7
Şub

Takıntı…Benimkisi gerçekten takıntı. Masasında kağıt olmayan bankacı gördünüz mü siz hiç? Var işte…Masası monitör, klavye, fare, telefon ve içinde firmalardan gelmiş evrakların bulunduğu bir havuzdan ibaret olan, iki telefonu masanın hep aynı yerinde (monitörün hemen altında) mutlaka birbirine paralel olarak duran, saplantılı bir bankacı. O benim… Bendeki bu düzen hastalığı sürekli olarak kullandığım Linux dağıtımlarını da kurcalamama sebep oluyor. Kullandığım uygulamaların arayüzlerinin basit ve sade olmasını tercih ediyorum. Eciş bücüş, onlarca simge, sağda solda, orada burada yazılar göz zevkimi feci halde bozuyor. Elimde olsa kullandığım bilumum uygulamaların üzerinde tek düğme bırakmayacağım ama o da biraz saçma olur be…

Bilgisayarımda hem Pardus 2011 hem de Ubuntu 10.10 kullanıyorum. İkisinin de tadını çıkarıyorum. Pardus üzerinde masaüstü ortamı Kde4 olduğundan ek uygulamalar kullanmadan pencerelerin her yerini kesip biçip kuşa çeviriyorum. Bespin temasıyla birlikte Xbar’ı da kurdum mu tamam oluyor (Xbar pencerelerin menü çubuklarını panele taşıyan ve MacOS X’teki gibi görünmelerini sağlayan küçük bir uygulama). Ne varki bir süredir Ubuntu kullanıyorum. Kız kardeşimin dizüstü bilgisayarına kuracağım Linux olarak onu seçmemle, kendi masaüstümde de kullanma isteği belirdi içimde. Kurdum gitti…

Ubuntu’da varsayılan masaüstü ortamı Gnome. Gnome Kde4 gibi kişiselleştirilebilirlik imkanları sunmuyor. Ancak bazı eklenti ve uygulamalarla ne kadar güzel kıvama gelebileceğini gözlerimle gördüm, bizzat tecrübe ettim. İstediğim özelleştirme için temel ihtiyaçlarım aşağıdaki gibiydi. Bakınız Ubuntu’ya neler yaptım.

Pencerelerdeki Menü Çubuklarını Panele Taşımak
11.04′le kurulu olarak gelecek olan Global Menu bu iş için biçilmiş kaftan. Kurup eklentiyi panele yerleştirdiğimiz andan itibaren tüm Gtk arayüzlü uygulamaların araç çubukları panele taşınıyor. Yalnız en yaygın Gtk arayüzlü uygulama (Firefox’tur kendisi) maalesef menü çubuğunu Global Menü’ye göndermiyor. Bu sorunun 11.04′te giderileceğine dair bir haber okudum. Umarım işe yarar. O zamana dek menü çubuğundan kurtulmak için Firefox’un Hide Menubar eklentisi harikulade bir çözüm. Eklentiyi kurduğunuz anda menü çubuğu arazi olacaktır. Görmek isterseniz klavyenizin tab tuşuna basmanız yeterli. Darısı Libre Office’in başına. O da Global Menü’ye direnenlerden…

Pencerelerin Araç Çubuklarını Sadeleştirmek
Menü çubuğundan kurtulduk ama araç çubuklarımız da hala kalabalık. Gnome’da maalesef Kde’deki gibi araç çubuklarını doğrudan sadeleştirme, istediğimiz düğmeleri ekleyip çıkarma imkanımız yok. Nautilus bu yüzden özelleştirilemez durumda. Bunu aşmanın ve Nautilus’a sade ve şık bir görünüme büründürmenin yolu nautilus-elementary temasını kurmaktan geçiyor. Aşağıdaki komutları terminalde sırasıyla verirsek nautilus-elementary’yi kuracağız.

sudo add-apt-repository ppa:am-monkeyd/nautilus-elementary-ppa
sudo apt-get update
sudo apt-get dist-upgrade
nautilus -q

Bu kodlardan sonra Nautilus daha şık. Ayrıca bazı sürprizleri var. Resimlerinizin olduğu bir klasördeyken F4′e bir basın bakalım, karşınıza ne çıkacak.

Parlak Bir Pencere Teması Kurmak
Ubuntu’nun maalesef bir türlü tutturamadığı bir şey bu. Hep kahverengi, turuncu renkli pencere temaları geliyor sistemle. Oysa açık renkler sistemi daha bir başka gösteriyor sanki. Açık renkler pencere gölgesiyle kontrast oluşturduğundan, pencereleri gerçekten havadaymış gibi gösteriyor. Derinlik hissini arttırıyor. Ayrıca beyaza yakın renkler, sadeliği destekleyen bir etki yaratıyor. Tüm bu özellikleri taşıyan harika bir pencere teması keşfettim: Orta. Haydi kuralım Orta’yı. Buyurun terminale.

sudo add-apt-repository ppa:nikount/orta-desktop
sudo apt-get update
sudo apt-get install orta-theme
sudo apt-get install orta-emerald-decorators
sudo apt-get install orta-xfwm4-decorators

Şimdi Ubuntu’nun iki renkli temasından kurtulduk. Orta temasının da kendine has özelleştirme ayarları var. Bu ayarlara, Panel>Sistem>Tercihler menüsünden ulaşabilirsiniz. Temanın kendi yapılandırma uygulaması oraya yerleşecektir.

Güzel Bir Simge Seti
Söz konusu Ubuntu ise favorim Faenza. Harikulade bir set. Ubuntu ile de son derece uyumlu. İçinde de son derece güzel simgeler var. Setin tamamını sisteminizde kurulu diğer simge setleri ile birlikte /usr/share/icons dizini altında inceleyebilirsiniz. Faenza’yı terminalde aşağıdaki kodları girerek sisteminize kurabilirsiniz.

sudo add-apt-repository ppa:tiheum/equinox
sudo apt-get update && sudo apt-get install faenza-icon-theme

Kıpır Kıpır Bir Rıhtım
Pencerelerin listelenmesi için standart paneldeki pencere listesini kullanmayı pek tercih etmiyorum. Compiz-Fusion’la birlikte çalışan Cairo-Dock benim için daha cazip. Özelleştirilebilme yetenekleri gerçekten harika. Üzerindeki simgelerin efektleri çok güzel. Oynayıp duruyorsunuz. Faenza simge seti de Cairo-Dock üzerinde etkinleştirildiğinde sistemin geri kalanıyla son derece uyumlu bir rıhtımınız oluyor. Üstelik uygulamalarınızın yeri hiç değişmediği için zaman içinde rıhtım kullanımı, standart panel kullanımından daha kolay gelmeye başlıyor.

Sonucu resimleri büyüterek daha net görebilirsiniz. Gerçekten güzel oldu.


16
Oca

Soğuk bir Ocak akşamında (dün) Beşiktaş’taki Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Pardus’un arkasından konuştuk, tüm konuştuklarımızın ve yaptıklarımızın kaydedildiğini umursamadan…Pardus’un, kullanıcıları gözündeki yerinin ve kullanıcı beklentilerinin tespit edilmesi açısından son derece faydalı ve pek keyifli bir oturum oldu. Toplantıda, Pardus’a başlama ve kullanma sebeplerimizden, yapısı, sağladıkları, sağlayamadıkları ve yaygınlaştırılmasına kadar pek çok konuda konuştuk. Öyle hissettim ki biz Pardus gönüllüleri 17.878.962 toplantıya daha katılıp Pardus’u sonsuza dek anlatma eğilimine sahibiz. Bu güzel…

Oturumda sorulan sorular, verilen cevaplar, o cevaplardan bir veri yığınının oluşturulması ve bir sonuca varılması, değerli hocamız Sn.İlker Berkman ve ekibinin uzmanlık alanı olduğundan, içerikle ve kişisel değerlendirmelerimle ilgili herhangi bir paylaşımda bulunmayı doğru bulmuyorum. Şunu söyleyebilirim ki bu oturum belki de İlker Bey’den ziyade bana faydalı oldu.

Pardus’la ilgili hem objektif diyebileceğim hem de ön yargı görünümündeki fikirlerimi muhakeme etme şansını buldum. Kendimi İlker Bey’e anlatmak isterken kendime de anlattım galiba. Bundan sonraki çalışmalarımda (taciz ve eylemlerim de diyebiliriz) izleyeceğim yordamlar konusunda enerji tasarruflu bir ampul (malum, maksimum parlaklığa biraz geç ulaşıyor) kafamda yandı gibi.

Evet…Gerçekten keyifliydi. Bu arada, eşimin ısrarlı hatırlatmaları sebebiyle, fotoğrafa dikkatli dikkatli bakması muhtemel okuyucularım için küçük bir not düşmek istiyorum. Sevgili eşimin karnı fazla kilo değil 4 ay sonra dünyaya gelecek minik oğlumuz Erdem sebebiyledir :) .

Unutmadan, altını çizmek istediğim bir noktaya da dikkat çekmeden edemeyeceğim. “Özgür yazılım para kazandırır mı?” diye soranlara verecek cevabımız da hazır artık:

Parayı dert etmeyin. Kullanın yeter :) .


