur.

Çözüm: JSML in SAYAS elementi alışılmadık sözler için fonetik telaffuz sağlar.

4)Vezin (Ölçü) Analizi(Prosody Analysis): Bir cümleyi doğru olarak ifade edebilmek, doğru vurguyu yapabilmek, doğru ses perdesini tutturabilmek vb. şeyler için cümlenin anlamını anlamak gereklidir ve maalesef bilgisayarlar bunu yapamazlar.

Çözüm: JSML in EMP, BREAK ve PROS elementleri yazı üzerinde vurguyu, duraksamayı vb işler için kullanılabilir.

5)Dalga Üretimi(Waveform Production): Dudak, ağız, akciğer gibi insan sesinin özelliğini veren aparatlar olmadan ses sentezleyicisinden çıktı olarak çıkacak ses genellikle yapay(robotik) olur. Bu mekanik veya robotik ses insan sesinden kolaylıkla ayırt edilebilir. Bazı şartlar altında bu robotik ses tercih edilebilir fakat çoğu zaman sentezleyiciden gelen sesin daha kolay anlaşılabilir ve dinlenilebilir olduğu için insan sesine benzemesi tercih edilir.

Çözüm: Maalesef Java Speech API ve JSML direk olarak bu konu hakkında pek bir şey yapamazlar.

Konuşma Sentezi Değerlendirmesi

Konuşma sentezleyicilerin kilit noktaları sentezlenen sesin anlaşılabilirliği, kullanıcılar tarafından kabul görüşü ve çıkış kalitesidir. Konuşma sentezleyicilerin kalitesinin nasıl hesaplanacağının ve hangi faktörlerin çıktı kalitesine etki edeceğinin bilinmesi özellikle uygulama alanında önemlidir.

İnsanlar neredeyse yaşam süreleri boyunca dinlerler ve konuşurlar. Bunun sonucunda da insan kulağı ve beyni sesler üzerine çok hassastır. Konuşma üzerindeki en ufak değişiklikleri, duygusal duruları, aksanları, konuşma problemlerini rahatlıkla algılayabilir. Fakat şu anki konuşma sentezleyicilerin konuşması bu ufak değişiklikleri ses ile iletemeyecek durumdadır. Bu yüzden dinleyiciler konuşma sentezleyiciden çıkan sesleri anlayabilmek için ekstra efor sarf etmelidirler. Yukarıda sayılan gibi bir çok nedenden dolayı yeni kullanıcılar konuşma sentezleyicilerle ilk tanıştıklarında kendilerini rahatsız ve tatmin olmamış hissederler.

Geliştiriciler konuşma sentezleyicilerin kalitesinin değerlendirmesini yaparken 2 önemli faktör vardır. Anlaşılabilirlik ve doğallık. Anlaşılabilirlik sentezlenen konuşmanın kullanıcılar tarafından güvenli olarak anlaşılmasının göstergesidir. Doğallık ise sesin ne kadar insan sesine yaklaşabildiğiyle ve kullanıcılara bir insanla konuşuyormuş hissi vermesiyle alakalıdır.
20
Oca
Merhaba arkadaşlar. Bugünkü konumuz erişim sorunları arasında nasıl Android ADT-Plugini yükleyebiliriz olacak. Plugini yüklemek çok basit. İşe bu plugini indirmekle başlayın.  Daha sonra Help-İnstall New Software yolunu izleyin ve gelen pencerede Archive butonuna tıklayın. İndirdiğiniz zip dosyasının bulunduğu yeri seçin ve onaylayın. Bundan sonra 2-3 ufak tıklamayla ADT-Plugininiz sizinle.
10
Ara
Merhaba arkadaslar. Bugun sizlere Android programlama yaparken işinize yarayabılecek ufak bır programcıktan bahsedeceğim. Programın adı droid draw. Program bizlere kolaylıkla, sürükle bırak yontemiyle gui yapabilmemizi sağlıyor. Tüm yapmanız gereken ekranınızın nasıl göründüğünü ayarladıktan sonra Generate butonuna basmak ve uretılen kodu Main.xml dosyasının içerisine yapıştırmak:)