15
Oca

Pardus’ta açıp kullandığım yazılımların ara yüzlerinin sade olmasını tercih ediyorum. Sık kullanmadığım düğmelerin sürekli gözümün önünde durması beni rahatsız ediyor. Açık olan yazılım penceresini gereğinden fazla kalabalık ve dağınık gösterirken, aslında o pencerede ulaşmak istediğim unsurların (Dophin’deki klasörler veya Firefox’taki internet sayfaları) geri planda kalmasına sebep oluyor. Qt tabanlı yazılımlarda bu sorunu, KDE’nin muhteşem özelleştirilebilirlik imkanları ve Bespin pencere temasıyla birlikte kullandığım Xbar plasma programcığı ile aşıyorum ama Firefox gibi Gtk tabanlı uygulamalar ne yazık ki Bespin tarafından giydirilemiyor ve Xbar da işlevsiz kalıyor.

Bu durumu çözüp, Firefox’u sistemin genel görünümüne biraz olsun uydurabilmek, benzetebilmek için binbir farklı şey denedikten sonra nihayet aşağıdaki iki Firefox eklentisinde karar kıldım.

*Strata Reloaded teması ve
*Compact Menu 2 eklentisi.

Bu iki eklentiyi kurup sistem ayarlarından pencere kenarlığı rengini de Strata Reloaded temasının rengine çevirdiniz mi bütünleşik görünümlü, şık sekmeli, araç menüsünden arınmış (tüm menü küçük bir dünya simgesine dönüşecek) sade bir Firefox’unuz olacak.

Firefox 4′ü kullanmaya başladığımızda bunlara gerek kalmayacak ama herhangi bir sebeple Firefox 3.5 serisini kullanmaya devam edecek kullanıcılar için bu minik paylaşım da elimizin altında bulunsun istedim.


13
Oca

Değerli arkadaşlarım, hatırlayacaksınız burada, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü öğretim görevlisi Sn. İlker Berkman’ın davetini sizlerle paylaşmıştım. İlker Bey’in Pardus Kullanıcıları e-posta listesine duyuru yaptığı esnada tarihi belli olmayan toplantının zamanı netleşti. Bu hafta sonu,15 Ocak Cumartesi saat 17:00′de Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’ndeyiz…”Bu toplantı neyin nesidir? Neyi amaçlar? Ne yapacağız?” gibi sorularınızın yanıtları için burayı okuyabilir, hem bilgi almak hem de katılım organizasyonu için iberkman[at]bahcesehir.edu.tr e-posta adresi ile İlker Bey’le temasa geçebilirsiniz.

Deneyimlerimizi paylaşıp, daha gelişmiş bir Pardus’a katkıda bulunmak için orada olacağız. Bekliyoruz.


8
Oca

Pardus’un, kullanıcı deneyimi açısından daha iyi bir seviyeye gelebilmesi için Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin yürüttüğü bir çalışma var. Bu çalışmanın amacı, görmek, tecrübe etmek istediğimiz Pardus’un hayata gelebilmesi için gerekenleri ortaya koyabilmek. Bu hedefle, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Tasarımı Bölümü öğretim görevlisi Sn.İlker Berkman, Pardus Kullanıcıları listesine aşağıdaki e-postayı gönderdi.

“Merhabalar,

Pardus kullanımına ilişkin görüşlerinizi alacağımız bir odak grup oturumuna katılacak gönüllüler arıyoruz.

Bahçeşehir Üniversitesi’nde, İletişim ve Mühendislik Fakülteleri’nin bir ortak çalışması olarak, Pardus Geliştirme Grubu için bir araştırma yürütmekteyiz. Çalışmanın amacı, Pardus’un kullanıcı deneyimi yönünden zenginleşmesi için gereksinimleri belirlemek.

Hali hazırda Pardus kullanan kişilerin görüşleri de, Pardus kullanıcı deneyimini anlamak adına çok önemli. Bu çerçevede, genel olarak işletim sistemi kullanımı, özelde Pardus kullanımına ilişkin görüşlerinizi alacağımız bir odak grup oturumuna katılacak gönüllülere erişmeye çalışıyoruz.

Odak grup oturumu, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde gerçekleşecek. Gün ve saat olarak kesin olmamakla beraber, 14 Ocak Cuma, ya da 15 Ocak Cumartesi günü şu anda uygun görünüyor. Saat 18:30 civarında başlanabilir. Ya da daha erken olabilir. Odak grup oturumunu, 2 saat civarında süren, 6-7 kişilik bir grupla Pardus odağında gerçekleşecek bir sohbet olarak düşünebilirsiniz.

Bu çalışmaya katılacak Pardus kullanıcılarının, geliştirici/programcı olmaması gerekiyor. Bunun dışında, Pardus hakkındaki bilgi düzeyleri önemli değil. Yalnızca, “Ben Pardus kullanıyorum” demeleri yeterli.

Eğer bu çalışmaya katılmak isterseniz, ya da katılabileceğini düşündüğünüz kişiler varsa, lütfen bana ya da e-posta grubuna mesaj atın.

İlginiz için teşekkür ederim.

İlker BERKMAN
Öğr. Gör.
Bahçeşehir Üniversitesi
İletişim Fakültesi
İletişim Tasarımı Bölümü”

E-posta listesine üye olmadığı için bu çalışmadan haberdar olamayan arkadaşlarımı da bilgilendirmek istedim. İletişime geçmek isteyenler için, İlker Bey’in e-posta adresi iberkman[at]bahcesehir.edu.tr. Kendisi, katılımlarınızı bekliyor.

Ben, Pardus delisi eşim ve dünyaya gelmesine 4 ayı kalan yavru Pardusçu bebiğimiz de orada olacağız. Doktorumuz artık dışarıdaki seslere karşı duyarlı olduğunu söylüyor. O da dinlesin olan biteni. Sonra yabancılık çekmesin vahşi kediye…


25
Ara

Varsayılan olarak KDE masaüstü ortamı ile gelen Pardus’un kurulumuyla birlikte 2 güzel simge seti geliyor: Oxygen ve Milky 1. Ama Pardus 2011 ile birlikte tanışacağımız Milky 2 ile birlikte güzel bir simge setimiz daha olacak. Martı isimli bu seti, Pardus gönüllülerinden, Özgürlükiçin.com Tema Yöneticisi Abdulkerim Aydın hazırlıyor. Simge seti hakkındaki ilk izlenimlerim gayet olumlu. Hafiften gölgelendirilmiş, derinlik hissi uyandıran simgeler çok şık duruyor. Müzikler, Resimler, Videolar gibi kategorik klasörler hayli hoş tasarlanmış. Kimi simgelerde (şimdilik metin dosyası ile sd kart simgesinde yakalayabildim) “Martı” imzasını da görmek mümkün.

 

Tamamlandığında çok güzel olacağı her halinden belli. Ellerine sağlık Abdulkerim. Bir simge setini eksiksiz tamamlayabilmek zaman ve emek isteyen, gerçekten çetrefilli bir iş. Her babayiğidin harcı değil. “Ellerine sağlık”a ek olarak tebrikler Abdulkerim.

Martı simge setinin bir internet günlüğü de var. Bu günlük üzerinden, yorum ve önerilerimizle bu güzel simge setinin gelişimine katkıda bulunmamız önemli. Bir sanatçının gıdası, sanatseverlerin ilgi ve beğenisidir. O zaman?..Haydi, Martı’ya simit atmaya…


28
Kas

Geçtiğimiz ay içinde, muhtelif video dosyalarından DVD hazırlamaya yarayan Devede yazılımı için bir inceleme/tanıtım yazısı hazırlamıştım. Özgürlük İçin forumundaki bir kullanıcının “bunun Türkçe’si yok mu?” sorusu üzerine, “Allah, yürü ya  kulum dedi Ozan. Haydi, şu çeviri işini öğrenmenin tam sırası!” dedim kendime ve yerelleştirme işini en sonunda öğrendim. Devede’yi Türkçe’leştirme işi de benim için iyi bir başlangıç ve egzersiz oldu.

Yerelleştirme yapmak isteyip de nereden başlayacağını bilemeyen kullanıcılara bir nebze olsun yardımcı olabilmek için bu çeviriyi nasıl yaptığımı basitçe paylaşmak istiyorum.

Efendim, ilk yaptığım şey Devede’nin geliştiricisinin sitesine gitmek oldu. Zira yazılımın kaynak kodları büyük ihtimalle oradadır. Devede’nin geliştiricisi Rastersoft. İnternet sayfasının adresi ise www.rastersoft.com. Bu siteden Devede’nin 3.16.9 sürümüne (şu anki en güncel sürüm) ait kaynak kodunu masaüstüme indirdim ve sıkıştırılmış dosyayı açtım. Dosyanın içinde bir po klasörü vardı. Po klasörünün içinde de İngilizce dışında diğer dillere ait .po dosyaları…Po dosyası, Lokalize ya da Poedit uygulamaları ile açıp güncelleyebileceğiniz bir dosya.