Yukarıda da programın ekran görüntüsü bulunmaktadır. Programı indirmek için web sitesine göz atabilirsiniz.
17
Kas
Merhaba arkadaslar. Bu aralar Android ile ilgilenmeye basladim. (Bitirme projem vesilesiyle) Ama hosuma gitmeye basladi. Ozellikle yazdiginiz uygulamayi kendi telefonunuzda calistirdiginiz ve kullanmaya basladiginiz zaman tadindan yenmiyor valla. Bu motivasyonlarla birlikte telefon hafizasindaki son mesaji ingilizce olarak seslendiren bir uygulama yaptim.(Bitirme projemin bir parcasi) Insallah ilerde sesli olarak sms alip gonderebileni yapicam. Ama simdilik sadece elimizde sms okuyani var. Bende simdi bu projemin kaynak kodunu sizlerle paylasmak istedim.
Read.java
package sms.TextToSpeech;

import java.sql.Date;
import java.text.SimpleDateFormat;
import java.util.Locale;

import android.app.Activity;
import android.database.Cursor;
import android.graphics.Color;
import android.net.Uri;
import android.os.Bundle;
import android.provider.SyncStateContract.Constants;
import android.speech.tts.TextToSpeech;
import android.speech.tts.TextToSpeech.OnInitListener;
import android.util.Log;
import android.view.View;
import android.widget.Button;
import android.widget.EditText;
import android.widget.TextView;

public class Read extends Activity implements OnInitListener{
    /** Called when the activity is first created. */
    private EditText et;
    private Button b;
    private String address;
    private String body;
    private String date;
    private TextToSpeech mTts;
    @Override
    public void onCreate(Bundle savedInstanceState) {
        super.onCreate(savedInstanceState);
        setContentView(R.layout.main);
        b=(Button)findViewById(R.id.b);
        et=(EditText)findViewById(R.id.et);
        et.setEnabled(false);
        et.setClickable(false);
        et.setBackgroundColor(Color.WHITE);
        Uri SmsUri=Uri.parse("content://sms/inbox");
        String[] projection=new String[]{"_id","address","body","date"};
        Cursor cursor=null;
        try{
            cursor=getContentResolver().query(SmsUri,projection,null,null,null);//Bilgilerin nereden alinacagi belirlenir
          
            if(cursor!=null&&cursor.moveToFirst()){    //Ilk mesaja konumlanir
                    int id=cursor.getInt(cursor.getColumnIndex("_id"));    //Id sini alir
                    address=cursor.getString(cursor.getColumnIndex("address")); //hangi telefondan geldigini alir
                    body=cursor.getString(cursor.getColumnIndex("body")); //mesaj
                    date=cursor.getString(cursor.getColumnIndex("date")); //mesaj atilan tarih
                  
                    SimpleDateFormat formatter=new SimpleDateFormat("dd/MM/yyyy - HH:mm:ss");
                    date=formatter.format(new Date(Long.parseLong(date)));
                et.setText(body);
              
                }
            }
        finally{
            if(cursor!=null){
                cursor.close();
            }
        }
        b.setOnClickListener(new View.OnClickListener() {
          
            @Override
            public void onClick(View v) {
                // TODO Auto-generated method stub
                onInit(1);    //Click eventi olustugunda text to speech cagirilir
              
              
            }
        });
        mTts=new TextToSpeech(this,this);

    }
    //TTS=Text to Speech
    @Override
    public void onInit(int status) {
        // TODO Auto-generated method stub
        if(b.isPressed()){
            Locale loc = new Locale("en", "","");    //TTS ayarlari
            if(mTts.isLanguageAvailable(loc) >= TextToSpeech.LANG_AVAILABLE){
              mTts.setLanguage(loc);    //Dil ayarlanir
            }
            mTts.speak(et.getText().toString(), TextToSpeech.QUEUE_FLUSH, null);//Konusma islemi gerceklestirilir  
        }
    }
    protected void onDestroy() {//TTS destroy eder
          super.onDestroy();
          mTts.shutdown();      
        }

}
AndroidManifest.xml dosyasi iceriside taginden once ya da taginden sonra asagidaki kodu eklemeyi unutmayiniz. Bu kod Android telefonumuz icerisinde sms okuyabilmemiz icin gerekli olan izini bize verir.




<uses-permission android:name="android.permission.READ_SMS" />


Main.xml


<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<LinearLayout xmlns:android="http://schemas.android.com/apk/res/android"
    android:orientation="vertical"
    android:layout_width="fill_parent"
    android:layout_height="fill_parent"
    >
<EditText
    android:id="@+id/et"
    android:layout_width="fill_parent"
    android:layout_height="150px"
    android:gravity="top"
    />
    <Button
    android:id="@+id/b"
    android:layout_width="fill_parent"
    android:layout_height="wrap_content"
    android:text="Speak"
    />
</LinearLayout>
3
Kas

Yıllarca evinden “Bilim Teknik” dergisi eksik olmayan biri olarak, Bilgisayar Mühendisliği ‘ni kazanıp, “Bilim Adamı olacağım ben” demek çokta kötü bir söylem olmasa gerek. Öyleki, yeni nesilin “İş Adamı Olacağım” gibi söylemlerde bulunduğu bir dönemde… Oysa, hiç bir fikrim yoktu iş adamı olmakla ilgi. İşte böyle bir saflık içindeydim bölümü kazandığımda, ta ki gerçekleri görene kadar…

Heyecan, Saflık ve Bilim
Genellikle bölüme hazırlık niteliğinde sayısal, sosyal ve lise(!) ağırlıklı dersler aldığımız bir dönemde herşey çok iyimser gitti. Şu seneyi atlatayım çok güzel şeyler öğreneceğim gibi bi izlenim oluşmuştu. Şimdi ne kadar safmışım desemde, büyük bir iyi niyetle tüm derslere girip, deyim yerindeyse “Aç gibi” gibi dinliyordum, belki birşeyler kaparım diye. Tabi ki şu andaki aklım olsa sadece geçmeye oynar, kendi gelişimime bakardım. Sıfır olarak nitelendirmiyorum tabi ki ilk seneyi. Çok şahane e-posta atmayı, soru sormayı öğrenmiştim mesela 1. Sınıfta. Gerçekçi olayım o seneye dair aklımda kalan tek şeyde bu aslında.
Böyle geçti ilk sene. Neler oluyor? Üniversite nedir ki? gibi sorulara cevap bulup, Prof. insanmış, hocalar ile sohbet edilebiliyormuş gibi kazanımlar elde ettim ki, bizim bölümün belki de tek artı tarafıdır hocanının yanına gidebilmek, sohbet edebilmek, soru sorabilmek. Bunun bir silah olarak kullanıldığını sonradan öğrenmek ise kaybettirdi tüm kazanımları. Kısaca ilk sene umut olarak mükemmele yakın, donanım olarak ise hiçe daha yakın bir sene idi. Ama bolcana Tubitak Yayını okuyarak, büyük bir umutla tatile girdim ve bekledim o mükemmel ikinci seneyi.(!)

Hayal Kırıklığı, Umut ve Motivasyon
İkinci sınfın vizelerinin sonuçları açıklandığında umutlarımı yitirmeye başlamıştım. Çünkü derleyici bile açmadan sınavlardan geçilebileceği izlenimi oluşmuştu ki bunu final sınavlarında test edip onayladım. Hiç bir şekilde derleyici açmadan, slaytları ezberleyerek geçilebildim programlama derslerini. Oysa programlama öğreneceğim diye rss reader, mp3 player gibi saçma sapan(!) şeyler yazmıştım kendime. Artık DD ‘ye oynamanın zamanı gelmişti.  O sene ki tek motivasyon kaynağım ise Özgürlük ‘tü… Birde “Çok spam geliyor maillerime bakmıyorum” lafı :) Kısaca “Evrimsel Hesaplama” gibi zevkli konulara eğilimi olan bir Bilgisayar Mühendisi adayı için hayal kırıklığı yaratan bir sene olmuştu.

Bitsede Gitsek
Gittikçe azalan motivasyonum ile beraber derslere girme eğilimimde azalmıştı 3. Sınıfta. Devamsızlık hakkımı(!) sonuna kadar kullandım. Kitap okumak, derslere girmekten daha mantıklı geliyordu o sene. Bende birşeyler kapabileceğim derslere girdim ve diğer derslerde DD ‘ye oynamaya karar verdim. Sonuç olumluydu çünkü slaytlar vardı elimde :)
O sene hakkında, aklımda kalan bazı şeyler ise okuduğum, Java, Python ve Design Patterns kitapları oldu. Bolca boş vaktim olmasından dolayı güzel yazılar, kitaplar okuduğum bir yıl olmuştu. Nedenini bende tam bilmiyorum(!) ama, “Bitsede gitsek” dediğimi çok fazla hatırlıyorum. Neyse ki Özgürlük vardı etrafımda. EULA ‘yı imzalamayı bıraktığım sene de diyebilirim aslında.