Tabi takdir edersiniz ki Devede’nin kaynak kodu içindeki po klasöründe tr.po isimli bir dosya yoktu. Bu yüzden aynı dizindeki untitled.pot dosyasını kopyalayıp, tr.po olarak kaydettim. Sonra o tr.po dosyasını Lokalize yazılımı ile açtım. Lokalize’yi Paket Yöneticisi’nden kurabilirsiniz.

Lokalize, kullanması çok kolay bir uygulama. Sezgisel olarak neyi nasıl yapabileceğinizi hemen anlıyorsunuz. Sol taraftaki pencerede girdileri satır satır görüyoruz. Kaynak sütununda İngilizce halleri var. Bizim yapacağımız tek şey, satır satır ilerleyerek, İngilizce olan girdilerin ifadelerini sağ taraftaki beyaz bölüme yazmak ve kaydetmek.

Eveeet…Lokalize ile tr.po dosyamızı hazırladık ama daha işimiz bitmedi. Uygulamalar, çevirileri .mo dosyalarından okuyabiliyorlar. Yani hazırladığımız tr.po dosyasını kullanarak bir tr.mo dosyası oluşturmalıyız. Bunun için Dolphin’de tr.po dosyasının bulunduğu dizindeyken F4′e basıyoruz ve konsolu Dolphin’in içinde açıyoruz. Aşağıdaki komutu yazıp enter tuşuna basıyoruz.

msgfmt -v tr.po -o tr.mo

İşte tr.mo dosyamız oluştu. Eğer bu dosyayı, ismini devede.mo olarak değiştirip usr>share>locale>tr>LC_MESSAGES dizinine kopyalarsak, Devede Türkçe olarak açılacaktır.

Tabi bu yerel bir çözüm. Bu çeviriden herkesin faydalanabilmesi için hazırladığımız po ve mo dosyalarını uygulamanın geliştiricisine göndermemiz gerekir ki çeviriler kaynak koda eklensin ve Pardus geliştiricileri Devede’nin bir sonraki sürümünü depoya aldıklarında uygulama otomatik olarak Türkçe gelsin.

Bunu da ben yaptım. Devede’nin bir sonraki sürümü (muhtemelen sürüm numarası 3.16.10 olacaktır) yayınlandığında kontrol edeceğim. Türkçe dil desteğini gördüğüm anda bir hata takip girdisi…Hoop, Türkçe Devede depoda.

Yukarıda anlattığım şekilde Devede’yi Türkçe olarak kullanmak isterseniz, hazırladığım devede.mo dosyasını buradan alabilirsiniz.


26
Eyl

Pardus 2009 serisi varsayılan olarak Milky simge seti ile birlikte geliyor. İlk versiyona göre biraz daha renklendirilmiş ve şenlendirilmiş olan ikinci sürümüyle birlikte Milky yine bizlerle olacak. Milky 1′i pek kullanmamıştım. KDE4′le gelen Oxygen bana daha cazip geliyor. Milky 2′de durum belki değişebilir. Tecrübe edip göreceğim. Ama seti kullanmasam da içindeki bir simgeyi her zaman kullanıyor olacağım. O da Kickoff Uygulama Çalıştırıcısı için üretilmiş Pardus logosu.

Biliyorsunuz Sistem Ayarları’nda bir simge setini seçtiğinizde tüm sistem o setin içeriğine göre güncellenir. Dolayısıyla Oxygen’i seçtiğimizde de Kickoff Uygulama Çalıştırıcısı’ndaki Pardus logosu yok olur, onun yerine Kde’nin çark dişlisi ve “K” harfinden oluşan standart simgesi gelir.

Siz de benim gibi “Benim bilgisayarımda orada her zaman Pardus logosu olacaktır arkadaş!” diyenlerdenseniz, kullandığınız simge seti ne olursa olsun Kickoff uygulama çalıştırıcı simgesinin Pardus olmasını sağlamaya ve Milky simgelerinin nerede olduğuna dair kısa birkaç ipucunu paylaşmak isterim.

Efendim gördüğünüz gibi bilgisayarımda Oxygen simge seti aktif. Dolayısıyla panelin en sonunda Pardus logosu yerine Kde logosunu görüyoruz. Yapacaklarımız basit.

Önce Kickoff Uygulama Çalıştırıcısı’na sağ tıklayalım ve açılan menüden Uygulama Başlatıcısı Ayarları’nı seçelim. Karşımıza gelen pencerede, Genel sekmesindeki Simge düğmesine tıklayalım. Şimdi simgelerin listelendiği pencereyi görüyoruz. Bu pencerede Diğer Simgeler’i seçelim. Çünkü simgemizin yerini Gözat düğmesiyle biz göstereceğiz. Bastık Gözat’a…Karşımıza Aç-Plasma Çalışma Alanı penceresi geldi. Güzeeeelll. Doğru yoldayız.

Kök Dizin’e girelim şimdi. Oradan nereye gideceğimizi ayrı ayrı yazmayayım. Alt resimdeki yolu izleyiniz. Bakın bakın! Pardus logoları lila ve siyah renkte bize gülümsüyor. İstediğinizi seçin. Kickoff Uygulama Çalıştırıcı, yeni simgesiyle emirlerinizi bekliyor.

Mantığı kavradınız. Artık Kickoff’un simgesi fotoğrafınız bile olabilir. Merak edenler için ekleyeyim. Yukarıdaki her şey Lancelot menü için de geçerlidir.


27
Ağu

Bilmem ki…Nereye gitmişler acaba? Gördüğüm kadarıyla görev çubuğunu terk edip, bize boş, ferah bir görev yöneticisi bırakmışlar. Niye öyle olmuş? Benim takıntılarım yüzünden…Bakın anlatayım. Şimdiye kadar Kmail ve Akregator’ı hiç ayrı ayrı kullanmadım. Her şeyi tek bir yazılımdan halletmeyi sevdiğim için Kontact kullanıyordum. Ama bir gün sistem izleyicisinde bir baktım ki Kontact işlemci ve bellek kullanımında almış yürümüş. Tabi içinde Kmail ve Akregator’a ek olarak adres defteri, takvim, yapılacaklar listesi, kjots (not defteri), notlar ve zaman izleyici uygulamaları da olduğundan bu kadar kaynak tüketmesini normal karşılamak gerekir.

Sadece Kmail ve Akregator’u aktif olarak kullandığıma göre bir daha Kontact’ı açmama gerek yok diye düşündüm. Kmail ve Akregator’u ayrı ayrı açarak hem işlev hem de görünüm olarak özelleştirdim. İşte nokta burası…Kmail’de Ayarlar>Görünüm>Sistem Çekmecesi, Akregator’da ise Ayarlar>Genel ekranında “Sistem Çekmecesini Etkinleştir” diye birer seçenek var.

Bu seçenekleri işaretlediğinizde ne mi oluyor? Hem Akregator hem de Kmail’in simgeleri sistem çekmecesine yerleşiyor. Sistem çekmecesindeki simge dışında, uygulama penceresinden (uygulama penceresindeki kapat butonu ya da görev yöneticisi üzerindeki uygulama simgesine sağ tıkladığımızda açılan menüden) kapat komutu verdiğinizde kapanmıyor. Sadece görev yöneticisini terk ediyor ve sistem çekmecesinde çalışmaya devam ediyor. Tıpkı Amarok ve Kopete gibi yani…Böylece görev yöneticisi, açacağımız yeni uygulamalar için ferahlamış oluyor. Deneyin…Hoşunuza gidecek.


26
Ağu

Pardus’u ilk kurduğum günden beri ki 2007.2 Caracal Caracal ile başlamıştım, yazı tipleri nedense bir türlü beni tatmin etmemişti. Yazılarda bir keskinlik sorunu vardı. Gözlerimi çok yoruyordu. Yazı tiplerinin Linux dağıtımlarında, Windows ya da MacOS X’teki gibi keskin, net, kolay okunabilir olmasını arzu ediyordum. Ubuntu ve Mandriva iyi gibiydi ama tam değildi. Yazı tiplerinin daha güzel görünmesi için Sistem Ayarları’ndaki yumuşatma kullanma fonksiyonu dışında internette de bazı ayarlar (özellikle KDE4′e yönelik) bulup denedim. Ama hiçbirinde istediğimi bulamadım. Meğer aradığım elimin altındaymış da haberim yokmuş: Droid Sans.

Droid Sans, açık kaynaklı, özgür bir yazı tipi. Üstelik Pardus üzerinde harika görünüyor. Yazı tipinin karakteri küçük. O yüzden 1680×1050çözünürlüğe sahip monitörümde, her zaman olduğunun aksine 8px değil 9 px boyutunda kullanıyorum. Open Office Kelime İşlemci’de yazdıklarım bile bir başka görünüyor gözüme sanki. Yuvarlak karakterli (“O” vb.) harflerde, çizgiler kesintisiz görünüyor. Eğer siz de benim gibi hipermetropi-astigmatizm kardeşliğinden muzdaripseniz şiddetle tavsiye ediyorum. Ekran büyüklüğünüz, çözünürlüğünüz ve keyfinize bağlı olarak her büyüklükte rahatça, keyifle kullanabilirsiniz.


25
Ağu

Bugün kendimi Beyin’e adamaya karar verdim. Beyin ne mi? Beyin, Özgürlük İçin bünyesindeki bir fikir-öneri geliştirme platformu. Beyin sayesinde kullanıcıları, Pardus’un daha iyi olabilmesi için ne gibi özelliklere sahip olması gerektiğini geliştiricilerle paylaşabiliyorlar. Geliştiriciler de uygun görülen firikleri değerlendirmeye alıyorlar ki bir sonraki Pardus sürümünde kullanabilelim. Tabi Beyin içinde fikir beyan ederken bazı şeylere dikkat etmek gerekli. “Pardus, çay da demleyebilsin” türünden, herhangi bir fonksiyonellik içermeyen, mantıksız fikirler öne sürmekten kaçınmamız lazım. Bir fikir, Pardus’un işleyişi, fonksiyonları (kurulumdan kullanıma) ile ilgili olmalı. Pazarlanması ile ilgili değil…Yani “Pardus yaygınlaşsın, televizyon reklamları yayınlansın” türünden düşünceler de ne yazık ki Beyin’e uygun fikirler değil.

Beyin’e uygun fikirler fonksiyonel olmalı. Tabi bu fonksiyonel fikirleri Beyin’e girerken neyin nasıl yapılacağına dair öngörülerimizi de eklememiz çok yerinde olacaktır.Böylece hem fikrimiz daha anlaşılır olur hem de geliştiricilerin işini bir nebze olsun hafifletebiliriz.

Beyin’e fikir firmeden önce Yeni Fikir Nedir? ve Beyin Bölümünü Kullanmadan Önce sayfalarını okumanızı önemle tavsiye ediyorum. Haydi! Okumaya başlayın ve sonra da yardıma gelin.


20
Ağu

Sistem Ayarları altındaki ikinci modül, sistemimizin genel görüntü ayarlarını yaptığımız Görünüm modülüdür. Pencerelerimizin, kenarlık ve gövde ayarlarından, yazı tiplerine, renklerden simge setlerine pek çok görsel kişiselleştirmeyi bu ekrandan yaparız. Hatta anlık mesajlaşma uygulamasında kullandığımız gülücük simgelerinin ayarlarını bile yapabiliriz. Görünüm altında 8 alt bölüm bulunur. Gelin bu bölümleri tek tek inceleyelim.

Biçim
Genel olarak sistem görünümüne en çok etki eden ayarlar buradadır. Uygulamalar sekmesinde, pencerelerimizin nasıl görüneceğini belirleriz. Tek yapmamız gereken, Parçacık Biçimi menüsünden, o anda sistemde yüklü olan alternatif temalardan birini seçmek. Pardus ilk kurulduğunda Oxygen teması ile gelir. Gayet güzel bir temadır. Ben sonradan depodan Bespin isimli temayı kurdum. Bespin, Oxygen’e göre biraz daha “janjanlı” diye tabir edebileceğimiz tarzda bir tema. Renk geçişleri ve air temasına has halka desenleri sebebiyle göze çok hoş görünüyor. Bu ekranda, temayı etkinleştirmeden önce alttaki ön izlemeyi inceleyebilirsiniz. Uygula düğmesine basarsanız tema etkinleşir. Sonrasında her temanın kendine has ayarlarını “Yapılandır” düğmesine basarak açılan ekranda yapabilirsiniz. Her temanın kendine has ayrıntılı ayarları olduğundan onları farklı yazılarda ayrı ayrı anlatacağım.

Biçim bölümündeki Çalışma Alanı sekmesi Plasma çalışma ortamının temasını belirlediğimiz yerdir. Plasma kavramı hayatımıza Pardus 2009′la girdi ve uzun süre de çıkmayacak gibi görünüyor. Bu kavrama göre, masaüstümüzde dizinleri gösteren uygulamacık, işlemci yükünü ya da disk doluluk durumunu gösteren uygulamacık hatta panelimiz birer plasmoid. İşte bu ekranda yapacağımız bir seçim, tüm bunların görünümünü değiştiriyor. Pardus, ön tanımlı olarak Air teması ile kuruluyor. Oxygen ve Heron da denemenizi tavsiye edebileceğim güzel temalardan. Yetmedi mi? O zaman basın bakalım “Yeni Temalar Al” düğmesine. İşte karşınızda “Sistem Ayarları Eklenti Yükleyici” ve Kde-look.org sitesinde yayınlanan birbirinden güzel plasma temaları. Beğendiğinizi seçip Yükle düğmesine basmanız yeterli. Tema sizindir. Masaüstünüze yeni bir renk vermeye hazırsınız.

Son olarak İnce Ayarlar sekmesi. Burası görsel efektlerin sistemimize yaratacağı yükü dengelememize yarayan ayarı yaptığımız ve pencerelerimizdeki araç çubuklarında yer alan düğmelerin yapısını belirlediğimiz ekran. Grafiksel efektler menüsü, sahip olduğumuz ekran çözünürlüğü ve işlemci gücüne bağlı olarak, sistemimizin grafik efektleri en verimli çalışacak şekilde ayarlamasını sağlıyor. Örneğin 1680×1050  gibi yüksek kabul edebileceğimiz çözünürlüğe sahip bir monitörümüz ve 800Mhz hızında çalışan bir işlemcimiz varsa “Yüksek Ekran Çözünürlüğü ve Düşük İşlemci” seçeneğini seçmemiz mantıklı olur. Sistemimiz görsel efektlerin etkinliğini (çözünürlüğünü, akıcılığını, görülebilirliğini vb.) bu seçime göre ayarlayacaktır.

Aslında her pencerede ayrı ayrı yapabileceğimiz bir ayar olan araç çubuklarındaki düğmelerin metin/simge ayarlarını da bu ekranda, tüm pencereleri etkileyecek şekilde yapabiliyoruz. Simgelerin büyüklüklerini buradan ayarlayamıyoruz ama simgelerde metin olacak mı, olacaksa simgenin altında mı yanında mı olacak gibi seçimleri burada yapabilmemiz mümkün.

Renkler
Adı üzerinde, sistemimizdeki bileşenlerin renkleriyle oynadığımız, değiştirdiğimiz ekrandır burası. Şema sekmesinde ön tanımlı ayarları yapılmış renk paketlerinden seçim yapabileceğimiz gibi, “Renkler” sekmesinde, pencere arka planı, seçim rengi gibi ayrıntılara girerek renk şemamızı kişiselleştirebilmemiz de mümkün. Seçenekler sekmesindeki “Karşıtlık” ayarı ile de mutlaka oynayın. Renklerin görünürlüğündeki değişim hoşunuza gidecektir. “Ben bu şemaları beğenmedim. Şemayı özelleştirmekle de uğraşamam” diyorsanız “Şema” sekmesinde iken sağ tarafta bulunan “Yeni Şemalar Yükle” düğmesine basıyorsunuz. İşte! Yine karşımızda kim var? Sistem Ayarları Eklenti Yükleyici ve bir sürü hazır renk şeması…Gözünüze kestirdiğiniz şemanın sağında bulunan “Yükle” düğmesine basıyorsunuz, hepsi bu.

Simgeler
Sistemimizdeki simgelerin görünümlerini değiştirdiğimiz ekran burası. Simgeler temelde paketler halinde sunulur. Bu paketlere “simge seti” deriz. Pardus, ilk kurulumda KDE4′ün ön tanımlı simge seti Oxygen ve kendine özel üretilmiş olan Milky simge setleri ile birlikte gelir. İstediğiniz simge setini kullanmak için tek yapmanız gereken; onu seçip “Uygula” düğmesine basmaktır. Kısa bir güncelleme işleminden sonra tüm sistemdeki simgelerin değiştiğini göreceksiniz.

Sisteme yeni simge seti eklemenin ise iki farklı yolu var. İlkinde, internet üzerindeki herhangi bir kaynaktan masaüstüne indirdiğiniz bir simge setini (uzantısı .tar.gz olmalıdır) “Tema Dosyası Kur” düğmesine basarak göstermekten ibarettir. İkincisi ise daha da kolay…”Yeni Temalar Al” düğmesine basıyorsunuz. Kde-Look.Org’daki binlerce simge seti karşınızda…Beğendiğinizin yanındaki “Yükle” düğmesine basın, tamam. Keyfini sürün yeni simgelerinizin…

Yazı Tipleri
Sistemde, farklı bölgelere farklı yazı tiplerini atayabilmek mümkün. Bunu tek tek yapabildiğimiz gibi bir anda tüm sistemin yazı tipini ve font büyüklüğünü de ayarlayabiliyoruz. Windows’ta clear type denilen yazı tipi yumuşatma ayarını bu ekranda yapıyoruz. Ben sistem ayarları seçeneği ile kullanıyorum.