Kabus ve Painkiller
Bir öğrencinin giriştiği en büyük iş olmuştur Bitirme Projesi genellikle. Android için uygulama yazma fikri, hem özgürlük açısından, hemde öğreneceğim teknolojiler bakımından çok heyecanlı gelmişti ilk başta. Tabi bitirme projelerinin %90 ‘ının çöpe gittiği gerçeğini hesaba katmamıştım. Pardus 64-bit projesinden başka çöpe gitmeyen başka bir proje hatırlamıyorum gerçekten. Aslında öğrendiğim şeyler tabi ki çöpe gitmedi. Asıl beni rahatsız eden, son sınıf öğrencisi için bu proje ne kadar önemli ise, Juri için o kadar önemsiz olmasıydı. Bir senenizi ayırdığınız projenin 15 dakikada anlatılmasının istenmesi. Yetmeyen zaman sonunda: “Tamam sana inandık.” denilmesiydi rahatsızlık duyduran. Son senedeki tek sorun bu değildi benim için. Kaldığım 2 ders yüzünden 4 ayımın kaybolmasıydı. Genelde derste uyuyan adamların, “Evrimsel hesaplama” sunumu yaparken uyanıp, garip sorular sormasıydı.(O zaman anladım ki, sorun sadece hocalarda değildi.) Şu anda, hakkında hiç bir şey bilmediğim bazı dersler için geçirdiğim uykusuz gecelerdi. Neyseki her türlü ruh halinden anlayan bir sevda vardı. Ne zaman mutlu olsak, sorunlu olsak, dersten kalsak, uyuyamasak, evde bir ses yükseliyordu. Painkiller :)

Bitiş ve Özgürlüğe Adımlar
Neyse ki, bana birkaç aya maal olsada, okul bitti. Dolaylı yoldan da olsa bana bir sürü bilgi kazandırdı. “Bilim adamı olma” umutlarını, düşük not ortalamam ile rafa kaldırmış olsamda, diplomayı aldıktan 8 dakika sonra işe başlamak büyük moral oldu. Artık Necdet Hoca ile birlikte ipv6 projesinde çalışıyorum. Özgür bir Vidyo Konferans yazılımı geliştiriyoruz. Bunun dışında, bu öğrenim yılı içerisinde Çomak ‘ı hayata geçireceğiz. Çok öğretici/öğrenici bir yıl olacak gibi. Lisans öğrenciliği hayatım bitti. Ancak hayatımda fazlada birşey değişmedi. Hala Çanakkale ‘deyim. Aynı ev arkadaşlarım ile kalıyorum.* * * * Okuldan arkadaşlarımla Çomak ‘ta çalışıyorum. Eskiden olduğundan biraz daha fazla(!) okula gidiyorum. Hala Evrim Çalışkanıyım. Ve hala bıkmadan Painkiller dinliyorum/dinliyoruz.

20
Eki
Hadi Pardus'a Android SDK kuralım.
Önce sistem gereksinimlerine bakarak bilgisayarımızın SDK kurulumu için gerekli özellikleri sağlayıp sağlamadığını görelim. Daha fazla devam etmeden sistemimize JDK kurmamız gerekecek(eğer kurulu değilse). Bunun depodan sun-jdk paketini kurmalıyız:

$ sudo pisi it sun-jdk

Eğer geliştirmeyi Eclipse üzerinden Android Development Tools (ADT) Plugin ile yapacaksak -ki yeni başlayanlar için tavsiye edilen budur- sistemimizde Eclipse de olması gerekiyor doğal olarak :) Eclipse'in uygun bir sürümünü şu adresten indirip kurabileceğiniz gibi:

$ sudo pisi it eclipse-jdt-binary

komutuyla depodan da kurabilirsiniz. Eclipse'i de kurduktan sonra şimdi yapmamız gereken Android SDK başlangıç paketini(starter package) kurmak. Bu paket bütün bir geliştirme ortamından ziyade diğer SDK parçalarını indirebileceğiniz bir temel araçları içerir. Uygun SDK başlangıç paketini şu adresten indirip güvenli bir yere açıyoruz. İndirdiğiniz dosyayı açtığınızda öntanımlı olarak android-sdk- şeklinde bir dosya ortaya çıkacak. Örn. android-sdk-linux_x86. SDK'nın adresi daha sonra gerekli olacağı için not almakta fayda var. SDK'nın tools dizinini sistem yoluna ekleyerek Android Debug Bridge (adb) ve diğer komut satırı araçlarına doğrudan erişebiliriz. Bunun için:

$ export PATH=${PATH}:/tools

Geliştirmemizi Eclipse'de yapmamızın başlangıç aşamasında daha faydalı olacağını söylemiş ve nasıl kurulacağından bahsetmiştik. Şimdiyse Eclipse'de Android uygulamaları geliştirmemiz için gerekli olan Android Development Tools (ADT) eklentisini kurmamız gerekiyor.

*Eclipse'i çalıştırıyoruz. Help > Install New Software diyoruz.
*Açılan Available Software penceresinde Add butonuna tıklıyoruz.
*Açılan pencerede Name kısmına herhangi bir isim yazıyoruz. Location kısmına ise: https://dl-ssl.google.com/android/eclipse/ yazıp Ok diyoruz. Bir sorun olursa https yeri http deneyin.
*Tekrar Available Software penceresine gelindiğinde listede Developer Tools seçeneğinin ekli olduğunu göreceksiniz. Seçiyoruz ve Next diyoruz.
*Açılan yeni pencerede de Next, ardından Finish diyoruz. Yüklemelerden sonra Eclipse'i yeniden başlatıyoruz.

Şimdi ADT eklentisini düzenlemeliyiz. Window > Preferences diyerek Preferences penceresini açalım. Sol panelden Android'i seçelim. SDK Location kısmında Browse deyip
SDK dizinimizi seçiyoruz. Daha sonra Apply ardından Ok diyoruz.

Şimdi geliştirme ortamımız için gerekli olan SDK parçalarını kurmalıyız. Bunun için Android SDK and AVD Manager kullanılacak. Android SDK and AVD Manager'ı Eclipse içinden Window > Android SDK and AVD Manager yolunu izleyerek çalıştırıyoruz. Sol panelden Available Packages'ı seçelim. Böylece SDK deposundaki erişilebilir parçaları görebileceğiz. Yüklemek istediğiniz parçayı seçip Install Selected diyoruz. Hangi parçayı seçeceğiniz konusunda şuraya bakabilirsiniz (Ben hepsini seçtim). Yüklemek istediğiniz parçaları kabul edip Install Accepted diyoruz. Parçalar SDK dizinimize yüklendi. (Daha fazlası için burası)

Böylece Android SDK'mızı kurmuş olduk. Bir sonraki yazıda da örnek bir uygulama yapalım.

Daha ayrıntılı bilgi ve kaynak:http://developer.android.com/sdk/installing.html
23
Nis

Cep telefonu ve tabletler gibi taşınabilir cihazlar için Google tarafından geliştirilen Android işletim sistemini iPhone'da çalıştırabildiler!


Android işletim sistemiyle ilgili gelişmeleri oldukça yakından takip etmeye çalışıyorum. Bugün karşılaştığım bir haberde de Android işletim sisteminin Apple iPhone'un 2G modelinde kurulabildiğini ve bir çok özelliğinin kullanılabildiğini öğrenmiş olduk.

Görüntülerden anladığımız kadarıyla OpeniBoot ile cihazda Linux çekirdeğinin çalıştırılması sağlanıyor. Burada aslında izleyip de keyif aldığım nokta, Android'in başka cihazlara da bir şekilde optimize edilebilirliği ve iş görebilecek kapasitede çalışabilmesi. Nokia 5800'da Android kullanmak ilginç bir tecrübe olabilirdi tabii ama cihazı bozmamak en iyisi :)

Artık ülkemizde de Android kullanan cep telefonlarının yaygınlaşması ve daha makul fiyatlarda satılması ümidiyle Android sevdamı gelecek yıllara erteliyorum.

Cep telefonu ve tabletler gibi taşınabilir cihazlar için Google tarafından geliştirilen Android işletim sistemini iPhone‘da çalıştırabildiler!