Pencereler
Biçim sekmesinde pencerelerimizin gövdelerini etkileyen ayarlar yaparken bu sekmede pencerelerimizin kenarlıklarını ayarlıyoruz. Açılır menüden istediğimiz pencere dekorasyonunu seçerek işe başlıyoruz. Seçim yaptığımızda o dekorasyona ait ayarlar pencerenin altında görünecektir. Her dekorasyonun kendisine özel ayarları var. Burada seçtiğiniz ayarlar tek başlarına pek bir anlam ifade etmiyor ama pencere biçimi ile bütünleştiklerinde çok etkili oluyorlar. Farklı biçim-pencere dekorasyonu kombinasyonlarını deneyebilirsiniz.

Açılış Ekranı
Pardus açılırken, gördüğümüz, bize hangi bileşenlerin yüklendiğini sırayla gösteren açılış ekranını burada değiştirebiliyoruz. Kurulumda, Pardus’a özel tasarlanmış açılış ekranı ve KDE’nin ön tanımlı ekranı da dahil olmak üzere 4 farklı seçenek geliyor. Eğer isterseniz “Yeni Temalar Al” düğmesi ile Kde-Look. Org’un arşivine ulaşabilir ve beğendiğiniz bir temayı bir tıkla kurabilirsiniz.

Duygu Simgeleri
Son sekmemiz de kullandığımız anlık mesajlaşma yazılımında tercih edeceğimiz duygu simgelerini (emoticon) seçmemiz için. Kopete üzerinde sohbet ederken bir gülücük gönderdiğinizde, burada hangi duygu simgesi setini seçtiyseniz karşı tarafa gönderilen simge o set içindeki olacaktır.

Sistem Ayarları içinde yer alan Görünüm modülünü, içerikleriyle birlikte, biraz hızlı da olsa öğrenmiş olduk. Sorunla karşılaştığınızda daha hızlı geri dönebilmeniz için bu modül altındaki seçenekleri tüm ayrıntılarıyla kurcalamanızı, yeni öğeleri kurarak sisteminizi kişiselleştirmenizi tavsiye ederim.


Güzel…Ama en güzeli değil. Her ne kadar “renkler ve zevkler tartışılmaz, her obje her insana farklı görünebilir” desek de bugün bu kuralı biraz esnetebilmek için bir elektronik markete girip bu işi kendimle tartışmaya karar verdim.  Kendimle tartışmak? Bunu yapma eğiliminde olduğuma göre demek ki ben de içten içe MacOS X’i beğeniyorum. Burada “beğeniyorum” sözcüğünü nasıl yorumladığınız önemli. Anlamı “çirkin değil, gayet güzel buluyorum” tarzında. Ama kesinlikle “muhteşem, adamlar yapmış abi ya, Mac bu oğlum” kıvamında değil.

İnternet üzerinde, ana konusu ne olursa olsun hemen her forumda illaki bir konu mutlaka Linux-MacOS X karşılaştırmasına ayrılmıştır. Gerçi ipin ucunun kaçırılıp, işin Linux-Windows-MacOS X şeklindeki kirli aşk üçgenlerinin incelenmesine varması en sık karşılaşılan durumdur. Müdavimler, hangi işletim sisteminin daha iyi olduğunu, hangisinin görsel açıdan daha iyi olduğunu ve dahi hangisinin daha performanslı olduğunu tartışır dururlar. Bu tartışmalar, kullanıcılara pek bir fayda sağlamazken, söz konusu işletim sistemlerini üreten firmalar adına reklam kampanyası olmaktan pek de öteye gidemez. Tabi arada faydalı bilgilerin yayılmasına da faydası olmuyor dersem yalan söylemiş olurum. Bugün GPL’i okumuşsam, açık kaynak prensiplerini biliyorsam, Linux kullanıyorsam, bunu bu tartışmaları yapan arkadaşlarıma borçluyum. Neyse, konuyu dağıtmayıp, sadede geleyim. Dedim ya amacım kendimle tartışmak…Gerekirse çocukluğuma kadar inip, bu işletim sistemi karşılaştırma kriterlerimi mutlaka bulacağım ve objektif bir kıyaslamanın kapılarını aralayacağım. Hadi başlayalım…

Görsellik
Evet…MacOS X güzel. Ama burada sormam gereken soru şu: Acaba gözlerim bakarken sadece MacOS X’i mi görüyor? Apple, o mağazada bana sadece MacOS X’i mi sunmuş? Hayır…MacOS X’ler birbirinden şık beyaz ve titanyum renkli bilgisayarların içinde…Deri koltuklar, sessiz ve tam otomatik klima, muhteşem ses ve görüntü sistemi, üst seviyede yalıtım, her şeyin elinizin altında olduğu bir ergonomi, kaliteli kumaşlar, özenle seçilmiş döşeme rengi, kullanışlı konsol bir Murat 124  (Hacı Murat) kasasının içinde değil…Çekik gözlü, aerodinamik, boyası ayna gibi parlayan, motorunun sesini müzik dinler gibi dinlediğiniz, harika bir spor arabanın içinde. İşte bu paket, gözümün gördüğü…Krem rengi monitörünüzde MacOS X’e baktığınızı hayal edin. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Evet…Linux da güzel. Hacı Murat’ın içinde bile. Üstelik öyle güzel ki içinizde spor araba alma isteği uyandırmıyor. Hatta “Murat’ı da ne hale getirdim yahu?” diye düşünmenize sebep oluyor ve sizi onore ediyor. Sanki bir başarı elde etmişsiniz gibi hissediyorsunuz.

İş görsel efektlere geldiğinde Linux (Compiz Fusion veya Kwin) bana göre  MacOS X’ten açık ara önde. Zengin kişiselleştirme olanakları mevcut. Her gün farklı bir işletim sistemi ile çalışabilmek gibi bir lüksünüz var.

Performans
Evet…Mac’ler gerçekten performanslı. Hatta bu noktada oldukça avantajlı olduklarını düşünüyorum. Zira Mac’lerin konfigürasyonları Apple tarafından belirleniyor. Farklı farklı firmaların ürettiği donanımları kullanmak zorunda değiller. Intel işlemciler ve birkaç tane ekran kartı modeli mevcut. Bu da MacOS X’in o donanımdan maksimum derecede faydalanabilecek şekilde optimize edilebilmesine olanak sağlıyor. Esasen bunu Linux ile de yapabilmek mümkün. Herhangi bir masaüstü ortamının öntanımlı olmadığı, sadece çekirdeğin kurulabildiği, sonradan üzerine masaüstü ortamı ve istenen yazılımların yüklenebildiği dağıtımlar, buna güzel örnekler. Ama konu pazarlama olduğunda bu dağıtımlardan söz edemeyiz. Amaç hem son kullanıcının açıp kullandığı sistemler üretebilmek hem de bu sistemlerin maksimum performansta çalışabilmelerini sağlamak.

Ergonomi
MacOS X ilk bakışta son derece sade bir görünüme sahip. Pencerelerde düğme karmaşası yok. Ayarların yapıldığı küçük pencereler bile son derece sade. KDE4′ü o kıvama getirebilmek için epey bir uğraşmak gerekiyor. Bu konuda Ubuntu’yu oldukça başarılı buluyorum. Sistem son derece sade.

Sanki konuyu biraz dağıttım. Neredeyse gidip bir Mac alacağım gibi bir çizgi oluştu. Ama hayır! İşte tam da bunu düşünüyordum aslında. Satın almak! İnsanoğlunu mutlu eden şey. “İhtiyacım var, param da var, gidip satın alıyorum” deyip bunu yapabilmek. İstediğini seçip, gidip satın alabilmek. İşte tatmin olmanın anahtarı.

Bir Apple bilgisayar satın almak, daha doğrusu alabilmek insanı tatmin ediyor. Bu yüzden mutluluk veriyor. Bu yüzden güzel görünüyor. Linux satılmıyor. Onu internetten indirip bir cd’ye yazıyorsunuz, sizin oluyor. Oysa KDE4′lü bir Pardus’u ya da cairo dock kurulu olan bir Ubuntu’yu, beyaz kasalı bir dizüstü bilgisayar içinde mağazada görseniz. Üstelik diğerlerinden daha ucuz. Nasıl da ilgi çekerdi değil mi?

İşte ihtiyaç bu. Linux (Pardus) da MacOS X gibi, özel olarak dizayn edilmiş,minimal tasarıma sahip,  beyaz ya da metalik renklerde kasalara sahip bilgisayarlarla kurulu olarak gelmeli. Görsel avantajını sonuna kadar değerlendireceğine eminim.

Evet kendim? Söyle bakalım! MacOS X gerçekten güzel mi?

Hayır! Erkekse, Mac’in içinden çıksın da o zaman görüşelim. Bize (Linux) her ortam uyar. İçine kıvrılabileceğimiz bir disk köşesi gösterin yeter.


19
Ağu

KDE4 Sistem Ayarları altında ilk inceleyeceğimiz modül Sistem Bildirimleri. Bu modülde, Pardus’un hangi koşullarda, hangi uyarıları vermesi gerektiğini ayarlıyoruz. Ayarlayacağımız uyarı herhangi bir şey olabilir. Bunun için ilk önce yapmamız gereken, Uygulamalar sekmesinde, Olay Kaynağı menüsünü açmak ve ayarlama yapmak istediğimiz uygulamayı seçmek. Uygulamayı seçtiğimizde alttaki alanda o uygulama ile ilgili işlevler görünecektir. Değiştirmek istediğimiz işlevin üzerine tıklayıp o işlevle ilgili değişiklikleri 5 farklı seçenek üzerinden yapabiliriz. Yukarıdaki örnek ekran görüntüsünde, olay kaynağı olarak Kde Sistem Bildirimleri seçilmiş. Bakınız Giriş başlığı, sistemimiz yeni açılırken, masaüstüne düştüğümüz ilk anlarda duyduğumuz kısa müzik. Eğer Bir Ses Çal satırındaki onay kutucuğundaki işareti kaldırırsak, açılışta hiç ses duymayız.

Açılışta farklı bir şeyler de duymak mümkün. Mesela şöyle bir panter kükremesi…Satırın hemen sağındaki bölümde yer alan mavi renkli disket simgesini tıklayıp, açılışta çalmasını istediğimiz ses dosyasını tanıtabilir, her açılışta çalmasını sağlayabiliriz.

Kmail Knotify Uyarısı
Knotify, sistem çekmecesinde, muhtelif aktiviteler için bizi bilgilendiren bir uygulama. Amarok çalışırken şarkı değişimlerinde, hangi şarkının çalındığını gösteren, disklerimiz arası dosya transferi hakkında bizi bilgilendiren şey Knotify. Sistem çekmecesinde “i” harfiyle gösterilen bir simgesi var. İşte orada, yeni e-posta aldığımızda bir uyarının çıkmasını, Sistem Bildirimleri ekranı ile sağlamamız mümkün. Bu kez yapmamız gereken olay kaynağı satırında Kmail’i seçmek. Zaten topu topu 2 satır gelecektir karşımıza. Ne? Evet evet…Doğru tahmin ettiniz. Yeni E-posta Geldi satırını seçiyoruz. Seçeneklerin olduğu, alttaki bölümde Açılan Pencerede Bir İleti Göster satırındaki kutucuğu işaretliyoruz ve uygula düğmesine basıyoruz.

Artık yeni bir e-posta aldığımızda Knotify, sistem çekmecesinde bir uyarı mesajı görüntüleyecektir. “Yok bu yetmez” diyorsanız yeni e-posta uyarısının sesle de yapılmasını sağlayabilirsiniz. Bunu da “Bir Ses Çal” satırını işaretleyip istediğiniz ses dosyasını tanıtarak yapabileceğinizi tekrar söylemeyeceğim. Anladınız onu siz.


18
Ağu

Sistem Ayarları, kullandığımız dağıtımın görsel ve fonksiyonel ayarlarını yapılandırdığımız uygulamadır. Windows’tan alışmış olduğunuz Denetim Masası’nın Pardus’taki muadilidir yani. Tabi “Pardus’taki muadili” derken yanlış bir bilgilendirme yapmış olmayalım. Sistem Ayarları, KDE4 kullanan bütün dağıtımlarda (Mandriva, Opensuse, Kubuntu vs.) mevcuttur.Esasen dağıtımın değil, KDE masaüstü ortamının bir parçasıdır.

Pardus’ta 2009 sürümüne kadar Tasma adı verilen bir kontrol merkezi kullanılıyordu. Tasma, Kde Sistem Ayarları ile Pardus yönetici araçlarının entegre edilmesiyle oluşturulmuştu. 2009 sürümü ile birlikte ise KDE4′e geçildi ve KDE4′ün Sistem Ayarları uygulamasının yeterli olduğu düşüncesiyle ayrıca bir uygulama yaratma eğiliminden vazgeçildi. Böylece 2008.2 sürümüyle birlikte Tasma’nın da hayatı son buldu.

Şu anda Pardus’un içinde yer alan Sistem Ayarları uygulaması, standart modüllere ek olarak Pardus’a özel olarak geliştirilmiş teknolojileri de içeriyor. Benim çok sevdiğim Açılış Yöneticisi gibi…Halihazırda Sistem Ayarları, Genel ve Gelişmiş olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Bunlara sekmeleri kullanarak erişebiliyoruz. Fakat KDE 4.5 sürümüyle birlikte sekme olmadan tüm modülleri aynı ekranda görüyor olacağız. Şu anda ise sekmeli yapıya bir alternatifimiz var: Klasik ağaç görünümü…

Pencerenin sol üst kısmında yer alan Yapılandır düğmesini tıkladığımızda küçük bir pencere gelir. O pencerenin Genel seçeneğinde, Sistem Ayarları’nı klasik ağaç görünümü ya da simge görünümünde kullanacağımızı belirleyebiliyoruz.

Sistem Ayarları penceresine böylece kısa bir giriş yapmış olduk. bundan sonraki yazılarımızda içeriğindeki modülleri tek tek inceliyor, ne nasıl yapılır, öğreniyor olacağız.

Amacım bir kategori altında KDE4 Sistem Ayarları altındaki tüm modülleri bir yazı dizisi olarak anlatıp, Pardus’u yeni tecrübe edecek kullanıcılara, forum ve wikilerde kaybolmadan rehberlik edebilmek. Peki peki…Doğruyu söyleyeceğim. Tembel, eş, dost, akrabanın ayağını bir türlü takip ettiğim forumlara alıştıramadım. Sürekli bana ihtiyaç duymamaları için bir nevi kullanım kılavuzu olacak aslında bu yazı dizisi. Umarım yeni başlayan herkese yol gösterici olur.


17
Ağu

Yüksek tanımlı videolar artık son derece yaygın. 16:9 formatındaki lcd, led ve plazma televizyonlarla farkına vardığımız bu videolarla ilgili tek sorun, oynatıldıkları platformlarla ilgili kısıtlar. Eğer 1080p çözünürlükteki bir yüksek tanımlı filmi bilgisayarınızda oynatacaksanız problem değil. Uygun medya çözücülerin yüklenmesi ile filmlerinizi bilgisayarınızda izleyebilirsiniz. Ama bilgisayarın küçük monitörü, 1080p film izleme zevkinizi kırpacaktır.

Lcd ya da plazma televizyonunuzda izlemek için ise ya pahalı blu-ray oynatıcılardan almalı ya da günümüzde oldukça popüler bir hale gelen hd medya oynatıcılardan bir tane edinmelisiniz. Ama durun! Ne blu-ray ne de hd medya oynatıcı için para harcamak istemiyorsanız…O zaman ne olacak? Söyleyeyim: Devede!..

Pardus depolarında da bulunan bu harika yazılım sayesinde, yüksek tanımlı (HD) videolarınızı bir dvd iso dosyası haline getirip, dvd’ye yazabilir ve standart dvd oynatıcınızda izleyebilirsiniz. Evet çözünürlük 720p ya da 1080p olmayacak ama 720×576 çözünürlüğünde (dvd çözünürlüğü), geniş ekran bir görüntü elde edeceksiniz.

Haydi gelin, bu kadar lafın üzerine, Devede ile bir dvd hazırlayalım da keyifle izleyelim. Önce Paket Yöneticisi’nde Devede yazıp yazılımı sistemimize kuralım. Kurulduğunda Uygulamalar>Çoklu Ortam menüsü altına yerleşecektir. Oradan çalıştırabiliriz. Program ilk açıldığında oluşturabileceğimiz disk türlerini gösteren bir seçim ekranı ile karşılaşıyoruz. Bu ekranda oluşturmak istediğiniz disk türünü tıklayıp devam ediyoruz. Ben kaliteli bir disk istediğimden Video Dvd seçeneğini tıkladım.

Video Dvd ekranı 3 ana bölümden oluşuyor. Bunlardan ilki Titles. Titles bölümü, dvd’miz açıldığında oynatılacak video dosyasının görünen ismini belirliyor. Bu görünen ismi belirlemek için Özellikler düğmesine basıyoruz ve dosya ismini yazıyoruz. Bilgisayarımda bulunan Law Abiding Citizen isimli filmi dvd’ye çevireceğimden Title olarak onu yazdım.

Ekrandaki ikinci bölüm olan Files kısmında, dvd’ye dönüştürülecek video dosyasını ve alt yazısını seçip ayarlıyoruz. Bunun için Ekle düğmesine basıp, açılan pencerede, video dosyamızı gösteriyoruz. Tabi filmimizin alt yazısını da eklememiz lazım. Bunu da aynı ekranda Subtitles bölümündeki Ekle düğmesi ile yapıyoruz. Alt yazı ekledikten sonra Force subtitles kutucuğunu işaretlemeniz, keskin bir alt yazıya sahip olmamızı sağlayacak. Tavsiye ederim. Ayrıca, alt yazının font büyüklüğünü de 24 ya da 26 olarak tercih etmeniz iyi olur.

Aynı ekranda (File Properties) yaratacağımız dvd iso’sunda yer alacak filmin kalitesini belirleyecek ayarlar yapabilmemiz de mümkün. General sekmesinde video ve audio ratelerini, video format sekmesinde çözünürlük ve geniş ekran ayarlarını, quality sekmesinde encoding işleminin kalite ayarlarını değiştirebiliriz. Ayarlarımız bittikten sonra Tamam düğmesine basarak ilk ekranımıza geri dönüyoruz.