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=5yO2KQHkt4A&hl=en_US&fs=1&]
http://www.youtube.com/watch?v=5yO2KQHkt4A

Android işletim sistemiyle ilgili gelişmeleri oldukça yakından takip etmeye çalışıyorum. Bugün karşılaştığım bir haberde de Android işletim sisteminin Apple iPhone’un 2G modelinde kurulabildiğini ve bir çok özelliğinin kullanılabildiğini öğrenmiş olduk.

Görüntülerden anladığımız kadarıyla OpeniBoot ile cihazda Linux çekirdeğinin çalıştırılması sağlanıyor. Burada aslında izleyip de keyif aldığım nokta, Android’in başka cihazlara da bir şekilde optimize edilebilirliği ve iş görebilecek kapasitede çalışabilmesi. Nokia 5800‘da Android kullanmak ilginç bir tecrübe olabilirdi tabii ama cihazı bozmamak en iyisi :)

Artık ülkemizde de Android kullanan cep telefonlarının yaygınlaşması ve daha makul fiyatlarda satılması ümidiyle Android sevdamı gelecek yıllara erteliyorum.

{lang: 'tr'}
27
Eyl

Bugün Google’ın Android işletim sistemini test etme fırsatım oldu. Hem de Android yüklü bir cep telefonu olmadan. Nasıl mı? Live Android projesi sayesinde. Öncelikle şuradan live cd’nin iso.001 ve iso.002 dosyalarını indiriyoruz. İndirdiğimiz dizinde

cat liveandroidv0.3.iso.001 liveandroidv0.3.iso.002 > liveandroidv0.3.iso

komutunu çalıştırıyoruz. Oluşan iso dosyasını CD’ye yazabilir, ya da VirtualBox ile test edebilirsiniz. Ben VirtualBox ile çalıştırdım. Sistem ilk açıldığında sizi şöyle bir ekran bekliyor:

Android Ana Ekranı

Ekranın üst tarafındaki arama bölümü hızlı bir web araması yapmanızı sağlıyor:

Android Google Arama Ekranı

Sağdaki barı kullanarak menüye erişebiliyorsunuz.

Android Menü

Örnek olarak birkaç uygulamaya bakalım. Mesela çalar saat:

Android Çalar Saat

Hesap makinesi:

Android Hesap Makinesi

Arama yapma:

Android GSM Arama

Mesaj yazma ekranı:

Android SMS

Müzik Çalar:

Android Müzik Çalar

Sistem Ayarları:

Android Ayarlar Menüsü

Web Tarayıcısı:

Android Web Tarayıcısı

Sonuç olarak, Android bence son derece güzel tasarlanmış bir sistem. Özellikle büyük simgeler dokunmatik ekranlar için ideal. Menü dizilimi, web tarayıcı ve telefon ekranı alışık olduğumuz Google sadeliğinde. Ana ekranın bir bilgisayar masaüstüne benzeyen görüntüsü ise her gün görmeye alıştığımız cep telefonu görünümünden oldukça farklı. Google Android’in daha birçok özelliği var, siz de kendiniz test edip diğer özelliklerini keşfedebilirsiniz.

16
Ağu

Nokia 6600 telefonumu kırıp tüm rehberimi, ajandamı ve bilimum bilgilerimi kaybettikten sonra bu işin artık böyle yürümeyeceğini anladım. Mobilite dedikleri şeyi de daha iyi anlamaya başlamıştım. Nerede olursan ol bilgilerine ulaşabilmelisin. Bilgileri bir cihaza hapsedersen işte böyle kaybedersin. Derken bunu nasıl sağlarım diye telefon ve teknoloji araştırmaya başladım. Aslında birçok "Senkronize" servisi olduğunu da o zaman öğrendim. Hatta Google'ın da böyle bir servisi olduğunu ve gmail ile de uyumlu olduğunu gördüm.

android

Google demişken, "ya Android vardı ne oldu" diye bakınıyordum bir de ne göreyim; Türkiye'ye gelmiş. Hemde çift hatlı bir telefon ile (General Mobile DSTL1). E tabi benim gibi Linux aşığı birisi olursan hemen ağzının suyu akmaya başlar. Neyse hemen teknik özelliklerini şöyle bi inceleyip bi kaç forumdan izlenim elde etmeye çalışıp ilgili bi kaç da video izledikten sonra tamam dedim Android'e geçme zamanı gelmiş. O hevesle 750TL verip yeni oyuncağımı aldım.