Dönüştürme işlemin başlamadan önce bu ekranda da bir iki küçük ayarlama yapmamızda fayda var. Bunlardan ilki Menu Options. Menu Options ekranında, dvd’mizin açılış ekranını ve içeriğinin nasıl görüneceği gibi ayarlamaları yapıyoruz.

Son olarak Action bölümünde Create an ISO or BIN/CUE image, ready to burn to a disc seçeneğini ve eğer çok çekirdekli bir işlemcimiz varsa Use optimizations for  multicore CPU’s seçeneğini işaretleyip İleri düğmesine basıyoruz.

Açılacak ekranda, oluşturulacak dvd iso’sunun nereye kaydedileceğini gösterip süreci başlatıyoruz. Artık bundan sonra yapmamız gereken, beklemek…Dönüştürdüğümüz videonun kalitesine bağlı olarak, bir hd videonun dvd isosuna çevrilmesi 2 ila 5 saat arasında değişiyor. 8GB büyüklüğündeki 1080p bir film 2,5 saatte tamamlanırken, 20GB büyüklüğündeki bir filmin dönüşme süresi 4,5-5 saati bulabiliyor. Ama bu bekleme süreleri karşısında alınan sonuç hiç de fena değil. Gayet kaliteli bir DVD’niz oluyor. Bilgisayarınızda oluşan dvd iso dosyasını K3b ya da Brasero ile dvd’ye yazarak Lcd ya da plazma televizyonunuzda keyifle izleyebilirsiniz.


16
Ağu

Eğer Windows ya da Mac OS’tan Linux’a yeni geçtiyseniz, alışmanız gereken yeni bir kavram var demektir. Bu kavram masaüstü ortamıdır. Masaüstü ortamı, herşeyin kodlarla da yapılabildiği Linux sistemlerde, işlerimizi grafik arabirim kullanarak yapabilmemizi sağlar. Bu kavramı öğrendiğinizde Linux’un ne kadar ucu bucağı olmayan, sınırsız gelişime açık bir yapı olduğunu anlamanız daha da kolaylaşacaktır. Şimdi adım adım,, masaüstü ortamının ne demek olduğunu ve türlerini öğrenelim. Kavramın adından yola çıkarak, eğlenceli bir benzetme ile açıklamaya çalışacağım.

Bir masa hayal edin. Tahta bir masa…Üzerinde beyaz üstüne kırmızı puantiyeli bir örtü olsun. Örtünün üzerinde daire şeklinde tabaklar, kısa kalın bardaklar, gümüş kaplı çatallar ve üzerinde ayıcık resimleri olan peçeteler olsun.

Şimdi bir masa daha hayal edin. Bu masa da tahta…Diğeriyle aynı ağaçtan yapılmış. Üzerinde beyaz üzerine mavi kareli bir örtü var. Örtünün üzerinde de kare şeklinde tabaklar, ince uzun bardaklar, krom çatallar ve düz beyaz peçeteler var. Ek olarak bir de ortada bir sürahi var.

Birbirinden farklı iki masa…Özleri aynı. İkisi de aynı ağaçtan yapılmış. Ama üst görüntüleri farklı. İkisinde de amaç aynı ama kullanılan araçlar ve görüntü farklı. İşte Linux masaüstü ortamları böyledir.

Tahta masa Linux çekirdeği ise üzerindeki her türlü aksesuar da masaüstü ortamıdır. Masa örtüsü, kullanılan masaüstünün teması, masadaki her türlü aksesuar da işlerimizi yaparken kullandığımız, o masaüstü ortamı bünyesinde geliştirilen yazılımlardır. Bu komik örnekle durumun temelini aktarmayı başarabildiğimi ümidederek şimdi konuyu biraz daha spesifik bir hale getirmeye çalışacağım.

Linux’ta belli başlı masaüstü ortamları Kde, Gnome, Xfce ve Lxde’dir. Aslında birbirinden farklı başka  masaüstü ortamları da var. Ben en yaygın olanları saydım. Bu ortamların her birinin farklı görüntüsü ve farklı ön tanımlı yazılımları var. Örneğin Gnome ortamında müzikçalar olarak kullanılan yazılım Rytymbox iken Kde altındaki Amarok…Bir diğer ayırdedici unsur, masaüstü ortamlarının görüntüleridir. Kde, daha süslü, efekt destekli bir çalışma ortamını tercih ederken, Gnome ve Xfce nisbi olarak daha sade bir görünüm sergilerler. Tabi masaüstlerinin varsayılan halleriyle kullanıldığı, Linux dünyasında pek ender görülür. Kullanıcılar, tercih ettikleri masaüstü ortamı ne olursa olsun, onu kişiselleştirmeye meyillidirler. Bu yüzden birbiri ile aynı görünen Linux masaüstü bulmak zordur.

Bu ortamların yazılım ve görünüm tercihleri, performanslarını da etkiler. Dördüncü sürümüyle Kde, en çok sistem kaynağına ihtiyaç duyan masaüstü ortamıdır. Ama tedirgin olmayın. Diğerlerine kıyasla daha fazla sistem kaynağına ihtiyaç duymasına rağmen, asla Windows Vista ya da Seven gibi donanım oburu değildir. Tüm görsel efektleri ve işlevsel fonksiyonları etkinleştirildiğinde dahi ortalama bir işlemci ve 2Gb bellekle rahatlıkla çalışır. Hatta referans almak isteyen okuyucularıma aşağıdaki sistemde Kde4′lü Pardus 2009.2′nin harikulade çalıştığını da söylemiş olayım.

İşlemci         : Amd Mobile Sempron 1.8Ghz 512Kb ön bellek
Bellek            : 2GB 333Mhz Ddr
Ekran Kartı : Ati Radeon X200 128MB
Sabit Disk    : 80GB 4500rpm 2MB ön bellek

Gnome, Kde4 gibi süslü püslü olmamakla birlikte oldukça sade, kullanımı ferah ve uzun süredir sürüm atlaması yaşamadığından son derece kararlı bir alternatiftir. Kendi bünyesinde görsel efektler içermez ama Compiz Fusion’la müthiş uyumludur. Halihazırda Compiz Fusion’un efektleri, kendisini örnek alan Kde4′ün efektlerinden çok daha canlı ve akıcıdır. Yukarıda konfigürasyonunu verdiğim bilgisayarı Gnome masaüstünde çalışan Ubuntu Linux ile de kullanıyorum. Sanki Kde4′lü Pardus’tan biraz daha rahat çalışıyor gibi görünüyor.

Xfce, sadeliği hedef almış bir masaüstü ortamıdır. Bu sebeple içerdiği öntanımlı yazılımlar ve görünüşü de sistem kaynaklarını çok fazla tüketmeyecek bir tarzdadır. Düşük konfigürasyonlu bilgisayarlara hayat vermek için iyi bir seçenektir. Bunun bir adım ötesi Lxde’dir. Bir kez Mandriva’yı Lxde ile kurarak denemiştim. Performans için biçilmiş kaftan. Ne varki görsel açıdan pek bana hitap etmedi. Xfce, Lxde’ye göre daha güzel. Üstelik varsayılan olarak pencere ve menü gölgesi gibi kompozite özelliklerini de destekliyor.

Tüm bu farklılıklarına rağmen saydığım tüm bu masaüstlerinde Compiz Fusion’un kullanılabildiğini de belirtelim. Yani hangisini seçerseniz seçin, görsel olarak bir handikap yaşamayacaksınız. Gördüğünüz üzere, Linux’ta seçenek bol, seçmek zor. Sürekli makyajlanan aynı Windows’u kullanmaktan sıkıldıysanız, Linux’ta masaüstü çeşitleri açık büfe…Denemeye bekleriz.


Hep diyoruz. Linux hızlı, Linux güçlü, Linux şöyle, Linux böyle diye…”Peki ama şunu bir gözümüzle de görebilseydik”  diyenler için geçen gün çalışırken aldığım bir ekran görüntüsünü paylaşmak istiyorum. Firefox’la gezinirken bir yandan da Devede ile yüksek tanımlı bir mkv dosyasını dvd isosu haline getiriyordum. Mkv dosyalarını dvd isosuna dönüştürmek işlemciniz açısından hayli zahmetli bir iş. Hele işlemciniz 4′ün altında çekirdeğe sahipse işlem süreleri epey uzun olabiliyor. 20GB’lık bir mkv dosyasının dönüşümü 4,5 saati bulabiliyor. Her neyse…Bu dönüşüm işlemine ve aynı anda müzik dinliyor olmama rağmen sistemin gayet rahat çalıştığını farkettim ve daha ne kadar zorlayabilirim diye başladım yeni uygulamalar açmaya…

Tüm bu işlem yüküne, dvd’ye yazılmayı bekleyen bir videoyu da ekledim. K3b başladı çalışmaya…Yetmedi. Sistem hala rahat rahat çalışıyordu. Taşınabilir diskime atılması gereken mkv formatındaki filmlerimi de kopyalamaya başladım (Pardus’ta dosya transferi her nedense çok fazla işlemci kullanıyor). O da yetmedi, görgüsüzlüğün dibine vurup, müzik çalarken bir de video açtım Smplayer ile. Açtığım video 1,4GB boyutunda bir avi dosyasıydı. Tüm bu hengame, müzik, film gürültüsü sürerken ben de Firefox’la internette gezmeye devam ettim. Arka planda çalışan diğer servisleri saymıyorum.