dstl1_09m

.
.
Bu tür telefonları almanın amacı küçük programlar (widget) yükleyerek telefonu daha etkin kullanabilmektir. Ben de bu maksatla hemen bi java program yüklemeye çalıştım. Olmadı. Tekrar denedim, uğraştım... Olmuyor. Hemen teknik özelliklerine baktım Java destekliyor mu diye. GM internet sitesinde şu şekilde belirtmişler: "3rd parti yazılım desteği ile".(Şu anda yazıyı kaldırmışlar) GM ile yaptığım telefon görüşmelerinde Java'yı doğrudan desteklemediğini ancak üçüncü parti bir yazıılm yükleyerek bu sorunu aşabileceğimi söylediler. J2ME Runner adı verilen bir program yüklersem, java uygulamaları çalışabiliyor. Bunun için de önce programın jar dosyasını apk dosyaya çevirmem gerekiyor. Tabi java uygulamanın içeriğine bağlı olarak her java dosyayı apk formatına düzgün çeviremeyebiliyorsunuz. Ayrıca uygulamaları çalıştırsanız da j2merunner içinde çalıştığından çok güzel gözükmüyor. Bunları görmek açıkçası biraz pişmanlık yarattı başlarda. Neden böyle olduğunu araştırmaya başladığımda şunları öğrendim.

Android İşletim sistemi javada yazılmış ancak Java uygulamalar için Sun'ın geliştirdiği ve tüm hakları Sun firmasına ait olan JVM yerine Google daha özgür olmak istediği için Dalvik VM kullanmış. Hatta şu yazıda bu konuya farklı bir açıdan yaklaşılmış. Google daha özgür olmak için mi böyle yaptı bilinmez ama özgürlük güzel ama zor birşeydir diyip bu zorluğa da katlanmayı kabullenmeye başlamıştım.

Ancak olumsuzluklar bununla da bitmedi. Telefon için uygulama aramaya başladığımda apk formatında dosya bulmakta ciddi şekilde zorlandım. Ne forumlarda var ne de başka yerde. Olanlar da pek işime yarayan programlar değildi. Sonunda öğrendim ki Android Market denen bir hizmet varmış oradan hemen istediğimiz programları alabiliyormuşuz. General Mobile Ülke Müdürü Melih Çoğan'ın bir röportajında Android Market'in henüz Türkiye'ye açık olamadığını duyunca benim için DSTL1'in doğru bir tercih olmadığını düşünmeye başladım.

Telefonu iade etmeyi düşünsemde, bu yılın sonunda Android 2.0 çıkacağını öğrenip "biraz sabır" dedim. Bu sırada Android'i kurcalama fırsatım olacak. Ayrıca Google boş durmayacaktır. En kısa zamanda market desteğini ve diğer özelliklerini Türkiyede kullanılabilir hale getirecektir.

16
Oca
All about Linux isimli blogda öğrendim, bir grup Android yüklü bir G1'a Debian yüklemeyi başarmış. Başka bir tarafta ise Android yüklü telefonlara Debian yükleyen bir script geliştirilmiş. Darısı Pardus'un başına. Zor olacağını düşünmüyorum yeter ki birileri bu işe kafa yorsun. Tabi bunun için bir çok paketin kaldırılması gerekiyor. Debian bir çok kurulum alternatifine sahip olduğu için onlar üzerinden oynamak kolay oluyor olsa gerek.
10
Kas

Since I successfully unlocked & signed into my Google account last week (it was only one step further: an edge or 3g connection! :)), I am happly using Android. It has nice features and geeky enough–except it rapidly drains battery (i turned brightness down to 0% as a workaround, but still sucks).

I am currently writing this entry via its browser. But I get bored.. Let’s be a bad girl ;P

*pinar hits enter*
*pinar types “reboot” to address bar*
*pinar hits enter*
…………………………………………………………………………….

Wha? What happened? Why my phone restarted? Aww, did it evaluate everything i write as a system command? I must kiddin’, huh? :)

But unfortunately, I’m not kiddin’… It is really the most bizarre flaw I’ve ever seen.. You can read more from here.

PS#1: Note that, only Android 1.0 TC5-RC29 or earlier are vulnerable and a patch has released already.
PS#2: Don’t even try to type “rm -rf /” :P
PS#3: Oh, and there’s that, too.
PS#4: Aomm, and there was that, too.