Benimkisi “Görmemişin Pardus’u olmuş, gitmiş işlemcisini kızartmış” misali bir şey oldu ama Pardus’un da sistemi ne kadar verimli işlettiğini görmüş oldum. Pardus bunu, 2.4Ghz hızında çalışan çift çekirdekli Amd Athlon X2 4600+, 800Mhz hızında 2GB bellek ve 512MB bellekli bir Ati Radeon HD3850 ile yaptı.

Bu tablo, KDE’nin 4.5 sürümü (4.4′e göre önemli performans iyileştirmeleri içeriyor) ve 64bit desteği ile gelecek Pardus 2011′in yapabileceklerine ışık tutması bakımından önemli bir gösterge. Güzeeellll…Gayet heyecan verici…


28
Tem

Mandriva’yı kurarken, sahip olduğum beklentilerden biri, KDE4′ü iyi kullanmasıydı. Zaten Mandriva’nın KDE4′ü en iyi kullanan dağıtımlar arasında olduğunu, takip ettiğim forumlardan okumuştum. Hazır eski ismi de Mandrake olduğundan, sihirli birşeyler bekleyerek sistemi kullanmaya başladım. Sözkonusu KDE4 olduğu için hep önceki deneyimim Pardus 2009.2 ile kıyaslayarak sistemi izledim. Sistem açılıp da masaüstüne ulaştığımda hemen MDM’yi (Mandriva Denetim Merkezi) açtım. Mandriva wikisindeki anlatımları izleyerek önce ekstra yazılım deposu eklemelerini yaptım. Ana depo ve katkı deposu zaten kurulumda eklenmiş olarak geliyor. Bizim yaptığımız ekstra iş, içinde kapalı kodlu ekran kartı sürücülerinin ve muhtelif kodekleri içeren paketlerin bulunduğu Non-Free (Özgür Olmayan) depoyu kurmak. Non-Free depoyu kurduktan sonra yine MDM içindeki bir donanım modülü ile ekran kartımın kapalı kodlu sürücüsünü kurdum. Bu arada, açık kaynak kodlu sürücü ile de sistemin gayet iyi çalıştığını belirtmeliyim. Kwin efektleri ve yüksek tanımlı videoların oynatılmasında hiç sorun yaşamadım.

MDM, KDE Sistem Ayarları’ndan ayrı bir uygulama. Ben Pardus’un yaptığı gibi; sadece KDE Sistem Ayarları uygulamasının kullanılmasını ve ek modüllerin (Açılış Yöneticisi gibi) onun içine entegre edilmesini daha hoş buluyorum. Sistemin karmaşık görünmesine engel oluyor. Bu noktada Mandriva’ya ısınamadım. Bir de MDM’nin görünüşünün kullanılan masaüstü ortamına adapte olarak görünmesi de hoş olurdu. Şu andaki haliyle, MDM’deki yazı fontları sistemin geri kalanından farklı görünüyor. Bu da dağınıklık hissi yaratıyor.

Sistem içinde Dolphin’le gezinip Firefox’la internet sayfalarını görüntülemeye başladığımda ise Mandriva’nın başarılı olduğu bir başka noktayı farkettim: Fontlar. Fontlar gerçekten güzel görünüyor. Bariz şekilde Pardus’tan daha güzel daha yumuşak fontlar buldum Mandriva’da. Forumlarda KDE’nin font gösteriminin genel olarak Gnome’un font gösteriminden daha kötü olduğuna dair yazılar okumuştum ama Mandriva’nın fontları gerçekten göz okşayıcı geldi. İnsanın ha bire birşeyler okuyası geliyor.

Mandriva’nın KDE4 performansını da hayli doyurucu buldum. Ubuntu’nun Gnome üzerindeki performansıyla başabaş gidiyor gibi. Kwin efektleri son derece akıcı. Örneğin; “Masaüstü Efektleri” altındaki “Sihirli Lamba” efekti harika çalışıyor. Pencereler, “arzular şelale” diyip su gibi akıyorlar panele. Tabi bunda, kurduğum Mandriva’nın 64bit olmasının da payı olabilir. Eğer öyleyse 64bit’i de iyi kullandığını söyleyebiliriz. Bu iyi…İnşallah 2011 sürümüyle 64bit’i Pardus’ta da görebiliriz.

Paket deposu hayli geniş. Zaten Pardus yerine Mandriva’yı ikame etmeye yeltenmemin sebepleri, 64bit olması, KDE4′ü iyi taşıması ve geniş paket deposunun olması idi. İstedikleriniz bunlarsa, üstüne üstlük, “özelleştirilebilir kurulum ve güzel görünümlü yazı fontları da süper ekstralar olur” diyorsanız ve benim gibi kılkuyrukluk yapıp ufak ayrıntılara takılmıyorsanız mutlaka Mandriva 2010.1 Spring’i deneyin. Beğeneceğinizden eminim.


22
Tem

Nihayet Mandriva 2010.1 kurulumunu yaptım. Ama kurarken farkettim ki bu yapacağım kurulumların ilkiymiş. Hani hep deriz ya Linux dünyasında çeşitler sınırsızdır, istek ve ihtiyaçlarınıza göre yüzlerce alternatif bulabilirsiniz diye…Mandriva’yı kurmak da bunun gibi birşey. Çeşit çeşit. Bir kere Mandriva kurulumu için mutlaka Free DVD versiyonunu kullanmanızı önemle tavsiye ediyorum. One CD’ler aynı eğlenceyi vermeyecek size. Free DVD’yi indirin, sonra da çeşit çeşit kurun.

Bu çeşit çeşit kavramını biraz açarak durumu netleştirmeye çalışalım. Ülkemizde en bilindik dağıtımlardan alışageldiğimiz üzere; genellikle dağıtımımızı belli bir masaüstü ortamıyla oluşturulmuş bir kalıp olarak indiririz. Tabi 700MB’lik bir CD kalıbı indiriyorsanız bu biraz da zorunluluktur. Zira 1 CD içerisine hem birden fazla masaüstü ortamını hem de istenen yazılımları sığdırmak zordur.

Mandriva Free DVD ise, adı üstünde bir DVD kalıbı olduğundan (boyutu 4.3GB) içinde birden fazla masaüstü ortamına ve pek çok yazılıma yer verebiliyor. Tabi kurulum süreci de buna göre özelleştirilmiş durumda. Kurulum ekranında, KDE4, Gnome, Xfce veya Lxde masaüstü ortam seçimlerini sunuyor bize. İstediğimizi seçip onunla sistemimizi kurabiliyoruz. Bitmedi…Eğer istersek kurulacak paketleri elle tek tek seçebilmemiz de mümkün. Örneğin; Gnome masaüstünü kurarken, müzik çalıcı olarak Rythymbox’ın kurulmamasını sağlayabiliyoruz. Bu seçenek imkanı, sistemi kurduktan sonra, istemediğimiz yazılımları sistemden kaldırma zahmetinden kurtarıyor bizi.

Bu özelliği yüzünden Mandriva’yı sanırım bu akşam tekrar tekrar kurup kafayı yiyeceğim. Korkarım yarın akşam da durumum pek farklı olmayacak. Bu gerçekten çok eğlenceli. İlk olarak Lxde masaüstü ortamı ile sistemi kurdum ama pek beğenmedim. Şimdiye kadar kullanmaya alıştığım süslü püslü KDE4 ve Compizli Gnome’dan sonra biraz sönük geldi. Ama sadece görsel açıdan…Performans açısından gerçekten de hızlı olduğunu söyleyebilirim.

Sahip olduğum bilgisayar konfigürasyonu, Amd Athlon X2 4600+ işlemci, 2GB 800Mhz veriyolu hızında bellek ve 512MB bellekli 256bit bir Ati Raden Hd 3580 içeriyor. Bu sebeple Kde4 veya Gnome dışındaki masaüstü ortamlarına pek ihtiyaç duymuyorum. Ama önümüzdeki günlerde, kayın biraderimin P4 işlemcili, 512MB bellekli bilgisayarında Lxde ve Xfce denemeleri yapıp ayrıntılı inceleme sonuçlarını paylaşıyor olacağım.

Ama asıl istediğim KDE4 ile Mandriva’yı tecrübe etmek. Onu en sona saklıyorum. Çünkü büyük olasılıkla kalıcı olacak. Özellikle Bespin pencere temasının Translucent Windows özelliğini denemek için sabırsızlanıyorum. “Bespin de ne?”, “Translucent Windows kimdir?” diye sorular geldiyse aklınıza, ayrı bir yazının konusu olabilecek kadar zengin içerikli bir pencere teması olan Bespin (kanımca KDE4′ün varsayılan pencere teması Oxygen’in en büyük rakibidir) için “azıcık sabır” diyorum.